Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ulaşım ve enerji entegrasyonu çözümlere açılan kapı, ancak yerel fiyat politikalarında reform şart

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla
TT

Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla

Hüseyin eş-Şara

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlerin ve sorunların giderek derinleştiği bu süreçte, gündeme gelen çeşitli olguların tartışılması ve ülkelerin krizlerden etkilenme boyutundaki belirgin farklılıkların ortaya konması giderek daha fazla önem kazanıyor.

Zengin ülkeler ile fakir ya da gelişmekte olan ülkeler, gerek gelir düzeyi ve mevcut imkânlar gerekse sosyal ve ekonomik koruma mekanizmaları açısından birbirinden keskin biçimde ayrışıyor. Bu farklılık, söz konusu krizlerin vatandaşlar ve toplum üzerindeki yansımalarını da doğrudan belirliyor. Bu nedenle ülkelerin gerçek gelirlerini ve bu gelirlerin vatandaşların yaşam standardına nasıl yansıdığını incelemek büyük önem taşıyor. Ekonomik ve kalkınma açısından istikrara kavuşmuş ülkeler, fiyat hareketlerini ve bu hareketlerin gelir göstergeleriyle ilişkisini ölçmek için hassas endeksler kullanıyor.

Gelişmiş ülkeler, ekonominin çeşitli boyutlarını, tüketim göstergelerini ve fiyat hareketlerini ele alan belgelenmiş araştırmalara dayanarak açık sonuçlara ulaşıyor. Bu süreçte, toplumsal kesimler arasındaki yapısal farklılıkları ve bireyler ile topluluklar arasındaki gelir eşitsizliklerini gözetebilen köklü analiz mekanizmalarına başvuruyorlar.

Arap dünyasında kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre serbest piyasa ekonomisini benimseyen ülkelerin büyük çoğunluğunda devlet, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından benimsenen siyasi, ekonomik ve sosyal sistemin doğasının çizdiği sınırlar dahilinde müdahalede bulunuyor. Bu çerçevede kâr ve yatırım hem amaç hem araç olarak kabul ediliyor. Fakat bunlar her zaman anayasa, yürürlükteki yasalar ve yerleşik gelenekler çerçevesinde hayata geçiriliyor.

Büyümeyi artırmak ve rekabeti güçlendirmek

Bu doğrultuda odak noktası her zaman pazarları genişletmek, iç ve dış hareketliliği canlandırmak ve böylece rekabetin kamu yararını en geniş kesime yaymasını sağlamak oldu; zira pazar herkese açıktır. Bu nedenle sermaye sürekli yeni fırsatlar ve pazarlar aradığından, ABD ve genel olarak Batılı şirketlerin farklı pazarlara yayılmasına dünya genelinde geniş çapta tanıklık edildi.

ABD ve Avrupa dışında ise Latin Amerika'da Meksika, Brezilya, Şili ve Arjantin; Afrika'da Güney Afrika, Ruanda, Nijerya ve kıtanın kuzeyinde başta Mısır olmak üzere pek çok ülke; Okyanusya'da Avustralya ve Yeni Zelanda; Asya'da ise Endonezya, Tayvan, Singapur, Çin, Japonya, Güney Kore, Malezya ve Asya'nın yedi kaplanı üretken pazarlar olarak öne çıktı. Bu ülkeler zaman zaman ağır geri adımlar yaşasa da ekonomik rotalarını düzeltme yolunu seçtiler.

sx sc
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Cidde'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı kabul etti, 21 Nisan 2026 (AFP)

Arap dünyasında ise kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor. Bu tıpkı, ‘Asya'nın Yedi Kaplanı’nın 1980'li ve 1990'lı yıllarda petrol gelirlerini hem yurt içinde hem yurt dışında etkin biçimde değerlendirerek gerçekleştirdiği atılımı gibi.

Suudi Arabistan, sanayileri yerli kaynaklarla beslemek, araştırma merkezleri kurmak ve dijital ekonomiye entegre olmak için yoğun çaba harcıyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman liderliğinde hayata geçirilen ‘Vizyon 2030’ projesi, Suudi Arabistan’ın gelişmiş ülkeler arasına katılma, ulusal gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve vatandaşların yaşam standartlarını yükseltme yönündeki stratejik çizgisini somutlaştırıyor. Nihai olarak ekonomiyi daha üretken, rekabetçi ve dinamik bir yapıya kavuşturmak hedefleniyor.

Körfez'den Arap ülkelerine uzanan bir genişleme ve atılım zorunluluğu, iş birliği ile yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak şekilde genişletmek için elzem, çünkü bu coğrafyada değerlendirilmeyi ve kullanılmayı bekleyen zenginlikler ve birikimler mevcut.

Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Umman ve Bahreyn gibi diğer Körfez ülkeleri de Suudi Arabistan'ın izinden gidiyor. Yüksek gelirlere sahip olan bu ülkeler, güçlerini birleştirdikleri takdirde kayda değer bir nüfus kitlesini temsil ediyor. Bununla birlikte ulusal kadroların yüksek nitelik düzeyi, ilerleme ve güçlenme çarkına girişi kolaylaştırıyor. Zira nitelikli insan kaynağı, gelişmiş dünyaya açılan kapının anahtarı.

Bu nedenle Körfez'den Arap ülkelerine yayılan bir genişleme ve atılım zorunlu hale geliyor. İş birliği ve yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak biçimde genişletmek için coğrafyanın sunduğu zenginlikler ve birikimler değerlendirilmeli. Mısır'da büyük pratik potansiyeller bulunurken Sudan'da tarıma elverişli geniş araziler uzanıyor.

Arap ülkeleri arasında ulaşım ve bağlantı sorunu

Arap Mağrib bölgesi için de durum aynı. Cezayir ve Libya zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahipken Doğu Arap dünyası, Şam bölgesi ve Irak, bilimsel, tarımsal ve hizmet alanında nitelikli insan gücü, petrol zenginlikleri ve Arap dünyasını Türkiye, Avrupa ile Doğu'ya bağlayan kritik bir ulaşım kavşağı konumunda bulunuyor. Suriye, İpek Yolu güzergahı üzerinde yer alıyor ve Uzak Doğu, Orta Asya, Rusya ile Doğu ve Batı Avrupa'ya uzanan üç kıtanın buluşma noktasını oluşturuyor. Bölgesel sularda ise keşfedilmeyi bekleyen zenginlikler yatıyor.

Tüm bu potansiyeller, son elli yılda kayda değer bir sonuç veremeyen sınırlı ülke bazlı kalkınma anlayışından sıyrılarak harekete geçirilmeyi bekliyor. Bu başarısızlığın ardında temkinlilik, güvensizlik, Batı'ya ve dışa açılmaya duyulan çekince ile dar eğilimlerin egemenliği yatıyor.

Yoksulluk ve yoksunluğun giderek yaygınlaşması, yapısal dengesizlikleri giderecek stratejik girişimlerin yokluğuyla birleşiyor. Oysa bölge, ilerleme ve kalkınma için büyük bir potansiyele sahip; bu potansiyel, bağımlılık ve atalet yükünden kurtulmak için yeterli donanımı sunuyor.

Demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması, mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve Arap ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından üstlendiği kritik rol nedeniyle en öncelikli hedefler arasında yer alıyor.

Bu noktada söz konusu potansiyellerin nasıl değerlendirileceğini yeniden düşünmenin ve Arap yurdu içindeki ortak çıkarlar üzerine araştırmaları derinleştirmenin önemi bir kez daha belirginleşiyor. Çünkü pek çok ülke geniş iş birliği alanları ve umut vadeden fırsatlar barındırıyor.

Ortak Arap çıkarlarını ön plana almak

Artık ülkelerimizin ve halklarımızın ortak çıkarlarına her şeyin önünde öncelik tanınması gerektiği konusunda bir kanıya varmış bulunuyoruz. Bu perspektiften bakıldığında, demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması en öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından bu ağların taşıdığı ağırlık tartışmasız. Bu bağlamda Suudi Arabistan'ı Şam bölgesiyle ve oradan Türkiye ile Avrupa'ya bağlayan mevcut ve planlanan demiryolu hatları bu yöndeki ilk somut adımı oluşturuyor. Uluslararası karayollarının geliştirilmesi ise bu entegrasyonu destekleyen tamamlayıcı bir güzergah olarak öne çıkıyor.

xcsdvsdv
Suriye'nin Tartus bölgesinde petrol boru hatlarının yanında duran bir Suriyeli işçi, 1 Eylül 2025 (Reuters)

Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'daki petrol ve doğalgaz üretim bölgelerini Akdeniz'e bağlamaya yönelik yeni-eski eğilim de cesaretlendirici bir adım niteliği taşıyor. Bu sayede söz konusu zenginlikler, Hürmüz Boğazı'nın tek geçiş koridoruna bağımlılıktan kurtarılabilir ve boğaz üzerindeki uluslararası güçlerin ya da İran'ın denetiminden bağımsız bir alternatif oluşturulabilir. Bunun yanı sıra petrol ve doğalgaz üretim kapasitesinin artırılmasına ve Ürdün, Suriye ile Lübnan gibi transit ülkelerin bu hatlardan sağladığı faydanın güçlendirilmesine de katkı sağlar. Bu mesele aslında yeni değil. Kökleri 1950'lere, Suudi Arabistan'ın Bukayk (Abkayk) bölgesini Lübnan'ın Zehrani Limanı'na bağlayan Trans Arabistan Petrol Boru Hattı (Tapline) projesine dayanıyor. Tapline, İsrail işgali altındaki Suriye toprakları Golan Tepeleri’nden geçmesi ve Lübnan'daki savaşlar nedeniyle 1967 savaşının ardından devre dışı kaldı.

Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, ekonominin gereksinimleri, bütçe dengesi ve sosyal boyut arasındaki dengeyi gözetecek biçimde mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi.

Tüm bunların yanında iki petrol boru hattı daha mevcut. Bunlardan biri Kerkük'ten Banyas'a, diğeri Lübnan'daki Trablus'a uzanıyor. Bu hatların yenilenmesi ve Basra’daki petrol sahalarından Suriye'nin Banyas Limanı’na uzanacak yeni hatların eklenmesi giderek daha acil bir ihtiyaç haline geliyor. Hedef, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petrolünün Ürdün ve Suriye üzerinden taşıma kapasitesini günlük 8 milyon varile çıkarmak.

İstikrarın anahtarı olarak gelir kaynaklarının geliştirilmesi

Bu bağlamı genişlettiğimizde, Ürdün ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerinde toplam ya da net ulusal gelir ile vatandaşın bireysel gelir düzeyi arasında, özellikle elektrik ve petrol ürünleri gibi temel mal fiyatları söz konusu olduğunda, dikkat çekici bir uçurum bulunduğu görülüyor. Bu durum, vatandaş ile devlet arasındaki genel tabloyu yeniden karmaşık bir hale getiriyor. Devletin kendi hesapları ve öncelikleri varken vatandaş, mütevazı gelirleriyle asgari ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını sormaktan kendini alamıyor.

sdvdfv
Şam'ın eski şehir bölgesindeki Buzuriye Çarşısı, 16 Ocak 2026 (AFP)

Tüm bu verilerden hareketle, Suriye ekonomisinin geçim baskıları, giderek derinleşen gelir uçurumu, gerileyen satın alma gücü ve mevcut ekonomik dönüşümler içinde tırmanan fiyatlar karşısında yaşadığı sıkıntı, Arap ülkeleriyle iş birliği yollarının güçlendirilmesini olası çözümlere açılan önemli bir kapı olarak zorunlu kılıyor. Bu yönelim, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 95'ini oluşturan dar gelirli kesimlerin mütevazı gelirlerini eritip tüketen fiyat artışlarıyla baş edebilmesi için onların koşullarını iyileştirmeye öncelik verilmesi gerektiği düşünüldüğünde ayrı bir önem kazanıyor. Bu bağlamda devletin mevcut potansiyelleri yeniden değerlendirme ve hem vatandaş üzerinde hem de toplumsal istikrar üzerinde doğrudan etki yaratacak daha etkili ekonomik alternatifler arama sorumluluğu da belirginleşiyor.

Herhangi bir ülkede gelir kaynaklarının geliştirilmesi, toplam ulusal gelirin artırılmasına ve bireysel gelir düzeyinin yükseltilmesine doğrudan yansıyor. Öte yandan Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi. Bu durum, pazar ve ekonominin gereksinimleri ile sosyal boyut arasındaki dengeyi sağlayacak ve her türlü kalkınma sürecinin temel hedefi olan vatandaşın çıkarına hizmet edecek bir adım olarak öne çıkıyor.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.