Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
TT

Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)

Yaser Arafat, 1979’daki Humeyni Devrimi’nin ardından İran’a ulaşan ilk isim olmuştu. İran’ın İsrail Büyükelçiliği’ni kapatıp Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) devretmesiyle, Filistin devriminin yeni İran’da genişlediğini düşündü. Ancak kısa süre içinde, İran’ın açık ve doğrudan desteğinin “Allah rızası için” olmadığını; karmaşık, zor ve şartlara bağlı olduğunu fark etti. Böylece ilişkiler, kısa süren bir “balayı” döneminin ardından hızla kopma noktasına geldi.

Arafat’a yakın isimlerin anlattığına göre, hızlı zekâsı ve nüktedanlığıyla bilinen Filistin lideri, Humeyni’nin görüşme sırasında Farsça tercüman istemesine şaşırmıştı. Oysa Humeyni Arapçayı gayet iyi biliyordu. Ardından Humeyni’nin Filistin devriminin “İslami bir devrim” olduğunu ilan etmesini istemesi, Arafat’ın şüphelerini daha da artırdı. Arafat ise devrimin yalnızca Müslümanların değil, Hristiyanların da içinde bulunduğu tüm Filistin halkının devrimi olduğunu söylemekle yetindi.

fb
Yaser Arafat, 17 Şubat 1979’da Tahran ziyareti sırasında. Arafat, “İslam Devrimi”nden sonra İran’ı ziyaret eden ilk resmî isim olmuştu (Getty)

Daha sonra kendi çevresinde alaycı bir şekilde, “Kur’an’ın dili olan Arapçayı konuşmayan bir İslam devrimi lideri” görüntüsünün ironisinden söz ettiği aktarılır. Oysa Humeyni, devrim başarıya ulaşmadan önce Arapçayı akıcı biçimde konuşabiliyordu.

Arafat-Tahran hattında açık düşmanlık

Arafat, tüm çekincelerine rağmen İranlılarla ilişkisini bir süre sürdürdü. Ancak İran-Irak Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Tahran yönetimi tavrını netleştirdi. İran, Arafat’tan Saddam Hüseyin’e karşı açık destek vermesini istedi. Arafat bunu reddetmekle kalmadı, tam tersine Irak’a yakın bir çizgi izledi.

dfrft
1982 yılında Beyrut’tan çekilişi sırasında Yaser Arafat’ın konvoyuna eşlik eden Fransız güvenlik görevlisi (çift gözlük takan) (Getty)

Bunun ardından umut vadeden ilişkiler büyük bir çatışmaya dönüştü. İran, FKÖ’yü ve Arafat’ı zayıflatmak için muhalif Filistinli grupları desteklemeye başladı.

Filistinliler hâlâ, 1982’de İsrail Beyrut’u kuşatırken İran’ın Arafat için hiçbir adım atmamasını hatırlıyor. İran o sırada Irak’la savaş halindeydi. Dahası, İran’ın müttefiki Suriye; Ebu Musa liderliğinde Fetih içerisindeki en büyük ayrılığı destekledi, finanse etti ve barındırdı. Daha sonra “Fetih İntifadası” adını alan bu hareket Suriye’ye yerleşti.

gtrtgrt
1989’da Lübnan İç Savaşı sırasında Beyrut’taki Burc el-Baracne Mülteci Kampı’nda Filistinli kadınlar ve kız çocukları (Getty)

Tahran ayrıca FKÖ çatısı altındaki başka ayrılıkları da destekledi. Filistinliler, Humeyni’ye bağlılığını ilan eden Lübnan’daki Şii Emel Hareketi milislerinin Filistin kamplarında gerçekleştirdiği katliamları da unutmadı.

Bu dönemden sonra Arafat’ın, FKÖ’nün ve daha sonra kurulan Filistin Yönetimi’nin İran’la ilişkileri hiçbir zaman iyi olmadı. Karşılıklı suçlamalar zamanla açık düşmanlığa dönüştü.

“Hamas” ve “İslami Cihad” üzerinden nüfuz

İran, uzun süreli çabalar ve birçok başarısız girişimin ardından, Filistin Yönetimi’nin kuruluş sürecinde “Hamas” ve “İslami Cihad” hareketleri üzerinden kendisine alan açtı. Önce siyasi destek verdi, ardından mali ve askeri yardımları artırdı. Sonunda bölgesel bir eksen oluşturdu.

grfgrf
Lübnan İç Savaşı sırasında, 8 Ağustos 1986’da Emel Hareketi’nin askerî geçidinde görülen Nebih Berri. Fotoğrafta Musa Sadr’ın büyük bir portresi de yer alıyor (AFP - Getty)

Bu eksen, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısıyla büyük bir sarsıntı yaşadı ve etkileri İran’a kadar uzandı.

Hamas ile İslami Cihad’ın İran’la ilişkileri 1980’lerin sonlarında başladı ve 1990’larda güçlendi. 2000’deki İkinci İntifada ile birlikte İran’ın desteği daha da arttı. Hamas’ın Gazze’yi kontrol altına alması ise ilişkilerde yeni bir dönüm noktası oldu.

Bu süreçte Hamas ve İslami Cihad mensupları İran’da ve Lübnan’daki Hizbullah kamplarında, İran Devrim Muhafızları gözetiminde eğitim almaya başladı.

İran, her iki harekete büyük miktarda mali destek sağladı; silah, roket üretimi ve füze teknolojisi konusunda eğitim verdi. Filistin Yönetimi ve Fetih ise Tahran’ı, bu desteklerle Filistin iç bölünmesini derinleştirmekle suçladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları, Gazze’nin kontrol altına alınmasının İran’la ilişkileri “eşi görülmemiş düzeye” taşıdığını söyledi.

Gazze dışındaki bir Hamas kaynağı, “Hareket büyük mali ve askeri destek aldı, savaşçıların deneyimi geliştirildi” dedi.

Gazze içindeki başka bir kaynak ise İran’ın Gazze’de eğitim projeleri kurmayı önerdiğini ancak Hamas’ın bunu reddettiğini belirtti. Bunun yerine belirli isimlerin yurt dışında eğitim aldığı ifade edildi.

İslami Cihad’ın İran’la ilişkisi ise daha eski ve daha güçlüydü. Hareketten bir kaynak, İran’ın kendilerine Grad ve Fecr tipi füzeler sağladığını, daha sonra bunların İran uzmanlığıyla yerel olarak geliştirildiğini anlattı.

İran’ın Gazze’deki etkisi

İran’ın etkisi zamanla Gazze’de çok belirgin hale geldi. Küçük gruplar da İran’dan destek almaya başladı. Açık şekilde Şiileşen yapılar ortaya çıktı, hatta kendisini “Filistin Hizbullahı” olarak adlandıran oluşumlar görüldü.

Hamas ve İslami Cihad kararlarının bağımsız olduğunu savunsa da İran’ın müdahalesini gizlemek mümkün olmadı.

defrgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın, Hamas’ın kuruluşunun 28’inci yıl dönümü kutlamaları kapsamında 11 Aralık 2015’te Han Yunus’ta düzenlediği askerî geçit töreni (AFP - Getty)

Kaynaklar, İran’ın Filistin bölünmesini teşvik edip etmediği sorusuna doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine Tahran’ın temel hedefinin “direnişi geliştirmek ve Gazze cephesini güçlendirmek” olduğunu söylediler.

Suriye devrimiyle kırılma

2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanması, İran-Hamas ilişkilerindeki gerçeği daha görünür hale getirdi. Hamas, Beşşar Esed karşıtı bir çizgi alarak 2012’de Şam’dan ayrıldı. Bu durum İran’ı öfkelendirdi. Tahran, Hamas’a sağladığı desteği büyük ölçüde azalttı.

fev
Filistinli bir çocuk, 10 Haziran 2017’de Refah’ta Komutan Ebu Necca’nın cenaze töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarının arasından etrafa bakarken.

Hamas lideri Halid Meşal daha sonra, Suriye krizinin İran’la ilişkileri ciddi şekilde etkilediğini ve Tahran’ın mali desteği önemli ölçüde kestiğini kabul etti.

İran ise bu süreçte Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı siyasi büroya karşı güçlendirmeye çalıştı. Böylece Hamas içinde eksenler konusunda tartışmalar ve görüş ayrılıkları oluştu.

Ebu Merzuk’un İran çıkışı

2012’de sızdırılan bir telefon kaydı, Hamas içindeki İran rahatsızlığını açık biçimde ortaya koydu.

Dönemin Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Musa Ebu Merzuk, İran’ı sert sözlerle eleştiriyor ve Tahran’ın Filistin direnişine destek verdiği yönündeki açıklamalarını “yalan” olarak nitelendiriyordu.

vdfv
Filistinli bir çocuk, 18 Eylül 2003’te Gazze’nin Zuveyde beldesinde İsrail kurşunlarının deldiği evinin camından dışarı bakarken (Getty)

Kayıtta Ebu Merzuk şu ifadeleri kullanıyordu:

“2009’dan beri onlardan ciddi bir şey gelmedi. Söylediklerinin çoğu yalan.”

Ayrıca İran’ın destek karşılığında Hamas’tan Sudan gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmek için arabuluculuk istediğini de belirtiyordu.

dcfr
İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, 16 Aralık 2016’da Hamas’ın 29. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında düzenlenen askerî geçit töreni sırasında (AFP - Getty)

İran’ın her ele geçirilen silah sevkiyatını “Gazze’ye gidiyordu” diye sunduğunu söyleyen Ebu Merzuk, “Nijerya’da ele geçirilen gemi için bile bize gidiyordu dediler” ifadelerini kullandı.

Bir Hamas kaynağı, bu kaydın İran’ı çok öfkelendirdiğini ve Hamas’ın Tahran’a açıklama yapmak zorunda kaldığını söyledi.

“Direniş ekseni” ve 7 Ekim kırılması

2017’de İsmail Heniyye’nin Hamas liderliğine, Yahya Sinvar’ın ise Gazze liderliğine gelmesiyle İran’la ilişkiler yeniden güçlendi. Özellikle askeri kanadın etkisinin artması ilişkileri daha da derinleştirdi.

İran, Hamas’ı bölgesel “direniş ekseninin” temel unsurlarından biri haline getirdi ve “cephelerin birliği” söylemini öne çıkardı.

fvbngt
Sana’da, İran ve Lübnan’daki Hizbullah ile dayanışma göstermek amacıyla Husi grubunun düzenlediği bir kitlesel gösteri (AFP)

Bu durum Sinvar’da, 7 Ekim saldırısından sonra İran’ın doğrudan müdahil olacağı yönünde beklenti oluşturdu. Ancak bu gerçekleşmedi.

İran, saldırıdan önceden haberdar olduğunu reddetti. Bu durum “direniş ekseni”, “cephelerin birliği” ve koordinasyon düzeyi hakkında ciddi soru işaretleri doğurdu.

İslami Cihad’ın da saldırıdan önceden haberdar olmadığı belirtildi.

Yemen krizi ve yeni ayrılıklar

İslami Cihad da İran’ın siyasi taleplerinden kaçamadı. 2015’te İran, hareketten Yemen’de Husilere destek açıklaması yapmasını istedi. Hareket bunu reddedince Tahran desteği azalttı.

dsfbgtr
Bir İranlı kadın, 24 Ekim 2024’te Tahran şehir merkezinde düzenlenen bir toplanmada, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği bir hava saldırısında hayatını kaybettiği bildirilen Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafını taşırken (AFP - Getty)

İran daha sonra, İslami Cihad’dan kopan isimlerin kurduğu “Sabirin Hareketi”ni desteklemeye başladı.

İslami Cihad’dan bir kaynak, o dönemin hareket açısından en zor dönemlerden biri olduğunu söyledi.

Savaşın sonuçları

7 Ekim sonrasında başlayan savaşlar zinciri, yalnızca Hamas ve Hizbullah’ı değil İran’ı da doğrudan hedef haline getirdi.

İran hâlâ Hamas ve İslami Cihad’a desteğin süreceğini söylüyor. Ancak savaş, güvenlik baskıları ve mali kanallara yönelik Amerikan-İsrail operasyonları nedeniyle desteğin son aylarda ciddi şekilde aksadığı belirtiliyor.

İsrail, Filistin dosyasından sorumlu birçok İranlı yetkiliyi öldürdü. ABD ise İran’dan vekil güçlere desteği kesmesini talep ediyor.

Filistin Yönetimi “Şam hattını” koparıyor

Gazze savaşı sırasında Hamas ve İslami Cihad İran’a siyasi destek verirken, Filistin Yönetimi İran karşıtı çizgisini daha da netleştirdi.

Filistin Yönetimi yalnızca İran lideri Ali Hamaney’i sert şekilde eleştirmekle kalmadı; Hamas’ı da “ulusal değil İran ajandasına hizmet etmekle” suçladı.

sdvfdv
Filistin Yönetimi Başkanı, ABD’nin vize vermeyi reddetmesi üzerine “iki devletli çözüm” konulu Birleşmiş Milletler zirvesine uzaktan katılarak konuşma yaparken (AFP)

Ayrıca ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınamaktan kaçındı, buna karşılık İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını eleştirdi.

Böylece Filistin Yönetimi, kendisini daha açık şekilde “ılımlı Arap ekseni” içinde konumlandırdı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bilgili bir kaynak, “Filistin Yönetimi aslında yeni bir pozisyon almadı, sadece tavrını daha açık hale getirdi” dedi.

Filistin Yönetimi, 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiğini düşünüyor ancak başlayan savaşların sonunda İran’ın bölgesel ajandasının zayıflayacağına inanıyor.



Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
TT

Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)

Yemen'de Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve insani krizler derinleşirken, örgütün lideri Abdulmelik el-Husi, perşembe günü yayımlanan son televizyon konuşmasında yerel ve bölgesel düzeyde siyasi ve askeri söylemini sertleştirdi. El-Husi, İsrail ve ABD'ye karşı mücadeleyi sürdürme, Somali'de saldırılar düzenleme ve İran'ın yanında yeni bir bölgesel savaşa müdahil olma tehdidinde bulundu.

El-Husi'nin açıklamaları, Husilerin içeride seferberlik ve kitlesel mobilizasyon faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. Bu tablo, milyonlarca Yemenlinin yaşam koşullarındaki kötüleşmeye rağmen örgütün gerilim politikasında ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Husi liderinin konuşması, örgütün ABD ve İsrail'e karşı tutumunun değişmediğini yinelemesiyle başladı. El-Husi, "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan oluşumla koordinasyonun sürdüğünü belirterek, özellikle Gazze Şeridi veya başka bir bölgesel cepheyle bağlantılı olması halinde yeni bir çatışma dalgasına katılmaya hazır olduklarını ifade etti.

s6jk6uk
Yemen'in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana'da araçlar, Husi liderinin fotoğrafının yer aldığı bir reklam panosunun altından geçiyor. (AP)

El-Husi ayrıca İran'ı, İsrail ile son çatışmasında elde ettiğini öne sürdüğü "zafer" dolayısıyla kutladı ve bunun tüm "Direniş Ekseni" için bir başarı olduğunu söyledi. Bu açıklama, Husilerin Tahran öncülüğündeki eksenle bağlarını sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.

Somali tehdidi

El-Husi'nin konuşması yalnızca Gazze'deki savaş ve İsrail'le çatışmayla sınırlı kalmadı. Afrika Boynuzu'na da değinen Husi lideri, İsrail'in Somaliland'da askeri varlık oluşturma girişiminde bulunduğunu öne sürdü.

Bunun Aden Körfezi, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz'i kontrol altına alma amacı taşıdığını savunan El-Husi, örgütün bölgede oluşabilecek herhangi bir İsrail varlığını "mevcut tüm imkânlarla" hedef alacağını söyledi.

drth65j
Husi militanları, örgüt liderinin konuşmasını dinleyen kalabalığın güvenliğini sağlıyor. (AFP)

Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkelere de ortak tavır alma çağrısı yapan El-Husi, böylece örgütün askeri söylemini Yemen sınırlarının ötesine taşıyan yeni bir tırmanış mesajı verdi.

İç seferberlik ve askeri hazırlık

Siyasi söylemin sertleşmesine paralel olarak Husiler son günlerde Aşura etkinlikleri kapsamında başkent Sana başta olmak üzere kontrol ettikleri kentlerde geniş çaplı seferberlik kampanyaları yürüttü.

Yerel kaynaklara göre Husi yetkilileri mahallelerde, kamu kurumlarında ve eğitim kuruluşlarında saha çalışmaları yaparak halkı, kamu çalışanlarını ve öğrencileri etkinliklere katılmaya zorladı. Katılımcıların isim listeleri hazırlanarak organizasyonu yürüten makamlara iletildi.

Sana'da yaşayanlar, birçok kişinin hesap vermek veya baskıya maruz kalmaktan çekindiği için etkinliklere katıldığını belirtti. Husilerin daha fazla katılım sağlamak amacıyla hoparlörler ve çeşitli propaganda araçlarını kullandığı ifade edildi.

Main ilçesinde yaşayan bir kişi, mahalle ileri gelenlerine mümkün olduğunca fazla kişiyi etkinliklere getirmeleri yönünde açık talimat verildiğini söyledi. Kamu çalışanları ise yıllardır maaş alamamalarına rağmen törenlere katılmalarının zorunlu tutulduğunu aktardı.

Bölge sakinleri, mezhepsel nitelikli etkinliklere ve kitlesel gösterilere ağırlık verilmesinin, ailelerin gıda, ilaç ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, fiyatların sürekli yükseldiği ve satın alma gücünün gerilediği bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekiyor.

sdgtrh
Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan milyonlarca Yemenli, ağır açlıkla karşı karşıya. (EPA)

Öte yandan El-Husi, "iç cephenin korunması" çağrısı yaparak genel seferberlik programlarının ve askeri eğitim kurslarının sürdürülmesini istedi. Ayrıca örgütün kontrolündeki bölgelerde kabilelerin ve halk komitelerinin yürüttüğü faaliyetleri övdü.

Gözlemcilere göre bu çağrılar, Husilerin mezhepsel içerikli dini etkinlikleri kullanarak askeri ve ideolojik seferberliğe yatırım yapmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Uzun süredir bu organizasyonların siyasi ve askeri nüfuzu genişletmenin yanı sıra yeni savaşçılar devşirmek için araç olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Analistler, El-Husi'nin son konuşmasının, Gazze savaşının başlamasından bu yana örgütün benimsediği; bölgesel gelişmeleri iç söylemini güçlendirmek ve tabanını sürekli seferber durumda tutmak amacıyla kullanma stratejisiyle de uyumlu olduğunu değerlendiriyor.

Gıda krizine ilişkin uyarılar sürüyor

Husilerin tırmandırdığı söylem, Yemen'deki insani durumun kötüleşmeye devam ettiğine ilişkin uluslararası uyarılarla aynı döneme denk geldi.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların raporlarına göre Yemen hâlâ dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşıyor ve milyonlarca kişi acil gıda ve insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Kıtlık Erken Uyarı Ağı'nın (FEWS NET) son raporunda, Husilerin kontrolündeki bölgelerde gıda güvensizliği krizinin bu yılın üçüncü çeyreği sonuna kadar devam etmesinin beklendiği belirtildi.

Rapora göre Hudeyde ve Hacce vilayetleri ile Taiz'in bazı kesimleri "gıda acil durumu" seviyesinde kalmaya devam ederken, Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde de kriz koşulları sürüyor.

Rapor, krizin devam etmesini iş ortamının bozulmasına, ekonomik faaliyetlere getirilen kısıtlamalara, gelir elde etme imkânlarının zayıflamasına ve savaşın etkilerinin sürmesine bağladı. Bu faktörlerin yoksulluğun yaygınlaşmasına ve insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısının artmasına yol açtığı ifade edildi.


Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü dolayısıyla, "Captagon üretim ve kaçakçılığının merkezi" konumundan "uyuşturucuyla mücadelede uluslararası ortak" konumuna geçişini kutladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA, bu yılki uluslararası günün "Küresel uyuşturucu sorunu: Süregelen meseleler, yeni zorluklar ve yenilikçi çözümler" temasıyla anıldığını belirtti. Ajans, küresel uyuşturucu piyasalarında hızlı değişimlerin yaşandığını, yeni uyuşturucu türlerinin ortaya çıktığını ve kaçakçılık yöntemlerinin giderek daha karmaşık hale geldiğini vurguladı.

SANA, Suriye'nin de eski Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından uyuşturucu üretim ve kaçakçılığıyla mücadele kapsamında üretim tesislerini dağıtmayı ve kaçakçılık şebekelerini çökertmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Ajans, "Eski rejim döneminde dünyanın en önemli Captagon üretim ve kaçakçılık merkezlerinden biri olan Suriye, özgürlüğüne kavuşmasının ardından uyuşturucu fabrikalarının tasfiye edilmesi, kaçakçılık ağlarının takibi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesiyle yeni bir döneme girdi. Böylece tehdit kaynağı olmaktan çıkarak uyuşturucuyla mücadelede etkin bir ortak haline geldi" değerlendirmesinde bulundu.

SANA'nın aktardığına göre Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Aralık 2025'te, Esed rejiminin devrilmesinden bir yıl sonra yayımladığı açıklamada Suriye'deki geniş çaplı Captagon üretiminin durdurulduğunu teyit etti. Ofis, Aralık 2024'ten bu yana Suriye hükümetinin 15 Captagon üretim tesisi ile 13 küçük depolama tesisini etkisiz hale getirdiğini bildirdi.

sdcrfgth6
Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nden bir görevli, ele geçirilen Captagon sevkiyatına ait kaçakçılık kolilerini inceliyor. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Ajans ayrıca, UNODC'nin 2026 raporunda, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Captagon piyasasında yaşanan dalgalanmaların bazı bölgelerde hap fiyatlarının yükselmesine yol açtığına dikkat çekildiğini aktardı. Raporda, bazı kullanıcıların metamfetamin gibi diğer sentetik uyuşturuculara yönelebileceği uyarısı da yer aldı.

Uluslararası Uyuşturucuyla Mücadele Günü kapsamında SANA, İçişleri ve Sağlık bakanlıklarının "Uyuşturucusuz Suriye" sloganıyla kapsamlı bir ulusal kampanya başlattığını duyurdu.

Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi Başkanı Tuğgeneral Halid Eid, Suriye el-İhbariye televizyonuna yaptığı açıklamada, "Uyuşturucusuz Suriye" hedefinin yalnızca bir slogan değil, bilimsel ve planlı çalışmalar üzerine kurulu ulusal bir proje olduğunu söyledi.

Mücadele stratejisinin caydırıcılık ile tedaviyi dengeleyen bir yaklaşıma dayandığını belirten Eid, "Uyuşturucu kullanan kişi korunması gereken bir mağdur olarak görülürken, satıcı ve kaçakçılar cezalandırılması gereken suçlular olarak değerlendiriliyor" dedi.

Son aylarda yerel üretim merkezleri ve özellikle gençleri hedef alan uyuşturucu dağıtım ağlarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Eid, bunun üzerine sınır kapılarındaki güvenlik önlemlerinin artırıldığını, takip teknolojilerinin geliştirildiğini ve faaliyet gösteren şebekelere ilişkin kapsamlı bir veri tabanı oluşturulduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı verilere göre Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi 1550 operasyon düzenledi. Operasyonlarda 90 uluslararası kaçakçılık şebekesi çökertilirken, 17 Captagon üretim tesisi kapatıldı.

Operasyonlarda ayrıca 697 milyon Captagon hapı, 15 ton esrar, 10 milyon adet uyuşturucu etkili ilaç, 180 kilogram kokain, 84,5 kilogram kristal metamfetamin, 7 kilogram eroin ve 221 ton kimyasal hammadde ele geçirildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, perşembe günü düzenlediği oturumda, Golan Tepeleri'ndeki Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü'nün (UNDOF) görev süresini oy birliğiyle uzatan kararı kabul etti.

Suriye el-İhbariye televizyonunun haberine göre, Suriye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi İbrahim Alabi, oturumda yaptığı konuşmada Suriye'nin bugün bölgenin en istikrarlı ülkelerinden biri olduğunu belirterek, ülkenin yeniden imar sürecini yürüttüğünü, devlet kurumlarını yeniden yapılandırdığını ve yatırım çekmeye çalıştığını söyledi.

Alabi ayrıca, Suriye'nin terörle mücadele, kimyasal silahlara ilişkin uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi konularında uluslararası ortaklarla iş birliğini sürdürdüğünü ifade etti.

Ülkedeki siyasi dönüşüme de değinen Alabi, "Suriye'deki değişim, işkence uygulayan ve halkına karşı kimyasal silah kullanan bir rejimin ortadan kalkmasıyla gerçekleşti" dedi.

İsrail dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alabi ise, İsrail'in Suriye'den çekilmeyeceğine yönelik açıklamalarından duyduğu endişeyi dile getirerek, "İsrail'in mevcut tutumu, işgal ettiği toprakları ilhak etmeye yönelik bir girişim olarak yorumlanabilir" ifadelerini kullandı.

Alabi, İsrail'in korktuğu değişimin, halkına karşı kimyasal silah kullanan otoriter bir rejimin ortadan kalkması olduğunu savunarak, Tel Aviv yönetiminin Esed dönemindeki statükonun devamını tercih edip etmediğini sorguladı.

Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF), 1973 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından, Suriye ile İsrail arasında 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması uyarınca kuruldu. Güç, o tarihten bu yana İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgede ateşkesin uygulanmasını denetliyor.


Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
TT

Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreterliği'nin, Lübnan ve halkına mevcut zorluklarla mücadelede destek veren açıklamasını memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunun Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki köklü kardeşlik ve tarihi bağların bir yansıması olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Avn, KİK ülkelerinin Lübnan'ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemini vurgulamasını, reform sürecine ve devlet kurumlarının güçlendirilmesine verdikleri desteği takdir etti. Avn, bu desteğin Lübnan halkının güçlü, etkin ve adil bir devlet beklentilerine katkı sağlayacağını ifade etti.

Yayımladığı açıklamada Avn, Körfez ülkelerinin Lübnan devletinin egemenliğini ülkenin tamamına yayması ve silahların yalnızca meşru devlet kurumlarının elinde bulunması yönündeki çağrısını da memnuniyetle karşıladığını belirtti. Bunun, Lübnan Anayasası, ilgili uluslararası kararlar ve başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı olmak üzere uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Avn ayrıca, Körfez ülkelerinin Lübnan'a insani ve kalkınma alanındaki desteğini sürdürmeye hazır olmasından duyduğu derin memnuniyeti dile getirdi. Bu desteğin ekonomik yükün hafifletilmesine ve Lübnan halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağını belirten Avn, Lübnan'ın Arap ülkeleriyle, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle en iyi ilişkileri sürdürmeye ve bu ilişkileri ortak çıkarlara hizmet edecek, bölgesel istikrarı güçlendirecek şekilde geliştirmeye kararlı olduğunu ifade etti.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, perşembe günü yayımladıkları ortak bildiride, İran'ın vekil güçleriyle ve füze programıyla mücadele edilmesinin kalıcı barışın sağlanması açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı. Bakanlar ayrıca, Tahran ile yapılacak her türlü ticaret ve yatırımın, İran'ın ABD ile imzaladığı mutabakat zaptına bağlı kalmasına bağlı olacağını ve bu şartların yerine getirilmemesi halinde iptal edilebileceğini bildirdi.

Bahreyn'in başkenti Manama'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile gerçekleştirilen toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride, "Kalıcı bölgesel barış ve güvenliğin sağlanması, İran'ın balistik füze programı, insansız hava araçları ve bölgedeki vekil güçlere verdiği destek de dahil olmak üzere tüm tehdit unsurlarının ele alınmasını gerektiriyor" denildi.

Bildiride ayrıca, "İran ile gerçekleştirilecek her türlü ticaret ve yatırım koşulludur ve iptal edilebilir niteliktedir. Bu durum, İran'ın mutabakat zaptı ile nihai anlaşmaya bağlı kalmasına, istikrarı bozucu faaliyetlerine son vermesine ve ekonomik iş birliği için gerekli ortamı oluşturmasına bağlıdır" ifadelerine yer verildi.