Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir güç oluşturulmasını destekleyen Fransa ve İngiltere, artık ittifaka katılan her ülkenin söz konusu görev için fiilen ne katkı sağlayacağını netleştirmenin zamanı geldiği görüşünde.
İngiltere Savunma Bakanlığı, 22-23 Nisan tarihlerinde İngiltere Daimi Müşterek Karargâhı’nda düzenlenen toplantıların, “ulusal vizyonların çok uluslu bir plan çerçevesinde birleştirilmesi açısından kritik” olduğunu açıkladı. Bakanlık, salı günkü toplantının ise “farklı kıtalardan 44 ülkenin askeri planlamacıları tarafından son haftalarda kaydedilen büyük ilerlemeye” dayandığını belirtti.
İngiltere Savunma Bakanı John Healey pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bu çok uluslu savunma görevine liderlik edecek. Diplomatik anlaşmaları askeri planlara dönüştürecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına güveni yeniden tesis edeceğiz. Görevimiz yalnızca konuşmakla kalmayıp harekete geçmeye hazır olduğumuzu göstermektir” dedi.

Paris ve Londra’nın “örnek teşkil etmek” amacıyla harekete geçerek, Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle” ve ona eşlik eden savaş gemilerini Kızıldeniz üzerinden bölgeye sevk ettiği belirtiliyor. Paris’te dolaşan bilgilere göre gemi, Cibuti’deki Fransız deniz üssünde durdu.
Londra yönetimi ise “İngiltere’nin en gelişmiş savaş gemilerinden biri” olarak tanımlanan HMS Dragon destroyerini boğaza yakın sulara yönlendirdi. Ancak geminin mevcut konumu açıklanmadı.
Uygun an bekleniyor
İki Avrupa başkenti, çok uluslu güce katkı sağlayacak ülkelerin “şartlar oluşur oluşmaz” göreve başlayabilecek şekilde hazır tutulmasını öngören “önceden konuşlanma” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor.
Fransız cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre plan, “özellikle Doğu Akdeniz’de hâlihazırda bulunan deniz unsurlarından en iyi şekilde yararlanmak ve boğazdaki deniz trafiğinin yeniden başlamasına ilişkin şartların netleşmesini beklemek” üzerine kurulu.

Élysée Sarayı’na göre Fransa, çoğunluğu Kıbrıs açıklarında Doğu Akdeniz’de bulunan, ayrıca Körfez bölgesinde konuşlu 8 fırkateyn ile 2 çıkarma ve komuta gemisi olmak üzere toplam 10 gemi sevk etti. Fransız çevreleri, “önceden askeri konuşlanmanın önemine” dikkat çekerek bunun doğru yönetilmesinin de hayati olduğunu vurguluyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz dahil birçok Batılı liderin açıklamalarına göre çok uluslu gücün temel özellikleri tarafsız, barışçıl ve bölgedeki Amerikan güçlerinden tamamen ayrı olması.
Macron ayrıca, bu gücün İran’la eşgüdüm içinde hareket edeceğini defalarca dile getirerek, operasyonun başlamasının Tahran’ın kabulüne bağlı olduğunu vurguladı.
Fransız Cumhurbaşkanlığı çevreleri, ABD’nin de bu girişimi kabul etmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Bu da pratikte Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yapılması, kırılgan ateşkesin kalıcı hale gelmesi ya da çatışmaların ciddi şekilde azalması gibi şartların oluşmasını gerektiriyor.
Aşılması zor engeller
Ancak mevcut tablo, görevin önümüzdeki günler veya haftalarda başlamasının zor olduğunu gösteriyor. Bunun için en az beş temel unsurun oluşması gerektiği belirtilirken, ilk iki unsur doğrudan çatışan taraflarla bağlantılı görülüyor.
Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a son önerilerini değerlendirmesi için süre tanıyarak uzattığı ateşkesin son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Trump pazartesi günü yaptığı çeşitli açıklamalarda yeniden askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidinde bulundu.
Tahran ise Washington’un ya kendi yanıtını kabul etmesi ya da reddetmesi gerektiğini belirterek artık ek taviz verme alanının kalmadığını açıkladı.
Böylesi bir ortamda, çok uluslu güce katkı sunmayı düşünen ülkelerin sonucu belirsiz ve kendilerini doğrudan çatışmanın tarafı haline getirebilecek bir misyona katılmalarının zor olduğu değerlendiriliyor.
İkinci unsur ise taraflar arasında barış müzakerelerine dair somut bir ufkun bulunmaması. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre ABD ve İran heyetlerinin yeniden doğrudan ya da dolaylı müzakerelere başlaması ihtimali giderek zayıflıyor. Pakistan arabuluculuğunun çıkmaza girdiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından büyük zarar görecek olan Çin’in olası arabuluculuğu tek umut olarak görülüyor. Çünkü Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı bu boğazdan geçiyor.
Hürmüz’de iki ayrı görev tartışması
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla hazırladığı Özgürlük Projesi’nin başarısız olmasının ardından Avrupalılar, bunun kendi girişimlerinin önünü açtığını düşünüyor.
Ancak Başkan Trump pazartesi günü Özgürlük Projesi’ni daha büyük bir askeri güçle yeniden devreye sokma tehdidinde bulundu. Trump daha önce planın yalnızca 36 saat sonra askıya alınmasını Körfez ülkelerinin girişimleri ve İran’la müzakerelerdeki ilerlemeyle gerekçelendirmişti.
Trump’ın açıklamalarının gözdağı mı yoksa gerçek bir plan mı olduğu netlik kazanmazken, projenin yeniden gündeme gelmesi Paris, Londra ve onlarla iş birliği yapan Avrupa, Asya, Körfez ve Afrika ülkelerini rahatsız ediyor.
Çünkü Hürmüz’de güvenli geçişi sağlamak amacıyla iki rakip askeri misyonun aynı anda bulunmasının pratikte ciddi sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupalılar ve ortaklarının, ABD-İran ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini beklemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.
İran ve ABD’nin Çekinceleri
Sorunlar bununla da sınırlı değil. İran, boğazda yabancı askeri güç bulunmasına açık şekilde karşı çıkıyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Fransa ve İngiltere’ye ait savaş gemilerinin veya “başka ülkelerin gemilerinin” Hürmüz’e yaklaşması halinde “kesin bir karşılık verileceği” uyarısında bulundu.
Garibabadi, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Savaşta da barışta da bu boğazın güvenliğini yalnızca İran İslam Cumhuriyeti sağlayabilir. Hiçbir ülkenin bu alana müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle Macron, İran’a güvence vermek amacıyla çok uluslu görevin Tahran’la koordinasyon içinde yürütüleceğini ve Fransa’nın asla boğaza asker konuşlandırmayı düşünmediğini söyledi. Ancak Macron aynı zamanda girişimin temel ilkelerinin; boğaza herhangi bir tarafça abluka uygulanmasına karşı çıkmak ve geçişlerden ücret alınmasını reddetmek olduğunu da vurguladı.
Fransa ayrıca İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kaldırması karşılığında, İran gemilerinin de serbest dolaşım hakkına kavuşmasını; başka bir ifadeyle ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısının sona ermesini öneriyor.
Çok uluslu misyona mesafeli duran yalnızca İran değil. Washington yönetimi de girişime sıcak bakmıyor. ABD, Avrupalılar, NATO üyeleri ve Avustralya ile Japonya gibi ülkelerin son savaşta Washington’a destek vermemesinden rahatsızlık duyuyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İngiliz mevkidaşı arasında pazartesi günü yapılan telefon görüşmesinde Avrupa’nın öncülük ettiği görev de ele alındı. Rubio’nun ve Başkan Trump’ın bu misyona mesafeli olduğu biliniyor.
Trump daha önce, her şey bittikten sonra böyle bir gücün oluşturulmasının mantıklı görünmediğini söylemiş, ancak sonunda yine de bazı faydaları olabileceğini ifade etmişti.




