Mali kritik bir kavşakta: Üç korkunç senaryo

Silahlı örgütler karmaşık ve detaylı operasyonlara güveniyor

Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
TT

Mali kritik bir kavşakta: Üç korkunç senaryo

Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)
Mali'nin Bamako şehrinde düzenlenen BAMEX 25 savunma fuarı sırasında nöbet tutan bir asker, 11 Kasım 2025 (Reuters)

Rabia Abdusselam

Bamako'ya hâkim olan yeni atmosfer hissedilir bir karamsarlık ve korku yayıyor. Mali'deki güvenlik ve siyasi durum bir gecede beklenmedik bir şekilde kötüleşti. Azavad Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLA) sözcüsü Mahmud Muhammed Ramazan'a göre MNLA, el-Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) ile koordineli olarak, Mali'nin kuzeyindeki Kidal şehrini ve Gao şehrinin bazı bölgelerini ele geçirdi. Buna ilave olarak, Kati gibi bölgelerdeki Mali ordusuna ait stratejik askeri üsleri de hedef aldı.

Bu olaylar, özellikle ülkedeki aktif örgütlerin düzenlediği saldırıların yöntem ve taktikleri açısından güvenlik durumunda tehlikeli bir tırmanışı temsil ediyor. Mali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün Kayes bölgesini (Batı Mali'de Senegal Nehri kıyısındaki bir şehir) ve Nioro bölgesini (Moritanya'nın güney sınırına bitişik) ele geçirmesinin ardından aylardır boğucu ve kapsamlı bir kuşatma altında bulunuyor. Bu bölgeler, Batı ve Güney Mali'yi Moritanya ve Senegal’e bağlayan hayati bir jeopolitik, ekonomik ve ticari koridor oluşturuyor. Buna ek olarak, yakıt tedarikine uygulanan abluka, yakıtın normal fiyatının yedi kat artmasına neden oldu. Eskiden 700 veya 800 CFA frangı (Çad, Kamerun, Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali'nin para birimi) olan bir litre benzin şimdi 4 bin CFA frangına satılıyor.

Mali'deki bu çarpıcı güvenlik gelişmeleri, ülkede faaliyet gösteren örgütlerin doğası, iktidardaki askeri konseyin geleceği ve olası gelecek senaryoları hakkında birçok soruyu gündeme getiriyor.

Önemli bir taktik gelişme

Silahlı örgütlerin düzenlediği saldırılar, el-Kaide bağlantılı CNIM ile MNLA tarafından benimsenen stratejinin doğasında, sürpriz ve pusu unsurlarının damga vurduğu açık ve net bir değişimi gösteriyor. Cezayir-3 Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Nebile Bin Yahya yaptığı açıklamada, “bu gelişme sadece geçici bir olay olarak görülmemeli, kendisini derinlemesine anlamak için birkaç seviyeye ayrılması gerekir” diyor.

Bugün, silahlı örgütlerin, birden fazla noktaya eş zamanlı saldırılar, basit insansız hava araçlarının kullanımı ve saldırıdan önce el yapımı patlayıcıların yerleştirilmesi de dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü eylemleri benimsediğini gözlemliyoruz

Profesör Nebile’ye göre bu seviyelerin en önemlisi, “geleneksel saldırılardan karmaşık operasyonlara geçişe” odaklanmaktadır. Daha önce, çoğu saldırı basit pusular veya izole askeri mevzilere doğrudan saldırılar şeklindeydi. Ancak bugün, silahlı örgütlerin birden fazla noktaya eş zamanlı saldırılar, basit insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı, saldırıdan önce el yapımı patlayıcıların yerleştirilmesi, tedarik ve iletişim hatlarının hedef alınması ve düzenli orduların istihbarat zaaflarından yararlanılması da dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü eylemleri benimsediğini görüyoruz. Bu, daha sofistike bir ön planlama seviyesini gösteriyor.

dsvfdv
Mali'nin Kati şehrinde, el-Kaide’nin Batı Afrika’daki kolu tarafından düzenlenen koordineli saldırıların ardından, öldürülen Mali Savunma Bakanı Sadio Camara'nın evinin çevresini gösteren bir uydu görüntüsü, 26 Nisan 2026 (Reuters)

Bamako çevresindeki operasyon alanında birden fazla cephede çatışmalar yaşandı. Mali'nin kuzey ve orta kesimlerindeki farklı bölgelerdeki birçok şehir, bir dizi koordineli ve eş zamanlı saldırıya maruz kaldı. Başkent Bamako'ya sadece 15 kilometre uzaklıkta bulunan, Mali ordusunun ana askeri üslerinden birine ev sahipliği yapan Kati de bu şehirlerden biriydi. Kati'deki askeri üssün içindeki konutuna patlayıcı yüklü araç ile düzenlenen saldırıda, Savunma Bakanı General Sadio Camara ve ailesinin birçok üyesi hayatını kaybederken, bina tamamen yıkıldı.

Bazı saldırılar sadece askeri kayıplara yol açmayı değil, aynı zamanda iktidardaki otoritenin zayıflığını göstermeyi ve halkın askeri kuruma olan güvenini sarsmayı da amaçlıyor

Geçtiğimiz yıl kasım ayında dağıldığını ve birleşik bir siyasi ve askeri yapı oluşturduğunu açıklayan dört Azavad hareketini içeren Azavad Kurtuluş Cephesi ve el-Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin, nüfuzlarını pekiştirmek ve erişim alanlarını genişletmek için çeşitli stratejik ve güvenlik zaaflarından yararlanıyorlar. Bin Yahya, bunlar arasında şunları sıralıyor: “Sahra'nın coğrafi genişliği, merkezi hükümetin kontrolünün zayıflığı, askeri kurumların kırılganlığı, etnik ve kabile gerilimleri. Buna ilave olarak, Fransa başta olmak üzere bazı yabancı güçlerin çekilmesinin ardından bazı uluslararası güvenlik ortaklıklarının etkinliğinin azalması da söz konusu. Fransa’nın çekilmesinden ve Rusya'nın (eski adıyla Wagner Grubu aracılığıyla) rolü gibi yeni aktörlerin öne çıkmasının ardından, terör örgütleri taktiklerini yeni ortama uyarladılar ve hedef seçimlerinde ve zamanlamalarında daha esnek hale geldiler.”

Saldırıların ötesinde

Saldırıların, özellikle Bamako'da iktidardaki askeri cuntaya yönelik olarak silahlı örgütler tarafından kasıtlı olarak gönderilen siyasi mesajlar ve sembolik işaretler taşıdığını belirtmekte fayda var. Profesör Nebile, “Bazı saldırılar sadece askeri kayıplara yol açmayı değil, aynı zamanda iktidardaki otoritenin zayıflığını göstermeyi ve halkın askeri kuruma olan güvenini sarsmayı, dolayısıyla meşruiyetini azaltmayı amaçlıyor. Bu durum, halkın öfkesinin artmasına, terör örgütlerinin etkilerini güçlendirmelerine, erişim alanlarını genişletmelerine ve Sahel bölgesindeki uluslararası güç dengesini etkilemelerine elverişli bir ortam oluşturuyor. Başka bir deyişle, saldırılar askeri bir araç olduğu kadar siyasi araca da dönüştü” değerlendirmesinde bulunuyor.

scfdvd
Bamako'da bir simge olan Afrika Kulesi yakınındaki binaların üzerinde yükselen siyah duman, 26 Nisan 2026 (AFP)

Hedef alınan yerler kesinlikle rastgele seçilmemişti. Çatışmalar, başkent Bamako'ya sadece 15 kilometre uzaklıkta, ülkenin en büyük ve en önemli askeri üslerinden birine ev sahipliği yapan askeri bir merkez olan Kati’ye de ulaştı. Burası özellikle stratejik askeri tesisler, eğitim tesisleri ve operasyonel birimler içerdiği için büyük önem taşıyor. Ayrıca, Mali'nin geçiş hükümeti lideri Albay Assimi Goïta ve savunma bakanı Sadio Camara da dahil olmak üzere birçok üst düzey yetkilinin ikametgahı olarak da hizmet veriyor. Saldırıda yararlanan Camara’nın daha sonra öldüğü hükümet tarafından resmen açıklandı. Mali devlet güvenlik servisinin başkanı General Modibo Koné de saldırıda hayatını kaybedenler arasındaydı.

Saldırılar sadece Kati ile sınırlı kalmadı, aynı zamanda MNLA’nın kontrolünü ele geçirdiğini duyurduğu, valilik binasına baskın düzenlediği kuzeydeki Gao ve Kidal şehirlerine de uzandı. Kidal şehrini, mevcut Mali makamları 2023 yılında Wagner Grubu'ndan Rus paralı askerlerin desteğiyle ele geçirdiklerini açıklamışlardı. Bugün ise Afrika Lejyonu Tuareglerle yapılan bir anlaşma uyarınca Kati'den çekildiğini duyurdu. Saldırılar ayrıca, ülkenin kuzeyi ve güneyi arasında karayoluyla hayati bağlantı görevi gören Sévaré ve Mopti kasabalarını da hedef aldı.

Bundan önce, CNIM örgütü, kuzey Nijer'den başlayarak Timbuktu gibi kuzey ve orta şehirleri ve çevresindeki köyleri, ayrıca Gao, Boni ve Hombori bölgelerini kapsayan hassas bir coğrafi alanı ele geçirmişti. Bu köyler yıllardır sürekli saldırılar, baskınlar ve büyük ölçüde haber yapılmayan boğucu, kapsamlı bir kuşatma altında yaşıyor. Bu durum, Sahel bölgesindeki mevcut durumun genişlediğini ve krizin etnik çatışma, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve terörizm de dahil olmak üzere karmaşık ve çok yönlü olduğunu teyit ediyor.

Üç senaryo

Bu gelişmeler ve Bamako'daki verilerin birleşimi, Mali'nin şu anda kritik ve son derece hassas bir dönüm noktasında olduğunu doğrulayan bir dizi kasvetli gelecek senaryosunun kapısını aralıyor. Yaşananlar artık sadece bir iç güvenlik krizi değil, tüm Sahel bölgesindeki güç dengesinin yeniden şekillenmesinin parçası haline geldi.

Bu kasvetli senaryolar göz önüne alındığında, Mali'nin kritik bir yol ayrımında olduğu, geleceğinin istikrarsız bir otorite ve zayıf kurumsal yapılar arasında sallantıda olduğu açıkça görülüyor

Profesör Bin Yahya'ya göre, olası senaryolardan biri de “güvenlik alanındaki gerilemenin artması ve kaosun genişlemesi, silahlı örgütlerin sürpriz ve pusu unsurlarına dayanan sofistike saldırılar gerçekleştirme konusunda giderek daha yetenekli hale gelmesidir. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu da Mali'nin sadece yorgun bir devlet değil, zayıf güvenlik kurumları ve geniş coğrafi alanı kontrol etmenin zorluğuyla birlikte çökmüş bir devlet aşamasına gireceği anlamına geliyor.”

İkinci senaryo ise uluslararası yeniden yapılanmaya dayanıyor. Fransız nüfuzunun gerilemesi ve Rusya'nın (eskiden Wagner Grubu aracılığıyla) varlığının artmasının ardından, Mali şimdi Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa (dolaylı olarak), Türkiye ve Çin arasında yeni bir güç mücadelesine tanık oluyor. Bin Yahya “bu senaryonun, Mali'yi sadece terörizme karşı bir savaş alanı değil, jeostratejik rekabet arenasına dönüştürdüğünü, başka bir deyişle, oradaki çatışmanın artık sadece bir güvenlik meselesi değil, nüfuz ve egemenlik savaşı olduğunu” vurguluyor.

sdfe
Mali'nin Bamako şehrinde, el-Kaide bağlantılı isyancıların eylül ayı başlarında uyguladığı abluka nedeniyle yaşanan yakıt kıtlığı ortasında bir benzin istasyonunda toplanmış insanlar, 1 Kasım 2025 (Reuters)

Üçüncü senaryo ise koşullu bir siyasi uzlaşmadır. Bu, en zor ancak aynı zamanda en sürdürülebilir senaryo ve gerçek bir ulusal uzlaşmaya dayanıyor. Krizin temel nedenlerini; yoksulluk, marjinalleşme, kimlik, kalkınma ve adaleti ele almak için kilit paydaşların dahil edilmesini gerektiriyor. Ancak bu senaryo, güçlü bir siyasi irade ve gerçek bölgesel desteğe ihtiyaç duyuyor.

Bu kasvetli senaryolar göz önüne alındığında, Mali'nin kritik bir yol ayrımında olduğu, geleceğinin istikrarsız bir otorite ve zayıf kurumsal yapılar yahut başka bir darbeyle rejimin yeniden yapılandırılması veya silahlı örgütlerin MNLA ve el-Kaide bağlantılı CNIM örgütü bayrağı altında ilerlediği daha tehlikeli bir aşamaya doğru gidişat arasında sallantıda olduğu açıkça görülüyor. Bu arada, güvenlik durumu ve devletin kontrol altına alma gücü, krizin gidişatını belirleyen başlıca faktörler olmaya devam ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.