Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için şartlarını sertleştirmesinde birçok etkenin rol oynadığı açıkça görülüyor. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın son yanıtını reddetmesinin ardından Washington ile yürütülen müzakere sürecini açık bir çıkmaza sürükledi.

Analistlerin çoğu, yoğun Amerikan ve İsrail operasyonlarının İran’ı köşeye sıkıştıracağını ve rejimi daha fazla kayıp vermemek için uzlaşma masasına iteceğini tahmin ediyordu. Ne var ki, ateşkesin ardından yaşananlar bu mantıksal kurguyla uyuşmadı; Tahran, askeri baskıya rağmen geri adım atmak yerine direnci artırmayı seçti.

Tahran, taleplerini geri çekmek yerine ateşkesi, iç dengelerini yeniden düzenlemek için bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor görüntüsü verdi. İran’ın bu yaklaşımında; karmaşık iç siyasi dengeler, Çin ve Rusya’dan aldığı dış destek ile Trump’ın müzakerelerde geniş kapsamlı bir zafer elde etmesinden çekinen bölgesel ve uluslararası aktörlerin tereddütlü tavrı etkili oluyor.

İç bölünmeler sertleşmeyi derinleştiriyor

İran yönetimini taviz vermeye zorlaması beklenen saldırıların, Tahran’daki karar alma mekanizmasında ters etki yaratmış olabileceği değerlendiriliyor.

Savaşı sona erdirecek tek merkezli bir karar mekanizması ortaya çıkmak yerine, rejim içinde farklı eğilimlerin öne çıktığı görülüyor. Bir kesim tam çöküşü önlemek isterken, diğer bir kesim herhangi bir uzlaşının teslimiyet görüntüsü vereceğinden endişe ediyor. Başka bir grup ise zamanın, küresel ekonominin ve ABD iç siyasetinin Washington’u şartlarını yumuşatmaya zorlayabileceğine inanıyor.

sdbgrtb
Aralık 2018'de Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları'na ait devriye botlarının üzerinden uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - AP)

Amerikan Girişim Enstitüsü araştırmacısı Michael Rubin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran içinde farklı kanatlar arasında hakemlik yapabilecek bir iç otoritenin yokluğunun rejimin sertleşmesini artırdığını söyledi.

Rubin, “Geçmişte İran lideri, özellikle anlaşma yapılıp yapılmaması gibi zor konularda farklı fraksiyonlar arasında hakem rolü oynuyordu. Eğer Mücteba öldüyse artık bir hakem yok. Her grup, rakipleri tarafından zayıf veya hain olarak gösterilmemek için en sert ve en engelleyici pozisyonu almaya çalışacaktır” dedi.

Bu değerlendirme, Trump’ın da dikkat çektiği çelişkiyi açıklıyor. Trump, İranlıların sözlü olarak zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmeyi kabul ettiklerini ancak yazılı yanıtta bunun yer almadığını söylemişti.

Ayrıca bu durum, Trump’ın İran yönetimindeki ayrışmayı tanımlamak için kullandığı “ılımlılar ve deliler” ifadesine de ışık tutuyor. Washington’un saldırıların Tahran’da birleşik bir karar doğuracağı yönündeki beklentisi, görünüşe göre iç siyasi hesaplarla karşılaştı. İran’da sertlik yanlısı bir tutum, siyasi açıdan uzlaşmadan daha az riskli görülüyor.

Hürmüz: Geçici bir baskı kartı

Hürmüz Boğazı İran’ın elindeki en önemli koz olmaya devam ediyor. Deniz trafiğinin aksaması, Tahran’a savaşın maliyetini enerji piyasalarından enflasyona, Asya’dan Avrupa’ya ve hatta ABD iç siyasetine kadar geniş bir alana yayma imkânı sağlıyor.

dfrgt
Dini lider Mücteba Hameney'in afişinin yer aldığı billboard(AP)

Bu nedenle İran, boğazın yeniden açılmasını yaptırımların hafifletilmesi ve deniz güvenliğinde rolünün tanınması gibi siyasi ve ekonomik şartlara bağlıyor.

Ancak bu kozun da sınırsız olmadığı belirtiliyor.

Demokrasileri Savunma Vakfı araştırmacısı Jonathan Schanzer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İran’ın gücünü olduğundan fazla gördüğünü savundu.

Schanzer, “İran rejiminin ateşkes ilanından bu yana tutumunu değiştirdiğini düşünmüyorum. Ancak savaşı sürdürmek hata olur. ABD sonunda ekonomik savaşla, askeri operasyonlarla ya da her ikisiyle üstünlüğü ele geçirecektir. Hürmüz şu an için İran’a belli bir avantaj sağlıyor ama enerji akışları yeniden düzenlenip bölgedeki diğer üreticiler devreye girdikçe bu durum değişecektir. Savaşı sürdürmek rejim açısından kaybedilmiş bir bahistir” dedi.

Bu yaklaşım, Washington’un karşı stratejisini de yansıtıyor. ABD ve müttefikleri, İran’ın savaşın maliyetini büyütmek için kullandığı zamanı enerji akışlarını yeniden yönlendirmek, üretimi artırmak ve Hürmüz’ün etkisini azaltmak için kullanmayı hedefliyor. Böylece İran’ın stratejik baskı aracı olarak kullandığı boğazın, uzun vadede rejimin kendi üzerinde yük oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Çin ve Rusya faktörü

Tahran’ın sert tutumunun bir kısmı Çin ve Rusya’ya yönelik hesaplara dayanıyor.

Analistlere göre Pekin, İran’ın çökmesini ya da ABD’nin tam bir zafer elde ederek Asya’nın merkezinde ve batısında kendi şartlarını dayatmasını istemiyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı analize göre özellikle Çin’in Şandong eyaletindeki küçük rafinerilerden oluşan ağ, yaptırımlara rağmen İran petrolünü işlemeyi sürdürüyor. Bu durum İran ekonomisine milyarlarca dolar kazandırarak rejime ciddi baskı altında mali manevra alanı sağlıyor.

Ancak Çin’in desteği de belirli sınırlarla bağlı. Pekin, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı ve Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması Çin sanayisi ile tedarik zincirlerine zarar verebilir, Asya’daki ekonomik yavaşlamayı derinleştirebilir.

Bu nedenle Trump, İran dosyasını Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilişkiler açısından daha büyük bir testin parçası olarak görüyor: Çin, Tahran’ı uzlaşmaya mı zorlayacak yoksa krizi Washington’u müzakere masasında zayıflatmak için mi kullanacak?

Rusya ise savaşı, ABD’nin küresel maliyetlerini artırmak ve dikkatini diğer dosyalardan uzaklaştırmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Moskova da Pekin gibi, Washington yeniden saldırı kararı alırsa İran’ı askeri ve ekonomik sonuçlardan tamamen koruyabilecek kapasiteye sahip değil.

Bu durum, “dost desteğinin” sınırlarını ortaya koyuyor. Bu destek İran’ın direncini uzatabiliyor ancak güç dengelerini kökten değiştirmeye yetmiyor.

Trump: Tırmanış ile benzin fiyatları arasında

Washington’da ise Trump’ın rahat bir pozisyonda olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından askeri operasyonların yeniden başlatılmasını görüşmek üzere ulusal güvenlik ekibiyle toplantı yaptı.

Trump, ateşkesin “yoğun bakım cihazlarına bağlı” olduğunu ve İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemeye yönelik bir “planı” bulunduğunu söyledi.

Amerikalı yetkililer; Hürmüz’de gemilere eskort sağlanmasını öngören “Özgürlük Projesi”nin yeniden devreye sokulması ya da henüz vurulmayan askeri hedeflere yönelik bombardımanın yeniden başlaması gibi seçeneklerin değerlendirildiğini belirtti.

Ancak kararın zamanlaması oldukça karmaşık görünüyor. Trump’ın Çin ziyareti öncesinde büyük bir askeri karar alınması beklenmiyor. Bunun yanı sıra ABD iç siyaseti de ciddi baskı oluşturuyor.

Benzin fiyatları galon başına yaklaşık 4,52 dolara yükselirken, anketler ara seçimler yaklaşırken Trump’ın ekonomik performansına yönelik desteğin gerilediğini gösteriyor.

Bu nedenle Trump’ın federal benzin vergisini askıya alma seçeneğine açık olduğu belirtiliyor. Ancak böyle bir adım Kongre onayı gerektiriyor ve tüketicilere tam anlamıyla yansımayabileceği değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Tahran, savaşın artık yalnızca askeri değil aynı zamanda ABD içinde siyasi ve ekonomik bir mücadeleye dönüştüğüne inanıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı her gün, Amerikan tüketicisi üzerindeki baskıyı artırıyor ve Trump’ın rakiplerine “savaşın enflasyonu yükselttiği ve ekonomiyi zayıflattığı” yönünde eleştiri fırsatı veriyor.

Ancak İran’ın bu hesabı da ciddi riskler içeriyor. Trump, Tahran’ın Hürmüz ve seçimleri kendisine karşı baskı unsuru olarak kullandığına kanaat getirirse, iç baskının kararlarını sınırlamadığını göstermek amacıyla yeni bir saldırıya yönelebilir.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Michael O’Hanlon, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada mevcut belirsizliği şu sözlerle özetledi:

“Her iki taraf da üstünlüğü ele geçirmeyi umuyor. Ancak şu an için kimin haklı olduğunu kimse bilmiyor.”

Sonuç olarak savaş, bombardımanın ötesinde çok daha karmaşık bir aşamaya girmiş durumda. Hürmüz Boğazı hâlâ denklemin merkezinde yer alıyor: Şimdilik İran’ın elindeki önemli bir baskı kartı, ancak Trump ateşkesin zaferini engelleyen bir örtüye dönüştüğüne karar verirse, bu durum hızla savaşın yeniden başlamasına yol açabilir.



Trump’ın Fed başkanı adayı Kevin Warsh’u neler bekliyor?

Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
TT

Trump’ın Fed başkanı adayı Kevin Warsh’u neler bekliyor?

Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh'u karmaşık bir gündem bekliyor.

Financial Times'ın analizinde Warsh'un, İran savaşının tetiklediği enflasyonla ve Trump'ın faiz indirimi talepleriyle mücadele ederken "zorlu bir pozisyona düşeceği" uyarısında bulunuluyor.

Nisanda politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tutan Fed, artan yakıt fiyatlarına nasıl tepki verileceğine dair henüz net bir yaklaşım oluşturmadı.

Diğer yandan Trump yönetiminin faiz düşürme baskısı ve Fed Başkanı Jerome Powell'a yönelik sert eleştirileri nedeniyle ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili tartışmalar da sürüyor.

Eski Fed ekonomisti David Wilcox, Warsh'un göreve "karmaşık koşullarda" başlayacağına dikkat çekerek şunları söylüyor:

Faiz indiriminde ısrarcı bir Başkan'la sorunlu bir enflasyon senaryosu arasında gerçekten de çıkmaza düşecek.

Son görüşmede Fed yetkilileri, bir sonraki toplantıda faiz indirimi yapılacağı sinyali verilmesi gerektiği fikrine katılmadıklarını belirtmişti. Analizde, bunun Warsh'a yönelik bir mesaj olduğu vurgulanıyor.

İndirimi destekleyen ve oranların sabit tutulması kararına karşı çıkan tek Fed yetkilisi, Warsh'un yönetim kurulunda yerini alacağı, Trump'ın müttefiki Stephen Miran'dı.

Faizleri indirmediği gerekçesiyle Powell'ı sıkça eleştiren Trump, 30 Ocak'taki açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un, Fed başkanlığı için "biçilmiş kaftan" olduğunu savunmuştu. Warsh ise Trump'a herhangi bir faiz indirimi sözü vermediğini öne sürmüştü.

Powell, 29 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında, Fed başkanlığındaki görev süresi 15 Mayıs'ta sona erdikten sonra yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam edeceğini açıklamıştı.

ABD merkezli muhafazakar düşünce kuruluşu Hoover Enstitüsü'nden ekonomist John Cochrane, Warsh'un Fed başkanlığı görevindeki ilk işinin Federal Açık Piyasa Komitesi'ni (FOMC) kendi vizyonu etrafında birleştirmeye çalışmak olacağını söylüyor.

Ancak Fed çalışanları arasında "sevilen ve saygı duyulan Powell'ın varlığının işini kolaylaştırmayacağını" da sözlerine ekliyor.

Senato'da pazartesi günü yapılan oylamada Warsh'un Fed Yönetim Kurulu üyeliğine ilişkin adaylığının nihai oylamaya taşınması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle 56 yaşındaki ekonomist, Fed başkanlığına daha da yaklaştı. Bu pozisyona atanıp atanmayacağının belirleneceği oylamaysa çarşamba günü yapılacak.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico


Polonya’da aranan eski bakan, ABD’den çıktı: “Trump yardım etti”

Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
TT

Polonya’da aranan eski bakan, ABD’den çıktı: “Trump yardım etti”

Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)

Polonya, hakkında arama emri bulunan eski Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro'nun ABD'den iade edilmesini istiyor.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, pazartesi günü Guardian'a yaptığı açıklamada Ziobro'ya atıfla "Bugünlerde saklanamazsınız. Kaçabilirsiniz, yakalanmayı bir süre erteleyebilirsiniz ama eninde sonunda seçenekleriniz tükenir" ifadelerini kullandı.

Sikorski, eski adalet bakanının Polonya savcılığı tarafından arandığını, hem Avrupa'da hem de uluslararası düzeyde tutuklama emri talep edileceğini belirterek, "Elbette dost ülkelerin talebimizi yerine getirmelerini bekliyoruz" dedi.

Ziobro, Polonya'da suç mağdurlarına yardım ve hükümlülerin rehabilitasyonu için ayrılmış bir fondan para zimmetine geçirmekle bağlantılı 26 suçlamayla karşı karşıya.

Polonya savcılığı, geçen yıl pasaportuna el konan Ziobro'nun önce Macaristan'a oradan da ABD'ye kaçtığını söylüyor.

Savcılık sözcüsü Przemyslaw Nowak, Ziobro'nun pasaportu olmadığına dikkat çekerek "Genel kurallara uygun şekilde ABD'ye girmiş olamaz" dedi.

Sikorski, Ziobro'nun ABD'ye nasıl girdiğine dair Washington yönetiminden bilgi istediklerini ve sorunu en kısa sürede çözmeyi hedeflediklerini belirterek, "Bu sorunun ABD'yle Polonya arasındaki son derece iyi ilişkileri etkilememesini umuyoruz" ifadelerini kullandı.

Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın, Ziobro'ya bu yıl ocak ayında sığınma hakkı vermesi tartışma yaratmıştı.  

Ziobro, Orban'la siyasi açıdan aynı çizgide olan Polonya'daki sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) hükümetinde 2015-2023'te adalet bakanı olarak görev yapmıştı.

Polonya savcılığı, Ziobro'nun Orban'ın halefi Peter Magyar'ın göreve başlama töreninin yapıldığı 9 Mayıs'ta ABD'ye kaçtığını belirtiyor. Magyar, seçim kampanyasında Ziobro'nun Polonya'ya sınır dışı edilmesi için gerekli işlemleri başlatma sözü vermişti.

Ziobro, Polonyalı sağcı medya kuruluşu Republika'ya 10 Mayıs'ta yaptığı açıklamada ABD'ye geldiğini doğrulayarak "Burası çok güzel bir ülke, dünyanın en sağlam demokrasisi" dedi. Siyasetçi, Macaristan hükümetinden aldığı sığınma belgeleriyle ABD'ye girdiğini öne sürdü.

Ayrıca "bağımsız bir Amerikan mahkemesi" önünde ifade vermeyi kabul edeceğini söylerken, "Şimdilik ABD'de kalıp özgürlüğün tadını çıkarmak istediğini" belirtti.

Diğer yandan liberal çizgideki Polonya gazetesi Gazeta Wyborcza, Trump'ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD'nin Varşova Büyükelçisi Tom Rose'un itirazlarını göz ardı ederek Ziobro'nun vize almasını sağladığı iddia ediyor.

Gazete ayrıca, Büyükelçi Rose'un üç hafta önce Sikorski'yle iletişime geçerek ABD'nin "Macar kaçaklara" sığınma hakkı vermeyeceğini söylediğini savunuyor. Habere göre PiS, MAGA hareketi ve Trump'ın özel kalem müdürü Susie Wiles aracılığıyla ABD Başkanı'na ulaşmış.

Varşova ve Washington yönetimleri bu iddialara ilişkin henüz açıklama yapmadı.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, Notes from Poland, TVP World


Trump, İran savaşı haberlerine soruşturma istedi

Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
TT

Trump, İran savaşı haberlerine soruşturma istedi

Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)

İran savaşıyla ilgili bilgi sızdırılan haberlere kızan ABD Başkanı Donald Trump, gazeteciler hakkında soruşturma başlatılmasını istedi.

Wall Street Journal'ın (WSJ) aktardığına göre Trump, haberlerle ilgili Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche'a geçen ay şikayette bulundu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Blanche'ın özellikle haberlerinde hassas ulusal güvenlik bilgilerine yer veren gazetecileri hedef alan mahkeme celpleri hazırlama teminatı verdiğini söylüyor.

Trump bir toplantıda bazı haber kupürlerini "vatana ihanet" notuyla Blanche'a vermiş.

ABD Başkanı’nın özellikle İran’a savaş açma kararını nasıl aldığına ve bu süreçte danışmanlarının kendisine neler söylediğine dair ayrıntılar içeren haberlere öfkelendiği aktarılıyor.

Cumhuriyetçi lider, New York Times'ın 7 Nisan'da yayımladığı habere de tepki göstermişti. Haberde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun Trump'ı İran'a savaş açmaya ikna ettiği ve ABD istihbaratının rejim değişikliği senaryosunu gerçekçi bulmadığı yazılmıştı.

Ayrıca Trump'ın, 3 Nisan'da İran'da düşürülen ABD jetindeki personel için başlatılan kurtarma operasyonuyla ilgili bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili de Blanche'a özel şikayette bulunduğu belirtiliyor. ABD Başkanı'nın "vatana ihanet" notuyla paylaştığı bazı haberler bu operasyonla ilgiliymiş.

WSJ'nin aktardığına göre savcılık, son dönemde sızıntılarla ilgili medya kuruluşlarının yanı sıra e-posta ve telefon hizmet sağlayıcılarına da celp gönderdi.

Analizde, Adalet Bakanlığı'nın geçmişte bu yönteme yalnızca istisnai durumlarda başvurduğuna dikkat çekiliyor. Basın özgürlüğünün korunması amacıyla, hükümet kaynaklı sızıntıların soruşturulması sırasında, federal savcıların gazetecilerin iletişim bilgilerine erişmesi kısıtlanıyordu.

Ancak eski Adalet Bakanı Pam Bondi, bu kısıtlamaların bir kısmını kaldırarak savcıların, gazeteciler hakkında mahkeme celbi ve arama emri almasını kolaylaştırdı.

Bondi'yi 2 Nisan'da görevden alan Trump, yerine kendi avukatı Todd Blanche'ı bakan vekili olarak atamıştı.

WSJ, kendilerine de 23 Şubat'taki İran savaşı haberi nedeniyle celp gönderildiğini bildirdi.  

Haberde, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ve Pentagon'dan yetkililerin, İran'a uzun süreli askeri harekatın riskleri hakkında Trump'a uyarıda bulunduğu bildirilmişti. ABD Başkanı bundan 5 gün sonra 28 Şubat'ta İsrail'le koordineli olarak İran'a saldırıları başlatmıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Hill