ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Gözlemcilere göre Washington, sektördeki nüfuzu yeniden şekillendirmeye yönelik siyasi ve ekonomik bir mesajla İran’a uygulanan yaptırımları deldiğini öne sürdüğü kesimleri uyardı

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD neden şimdi Irak petrolünü hedef alan yeni yaptırımlar uyguladı?

Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)
Irak'ın güneyinde Basra şehri yakınlarındaki Nehir Bin Ömer petrol ve doğal gaz sahasında, 29 Nisan 2026 (AFP)

Irak petrol dosyası, ABD Hazine Bakanlığı'nın petrol sektörü ve silahlı gruplarla bağlantılı Iraklı yetkililer, isimler ve şirketlere yönelik yeni yaptırımlarını açıklamasının ardından daha hassas bir evreye girdi. Gözlemciler bu adımı, petrol kaçakçılığı, menşe belgelerinin sahte düzenlenmesi ve İran'la bağlantılı ağların finansmanına ilişkin suçlamalar barındırması nedeniyle, Irak enerji sektörünün görünümünü yıllar içinde en derinden etkileyen ABD uygulamalarından biri olarak değerlendirdi.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) aracılığıyla açıklanan yaptırımlar, Bağdat'ta yalnızca sınırlı kapsamlı mali bir işlem olarak okunmadı. Bunun ötesinde Irak enerji sektöründeki nüfuzun sınırlarını yeniden çizmeyi ve Washington'ın Irak petrolünü Tahran'a yönelik yaptırımları delmenin kanalı olarak kullandığını öne sürdüğü kesimlere doğrudan uyarı iletmeyi hedefleyen çifte siyasi ve ekonomik bir mesaj olarak yorumlandı.

ABD’nin yaptırım kararı, Irak Petrol Bakanlığı Dağıtım İşleri Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Irak petrol ürünlerinin İran bağlantılı kaçakçılık ağları lehine transfer edilmesini kolaylaştırmakla suçladı. Bunun yanı sıra tanınmış petrol kaçakçısı Selim Ahmed Said ile bağlantılı şirketlere Irak petrolüne erişimi kolaylaştırarak ve İran petrolüne Irak petrolü statüsü tanıyan sahte resmi belgeler kullanarak özel ayrıcalıklar sağladığı iddia edildi.

dfvfdv
Resmî açıklamalarda reddedilse de yaptırımlar ekonomi ve petrol çevrelerinde endişe dalgası yarattı (AFP)

ABD tarafından yapılan açıklamaya göre kaçakçılık operasyonları, petrolün Kayyara Sahası’ndan Hor ez-Zubeyir'deki tesislere nakledilmesi yoluyla gerçekleştiriliyordu. Burada İran petrolü Irak petrolüyle karıştırılarak menşei değiştiriliyor, ardından uluslararası piyasalarda satışa sunuluyordu. Yaptırımlar ayrıca ‘Seyyid Avn’ adıyla bilinen Mustafa Haşim Lazım el-Bahadili'yi de kapsadı. Washington, Bahadili'yi Asaib Ehl’l-Hak’ın önde gelen mali sorumlularından biri olarak tanımlarken ‘petrol taşıma ağlarını yönetmek, ekonomik sözleşmeler ve mali paravan olarak faaliyet gösteren şirketler üzerinde denetim kurmakla’ suçladı. Yaptırım listesine onunla bağlantılı, Gulf Energy for Oil Services, Gulf for General Contracting, Iraq International for Energy ve Gulf Energy for General Transport adlı dört şirket de eklendi.

Yaptırımlar ekonomik dosyayla sınırlı kalmadı ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları'na da uzandı. ABD Hazine Bakanlığı, aralarında Ahmed Hudayr ve ‘Ebu Meryem’ künyeli Muhammed İsa Kazım el-Şuveyli'nin de bulunduğu tugay liderlerine yaptırım uyguladı. Bu isimler, ‘Lübnan Hizbullahı ile koordinasyon içinde Irak'a silah satın alıp nakletmekle’ suçlandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, karara ilişkin yorumunda sert bir dil kullanarak, İran rejiminin Irak halkının hakkı olan kaynakları haydut bir çete gibi yağmaladığını söyledi. Washington'ın Irak petrolünün terörün finansmanında ya da uluslararası yaptırımların delinmesinde kullanılmasına izin vermeyeceğini de vurguladı.

Bağdat reddediyor ve savunuyor

Öte yandan Irak Petrol Bakanlığı, Bakanlık Müsteşarı Ali Maaric el-Bahadili’ye yöneltilen suçlamaları reddeden resmi bir açıklama yapmak için gecikmedi. Bakanlık, petrol ihracatı, pazarlaması ve tanker yükleme operasyonlarının Dağıtım İşleri Müsteşarı'nın yetki alanında olmadığını, bu işlemlerin resmi prosedürler çerçevesinde SOMO şirketi ve yetkili kurumlar tarafından yürütüldüğünü vurguladı.

Bakanlık, her türlü hukuki işleme veya denetim soruşturmasına iş birliği yapmaya hazır olduğunu belirterek ‘siyasi yorumlardan’ uzak biçimde Irak yargısına ve yetkili denetim kurumlarına saygı gösterilmesinin önemine dikkati çekti.

Bakanlık ayrıca daha önce Irak petrol pazarlama şirketi SOMO tarafından yayımlanan ve Irak petrolüne ilişkin kaçakçılık operasyonları ile menşe belgelerinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını açıklayan önceki bildirileri de hatırlattı.

Öte yandan yaptırımlar, her ne kadar resmî açıklamalarda reddedilse de ekonomi ve petrol çevrelerinde geniş çaplı bir endişe dalgası yarattı. Ancak ABD'nin suçlamaları, Irak petrolünün uluslararası piyasalardaki itibarıyla doğrudan bağlantılı son derece hassas bir dosyayı ilgilendiriyor.

Ekonomist Ziyad el-Haşimi, yaptırım listelerine isim eklenmesinin ötesinde daha derin yansımalar konusunda uyardı. Asıl tehlikenin Irak'ın kademeli olarak İran petrolü kaçakçılık operasyonlarında ‘suç ortağı devlet’ konumuna sürüklenmesi olduğunu değerlendiren Haşimi, bunun Bağdat'ı giderek artan mali ve diplomatik baskılarla karşı karşıya bırakabileceğini vurguladı.

Haşimi, bu yaptırımların türünün ilki olmadığını; Irak petrol sektörüne yönelik süregelen ABD’nin baskılarının devamı olduğunu belirtti. Özellikle İran petrolünün uluslararası piyasalarda pazarlanması için Irak belgelerinin ve menşe sertifikalarının kullanıldığına dair daha önceki bilgilerin gündeme gelmesinin ardından bu baskıların yoğunlaştığına dikkat çekti.

Haşimi'ye göre meselenin en tehlikeli boyutu, meşru Irak petrolünün itibarının bizzat zarar görmesi ihtimali. Irak petrol sevkiyatları uluslararası şirketler ve denizcilik otoritelerinin daha yoğun denetimiyle karşılaşabilir; bu da taşıma ve sigorta maliyetlerini artırarak ihracat akışını aksatabilir.

Haşimi, sevkiyat ve menşe belgelerinin doğruluğuna ilişkin şüpheler büyüdükçe uluslararası alıcıların gelecekte ilave hukuki güvenceler ya da daha yüksek fiyat indirimleri talep edebileceği konusunda da uyardı. Washington'ın kaçakçılık veya mali örtbas operasyonlarında ‘kurumsal bir örüntü’ tespit etmesi halinde yaptırımların taşıma şirketlerini, bankaları, ticari aracıları, hatta devlet kurumlarını kapsayacak biçimde genişleyebileceği uyarısında da bulundu.

Peki neden şimdi?

Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, özellikle yükselen bölgesel gerilimler ve küresel enerji piyasasındaki köklü dönüşümler ortamında Bağdat'ta geniş çaplı soru işaretleri doğuruyor.

Uluslararası ekonomi profesörü Nevvar es-Saidi, ABD’nin uyguladığı son yaptırımların Washington'ın Irak'a yaklaşımındaki belirgin bir değişimi yansıttığı görüşünde. Yaptırımlar artık yalnızca İran'la değil, bölgenin tamamındaki enerji ve finansman ağlarını yeniden yapılandırmayla bağlantılı.

ABD'nin bu adımlarla büyük petrol üreticisi ülkeler ve başta Irak olmak üzere petrol ve para hareketlerini denetleyip kontrol edebildiğini gösteren bir mesaj vermeye çalıştığını söyleyen Saidi, Washington'ın enerji dosyasını bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak gördüğünü, dolayısıyla İran'ın yaptırımları delmesine yardımcı olduğuna inandığı her ağın ABD Hazine Bakanlığı'nın doğrudan hedefi haline geldiğini belirtti.

Zamanlamanın hassasiyetinin küresel petrol piyasasındaki dalgalanmalar ve bölgedeki güvenlik gerilimleriyle de bağlantılı olduğuna dikkati çeken Saidi, büyük güçlerin Ortadoğu'da yerleştirmeye çalıştığı yeni siyasi ve ekonomik düzenlemelerin bu hassasiyeti artırdığının altını çizdi.

Saadi'ye göre yaptırımlar Irak'ın petrol ihracat hacmini hemen etkilemeyebilir. Çünkü küresel piyasa Irak ham petrolüne ihtiyaç duymaya devam ediyor. Ancak gerçek etki sigorta, taşıma ve finansal transfer maliyetlerinin yükselmesinde ve yabancı banka ile şirketlerin temkinli tutumunun artmasında kendini gösterecek.

vfdvfdv
Washington'ın yaptırımları açıklamak için seçtiği zamanlama, Bağdat'ta geniş çapta soru işaretlerine yol açıyor (AFP)

Gözlemcilere göre ABD’nin yaptırımları, Irak petrol sektörü içindeki çatışmanın boyutlarını da gözler önüne serdi. Bu sektör son yıllarda, parti ve silahlı grup çıkarlarının ticaret ve enerjiyle iç içe geçtiği karmaşık bir siyasi ve ekonomik nüfuz alanına dönüştü.

Irak uzmanı ve araştırmacı Hüseyin eş-Şimmeri, Washington'ın yalnızca petrol kaçakçılığı operasyonlarını değil, enerji, taşıma ve müteahhitlik sözleşmelerine dayanan finansal ve ticari ağlara yaslanan silahlı grupların ‘ekonomik kolunu’ da vurmaya çalıştığını belirtti.

ABD'nin Irak ekonomisini artık bölgedeki İran nüfuzunun kilit araçlarından biri olarak gördüğünü söyleyen Şimmeri, yeni yaptırımların gayri resmi finansman kaynaklarını daraltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu vurguladı. ABD’nin mesajının yalnızca bireylere değil, Irak devlet kurumlarına da hitap ettiğine dikkat çeken Şimmeri, Washington'ın petrol, para ve sözleşme hareketlerini yakından izlediğini ifade etti.

Şimmeri, önümüzdeki dönemde ABD'nin Bağdat üzerindeki baskısının artabileceğini ve özellikle ‘gölge filo’ tartışmalarının uluslararası arenada yoğunlaşmasıyla birlikte petrol sektörünün yeniden düzenlenmesi, ihracat operasyonlarının ve aracı şirketlerin denetiminin güçlendirilmesi yönünde adımlar atılabileceğini öngördü.

Endişeler ve olasılıklar

Iraklı ekonomistler, yaptırımların en tehlikeli boyutunun yalnızca siyasi değil, neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanan Irak mali sistemi üzerindeki olası yansımaları olduğu konusunda uyardı.

Irak genel bütçe gelirlerinin yüzde doksanından fazlasını petrol ihracatından karşılıyor; enerji sektörünün şeffaflığına yönelik her türlü sorgulama uluslararası bankalar, sigorta şirketleri ve finansal piyasalarla ilişkileri doğrudan etkileyebilir. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre ABD Hazine Bakanlığı'nın son yıllarda finansal transferler konusundaki tutumunu sertleştirmesi, Bağdat'ı kara para aklama veya yaptırımları delmeyle ilgili suçlamalar karşısında çok daha kırılgan bir konuma getirdi.

Ekonomistler, baskıların sürmesinin Irak hükümetini ABD ile olası bir gerilimden kaçınmak amacıyla petrol sektöründe daha katı denetleyici önlemler almaya ve bazı sözleşme, taşıma ile pazarlama mekanizmalarını gözden geçirmeye itebileceğini değerlendiriyor. Siyasetçiler ise yaptırımların ilerleyen dönemde başka isim veya kurumları kapsayacak biçimde genişlemesi halinde Bağdat-Washington ilişkilerinde yeni bir gerilim kaynağına dönüşebileceğinden endişeleniyor.

Bu karmaşık tablo karşısında yeni Irak hükümeti, ülkenin en kritik ekonomik sektörünü bölgesel ve uluslararası gerilimin yansımalarından koruma ve küresel enerji piyasasının en çalkantılı dönemlerinden birinde Irak petrolünün itibarını koruma konusundaki kapasitesini sınayan hassas bir sınavla karşı karşıya.



Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, “Mısır’ın askerî çabalarının Suudi Arabistan topraklarını savunmaya yönelik olduğunu ve Yemen’e yönelik bir saldırıyı kapsamadığını” vurguladı. Sisi dün akşam yaptığı açıklamada, “Buradaki amaç, Suudi Arabistan’ın topraklarını ve sınırlarını, ayrıca Mısır’dan talep edilmesi hâlinde diğer Arap ülkelerinin topraklarını savunmaktır” dedi. Mısır’ın askerî faaliyetlerinin kendi sınırlarının ötesine ya da güvenliğini ve istikrarını korumayı önemsediği kardeş ülkelerin topraklarında saldırı amacıyla yürütülmeyeceğini ifade etti.

Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerinin yanında durmasının ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu belirtti. “Arap ulusal güvenliği bir bütündür” diyen Sisi, Körfez’deki kardeş ülkelerin istikrarının Mısır’ı ulusal güvenlik açısından doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı. Sudan, Libya ve Somali dâhil bütün Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini söyledi.

Mısır Parlamentosunun, Suudi Arabistan’a destek amacıyla gerekli adımların atılması konusunda Cumhurbaşkanı Sisi’ye yetki verilmesini görüşmek üzere önümüzdeki pazartesi toplanması planlanıyor.

Sisi, dün Başbakan Mustafa Medbuli ve çok sayıda bakanın katılımıyla, “Mısır Forumu 2026” kapsamında düzenlenen “Vatan ve Vatandaş Güvenliği” başlıklı oturuma katıldı.

Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed Şinavi’nin açıklamasına göre İçişleri Bakanı Mahmud Tevfik, güvenlik sisteminin geliştirilmesi ve adli suçlarla mücadele için yürütülen çalışmaları anlattı.

Tevfik, suç yöntemlerinin gelişmesi karşısında güvenlik çalışmalarını yeniden yapılandırmak amacıyla kapsamlı bir plan hazırlandığını belirtti. Planın temel başlıkları arasında siber suçlar ve fikrî mülkiyet alanlarında uzman kadroların yetiştirilmesi, terör örgütlerinin faaliyetlerinin erken aşamada izlenmesi, vatandaşların bilinç düzeyinin artırılması ve hükümlülere yönelik ceza politikalarının güncellenmesi yer alıyor. Tevfik, vatandaşların bilinçlendirilmesinin ülkenin istikrarını hedef alan girişimlere karşı önemli bir savunma hattı oluşturduğunu kaydetti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati ise ülkesinin kriz ve çatışmaların yaşandığı ülkelerle çevrili olduğunu, bu durumun doğrudan Mısır’ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı bulunduğunu söyledi. Abdülati, Mısır’ın dünyanın önde gelen güçleriyle stratejik ilişkilere ve ortaklıklara sahip olduğunu belirterek, bu ilişkilerin Sisi’nin ortaya koyduğu “stratejik denge” doktrini doğrultusunda ihtiyatlı ve dengeli biçimde yürütüldüğünü ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliği konusunda da açıklamalarda bulunan Abdülati, Mısır’ın kıyıdaş ülkelerle iş birliği yaparak bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamayı hedeflediğini belirtti. Bu iş birliğinin lojistik, ekonomi ve turizm alanlarında ortaklıkların geliştirilmesini de kapsadığını kaydetti.

Abdülati, su güvenliğinin Mısır için hayati bir mesele olduğunu vurgulayarak, “110 milyon Mısırlının yaşamı hiçbir tarafın tek taraflı iradesine bırakılamaz” dedi. Mısır’ın yalnızca uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasını talep ettiğini belirtti.

Mısır’ın Afrika Boynuzu ülkelerine yönelik politikasının temel ilkelerini de sıralayan Abdülati; ülkelerin iç işlerine müdahale edilmemesi, ulusal birlik ve bağımsızlıklarının korunması, bölgede ayrılıkçılığın ve ülkelerin bölünmesinin kesin biçimde reddedilmesi ile denize erişim konusunun komşu ülkelerle koordinasyon ve anlaşma yoluyla ele alınması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Abdülati, Mısır’ın Sudan’ın bölünmesine ve Sudan devletinin kurumlarının çökmesine izin vermeyeceğini de söyledi. Mısır’ın, Sudan’da siyasi bir çözüm bulunması için bölgedeki diğer aktörlerle birlikte çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Dün akşam oturumu sırasında yeniden söz alan Sisi ise devlet kurumlarının korunmasının önemine dikkat çekti. Devlet kurumlarının ayakta tutulamamasının ülkelerin çöküşüne yol açtığını belirten Sisi, devletlerin çökmesinin çok ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Bölgedeki mevcut tablonun bu durumu açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.

Sisi ayrıca, 2014’ten bu yana Mısır dış politikasına yön veren temel ilkeleri sıraladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu ilkelerin; ülkelerin iç işlerine müdahale etmemek, komplolardan kaçınmak, ulusal devletlerin birliğini ve kurumlarını korumak, silahlı milislerle ilişki kurmamak, inşa ve kalkınma için iş birliği yapmak ve bütün aktörlerle dengeli ilişkiler içinde olumlu bir angajman yürütmek olduğunu ifade etti.


Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan hükümeti, perşembe günü yapacağı toplantıda Adalet Bakanlığının, bu ayın 8’inde uluslararası Dahr el-Beydar yolu üzerinde ele geçirilen ve Hizbullah mensubu iki kişinin üzerinde bulunduğu belirtilen patlayıcı sevkiyatı dosyasının en üst yargı organı olan Adli Konsey’e sevk edilmesi talebini görüşecek. Konseyin kararları kesin olup temyize götürülemiyor.

Hizbullah ve destekçileri arasında rahatsızlığa yol açan bu talep, söz konusu dosyanın yetkili mahkemelerde görülen sıradan bir suç olmaktan çıkarılarak devlet güvenliğini tehdit eden bir suç kapsamında değerlendirilmesinin önünü açıyor.

Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Caferi Müftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, dosyayla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İç barış açısından, güvenlik kurumlarının yürütme erkinin siyasi oyunlarına dâhil edilmesinden veya siyasi anlaşmazlıkların yargı üzerinden yeniden şekillendirilmesinden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. Bu durum, özellikle Adli Konsey söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Zira ülke içindeki kırmızı çizgiler, ulusal düzeyde son derece hassas ve gerilimli bir nitelik taşıyor; Ortadoğu’daki ve dünyadaki çatışmalardan bile daha karmaşık bir durum söz konusu. Ulusal güvenlikte ve siyasi uzlaşmada yapılacak bir hata, kimsenin sağ çıkamayacağı bir maceranın önünü açar.”

Adli Konsey nedir?

Adli Konsey, Lübnan’daki en üst düzey olağanüstü ceza yargısı organıdır. Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçlarla kamu güvenliğini ilgilendiren bazı suçları ele alır. Davalar, Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle Konsey’e sevk edilir.

dvfbg
Lübnan’a ait bir helikopter, 4 Ağustos 2020’de meydana gelen büyük patlamanın ardından Beyrut Limanı’ndaki yangını söndürme çalışmalarına katılırken (Arşiv – AFP)

Dolayısıyla Konsey, tüm suçlar üzerinde kendiliğinden genel bir yargı yetkisine sahip değildir. Yetkisi, yalnızca Adalet Bakanının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun çıkardığı kararnameyle kendisine sevk edilen dosyalarla sınırlıdır.

Uluslararası hukuk uzmanı avukat Profesör Antonios Ebu Kasım’a göre, Adli Konsey’deki yargılamalar, sanığın duruşmada hazır bulunduğu veya gıyabında yapılan yargılamalar olması fark etmeksizin, ağır ceza mahkemelerinde uygulanan usullere göre yürütülüyor.

Konsey, kararlarını oy birliğiyle veya oy çokluğuyla nihai olarak veriyor. Bu kararlar, olağan ya da olağanüstü herhangi bir kanun yoluyla temyize veya yeniden incelemeye götürülemiyor. Bunun nedeni, Konsey’in tek dereceli olağanüstü bir mahkeme olması.

 cvfbghju
Beyrut’un Eşrefiye semtinde Beşir Cemayel’in hayatını kaybettiği patlamanın ardından oluşan yıkım (AFP)

Konsey, Yargıtay Birinci Başkanı ile yine bu mahkemeden seçilen dört üst düzey hâkimden oluşuyor. Üyeler, Adalet Bakanının önerisi ve Yüksek Yargı Konseyinin onayı üzerine Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle atanıyor. Aynı kararnameyle yedek bir hâkim de görevlendiriliyor.

Ebu Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yargıtay nezdindeki cumhuriyet savcısının veya yardımcılarından birinin savcılık makamını temsil ettiğini ve kamu davasını yürüttüğünü belirtti.

Soruşturma hâkiminin görevini ise «adli soruşturma hâkimi» olarak adlandırılan bir yargıç üstleniyor. Bu hâkim, Adalet Bakanı tarafından, Yüksek Yargı Konseyinin onayı alınarak atanıyor ve görevi, kendisi için belirlenen dosyanın sonuçlanmasıyla sona eriyor.

Ebu Kasım, “Adli soruşturma hâkimi, savcılığın talebine gerek duymaksızın tüm yargısal müzekkereleri çıkarabilir. Bu konudaki kararlarına karşı herhangi bir başvuru yolu bulunmuyor. Adli soruşturma hâkimi, hem soruşturma hâkimliği hem de iddianame düzenleyen heyetin görevlerini şahsında birleştiriyor. Bu nedenle soruşturma sonunda verdiği karar, bilinen anlamıyla bir ara karar değil, suçlama kararı niteliği taşıyor” dedi.

Adli Konsey’in ele aldığı başlıca suçlar

Lübnan tarihinde ülkeyi sarsan en ciddi suçlar, siyasi suikastlar ve bombalı saldırılar Adli Konsey’e sevk edildi. Bunların başlıcaları arasında eski Lübnan Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel’in öldürülmesi, eski Başbakan Refik Hariri ve beraberindekilere yönelik suikast (dosyanın Lübnan Özel Mahkemesine devredilmesinden önce), Beyrut Limanı patlaması, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, Akkar’daki Telil patlaması, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, eski bakanlar Dani Şamun ve İli Hübeyka ile milletvekili Piyer Emin Cemayel’e yönelik suikastlar ve başka siyasi ve güvenlik yetkililerinin öldürülmesi yer alıyor.

Adli Konsey’in yargılamaları tamamlayarak karar verdiği öne çıkan dosyalar arasında Dani Şamun ve ailesinin öldürülmesi, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, İslami Hayır Projeleri Derneği Başkanı Şeyh Nizar Halebi’ye yönelik suikast, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, Sayda’da dört hâkimin öldürülmesi ve Zahle olayları bulunuyor.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı

Adli Konsey’in bugün Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasına bakma yetkisine sahip olup olmadığı konusunda Ebu Kasım, şu değerlendirmede bulundu:

“Adli Konsey, Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasını ancak Bakanlar Kurulunun davayı kendisine sevk etmesi halinde ele almaya yetkili olur. Hükümetin sevki olmadan dosyayı kendiliğinden inceleyemez. Ancak dosya kendisine sevk edildikten sonra da yetkisiz olduğu gerekçesiyle davaya bakmayı reddedemez.”

Ebu Kasım, Bakanlar Kurulunun bir suçu devletin iç veya dış güvenliğini ya da kamu güvenliğini tehdit eden bir suç olarak nitelendirme konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatının ciddiyeti ve ulusal güvenlik ile iç barışla doğrudan bağlantısı dikkate alındığında, Adalet Bakanının önerisi üzerine hükümetin dosyayı Adli Konsey’e sevk etmesinin doğal olduğunu ifade eden Ebu Kasım, Lübnan hükümetinin 2 Mart 2026’da Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan bir karar aldığını da hatırlattı.

Ebu Kasım, Adli Konsey’e sevk kararnamesinin Konsey’in yetkilerini sınırlandırdığını belirterek şunları söyledi:

“Hükümet, belirli bir davayı Adli Konsey’e sevk etme kararı aldığında iki tür yetki kullanır. Bunlardan ilki, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 355’inci maddesi uyarınca yasayla Konsey’e verilen yargısal yetkidir. İkincisi ise hükümetin söz konusu eylemi devletin iç güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirmesinden kaynaklanan siyasi yetkidir. Bu, iç düzeyde egemenlik yetkisinin kullanılması anlamına gelir ve hükümet bu iradesini sevk kararnamesiyle ortaya koyar.”


Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
TT

Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)

Filistinli kaynaklar, Fetih Hareketi’nden üst düzey bir heyetin birkaç gün önce Mısır’ın başkenti Kahire’de Hamas başta olmak üzere Filistinli grupların temsilcileri ve yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Görüşmelerin, yakın zamanda yeniden bir araya gelinmesi konusunda anlaşmaya varılmasıyla sona erdiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan, biri Hamas’tan diğeri başka bir Filistinli gruptan iki kaynak, İsrail’de gelecek salı günü yapılacak Knesset seçimlerinin ardından görüşmelerin sürdürülmesine ve bir anlaşmaya varılmasına karar verildiğini söyledi.

Hamaslı kaynak, hareketin Batı Şeria’daki siyasi büro başkanı Zahir Cebbarin ile siyasi büro üyeleri Gazi Hamad ve Hüsam Bedran’ın yer aldığı heyetin, Cibril Recub başkanlığındaki Fetih heyetiyle iki görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Fetih heyetinde Muhammed Iştiyye de yer aldı. İlk görüşmeye Mısır İstihbarat Teşkilatı’nda Filistin dosyasından sorumlu Tümgeneral Ahmed Abdülhalik’in katıldığı kaydedildi.

Hamaslı kaynak ilk görüşmeyi olumlu olarak nitelendirirken, Fetih’ten bir kaynak ile görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirilen iki Filistinli grubun temsilcisi, toplantının sonuçlarının beklentileri karşılamadığını ifade etti. Kaynaklardan biri görüşmeyi başarısız olarak tanımladı.

Söz konusu kaynaklara göre görüşmede somut bir uzlaşmaya varılamadı ve üzerinde ilerleme sağlanabilecek herhangi bir mutabakat ortaya çıkmadı. Bununla birlikte, tarafların birbirlerinin taleplerini dinlemeye istekli olması ve toplantının genel atmosferi olumlu değerlendirildi.

Dört kaynak, ilk görüşmede Hamas heyetinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) yeniden yapılandırılması, Yüksek Mahkeme, kamu görevleri, Gazze’deki kamu çalışanlarının durumu ve pasaportlar gibi başlıkları gündeme getirdiğini aktardı. Hamas ayrıca, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinin hareket mensuplarına yönelik uygulamalarına itiraz etti.

cdvfgbhj
Mısır Dışişleri Bakanı, Nisan 2025’te Kahire’de Fetih Hareketi heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Hamas heyeti, bölünmüşlüğün sona erdirilmesine zemin hazırlayacak bu önemli meselelerin tümüne çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte görüşmelerde özellikle FKÖ meselesine ağırlık verildi. Filistin ulusal projesiyle ilgili konuların ve bu projenin geleceğinin ele alınması gerektiği ifade edildi.

Kaynakların çoğunun daha önemli ve ciddi olarak nitelendirdiği ikinci görüşmede ise Fetih heyeti, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hazırladığı ve Hamas’ın kabul etmesini şart koştuğu belgeyi sundu.

Şarku’l Avsat, geçen ayın sonunda söz konusu belgede yer alan maddelerin ayrıntılarını yayımlamıştı. Belgede şu talepler yer alıyordu:

  • Gazze’deki darbe sonuçlarının ortadan kaldırılması.
  • Tek sistem, tek hukuk ve meşru silah ilkesine bağlı kalınması.
  • Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak FKÖ’ye ve örgütün programına bağlılık gösterilmesi.
  • Barışçıl halk direnişinin benimsenmesi.
  • Uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüm temelindeki siyasi çözüme bağlı kalınması.
  • Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kararıyla bir teknokratlar hükümetinin kurulması ve bu hükümetin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapması.
  • Kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmaya yönelik müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda yürütülmesi.

Hamas'ın çekinceleri

Hamas’tan bir kaynak ile başka bir Filistinli gruptan bir kaynak, hareketin Abbas’ın belgesindeki üç maddeye itiraz ettiğini ve üç konuda çekince ileri sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, Hamas’ın FKÖ’yü ve örgütün programını tanımaya karşı olmadığını, ancak örgütün özellikle İsrail’i tanıma, İsrail’le güvenlik koordinasyonu yürütme ve Filistinlileri İsrail’e bağlayan diğer siyasi yükümlülüklerini kabul etmeyeceğini vurguladı.

xcd
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril Recub (AFP)

İki kaynağa göre anlaşmazlık yaratan bir diğer konu, Hamas’ın iki devletli çözümü kabul etmeden, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulmasını kabul edip etmeyeceği meselesiydi. Hamas, İsrail’i ikinci bir devlet olarak tanımayı reddettiği için iki devletli çözüm formülüne karşı çıkıyor.

Son anlaşmazlık ise direnişin yalnızca barışçıl yöntemlerle sınırlandırılması talebiyle ilgiliydi. Hamas heyeti, diğer direniş biçimlerini dışlamayacak başka bir ifadenin kullanılmasını istedi.

Aynı kaynaklar, bu konuların çözüme kavuşturulamadığını belirtti. Fetih heyetinin, söz konusu meseleleri hareket içinde ve Devlet Başkanı Abbas’la görüşmek üzere gündemine alacağını Hamas heyetine bildirdiği aktarıldı. Abbas’ın ise Hamas’ın belgede yer alan bütün maddeleri kabul etmesi konusunda ısrarcı olduğu değerlendiriliyor.

Diğer Filistinli gruplarla görüşmeler

Fetih ve Hamas heyetleri, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Fetih’ten ayrılan Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki Fetih Demokratik Reform Akımı da dahil olmak üzere diğer Filistinli gruplarla da görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda aynı meseleler ele alındı.

Fetih heyeti ile Dahlan’ın liderliğindeki akım arasındaki görüşmede ise iç uzlaşı konusu öne çıktı. Dahlan’a bağlı heyet, hareketten ihraç edilen tüm üyelerin yeniden Fetih’e alınmasını, maaşları kesilen kişilerin ödemelerinin tekrar başlatılmasını ve bütün üyelerin Merkez Komitesi ile Devrim Konseyi gibi hareketin çeşitli organlarına yeniden dahil edilmesini talep etti.

Fetih heyeti başkanı Cibril Recub, söz konusu talepleri Devlet Başkanı Abbas’a ileteceğini belirtti.

Fetih heyeti ayrıca İslami Cihad yönetimiyle bir görüşme yaptı. Her iki hareketten kaynaklar, toplantının son derece olumlu geçtiğini ifade etti.

Fetih’ten bir kaynak, İslami Cihad’ın ulusal uzlaşı çerçevesinde varılacak tüm anlaşmalara bağlı kalacağını teyit ettiğini söyledi. Ancak İslami Cihad’ın da direniş kavramına ilişkin ifadenin değiştirilmesini ve direnişin yalnızca barışçıl halk direnişiyle sınırlandırılmasını talep ettiği belirtildi.

Hamas ve diğer Filistinli gruplardan dört kaynak, Mısırlı yetkililerin görüşmeler sırasında Kahire’nin ulusal diyalog çağrısı yapma görevi bulunmadığını, bu yöndeki kararın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından alınması gerektiğini vurguladığını aktardı. Mısır’ın ise böyle bir diyaloğa ev sahipliği yapmaya tamamen hazır olduğu ifade edildi.

Aynı kaynaklara göre Mısır tarafı, ikili görüşmelerin kapsamlı ulusal diyalog öncesinde tüm meselelerde uzlaşmaya varılmasının önünü açması gerektiğini belirtti. Yeni bir başarısızlığa izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Mısırlı yetkililer, genel diyalog sürecine geçilmeden önce bütün temel konularda mutabakat sağlanmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

Kaynaklar, kapsamlı diyalog toplantısının tüm Filistinlilerin yanı sıra Arap ve İslam ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin de yakın takibinde olacağını belirtti. Toplantının, önümüzdeki dönemde Filistinlilerin seçeneklerini ve geleceklerini belirlemeye yönelik, uluslararası destek gören bir siyasi sürecin önünü açabileceği değerlendiriliyor.