Rapor: Darbe ve suikast endişeleri nedeniyle Putin’in çevresindeki güvenlik önlemleri sıkılaştırıldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5269458-rapor-darbe-ve-suikast-endi%C5%9Feleri-nedeniyle-putin%E2%80%99-%C3%A7evresindeki-g%C3%BCvenlik-%C3%B6nlemleri
Rapor: Darbe ve suikast endişeleri nedeniyle Putin’in çevresindeki güvenlik önlemleri sıkılaştırıldı
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kişisel güvenlik önlemlerini önemli ölçüde artırdı. Bu kapsamda, yakın çevresindeki kişilerin evlerine gözetim sistemleri yerleştirildi. CNN tarafından elde edilen bir Avrupa istihbarat ajansı raporuna göre, bu yeni tedbirler Rusya’da üst düzey askerî yetkilileri hedef alan suikast dalgası ve olası bir darbe girişimine yönelik endişeler üzerine alındı.
Olağanüstü güvenlik önlemleri
Rapora göre, Kremlin çevresinde beklenen krizin giderek derinleştiği bir dönemde bu önlemler alındı. Dört yıldır süren savaşın ardından artan baskı ortamında Kremlin, Putin’in yakın çevresine yönelik sıkı kısıtlamalar getirdi. Bu kapsamda, aşçılar ve korumalar gibi yakın personelin toplu taşıma kullanması yasaklandı, ziyaretçiler çift aşamalı güvenlik kontrollerine tabi tutuldu. Putin’e yakın çalışanların internet bağlantısı olmayan telefonlar kullanması zorunlu hale getirilirken, bazı personelin evlerine de gözetim sistemleri kuruldu.
Ayrıca Putin’in hareket alanı belirgin şekilde daraltıldı. Bu yıl askerî tesislere ziyaret gerçekleştirmediği belirtilirken, daha önce sıkça bulunduğu bazı mekânlara gitmeyi de bıraktı. Bazı durumlarda ise kamuoyuna canlı görüntü yerine önceden kaydedilmiş görüntülerin servis edildiği ifade edildi.
Tehditler artıyor
Raporda, söz konusu önlemlerin Rusya’da üst düzey askerî yetkilileri hedef alan suikastlar sonrasında alındığı ve bunun güvenlik kurumları içinde görüş ayrılıklarına yol açtığı belirtildi.
Bu gelişmelerin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle artan baskılarla karşı karşıya olduğu bir döneme denk geldiği ifade edildi. Raporda, yüksek can kayıpları, derinleşen ekonomik zorluklar ve Rusya toprakları içinde düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırılarının bu baskıyı artırdığı kaydedildi.
Ayrıca yönetici elit içinde de gerilimin yükseldiği, yolsuzluk suçlamaları ve önde gelen bazı isimlere yönelik gözaltıların bu tabloyu derinleştirdiği aktarıldı.
Rapora göre Kremlin ve Putin, Mart 2026 başından bu yana hassas bilgilerin sızdırılma ihtimali ile başkana yönelik olası bir komplo ya da darbe girişimi riskine ilişkin kaygılarını dile getiriyor.
Şüpheliler listesinde önemli bir isim
Raporda dikkat çeken başlıklardan biri de eski Savunma Bakanı Sergey Şoygu hakkında yer alan değerlendirme oldu. Şoygu’nun, askerî kurum içindeki etkisi nedeniyle ‘darbe riskiyle bağlantılı’ olabileceği öne sürüldü; ancak bu iddiayı destekleyen kesin kanıtların bulunmadığı belirtildi.
Putin’in eski müttefiklerinden olan Şoygu’nun görevden uzaklaştırıldığı ve şu anda Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak görev yaptığı ifade edildi.
Raporda ayrıca, Şoygu’nun eski yardımcısı Ruslan Tsalikov’un 5 Mart’ta gözaltına alınmasının, ‘elitler arasındaki örtük koruma anlaşmalarının ihlali’ olarak değerlendirildiği ve bunun Şoygu’nun da yargı sürecine hedef olma ihtimalini artırdığı kaydedildi.
Rusya Soruşturma Komitesi mart ayında yaptığı açıklamada Tsalikov’un zimmet, kara para aklama ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklandığını duyurmuştu.
Askerî elitler arasındaki yolsuzluk iddialarının uzun süredir gündemde olduğu, ancak Rusya'nın Ukrayna'yı İşgali sonrasında bu tür haberlerin arttığı ifade edildi.
Bununla birlikte rapor, Şoygu’ya yöneltilen suçlamaları destekleyecek somut kanıtlar sunmuyor.
Şiddetli iç anlaşmazlıklar
Rapora göre, yeni güvenlik önlemlerinin alınmasında Kremlin’de geçen yılın sonlarında düzenlenen bir toplantıda yaşanan sert tartışma da etkili oldu. Putin’in katıldığı toplantıda üst düzey askerî ve güvenlik yetkilileri arasında hararetli bir sözlü atışma yaşandığı belirtildi.
22 Aralık 2025’te Moskova’da Rusya Genelkurmay Başkanlığı Operasyonel Eğitim Dairesi Başkanı Korgeneral Fanil Sarvarov’un muhtemelen Ukraynalı ajanlar tarafından öldürülmesinin ardından Putin’in üç gün sonra güvenlik yetkililerini acil toplantıya çağırdığı aktarıldı.
Toplantı sırasında Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Federal Güvenlik Servisi (FSB) Başkanı Aleksander Bortnikov’u, subaylarını koruyamamakla eleştirdi. Güvenlik yetkililerinin ise görevlerini yerine getirmek için yeterli kaynak ve personel eksikliğinden şikâyet ettiği ifade edildi.
Rapora göre toplantının sonunda Putin tarafları sakinleştirmeye çalıştı, alternatif bir çalışma mekanizması önerdi ve katılımcılardan bir hafta içinde somut çözüm önerileri sunmalarını istedi. Bu kapsamda hızlı bir adım olarak, Federal Koruma Servisi’nin yetki alanı genişletildi. Daha önce yalnızca Gerasimov’un askerî karargâhtaki güvenliğinden sorumlu olan birim, toplamda on üst düzey askerî komutanı daha koruyacak şekilde görevlendirildi.
Sembolik görünümlerde değişiklikler
Güvenlikteki zorlukların bir göstergesi olarak, Moskova’daki Kızıl Meydan’da her yıl 9 Mayıs’ta düzenlenen ve Nazi Almanyası’na karşı zaferin anıldığı askerî geçit töreni bu yıl küçültüldü. Yetkililer, törende zırhlı araçlar ve füze sistemleri gibi ağır silahların kullanılmayacağını açıkladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna’nın uzun menzilli saldırılarındaki son başarıların ve oluşturduğu tehdidin bu kararda etkili olduğunu söyledi.
Peskov, “Bu terör tehdidi karşısında riskleri azaltmak için elbette tüm önlemler alınıyor” dedi.
Askerî geçit törenleri uzun süredir Kremlin’in askerî gücünü sergilediği etkinlikler olarak biliniyor.
Rapora göre Putin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana haftalar boyunca gelişmiş sığınaklarda kalıyor. Bu sığınakların çoğunun, Karadeniz kıyısındaki ve Moskova’ya birkaç saat uzaklıktaki Krasnodar bölgesinde bulunduğu ifade ediliyor.
Kolombiya’da "Monster Truck" gösterisi faciaya dönüştü: 3 ölü 38 yaralı
Kolombiya'da sürücüsünün kontrolünü kaybederek seyircilerin üzerinden geçtiği dev kamyonun yakınında insanlar duruyor (Reuters).
Kolombiya'nın güneybatısında düzenlenen bir araba gösterisi faciaya dönüştü. Yetkililerin yapığı açıklamaya göre, "Monster Truck" (Canavar Kamyon) tipi devasa tekerlekli bir aracın kontrolünü kaybederek onlarca seyirciyi ezmesi sonucu en az 3 kişi hayatını kaybettiği, 38 kişi ise yaralandı.
Kazanın meydana geldiği Popayan şehrinin Belediye Başkanı Juan Carlos Muñoz, dün akşam sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ölü sayısının 3'e yükseldiğini doğruladı.
Kaza yerindeki kurtarma ekipleri (Reuters)
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, dev tekerlekli aracın pistteki engelleri aştığı sırada bir akrobatik hareket sonrası fren yapamadığı görülüyor.
Kontrolden çıkan araç, seyircilerle pisti ayıran metal bariyerleri yıkarak kalabalığın arasına daldı.
JUST IN: Monster truck plows into crowd in Popayán, Colombia; 2 dead, 37 injured pic.twitter.com/OOmxm7yFrK
Belediye Başkanı Munoz konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "İlk verilere göre 38 yaralı ve 3 ölü ile sonuçlanan bu kazadan dolayı derin bir üzüntü duyuyoruz" ifadelerini kullandı.
Yerel medyada yer alan haberlere göre, hayatını kaybedenlerden biri küçük bir kız çocuğu. Yaralılar arasında da çok sayıda reşit olmayan çocuk bulunduğu belirtiliyor.
Cauca Valisi Octavio Guzmán, itfaiye ve sağlık ekiplerinin olay yerinde ilk müdahaleyi yaptığını ve çok sayıda yaralının şehirdeki hastanelere sevk edildiğini açıkladı.
Belediye başkanı, "asla yaşanmaması gereken" kazanın koşullarını ortaya çıkarmak için "titiz bir soruşturma yapılması" emri verdiğini söyledi.
Rusya'nın füze saldırısı Ukrayna'nın Harkiv kentinde 5 kişi öldühttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5269479-rusyan%C4%B1n-f%C3%BCze-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1-ukraynan%C4%B1n-harkiv-kentinde-5-ki%C5%9Fi-%C3%B6ld%C3%BC
Rusya'nın füze saldırısı Ukrayna'nın Harkiv kentinde 5 kişi öldü
Ukraynalı bir polis, Rusya'nın Harkiv bölgesindeki Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısının olduğu yerde (AFP)
Ukraynalı yetkililer, bugün, Rusya’nın ülkenin kuzeydoğusundaki Harkiv bölgesine bağlı Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısında 5 kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin de yaralandığını bildirdi.
Reuters’ın aktardığına göre, Harkiv Bölge Valisi Oleh Sinegubov, saldırıda en az 10 evin yanı sıra bir idari bina, dört dükkân ve bir oto tamir atölyesinin zarar gördüğünü, ayrıca bir gıda tesisinin de hasar aldığını açıkladı.
Sinegubov, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “İşgalciler bugün cephe hattından uzak yerleşimdeki sivil altyapıyı füzeyle hedef aldı” ifadelerini kullandı.
Bölge valisi, saldırıda 2 erkek ve 3 kadının yaşamını yitirdiğini, 18 kişinin yaralandığını ve yaralılardan dördünün durumunun ağır olduğunu belirtti.
Bölge savcılığı temsilcileri, Rus güçlerinin saldırıda büyük olasılıkla Iskender tipi balistik füze kullandığını duyurdu.
Kurtarma ekipleri tarafından paylaşılan görüntülerde, çatısı hasar gören ve pencereleri kırılan bir bina, yanan bir aracı söndürmeye çalışan bir itfaiyeci ve yüzü ile elleri kanlar içinde yerde yatan bir kadına müdahale eden ekipler yer aldı.
Bir itfaiyeci, Merefa kasabasına Rusya'nın füze saldırısı sonucu hasar gören bir arabanın yangınını söndürüyor (Reuters)
Rusya tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Moskova, Şubat 2022’de başlayan geniş çaplı işgalden bu yana saldırılarında sivilleri kasıtlı olarak hedef almadığını savunurken, saldırılarda binlerce sivil hayatını kaybetti.
Öte yandan Ukrayna da Rusya’da veya Moskova’nın kontrolündeki bölgelerde sivil hedefleri vurdu; ancak bunun çok daha sınırlı ölçekte olduğu ifade ediliyor.
Ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Birliği ile insansız hava araçlarına ilişkin bir anlaşmanın ilerletilmesi konusunda mutabakata vardıklarını duyurdu.
I had an important conversation with @vonderleyen today. We discussed the European support loan, including the timeline for the first tranche, which will be allocated to the coproduction of drones. We also agreed to move forward actively on a Drone Deal with the European Union… pic.twitter.com/xAXV75CPx7
— Volodymyr Zelenskyy / Володимир Зеленський (@ZelenskyyUa) May 4, 2026
Zelenskiy, Ermenistan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi kapsamında von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından X platformundan yaptığı paylaşımda, “AB ile insansız hava araçları anlaşmasını ilerletme konusunda da anlaştık ve bu güvenlik iş birliğinin ayrıntılarını gözden geçirdik” ifadelerini kullandı.
Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5269475-tahran-iki-ak%C4%B1m-aras%C4%B1nda-ger%C3%A7ek-bir-b%C3%B6l%C3%BCnme-mi-yoksa-rollerin-de%C4%9Fi%C5%9Fimi-mi
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Alex Vatanka
Washington'da son zamanlarda Tahran'daki rejimin derin bir iç bölünme yaşadığına ve belki de ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ciddi bir diplomatik karar almayı engelleyecek kadar derin bir çatışmayla boğuştuğuna dair spekülasyonlar dolaşıyor.
Bu tartışma, bir tarafta ABD ile anlaşmaya varmayı isteyen bir kanat, diğer tarafta savaşı savunan bir kanat ve ülkeyi İslam adına yöneten rejimin bu ikisi arasında sıkışıp kaldığı düşüncesi üzerine kurulu. Ancak bu, aşırı derecede basitleştirilmiş bir anlatıdan ibaret. İran'daki yönetici seçkinler gerçekten bölünmüş halde olsa da bu, yabancı gözlemcilerin çoğunluğunun öngördüğü şekilde bir bölünmüşlük değil. Çünkü güvenilir bir diplomatik fırsat ortaya çıktığında baskının hafifletilmesinin gerektiği konusunda köklü bir görüş ayrılığı yok.
Rejimin geniş kesimlerinde İran'ın ekonomik durumunun tehlikeli ölçüde kırılgan olduğuna, yaptırımların ülkenin manevra alanını önemli ölçüde daralttığına ve Washington ile varılacak bir anlaşmanın teslim olunmuş gibi görünmemesi koşuluyla faydalı olacağına dair bir farkındalık belirginleşiyor. Gerçek bölünme ise daha dar kapsamlı olmakla birlikte bir o kadar önemli. ‘Ne kadar taviz verilmeli? Ne kadar hızlı hareket edilmeli? ABD ile yürütülecek herhangi bir müzakere geri adım atmış izlenimi vermeksizin nasıl yönetilebilir?’ soruları yanıt bekliyor.
İşte bu noktada katı muhafazakarların nüfuzu kendini gösteriyor. Bunlar çoğunluğu oluşturmuyor. Çoğunluğu oluşturmaya yakın da değiller. Toplumsal destekleri İran halkının yüzde onuna bile ulaşmıyor olabilir. İran toplumu adına konuşmadıkları gibi, katı muhafazakar akımın adına bile konuşmuyorlar. Ancak gürültülü ve örgütlü bir yapıya sahipler. Rejim içinde her türlü diplomatik açılımı yavaşlatabilecek, zor duruma düşürebilecek ya da karmaşık hale getirebilecek konumlara yerleşmiş durumdalar.
Bu akımın merkezinde, siyasi kimliğini Batı ile her türlü uzlaşıya karşı direnç üzerine inşa etmiş eski nükleer müzakereci Said Celili yer alıyor. Etrafında Paydari Cephesi (İstikrar Cephesi) ve aralarında Mahmud Nebeviyan, Murtaza Ağa Tehrani ve Hamid Resai'nin de bulunduğu bir grup katı muhafazakâr isim kümeleniyor. Bu isimler müzakere, toplumsal denetim ve ideolojik disiplin tartışmalarında tanıdık birer simge haline gelmiş durumda. Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki müzakere ekibine destek veren parlamenter bildiriyi imzalamayı son günlerde reddetmeleri son derece anlamlıydı.
Parlamentodaki 261 milletvekili bildiriyi desteklerken Celili ve Paydar Cephesi’ne yakın küçük, ama gürültülü bir grup milletvekili desteğini esirgemedi; bu durum rejim içindeki direncin sürdüğünü gözler önüne serdi.
Bu işaret sadece bir parlamento gösterisi değildi; bu grubun tarzını da özetliyordu. Çünkü söz konusu grup, gücünü oy çoğunluğundan değil, ideolojik ağlardan, medya platformlarından, sokaklarda hareket eden şiddet yanlısı baskı gruplarıyla olan bağlantılardan ve rakiplerini zayıflık, ihanet veya devrimci çizgiden sapma ile suçlama yeteneğinden alıyor. Etkili bir şekilde yönetmesine gerek yoktur, uzlaşmanın bedelini yükseltmesi yeterli.
Bu davranışın ardındaki daha derin tarihi göz ardı etmek mümkün değil. Radikal devrimci eğilimli kesimler, 1979’dan bu yana, Batı güçleriyle yapılan görüşmeleri genellikle ahlaki açıdan tartışmalı bir mesele olarak tasvir etmiştir. Müzakere, yalnızca devlet yönetiminin araçlarından biri olarak görülmez; onların söyleminde bir sadakat sınavı olarak sunulur. Müzakere edenler ise devrimi satmak, şehitlerin kanını hiçe saymak ve doğası gereği düşman olduğu varsayılan bir güce güvenmekle suçlanmaya maruz kalır. Bu durum, İran diplomatik geleneğine defalarca kez leke sürdü. Krizler tırmanmaya bırakılır ve devlet nihayet müzakerelere yöneldiğinde, müzakereciler ideolojik bir kırmızı çizgiyi aştıkları suçlamalarıyla karşı karşıya kalırlar.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, DMO üniformasıyla Tahran'da bir oturumu yönetirken, 1 Şubat 2026 (AFP)
İşte bu nedenle Kalibaf’a yönelik eleştiriler önem kazanıyor. Kalibaf, bir reformcu değil. Hatta o İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri, iktidar yapısının içindeki katı muhafazakâr yanlısı ve rejimin tam kalbinden gelen bir adam.
Bununla birlikte, böyle bir geçmişe sahip olması, Amerikalıların karşısına oturduğunda onu ‘vatana ihanetle’ suçlanmaktan koruyamıyor.
Bu durum, Katı muhafazakârlar için mesele, müzakerecinin yeterince devrimci olup olmadığından ziyade, diplomasinin kendisinin siyasi önemlerini tehdit edip etmediğine dair temel bir gerçeği ortaya koyuyor.
Celili’nin kariyeri bu gerilimi yansıtıyor. Uzun süre kendini daha saf bir devrimci yolun koruyucusu olarak tanıtan Celili, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakereleri yürüttüğü yıllarda, onu eleştirenler tarafından ‘diplomasiyi vaazlara dönüştürmekle ve pratik uzlaşmalar yerine aşırı talepleri tercih etmekle’ suçlandı.
Bu eğilim, nükleer anlaşma konusundaki mücadelelerde, anlaşmayı yeniden canlandırma girişimlerinde, İran’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kurallarına uyması hakkındaki tartışmalarda ve dış dünyayla ilişkilerini ilgilendiren diğer meselelerde yeniden ortaya çıktı. Celili ve müttefikleri 2015 nükleer anlaşmasına karşı çıktılar, anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını eleştirdiler, mali şeffaflığa dair kurallara karşı uyardılar ve dış dünyayla olan birçok ilişkiyi tuzakmış gibi ele aldılar. Kullandıkları dil her zaman gündemdeki meseleden daha abartılıydı. ‘Müzakere, müzakere olarak kalmaz, boyun eğmeye dönüşür’ ya da ‘taviz, teslim olmak demektir’ gibi argümanlar savundular. Aynı şekilde onlara göre diplomatik açılım ise rejimi zayıflatmak için dış düşmanların kurduğu bir komploya dönüşür. Ardından Celili, 2013 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettikten sonra, ‘gölge hükümet’ adını verdiği bir yapı kurdu. Teorik olarak bunun amacı, politikaları izlemek ve alternatifler sunmaktı. Ancak pratikte, eleştirenlerinin dediği gibi, bu yapı sürekli bir engelleme mekanizmasına dönüştü.
Ancak asıl paradoks, bu grubun halk tabanı son derece sınırlı olması. Celili, defalarca kez iktidar yarışına girse de hiçbir zaman ciddi bir yetki elde edemedi. Mitingleri çoğu zaman ulusal olmaktan çok dar ve ideolojik görünüyordu. Desteği, geniş bir kitle hareketinden değil, sadık bir azınlıktan geliyor. Paydari Cephesi gücünü, İran kamuoyunu temsil etmesinden değil, devletin damarları içindeki faaliyetlerinden alıyor. Bu, bir halk akımı değil, ağa dayalı bir fraksiyon olduğunu gösteriyor.
İran'ın başkenti Tahran’da DMO’ya destek vermek amacıyla askeri üniforma giyerek, slogan atan İranlı milletvekilleri, 1 Şubat 2026 (Reuters)
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Katı muhafazakar çizgideki siyasetçilerin kendi içlerinde bile, bu akım genellikle zorlu ve kafa karıştırıcı olarak görülmüştü. İbrahim Reisi’nin görevde olduğu yıllar bunu açıkça ortaya koymuştu. İbrahim Reisi de katı muhafazakar çizgide bir cumhurbaşkanıydı, ancak hükümeti ‘Celili-Paydari’ eğilimi ile karşı karşıya gelmişti. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik müzakereler mümkün görünmeye başladığında, bu akım ters yönde baskı yaptı. Müzakere ekibini eleştirdiler, taviz verilmemesi konusunda uyardılar ve uzlaşmanın siyasi açıdan maliyetli hale gelmesine katkıda bulundular. Başka bir deyişle, sert çizgideki yönetim bile onlarla başa çıkmakta zorlandı.
Aynı dinamik bugün Kalibaf etrafında dönen tartışmalarda da kendini gösteriyor. O, rejimin farklı bir tür pragmatizmini temsil ediyor. Ne bir liberal, ne de Batı anlamında bir ılımlı; ABD ile stratejik bir dönüşüm olarak uzlaşma peşinde de değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları anlıyor. İran’ın sonsuza kadar sadece sloganlarla yaşayamayacağının farkında gibi görünüyor. Diplomatik görüşmeler, rejimin ideolojik çerçevesini bozmadan baskıyı hafifletebilecekse, o da bunu denemeye hazır.
İşte tam da burada, Celili ve Paydari Cephesi için tehlike yatıyor. Çünkü onların politikası, uzlaşmayı ahlaki açıdan kirli tutmaya dayanıyor. Eğer DMO'nun eski komutanı ve katı muhafazakar kanadın önemli bir ismi olan Kalibaf, müzakereyi başarırken aynı zamanda devrimci safların içinde kalabilirse, bu ikilinin devrimci özgünlüğü üzerindeki tekeli sarsılır. Bu yüzden sadece ABD’ye değil, rejim içindeki konumlarından dolayı da öfkeliler.
Kalibaf, rejimin pragmatik yaklaşımının farklı bir örneğini temsil ediyor. Liberal değil, Batı anlamında ılımlı da değil ve stratejik bir dönüşüm olarak ABD ile uzlaşma peşinde değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları iyi anlıyor. İran’ın sonsuza dek sadece sloganlarla ayakta kalamayacağının farkında gibi görünüyor.
Şu anki durumun en belirgin işaretlerinden biri, bu gruba yönelik eleştirilerin artık sadece reformcular veya ılımlı kesimden gelmemesi. Hatta güvenlik kurumlarına yakın ve sert çizgideki bazı medya çevreleri bile, Celili-Paydari tarzını bir sorun olarak görmeye başladı. İşte bundan dolayı DMO ile bağlantılı haber ajansı Tasnim ile ‘Raja News’ adlı haber sitesi arasındaki son çatışma önem kazanıyor. Paydari Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen Raja News, müzakereleri ve ulusal birliği destekleyenleri saldırdı. Tasnim ise ‘bu davranışı bölünmeyi körüklemekle, hatta düşmanın planlarına hizmet etmekle’ suçladı. Söylem sert olsa da anlam açıktı: Güvenlik kurumunun bazı kesimleri, aşırı sert kışkırtmayı devrimci uyanıklık değil, iç uyumu tehdit eden bir unsur olarak görmeye başlamıştı.
Bunun bir anlamı var, çünkü rejim bugün adeta takıntı derecesinde birliği önemsiyor. Resmi söylem, ulusal dayanışma çağrıları, psikolojik savaşa direnme ve dış baskı altında iç bölünmeleri önleme çağrılarıyla dolu. Bu söylemin çoğu propaganda niteliğinde olsa da, aynı zamanda gerçek bir endişeyi de yansıtıyor. Tahran, savaşın, yaptırımların, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal yıpranmanın iç sahneyi daha kırılgan hale getirdiğinin farkında. Bu bağlamda, rakiplerini durmadan vatan haini olarak damgalayan bir fraksiyon, bir yük haline gelebilir.
Bu, Said Celili ve müttefiklerinin önemini yitirdikleri anlamına gelmez; hâlâ ellerinde araçlar bulunuyor. Parlamentoyu kullanabilir ve dost medya kuruluşlarını seferber edebilirler. Buna resmi yayın kurumundaki nüfuzları da dahildir. Kardeşi Vahid Celili gibi kişiler bu kurumda üst düzey pozisyonlarda bulunmakta ve haberlerin ideolojik tonunun belirlenmesine katkıda bulunuyor. İdeolojik destekçilerini harekete geçirebilir, din adamlarına, İslamcı öğrenci gruplarına ve devrimci olarak adlandırılan örgütlere baskı uygulayabilirler. Ayrıca, herhangi bir anlaşmayı siyasi açıdan riskli gösterebilirler. Sistem içindeki derin bir devrimci içgüdüye, yani ABD ile uzlaşmanın daha geniş tavizlerin önünü açacağı korkusuna da hitap edebilirler.
Nüfuz, kontrol anlamına gelmiyor
Radikaller süreci aksatabilir, geciktirebilir ve ortamı zehirleyebilir; ancak devletin kalbinden destek gören bir diplomatik süreci durdurmak, özellikle de lider kadrosu, müzakerelerin, hayatta kalmak için gerekli olduğu sonucuna varması halinde, kolayca yapabilecekleri bir şey asla değil. Önceki Dini Lider Ali Hamaney’in Washington ile mevcut diplomatik süreci desteklediği veya en azından buna hoşgörü gösterdiği biliniyordu. Bu da zirvede pasif bir kabulün bile belirleyici olabileceği bir rejim yapısında önemli bir işaret.
İran Şura Meclisi 12. dönem açılış töreninden bir kare, 27 Mayıs 2024 (Reuters)
Washington'ın anlaması gereken temel nokta da tam olarak bu. İran normal bir devlet olmayabilir, ama bütünlüğünü de kaybetmiş değil. İranlı taraflar arasında şiddetli çatışmalar olabilir, ancak bunu çoğunlukla rejimin ayakta kalmasına yönelik ortak bir bağlılık çerçevesinde yapıyorlar. Rejim, direnişin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde direnir. Görüşmelerin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde ise görüşür. Anlaşmazlık, rejimi korumak gibi temel bir içgüdü üzerine değil, bedel ve çıkış yolu üzerine odaklanıyor. Celili-Paydari ikilisinin sesi yüksek çıkıyor, çünkü buna ihtiyacı var. Geniş bir halk desteğinden yoksun oldukları için bunu ideolojik kesinlik ile telafi etmeye çalışıyorlar. Başarılı bir yönetim geçmişinden yoksun olduğu için, engellemeyi saflık olarak sunuyor.
Şu anda bu durum, diplomasi sürecini rayından çıkarmaya yetmiyor. Tahran, Washington ile ilerleme kaydetme olasılığını gördüğü sürece, engelleyiciler sadece engelleyici olarak kalacak, karar verici olamayacaklar.
Yolu daha engebeli hale getirebilirler. Müzakerecileri devrimci bir dil kullanmaya itebilirler. Güvenceler, kırmızı çizgiler ve sembolik zaferler talep edebilirler. Ancak, rejimin geri kalanı kapıyı açık tutmak istiyorsa, onlar kapıyı kapatamazlar. Rejim bölünmüş durumda olsa da halen işlevini yerine getiriyor. Aşırı uçtaki katı muhafazakârlar geniş çaplı bir nüfuza sahipler, ancak kararları kontrol etmiyorlar. Tahran'daki gerçek tablo, yönetemeyen bir devletin değil, müzakereye çalışan bir rejimin tablosudur. Bu rejim, siyasi varlığını herhangi bir müzakereyi sabit ilkelerden ödün vermek olarak göstermeye dayandıran bir grubu kucaklıyor. Çoğunluğun desteğini ikna edici bir şekilde iddia edemediği için, bunun yerine devrimi temsil ettiğini iddia ediyor ve böylece ‘İslam devrimini’ kendi şartlarına göre tanımlama yetkisini kendisine veriyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة