Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) saflarında dikkat çekici bir ayrılık dalgası yaşanıyor. Bu gelişme, Sudan ordusuyla süren savaşın dördüncü yılına girmesi ve çatışmaların uzun ve karmaşık bir yıpratma savaşına dönüşmesiyle birlikte, örgütün askerî bütünlüğü ve kabile temelli ittifaklarının geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Savana lakabıyla bilinen önde gelen saha komutanı Ali Rizkullah’ın HDK’den ayrıldığını açıklaması, bu sürecin en yeni ve en dikkat çekici halkası olarak değerlendiriliyor. Savana, son yıllarda Darfur ve Kordofan’daki çatışmalarda etkili roller üstlenen önemli saha komutanlarından biri olarak görülüyor.

Savana’nın ayrılığı, son aylarda yaşanan benzer gelişmelerin ardından geldi. Bunların başında “Nur el-Kubba” olarak bilinen Tuğgeneral Nur Ahmed Adem’in ayrılması geliyor. Ayrıca saha komutanı Beşşara el-Huveyre de birkaç hafta önce Kuzey Kordofan’daki HDK saflarından ayrılmış, ancak durumunun boyutları son saatlerde daha net ortaya çıkmıştı. Ondan önce ise “Sudan Kalkanı” güçlerinin komutanı Ebu Akıla Keykel, 2024 yılının sonlarında örgütten ayrılan ilk isim olmuştu.

Gözlemciler, El-Huveyre’nin ayrılığının özellikle askerî açıdan önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bunun nedeni, onun Sudan ordusunun Kuzey Kordofan’daki ana üssü olan El-Ubeyd kentine yakın Bara bölgesindeki konumu. Bölge aynı zamanda Sudan’ın batısını doğu ve orta kesimlerine bağlayan stratejik bir düğüm noktası ve ikmal, yakıt ile savaşçı hareketleri açısından hayati bir geçiş güzergâhı olarak görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Sudan medyasından aktardığı haberlere göre El-Huveyre, tam teçhizatlı 11 ila 15 savaş aracından oluşan bir birlikle Sudan ordusuna katıldı. Bu adım, HDK  liderliğinin etkisini küçümsemeye çalışmasına rağmen örgüte yeni bir darbe olarak değerlendirildi.

Nür el-Kubba’nın geçen nisan ayında ayrılmasının ardından gözler hızla Savana’ya çevrilmişti. O dönemde çatışma bölgelerini terk ederek ülke dışına çıktığına dair haberler yayılmış, ancak Savana daha sonra yayımladığı görüntülü mesajda bu iddiaları yalanlamıştı. Haftalar sonra ise resmen HDK’den ayrıldığını duyurdu.

sdfrvgf
Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan üst düzey subay Nur el-Kubba. (Sosyal medya)

Bilgilere göre Savana, bir süre önce çatışma cephelerinden ayrılarak Uganda’ya, oradan da tedavi amacıyla Hindistan’a gitti. Daha sonra Hindistan’da olduğu tahmin edilen bilinmeyen bir yerden yayımladığı video mesajında HDK2den ayrıldığını açıkladı.

Ta’sis etkisini küçümsüyor

Savana, yayımladığı videoda herhangi bir silahlı tarafı desteklemediğini söylese de Sudan ordusuna yakın kaynaklar, onun kısa süre içinde resmen orduya katılmasının beklendiğini ifade ediyor. HDK içindeki kaynaklar ise yaşananların maddi teşviklerden kaynaklandığını savunarak, ayrılığın ne örgütün yapısı ne de kontrol ettiği bölgelerde yürüttüğü Sudan Kurucu İttifakı – Ta’sis projesi açısından gerçek bir tehdit oluşturmadığını belirtiyor.

HDK içindeki yöneticiler, bazı komutanların ayrılmasının sahadaki güç dengelerini değiştirmediğini, örgütün savaş boyunca ele geçirdiği bölgelerde kontrolünü sürdürdüğünü ve bu komutanlara bağlı saha birliklerinin hâlâ HDK bayrağı altında savaştığını vurguluyor.

Ancak gözlemciler, söz konusu ayrılıkların etkisinin doğrudan askerî boyutun ötesine geçtiğini düşünüyor. Çünkü HDK’nin yapısı büyük ölçüde kabile sadakat ağlarına, yerel ittifaklara ve özellikle Darfur’daki saha komutanlarına dayanıyor.

Merkezi ve katı bir yapıya sahip düzenli orduların aksine HDK, kuruluşundan itibaren aşiret ittifakları ve iç içe geçmiş sadakat ilişkilerine sahip silahlı gruplara dayandı. Bu yapı örgüte hızlı yayılma ve nüfuz oluşturma kapasitesi sağlasa da savaşın uzamasıyla birlikte iç bölünmelere ve değişen sadakatlere karşı daha kırılgan hâle gelmesine yol açtı.

Bu çerçevede, kabile lideri Musa Hilal’in adı öne çıkıyor. Hilal’in, son ayrılıkları dolaylı biçimde teşvik ettiği düşünülüyor. Çünkü ayrılan üç komutan da, HDK’nin temel kabile dayanağını oluşturan Zureykat kabilesinin Mahamid kolundan geliyor.

Yaygın değerlendirmelere göre Sudan ordusuna yakınlığı ve HDK yönetimiyle eski husumetiyle bilinen Musa Hilal, ordu ile ayrılan bazı komutanlar arasında bağlantı kurdu. Özellikle HDK’nin Kuzey Darfur’daki memleketi Mustariha’ya düzenlediği saldırının ardından bu rolünün güçlendiği belirtiliyor. Saldırıda oğullarından biri hayatını kaybetmiş, Hilal de bölgeyi terk ederek ordunun kontrolündeki alanlara geçmişti.

Birçok kişi, Mustariha’ya yönelik saldırının HDK içindeki huzursuzluk ve ayrılık sürecini hızlandıran önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyor. Özellikle Musa Hilal’le tarihsel bağları bulunan kabile grupları arasında hoşnutsuzluğun arttığı ifade ediliyor.

RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalu, (Hamideti) geçen hafta Nyala kentinde askerî liderlerle yaptığı toplantıda Nur el-Kubba’nın ayrılığından doğrudan söz etmekten kaçındı. Ancak ordunun ve İslamcı hareketin kendi güçleri içine sızdığını ima etti.

Analistler, ayrılıkların artışını HDK içindeki yönetim biçimine de bağlıyor. Buna göre Hamideti ile örgütün birinci saha komutanı olan kardeşi Abdurrahim Dagalu, karar alma mekanizması ve askerî görevlendirmeler üzerindeki kontrolü büyük ölçüde tekellerinde tutuyor. Bu durum bazı saha komutanlarının dışlandığı yönündeki suçlamaları ve örgüt içindeki kabile gerilimlerini artırıyor.

Gözlemciler, bu ayrılıkların kısa vadede askerî güç dengelerini tamamen değiştirmeyebileceğini, ancak HDK içinde giderek büyüyen bir iç istikrarsızlığa yol açabileceğini düşünüyor. Özellikle Darfur ve Kordofan’daki ikmal hatları ile savaşçı hareketliliğinin etkilenmesi, zamanla örgütün askerî bütünlüğünü ve kabile-siyasi ittifaklarını zayıflatabilir.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.