Patlamamış mühimmatın infilak etmesi sonucu 14 İran Devrim Muhafızı hayatını kaybetti

İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırılarından (Arşiv- Reuters)
İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırılarından (Arşiv- Reuters)
TT

Patlamamış mühimmatın infilak etmesi sonucu 14 İran Devrim Muhafızı hayatını kaybetti

İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırılarından (Arşiv- Reuters)
İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırılarından (Arşiv- Reuters)

Yerel basında dün yer alan haberlere göre İran’ın kuzeybatısındaki Zencan eyaletinde, patlamamış mühimmatların imhası sırasında 14 İran askeri hayatını kaybetti.

Fars Haber Ajansı’nın “Devrim Muhafızları”na dayandırdığı habere göre “düşmanın hava saldırılarında misket bombaları ve havadan döşenen mayınlar kullanması sonucu Zencan eyaletinin bazı bölgeleri, yaklaşık bin 200 hektarlık tarım arazisi dahil olmak üzere, patlayıcılarla kirletildi.”

Açıklamada, Devrim Muhafızları’na bağlı uzman ekiplerin bu bölgeleri temizlemek için çalıştığı ve şimdiye kadar 15 binden fazla mühimmatın etkisiz hale getirildiği ifade edildi.

Ancak dün gerçekleştirilen görev sırasında patlamamış mühimmatın infilakı sonucu14 askerin hayatını kaybettiği, 2 askerin ise yaralandığı belirtildi..

İran daha önce ABD ve İsrail’i misket bombası kullanmakla suçlamıştı. Bu tür mühimmatlar havada infilak ederek çok sayıda küçük bomba bırakıyor ve bunların bir kısmının patlamaması, uzun yıllar sürebilecek ciddi tehlike oluşturuyor.

Öte yandan İsrail de İran’ı, İsrail şehirlerine yönelik füze saldırılarında benzer mühimmat kullanmakla itham ediyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, İsrail ve ABD, misket bombalarının kullanımını, transferini, üretimini ve stoklanmasını yasaklayan 2008 tarihli uluslararası anlaşmaya taraf olmayan ülkeler arasında yer alıyor.



Trump’tan Küba şakası: Lincoln uçak gemisi İran'dan dönüşünde Küba'ya saldıracak

ABD Başkanı Donald Trump, Palm Beaches Club kar amacı gütmeyen forumunda yaptığı konuşma sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Palm Beaches Club kar amacı gütmeyen forumunda yaptığı konuşma sırasında (AFP)
TT

Trump’tan Küba şakası: Lincoln uçak gemisi İran'dan dönüşünde Küba'ya saldıracak

ABD Başkanı Donald Trump, Palm Beaches Club kar amacı gütmeyen forumunda yaptığı konuşma sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Palm Beaches Club kar amacı gütmeyen forumunda yaptığı konuşma sırasında (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün akşamı Palm Beaches Forumu'nda yaptığı konuşmada, Küba hükümetine yönelik baskıyı artıracaklarının sinyalini vererek askeri güç kullanımını da içeren açıklamalarda bulundu.

Trump, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"Küba'nın sorunları var. İran dönüşünde dünyanın en büyük uçak gemilerinden birini, muhtemelen dünyanın en büyüğü olan USS Abraham Lincoln’ü getireceğiz. Onu kıyıdan yaklaşık 100 yarda (91 metre) uzağa demirleyeceğiz. O zaman bize 'Çok teşekkür ederiz, size teslim oluyoruz' diyecekler."

Trump yönetimi, aylardır Küba hükümetini köklü reformlar yapmaya zorlamak amacıyla kesintisiz bir baskı kampanyası yürütüyor. Trump, adada istediği sonuçları elde etmek için ABD'nin askeri müdahaleye başvurabileceği tehdidini sık sık yineliyor.

Bu doğrultuda Beyaz Saray, Başkan Trump’ın mevcut yönetimi iktidarı bırakmaya zorlamak amacıyla üst düzey Kübalı yetkililere yönelik yeni yaptırımlar kararı aldığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg Haber Ajansı'ndan aktardığına göre, Beyaz Saray Trump'ın şu unsurları hedef alan bir başkanlık kararnamesi imzaladığını belirtti:

Küba rejiminin güvenlik aygıtını destekleyen kurum ve kişiler.

Hükümet yolsuzluklarına karışan taraflar.

Ciddi insan hakları ihlallerinde suç ortağı olan oluşumlar.

Beyaz Saray, Trump'ın yaptırım listesindeki kurum veya kişilerin isimlerine dair spesifik bir bilgiye yer vermedi.

ABD ambargosu ve buna bağlı olarak ham petrol ile yakıt sevkiyatlarının kesilmesi nedeniyle Küba, son haftalarda ülke genelinde geniş çaplı elektrik kesintileriyle mücadele ediyor. Yakıt tedarikindeki aksamalar, ada genelindeki günlük yaşamı ve ekonomiyi felç olma noktasına getirmiş durumda.


Pentagon: Amerika, Almanya'dan 5 bin askerini geri çekme kararı aldı

Bergen'de bir Amerikan askerinin ceketinin üzerinde Almanya'daki askeri tatbikatların logosu görülüyor (Reuters)
Bergen'de bir Amerikan askerinin ceketinin üzerinde Almanya'daki askeri tatbikatların logosu görülüyor (Reuters)
TT

Pentagon: Amerika, Almanya'dan 5 bin askerini geri çekme kararı aldı

Bergen'de bir Amerikan askerinin ceketinin üzerinde Almanya'daki askeri tatbikatların logosu görülüyor (Reuters)
Bergen'de bir Amerikan askerinin ceketinin üzerinde Almanya'daki askeri tatbikatların logosu görülüyor (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yaptığı açıklamada, ABD'nin Almanya'dan 5 bin askerini geri çekeceğini duyurdu. Bu karar, Başkan Donald Trump ile Avrupa arasında İran'la savaş konusunda giderek büyüyen gerilim ortamında, NATO'nun yakın müttefiki Almanya'ya yönelik açık bir Amerikan tavrı olarak yorumlanabilir.

Trump, bu hafta başında, İran'ın iki aydır süren savaşı sona erdirmeyi amaçlayan görüşmelerde ABD'yi küçük düşürdüğünü söyleyen Alman Şansölyesi Friedrich Merz ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından asker sayısını azaltmakla tehdit etmişti. Pentagon sözcüsü Sean Parnell, asker çekme işleminin önümüzdeki altı ila on iki ay içinde tamamlanacağını belirtti.


Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.