Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Şarku’l Avsat’a konuşan Semir Caca, Lübnan’daki ‘İran döneminin’ neredeyse sona erdiğini vurguladı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
TT

Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca, Lübnan’ın ‘son derece karmaşık bir krizle karşı karşıya olduğunu’ belirterek, mevcut durumda yalnızca gelişmeleri izlemenin artık yeterli olmadığını söyledi. Sorunun temel nedenlerinin hâlâ çözümsüz kaldığını ifade eden Caca, Lübnan ile İsrail arasında yürütülen mevcut müzakere ve uzlaşı girişimlerinin ‘güney sınırındaki açık çatışma durumunu kalıcı olarak sona erdirmesi gerektiğini’ vurguladı. Geçici ateşkesler ya da teorik çözümlerin yeterli olmayacağını belirten Caca, hedefin ‘Lübnan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olarak normal bir konuma kavuşması’ olduğunu söyledi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)

Önümüzdeki perşembe günü başlaması planlanan Lübnan-İsrail görüşmelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Caca, amaçlarının ‘güney sınırında geçici sakinlik değil, kalıcı ve normal bir düzen oluşturmak’ olması gerektiğini kaydetti. Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, Lübnan halkının artık birkaç ay ya da birkaç yılda bir yeniden başlayan çatışma ve gerilim döngüsünü kaldıracak durumda olmadığını dile getirdi. Caca, bu hedefe nasıl ulaşılacağının ise müzakere süreci ile siyasi otoritenin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Sürecin, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve resmî kurumlar tarafından yönetileceğini belirten Caca, sonuçların zaman içinde netleşeceğini ifade etti.

Washington’da devam eden görüşmelerin mevcut dönemin en önemli gelişmesi olduğunu savunan Caca, bunun nedeninin ‘müzakere arzusunun kendisi değil, ülkeyi krizden çıkarabilecek başka ciddi bir alternatifin bulunmaması’ olduğunu söyledi. Başka bir çözüm önerisi olan tarafların bunu ‘somut ve ciddi biçimde’ ortaya koyması gerektiğini ifade eden Caca, mevcut şartlarda müzakere sürecinin eldeki tek seçenek olarak öne çıktığını belirtti.

Bölgesel karmaşıklıklar

Caca, bölgesel tablonun ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle son derece karmaşık bir hâl aldığını söyledi. Caca, söz konusu çatışmanın nasıl sonuçlanacağının ve bölgeye etkilerinin henüz öngörülemediğini belirtti. Lübnan’a ilişkin değerlendirmesinde ise Caca, İran’ın ülkedeki etkisinin gerileme sürecine girdiğini savundu. ‘İran döneminin’ Lübnan’da büyük ölçüde sona erdiğini ya da sona yaklaşmakta olduğunu ifade eden Caca, mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların önceki düzenin sürmesine artık izin vermediğini dile getirdi. Caca, Lübnan’ın dış çatışmaların yürütüldüğü bir alan olarak kalamayacağını belirterek, ülkenin bağımsız karar alma mekanizmalarına sahip ‘normal bir devlet’ konumuna yeniden dönmesi gerektiğini söyledi. İran başta olmak üzere hiçbir dış etkinin Lübnan devletinin egemenliği ve kurumlarının önüne geçmemesi gerektiğini kaydetti.

 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan açısından müzakerelerdeki ‘kırmızı çizgilerin’ ne olduğu sorusuna yanıt veren Caca, gerçekçi yaklaşımın ‘en az kayıp ve karmaşayla sonuç verebilecek çözümü aramak’ olduğunu ifade etti. Her türlü uzlaşının öncelikle Lübnan’ın çıkarlarına dayanması gerektiğini vurguladı.

Bugün yürütülen sürecin yalnızca sınır güvenliği ve gerilimin azaltılmasına yönelik güvenlik düzenlemeleriyle mi sınırlı olduğu, yoksa gelecekte daha geniş kapsamlı bir barış veya siyasi normalleşme sürecine zemin hazırlayıp hazırlamayacağı sorusuna ise Caca, mevcut aşamada bunun kesin olarak söylenemeyeceğini belirtti. Caca şu an için önceliğin sahada gerçekten işe yarayabilecek bir çözümü görmek olduğunu ifade ederek, mevcut yaklaşımın ‘istikrar sağlayabilecek asgari müştereklerin denenmesine’ dayandığını söyledi. Ancak nihayetinde uygulanabilir ve sürdürülebilir bir seçeneğin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Koşulların yerine getirilmesinden sonra yapılacak resmi görüşmeler

Caca, yürütülen müzakerelerin Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından “doğru bir şekilde” yönetildiğini söyledi. Caca, İsrail ile herhangi bir anlaşmanın, Lübnan’ın tüm taleplerini içermeden ilan edilmeyeceğini vurguladı. Öncelikle anlaşmanın içeriği üzerinde çalışıldığını belirten Caca, Lübnan’ın şartlarını karşılayan somut sonuçlar ortaya çıktığında resmî görüşmeler, anlaşmanın ilanı veya imzalanması aşamasına geçilebileceğini ifade etti. Avn’ın süreci ‘iyi’ yönettiğini savunan Caca, son 20 yılda denenen alternatif yöntemlerin gerçek çözümler üretmediğini söyledi. Buna rağmen bazı çevrelerin hâlâ aynı yaklaşımlarda ısrar ettiğini dile getirdi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)

Caca ayrıca, Lübnan’ın son 60 yılda yaşadığı kriz ve istikrarsızlıkların temel giriş noktalarından birinin güney sınırı olduğunu ifade etti. Bu nedenle söz konusu meselenin kalıcı biçimde çözülmesinin ulusal bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. Devam eden müzakerelerin nasıl sonuçlanacağının ise henüz net olmadığını söyleyen Caca, sürecin nihai sonuçlarına ilişkin değerlendirme yapmak için erken olduğunu kaydetti.

Müzakereler için ulusal bir çerçeve

Caca, yürütülen müzakerelerin ‘ulusal meşruiyetten yoksun olduğu’ yönündeki eleştirileri reddetti. Caca, Avn’ın hem anayasal hem de halk desteğine dayanan tam bir meşruiyete sahip olduğunu söyledi. Avn’ın 128 sandalyeli parlamentoda 98 milletvekilinin oyuyla seçildiğini hatırlatan Caca, bunun Lübnan’daki geniş siyasi uzlaşının göstergesi olduğunu belirtti. Bu meşruiyetin dünyadaki diğer demokratik sistemlerden farklı olmadığını savunan Caca, Trump’ın da yaklaşık yüzde 52 oy oranıyla iktidara geldiğini ancak buna rağmen tüm anayasal yetkilerini kullandığını ifade etti. Caca ayrıca, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın da anayasal süreçler doğrultusunda göreve geldiğini ve hükümetinin halk tarafından seçilen parlamentodan güvenoyu aldığını belirtti. Lübnan’ın bugün ‘tam anlamıyla meşru bir yönetime’ sahip olduğunu söyleyen Caca, demokratik sistemlerde tam fikir birliğinin zaten mümkün olmadığını dile getirdi.

 Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

“Demokrasilerde siyasi ayrışmalar doğaldır” diyen Caca, ABD’de bazı kesimlerin Trump’ın politikalarına karşı çıkmasına rağmen bunun başkanın müzakere yürütme ve devlet adına karar alma yetkisini ortadan kaldırmadığını söyledi. Caca, Washington’da bulunan Lübnan heyetinin de bu resmî meşruiyet temelinde müzakere yürüttüğünü ifade etti. Lübnan devletinin siyasi düzeyde kendisinden beklenen adımları attığını savunan Caca, son dönemde alınan bazı hükümet kararlarının ‘stratejik’ nitelikte olduğunu ve belirlenen takvimler doğrultusunda uygulamaya geçirildiğini söyledi.

Derin devlet

Caca’ya göre temel sorun, ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıdan kaynaklanıyor. Caca, bu yapının siyasi otorite tarafından alınan kararların uygulanmasını geciktirdiğini savundu. Söz konusu yapıyla mücadelenin son derece karmaşık olduğunu belirten Caca, bu sistemle çatışmaya girenlerin kendilerini iki zor seçenek arasında bulduğunu ifade etti. Buna göre kişiler ya mevcut düzene boyun eğmek ya da tamamen sistem dışına itilmek durumunda kalıyor.

Hizbullah

Caca, Hizbullah’ın yürütülen müzakere sürecine nasıl yaklaşacağına ilişkin değerlendirmesinde, “kritik anın henüz gelmediğini” söyledi. Ancak Caca, beklenmedik bir gelişme yaşanması durumunda örgüt yöneticilerinin mevcut tutumlarını yeniden gözden geçirebileceğini ifade etti. Buna rağmen sürecin değişeceğine dair iyimser olmadığını belirten Caca, Hizbullah’ın nihai kararlarının tamamen İran’a bağlı olduğunu savundu. Sahadaki savaşçıların mevcut gerçekliğin farkında olabileceğini ancak karar alma yetkisine sahip olmadıklarını ileri sürdü.

Caca ayrıca, demokratik ve çoğulcu toplumlarda geniş toplumsal tabana sahip bir partinin farklı siyasi yaklaşımlar benimsemesinin doğal olduğunu söyledi. Bunun tek başına bir sorun oluşturmadığını belirten Caca, siyasi görüş ayrılıklarının devlet kurumlarının işleyişini engellemek veya alınan kararların uygulanmasını geciktirmek için gerekçe olamayacağını vurguladı. Mevcut durumda ülkede birden fazla karar merkezi varmış gibi bir görüntü oluştuğunu ifade eden Caca, farklı tarafların birbirinden bağımsız adımlar attığını söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu belirten Caca, devletin ulusal meselelerde tek karar mercii olması gerektiğini kaydetti. Hizbullah’a yakın çevrelerin yaklaşık 40 yıldır belirli bir siyasi ve ideolojik atmosfer içinde yaşadığını dile getiren Caca, bunun tarihî, duygusal, manevi ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığını ifade etti. Bu durumdan çıkışın kısa sürede gerçekleşemeyeceğini, zaman ve kademeli dönüşüm gerektirdiğini söyledi.

Bununla birlikte Caca, söz konusu gerçekliğin Lübnan’daki diğer toplumsal kesimlerin göz ardı edilmesi anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti. Lübnan gibi çoğulcu bir ülkede farklı görüş ve yaklaşımların bulunmasının doğal olduğunu söyleyen Caca, “Başka kesimlerin karşı çıktığı bir ortamda tek bir grubun kendi görüşünü dayatmasıyla ülke nasıl yönetilebilir?” diye sordu. Caca, iç dengelere saygı gösterilmesi ve devlet kurumlarının temel referans noktası olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Taif Anlaşması yoluyla anlaşmazlıkların çözülmesi

Caca, farklı görüşlere sahip Lübnanlı kesimlerin varlığının, anlaşmazlıkların anayasal mekanizmalar ve resmî kurumlar aracılığıyla yönetilmesini zorunlu kıldığını söyledi. Lübnanlıların, görüş ayrılıklarını düzenleme konusunda esas olarak Taif Anlaşması üzerinde uzlaştığını belirten Caca, bu anlaşma sonucunda ortaya çıkan anayasal düzenin yetkiyi devlet kurumlarına verdiğini ifade etti. Caca, söz konusu sistemin parlamentodan hükümete ve cumhurbaşkanlığı makamına kadar tüm resmî kurumları kapsadığını vurguladı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)

Caca, Lübnan’ın yaklaşık 60 yıldır sürekli bir çatışma ortamı içinde yaşadığını söyledi. Özellikle güney sınırının farklı silahlı örgütler ve bölgesel çatışmalara açık kaldığını belirten Caca, bu durumun ülkeyi kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Caca’ya göre güneydeki sahne zaman içinde Filistinli silahlı gruplardan farklı Lübnanlı örgütlere geçti ve sonunda Hizbullah diğer tarafları dışlayarak bölgede tam hâkimiyet kurdu. Bu sürecin, özellikle Irak Savaşı sonrasında Lübnan’ı bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların yürütüldüğü bir alan haline getirdiğini savunan Caca, bunun hem Lübnan devletini hem de ülkenin genel yapısını sürekli kırılgan bir durumda bıraktığını söyledi. Caca ayrıca, yıllardır devam eden siyasi ve güvenlik krizlerinin genç nesiller üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu belirtti. Eğitimli gençlerin dahi iş fırsatı bulmakta zorlandığını ve normal bir yaşam kurma umudunu kaybetmeye başladığını ifade eden Caca, mevcut koşulların gençlerin geleceğe dair beklentilerini tükettiğini dile getirdi.

Devletin meşruiyeti ve birden fazla otoritenin yokluğu

Caca, devlet kurumlarının meşruiyetinin, kaos ortamı ya da çoklu otorite yapısından çok daha iyi olduğunu söyledi. Caca, hakkında eleştiriler bulunsa bile meşru bir sistemin en azından asgari düzeyde istikrar sağlayarak devleti yönetme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.

Lübnan’daki temel sorunun, meşruiyet krizine kalıcı çözüm bulunamaması olduğunu belirten Caca, devletin tek karar ve egemenlik merkezi haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Farklı güç odaklarına açık bir ülke yapısının istikrarlı bir devlet oluşturamayacağını savunan Caca, bunun Lübnan’ı sürekli kriz ve çatışmalara açık halde bıraktığını söyledi.

Caca ayrıca, Lübnan’da güçlü bir devlet inşa etmenin cesaret ve fedakârlık gerektirdiğini ifade etti. Lübnanlılara dışarıdan hazır bir devlet sunulmayacağını belirten Caca, ülkenin geleceğinin ancak Lübnanlıların kendi iradesiyle şekillenebileceğini kaydetti. Hâlâ bir fırsat bulunduğunu söyleyen Caca, bunun değerlendirilmesi ve sonuna kadar sürdürülmesi gerektiğini belirterek, yalnızca kriz yönetimiyle yetinmenin ya da dış müdahalelerden çözüm beklemenin yeterli olmayacağını ifade etti.

İç savaş tehlikesi yok

Caca, Lübnan’daki iç durum ve ülkeye dayatılan savaşın yol açtığı bölünmelere ilişkin değerlendirmesinde, ülkede ortak bir tutum bulunmadığını ve gerilimin zaman zaman iç savaş dönemine dair anıları yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Buna rağmen Caca, Lübnan’da bir iç savaş tehlikesine dair somut işaretler görmediğini belirtti. Hizbullah ile ilgili farklı hesaplar olsa da Caca, bugün daha önemli olan unsurun devlet kurumlarının ve ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıların, iç gerilimleri kontrol altına almak için hızlı şekilde devreye girmesi olduğunu söyledi. Caca, Beyrut’un güney banliyösünde bir savaşçının cenazesi sırasında yaşanan silahlı olayları hatırlatarak, güvenlik birimlerinin müdahalesi ve olayın kontrol altına alınmasını, kaosa sürüklenmenin engellenmesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. Devletin Lübnan topraklarının tamamında henüz tam otorite kuramadığını kabul eden Caca, buna rağmen sürecin iç çatışmaya dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşündüğünü ifade etti. Caca, devletin olası her türlü gerginlikte devreye girerek mezhep çatışmasına ya da iç savaşa yol açabilecek gelişmeleri engelleyeceğini belirtti.



Hizbullah İsrail'in saldırılarına “gereken yanıtın verileceğini” duyururken Netanyahu, üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
TT

Hizbullah İsrail'in saldırılarına “gereken yanıtın verileceğini” duyururken Netanyahu, üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)

Hizbullah, dün Lübnan’ın güneyine düzenlenen kanlı hava saldırılarının ardından İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına ‘gereken yanıtın verileceğini’ duyurdu ve Lübnanlı makamları İsrail ile yürütülen ‘aşağılayıcı’ müzakereleri durdurmaya çağırdı. Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, Hizbullah’ın Lübnan'ın güneyindeki ‘güvenli bölgede! düzenlediği bir saldırı sonucu üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı.

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığı açıklamaya göre Hizbullah, İsrail'in ‘saldırılarının, ihlallerinin ve oldu bitti yaratma girişimlerinin sürdürülemeyeceğini ve bunlara gereken karşılığın verileceğini çok iyi anlaması gerektiğini’ vurguladı.

Açıklamada ayrıca, Lübnanlı makamların ‘aşağılayıcı müzakereler sürecini sürdürmekte ısrarcı olmamaları ve düşmana karşılıksız armağanlar sunmamaları’ gerektiği ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, resmi makamların aralarında çocukların da bulunduğu 11 kişinin öldüğünü bildirdiği Lübnan'a yönelik hava saldırılarının, ateşkes anlaşmasının Hizbullah tarafından ihlal edilmesine yanıt olarak gerçekleştirildiği savunuldu.

İsrail ordusunun Arapça Sözcüsü Ella Waweya sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, İsrail’in saldırılarının ‘Hizbullah'ın, üzerinde uzlaşılan güvenlik bölgesi içerisinde güçlerimize saldırmasının ardından, anlaşmayı ciddi şekilde ihlal etmesine bir yanıt’ olarak gerçekleştirildiğini yazdı.

Daha sonra İsrail ordusundan yapılan açıklamada, hava saldırılarının Hizbullah’ın askeri bir yetkilisini hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, İsrail güçlerinin Hizbullah'a ait bir komuta merkezini vurduğu ve örgütün seçkin birimi Rıdvan Gücü’nde bölge komutanı olan Ali Samir el-Hac Hasan'ın öldürüldüğü kaydedilirken bu eylemin, Hizbullah'ın İsrail güçlerine karşı düzenlediği bir operasyona misilleme olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hac Hasan'ın aile üyelerinin de öldürüldüğü yönündeki ‘iddialara’ değinen İsrail ordusu, söz konusu kişilerin hedef alınmadığını, Hac Hasan'ın ‘aile üyelerini canlı kalkan olarak kullandığını ve onlarla birlikte askeri komuta merkezinde saklandığını’ ileri sürdü.

Resmi kaynaklara göre İsrail'in dün Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırılarında 11 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, geçtiğimiz haziran ayı sonlarında Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayıtlara geçti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, önümüzdeki ayın başlarında Roma'da yapılması planlanan yeni müzakere turu öncesinde, İsrail'in ülkenin güneyine düzenlediği hava saldırılarının İsrail ile yürütülen müzakere sürecine yönelik ‘açık bir mesaj’ niteliğinde olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Avn, ‘İsrail’in ülkesinin güneyine yönelik devam eden saldırılarını ve çerçeve anlaşma ile sivillerin korunmasına dair uluslararası yasaların mükerrer ihlallerini kınadı ve ‘bu ihlallerin müzakere sürecine ve bu anlaşmanın uygulanmasını amaçlayan ABD çabalarına yönelik net bir mesaj oluşturduğunu’ ifade etti.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘İsrail'in tırmandırdığı bu gerilimin, son derece tehlikeli bir durum olduğunu ve güneyde istikrarı sağlama çabalarını baltaladığını’ yazdı.

Başbakan Selam, “İsrail hava saldırısının şehitleri, askeri bir altyapı değil, öldürülenler çocuklar ve kadınlar da askeri hedef değil” ifadelerini kullandı.

Selam ayrıca, “Lübnan topraklarında bulunması halinde herhangi bir askeri yapıya müdahale etme sorumluluğu Lübnan ordusu ve meşru kurumları aracılığıyla yalnız Lübnan devletine aittir. Bu tür yapıların varlığı, İsrail'e Lübnan topraklarını çiğneme veya sivilleri tehlikeye atma hakkı vermez” diye ekledi.


Tehditler ve çıkmaza giren müzakereler arasında Hürmüz Boğazı

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
TT

Tehditler ve çıkmaza giren müzakereler arasında Hürmüz Boğazı

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)

Savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol tankeri trafiğine ilişkin görüşmelerde çıkmaz devam ederken, savaşan tarafların çatışmayı sonlandırmaya yaklaştığına dair hiçbir emare bulunmuyor.

Müzakerelerdeki tıkanıklık sürerken savaşan taraflar karşılıklı olarak açık tehditlerde bulundu. İran dün ABD'yi yenilgiyi kabul etmeye çağırırken, ABD Başkanı Donald Trump İran'ı ‘son derece şeytani’ olarak nitelendirdi ve krizin sona ermesinin ardından Hürmüz Boğazı'nı bir Amerikan bölgesi haline getireceğini söyledi. Trump ayrıca, savaşın bir sonucu olarak artmaya devam eden akaryakıt fiyatlarına katlanmaya hazır olmaları konusunda Amerikalılara çağrıda bulundu.

Elbette İran'ın Trump'ın bu sözlerine yanıtı gecikmedi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda “Bu boğaz ancak İran'ın emriyle açılır veya kapatılır. Amerikalılar yenilgi gerçeğini kabullenmeyi reddettikleri sürece Tahran ablukayı sürdürmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi da İran'ın ABD ile müzakerelere yeniden başlama konusunda henüz bir karar almadığını belirterek, “Esasen ortada süresini uzatmaya çalışacağımız bir ateşkes baştan beri yoktu... Biz savaşın sona ermesini bekliyorduk, şimdi ise ortada yeni bir durum var” açıklamasında bulundu.

Arakçi ayrıca, savaş öncesinde küresel petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği su yolunda deniz trafiğinin yeniden başlaması için Washington'un boğazla ilgili şartları yerine getirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Bu arada İran gemilere yönelik saldırılarını artırarak, cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) petrol şirketi ADNOC’a ait bir gemiyi hedef aldı. Bu saldırı, bir hafta içinde yaşanan bu türden üçüncü olay olarak kayıtlara geçti.


Yeşil Bölge’nin güvenliğinin başına Iraklı yeni bir komutan getirildi

Bağdat'ın merkezindeki yüksek güvenlikli Yeşil Bölge (Reuters)
Bağdat'ın merkezindeki yüksek güvenlikli Yeşil Bölge (Reuters)
TT

Yeşil Bölge’nin güvenliğinin başına Iraklı yeni bir komutan getirildi

Bağdat'ın merkezindeki yüksek güvenlikli Yeşil Bölge (Reuters)
Bağdat'ın merkezindeki yüksek güvenlikli Yeşil Bölge (Reuters)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Başkent Bağdat'taki Yeşil Bölge’nin güvenliğinden sorumlu Özel Tümen'in yeni komutanı olarak Tümgeneral Usame Abd Tarış'ı görevlendirdi. Bu adım, üst düzey mevkilerdeki güvenlik ve askeri yetkililerin büyük çoğunluğunu kapsayan değişiklik silsilesini tamamlayıcı nitelik taşıyor.

Güvenlik kaynaklarının dün yaptığı açıklamaya göre özel kuvvetler mensubu Tarış, hükümet, parlamento ve cumhurbaşkanlığı binaları ile güvenlik ve diplomatik kurumların yer aldığı bölgenin korunmasını üstlenecek.

Söz konusu adım, silahlı grupların silahlarına yönelik anlaşmazlıkların tırmandığı bir ortamda, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak'taki görevinin önümüzdeki Eylül ayının sonunda bitmesi öngörülen tarihin yaklaşırken atıldı.

Kaynaklar, Tümgeneral Hadi el-Kinani'nin Bağdat Operasyonlar Odası’nın yeni komutanı olarak görevine başladığı bu dönemde, değişikliklerin Terörle Mücadele Birimi Başkanı, Federal Polis Komutanı ile istihbarat ve ulusal güvenlik teşkilatlarındaki yöneticileri de kapsadığını sözlerine ekledi.

Bu arada Terörle Mücadele Birimi Başkanı Korgeneral Zeyd Huşi, dün Ulusal İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Vakkas el-Hadisi ile ortak güvenlik ve istihbarat dosyalarını görüştü.