Ya öyle olmasaydı? Spor dünyasından 5 büyük kırılma anı

22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
TT

Ya öyle olmasaydı? Spor dünyasından 5 büyük kırılma anı

22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta spor tarihindeki 5 büyük kırılma anına bakıyoruz.

Spor tarihi bazen kazanılan başarılardan çok, asla cevabı alınamayacak sorularla hatırlanıyor. Çünkü bazı kariyerler tamamlanamadan yarım kalıyor, bazı dönemler tek bir olayla tamamen değişiyor. 

Taraftarların yıllardır aklından çıkmayan o meşhur soru da kendini burada gösteriyor: "Ya öyle olmasaydı?"

1- Ya Monica Seles bıçaklanmasaydı?

1990'ların başında kadın tenisinde ortaya çıkan en dominant isimlerden biri Monica Seles'ti. Henüz genç yaşında kortlara öyle bir giriş yaptı ki, kadın tenisinin geleceğine damga vuracağı düşünülüyordu.

Seles yalnızca kazanmakla kalmıyordu; rakiplerini psikolojik olarak da yıpratıyordu. İki elini de kullandığı agresif oyun tarzı, yüksek temposu ve mental dayanıklılığı onu döneminin en korkutucu oyuncularından biri haline getirmişti.

Daha 19 yaşındayken 8 Grand Slam kazanmıştı ve birçok kişi onun tüm zamanların en büyük kadın tenisçisi olacağını düşünüyordu.

Sonra 30 Nisan 1993 günü Almanya'nın Hamburg kentinde her şey değişti.

Bir maç sırasında tribünden çıkan saldırganın Seles'i bıçaklaması, spor tarihinin en şoke edici olaylarından biri oldu.

Fiziksel yaralar zamanla iyileşti ama mental etkiler kariyerinin yönünü tamamen değiştirdi.

Seles yıllar sonra geri döndü, yeniden Grand Slam kazandı ama hiçbir zaman 1993 öncesindeki baskın seviyesine tam anlamıyla ulaşamadı.

Olayın bugün hâlâ konuşulmasının sebebi de bu. Çünkü tenis tarihinde Steffi Graf, Serena Williams ya da Martina Navratilova gibi isimlerin yanında Monica Seles'in nerede konumlanacağını hiçbir zaman öğrenemedik.

2- Ya Ayrton Senna Imola'da hayatını kaybetmeseydi?

Formula 1 tarihinin en büyük kırılma anlarından biri 1 Mayıs 1994'tü. Ayrton Senna yalnızca bir pilot değil, birçok kişi için Formula 1'in ruhunu temsil eden isimdi.

Üç dünya şampiyonluğu kazanmıştı ama hâlâ zirvedeydi. Williams'a geçmişti ve önünde Michael Schumacher'la yeni bir rekabetin eşiğindeydi. O dönem birçok kişi Formula 1'in gelecek yıllarını Senna-Schumacher savaşının belirleyeceğini düşünüyordu.

Fakat Imola'daki ölümcül kaza yalnızca bir kariyeri değil, bütün sporun yönünü değiştirdi.

Bugün hâlâ en büyük soru şu: Senna yaşasaydı kaç şampiyonluk daha kazanırdı?

Schumacher dönemi yine gelir miydi? Ferrari'nin yıllar süren dominasyonu aynı şekilde yaşanır mıydı? Bunların cevabını bilmek imkânsız.

Ama kesin olan bir şey var: Senna'nın ölümü sonrası Formula 1 güvenliği tamamen yeniden şekillendi.

Kokpit koruması, pist güvenliği, araç standartları… Sporun bugünkü güvenlik kültürü büyük ölçüde 1994 sonrası değişimlerden kaynaklanıyor. 

Belki de Senna'nın hikâyesini bu kadar güçlü yapan şey tam olarak bu. O yalnızca kaybedilmiş bir şampiyonluk ihtimali değil, spor tarihinin yönünü değiştiren bir figürdü.

3- Ya Derrick Rose sakatlanmasaydı?

2011'de Derrick Rose NBA tarihinin en genç MVP'si seçildiğinde herkes yeni süperstarın doğuşunu izlediğini düşünüyordu.

Chicago Bulls yeniden ayağa kalkmıştı. Üstelik bunu Şikago doğumlu bir yıldızla yapıyordu. Hikaye zaten başlı başına film gibiydi.

Rose'un oyunu inanılmaz derecede patlayıcıydı. İlk adımı durdurulamıyordu. Potaya giderken kontrolünü kaybetmiyor, en zor açılardan sayı üretebiliyordu. O dönem birçok kişi onun yalnızca MVP olmakla kalmayıp uzun yıllar ligin yüzlerinden biri olacağını düşünüyordu.

Sonra 2012 playofflarında gelen çapraz bağ sakatlığı her şeyi değiştirdi.

Rose geri döndü ama fiziksel patlayıcılığının büyük bölümünü kaybetti. Kariyerine devam etti, önemli anlar yaşadı ama hiçbir zaman o MVP seviyesine tekrar ulaşamadı.

İşte bu yüzden NBA taraftarlarının en büyük "Ya öyle olmasaydı?" sorularından biri hâlâ Derrick Rose hakkında.

Eğer sakatlanmasaydı LeBron James'in Doğu Konferansı hakimiyeti kırılır mıydı? Bulls şampiyon olabilir miydi? Rose bugün Curry, Westbrook ve Harden jenerasyonuyla aynı seviyede değil, daha yukarıda mı anılırdı?

Belki de en trajik taraf şu: Onun zirve döneminin aslında henüz başlamadığı düşünülüyordu.

4- Ya Len Bias NBA'e adım atabilseydi?

Spor tarihindeki bazı hikayeler başlamadan bitiyor. Len Bias bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

1986 NBA Draftı'nda Boston Celtics tarafından seçildiğinde hakkında yapılan yorumlar inanılmazdı. Birçok gözlemci onu Michael Jordan seviyesinde atletik potansiyele sahip bir oyuncu diye tanımlıyordu.

Ama drafttan sadece iki gün sonra, yüksek doz kokain kaynaklı kalp krizinden hayatını kaybetti.

Ve NBA tarihi belki de en büyük cevapsız sorularından biriyle baş başa kaldı.

O dönem Larry Bird'lü Celtics zaten şampiyonluk seviyesindeydi. Bias'ın takıma katılmasıyla birlikte Boston'ın 80'lerin sonuna damga vurması mümkündü. Hatta bazı yorumculara göre Jordan'ın yükselişi bile farklı bir rekabet ortamında gerçekleşebilirdi.

İlginç olan şu: Bias profesyonel seviyede tek bir maç bile oynamadı ama hâlâ spor tarihinin en büyük kayıp potansiyellerinden biri olarak görülüyor.

Çünkü bazen gerçekleşmiş başarılar değil, gerçekleşmeye çok yaklaşan hikayeler unutulmuyor.

5- Ya Bo Jackson sakatlanmasaydı?

Bo Jackson yalnızca iyi bir sporcu değildi. O, neredeyse insanüstü fiziksel özelliklere sahip bir fenomendi.

Hem Amerikan Ulusal Futbol Ligi'nde (NFL) hem Kuzey Amerika'nın beyzbol ligi MLB'de elit seviyede oynayabilmek bugün bile inanılmaz kabul ediliyor. Jackson ise bunu gerçekten başarıyordu.

Hızı, gücü ve atletizmi yıllardır efsane gibi anlatılıyor. Nike'ın "Bo Biliyor" kampanyası onu yalnızca spor yıldızı değil, kültürel ikon haline getirmişti.

Sonra 1991'de yaşadığı kalça sakatlığı geldi.

Bu sakatlık kariyerinin seyrini tamamen değiştirdi. Ve spor dünyası o günden beri aynı soruyu sormaya devam ediyor: Eğer Bo Jackson sakatlanmasaydı tarihin en büyük atleti olabilir miydi?

Birçok kişiye göre cevap evet.

Çünkü onun fiziksel kapasitesi yalnızca dönemine göre değil, tüm spor tarihine göre sıra dışı kabul ediliyordu. Belki kariyeri uzun sürseydi bugün Michael Jordan, Muhammed Ali ya da Tom Brady gibi isimlerle aynı cümlede anılıyor olacaktı.

Bo Jackson'ın hikayesi, sporun ne kadar acımasız olabileceğinin en net örneklerinden biri olarak kaldı.

Kaynaklar: ESPN, F1, NBA, Basketball Network, GQ



İran eski milli takım kalecisi, Hamaney karşıtı paylaşımı nedeniyle hapse atıldı

Muhammed Reşid Mazaheri (İran Futbol Federasyonu hesabı)
Muhammed Reşid Mazaheri (İran Futbol Federasyonu hesabı)
TT

İran eski milli takım kalecisi, Hamaney karşıtı paylaşımı nedeniyle hapse atıldı

Muhammed Reşid Mazaheri (İran Futbol Federasyonu hesabı)
Muhammed Reşid Mazaheri (İran Futbol Federasyonu hesabı)

İranlı yetkililer, eski milli takım kalecisi Muhammed Reşid Mazaheri’yi, yılın başlarında dönemin dini lideri Ali Hamaney’e yönelik sert eleştiriler içeren bir paylaşım yapması nedeniyle gözaltına aldı. Haberi, eşi Meryem Abdullahi duyurdu.

İran yargısına bağlı “Mizan” haber ajansı da Muhammed Reşid Mazaheri’nin tutuklu olduğunu doğruladı. Ancak ajans, eski kalecinin yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalıştığı için gözaltına alındığını öne sürdü.

Mazaheri, İran Milli Takımı’yla sınırlı sayıda maça çıktı ve 2018 Dünya Kupası kadrosunda yer aldı. Ancak milli takım kariyerinin büyük bölümünde, takımın değişmez birinci kalecisi Ali Rıza Biranvand’ın gölgesinde kaldı.

İran’ın önde gelen kulüplerinde de forma giyen Mazaheri, daha sonra silinen Instagram paylaşımında dini lideri “İran tarihindeki karanlık ve geçici bir dönemden ibaret” sözleriyle hedef aldı.

Söz konusu paylaşım, ocak ayında ülke içinde yaşanan protestoların ardından ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşından önce yapılmıştı.

Ali Hamaney, savaşın ilk günü olan 28 Şubat’ta düzenlenen ABD-İsrail ortak hava saldırısında hayatını kaybetmişti.

İran dışında faaliyet gösteren Farsça yayın yapan “IranWire” haber sitesi ise yetkililerin 25 Şubat’ta Mazaheri’nin evine baskın düzenlediğini aktardı.

Mazaheri’nin eşi Meryem Abdullahi, salı günü Instagram hesabından yaptığı açıklamada eşinin ülkenin kuzeybatısındaki Urmiye kentinde “çok ağır koşullardaki bir hücrede” tutulduğunu söyledi.

Abdullahi paylaşımında, “Reşid her zaman doğru olduğuna inandığı şeyi savundu. Şimdi ise bu cesaretinin bedelini tecrit hücresinde hapis yatarak ödüyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Mizan, çarşamba günü yayımladığı haberde Mazaheri’nin “cezaevindeki genel koğuşta” tutulduğunu belirtti ancak cezaevinin adını vermedi.

Ajans ayrıca eski kalecinin, “dış görünüşünü değiştirerek ve sınır muhafızlarına rüşvet vererek İran’ın batı sınırından yasa dışı şekilde ülkeyi terk etmeye çalışırken” yakalandığını iddia etti.

İran’da futbol dünyası sıkı denetim altında tutulurken, erkek milli takımı ABD’de düzenlenecek Dünya Kupası finallerinde grup aşamasında mücadele etmeye hazırlanıyor.

İran yönetimi bu ayın başlarında, sürgünde yaşayan ve İslam Cumhuriyeti’nin en sert muhaliflerinden biri olarak bilinen eski milli takım kaptanı Ali Kerimi’ye ait varlıklara da el konulduğunu açıklamıştı.

Öte yandan eski milli futbolcu Vorya Gafuri de 2022 yılında Katar’daki Dünya Kupası sırasında hükümet karşıtı protestolar nedeniyle gözaltına alınmıştı.

İran’daki Kürt azınlığa mensup olan Gafuri, göstericilere yönelik baskıları eleştirdiği için tutuklanmıştı.


City'de büyük ayrılık: Guardiola sezon sonu bırakıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

City'de büyük ayrılık: Guardiola sezon sonu bırakıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Pep Guardiola, sezon sonunda Manchester City'den ayrılacak ve bu büyük gelişme Premier Lig'de köklü bir değişime yol açacak.

İspanyol menajerin ayrılışı, pazar günü Aston Villa'yla oynanacak son Premier Lig maçından sonra gerçekleşecek ve Etihad Stadyumu'nda 10 yıllık hakimiyetin ardından İngiliz futbol tarihinin en çok kupa kazanılan dönemlerinden birine son verecek.

Şimdilik Manchester City, Guardiola'nın gelecek sezon için sözleşmesi bulunduğunu ve menajerliği sürdürmesini umduğunu belirtiyor.

55 yaşındaki teknik direktör, 2016'da göreve geldiğinden beri 17'si büyük olmak üzere toplamda 20 kupa kazandı. Bunlar arasında 6 Premier Lig şampiyonluğu da bulunuyor ve Arsenal'la girdikleri çetin şampiyonluk mücadelesinde galip gelmeleri halinde bu sayı 7'ye çıkabilir.

Ayrıca City'nin Avrupa'daki çıkışını da yöneten Guardiola, 2023'te İstanbul'da Inter Milan'ı mağlup ederek kulübe ilk Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazandırdı. Böylece Barcelona'nın başında geçirdiği efsanevi dönemdeki iki zaferin ardından teknik direktör olarak üçüncü Avrupa şampiyonluğunu elde etti.

En son kupasıysa geçen hafta sonu geldi; Antoine Semenyo'nun şık vuruşuyla City, FA Cup finalinde Chelsea'yi 1-0 yendi ve bu, Guardiola'nın Etihad'daki 19. kupası ve üçüncü FA Cup zaferi oldu.

Saha dışındaysa Guardiola'nın dönemi, 2009-2018'deki 9 yıllık dönemi kapsayan 100'den fazla Premier Lig mali kural ihlali iddiasıyla 2023'te City'ye dava açılmasının ardından son yıllarda gölgelendi. Bağımsız komisyon tarafından yürütülen bir duruşma Aralık 2024'te sonuçlandı ve sonucun bu yıl içinde açıklanması bekleniyor.

Eğer gerçekten ayrılırsa, Guardiola'nın futboldan bir süreliğine uzaklaşması muhtemel. Bu, 2012-2013'te Camp Nou ve Bayern Münih'teki dönemleri arasındaki ara dönemine benzer.

İngiltere'deki dönemi büyük ölçüde Liverpool ve özellikle Jürgen Klopp'la rekabetiyle tanımlandı. Bu rekabetin en bilinen örneklerinden biri, Kırmızılar 97 puan almasına rağmen 2019'da bir puan farkla elde edilen şampiyonluktu.

Guardiola ayrıca 2018 sezonunda 100 puan barajını aşarak yeni bir Premier Lig rekoru kırdı ve İngiliz futbol tarihinde üst üste 4 kez en üst lig şampiyonluğunu kazanan ilk teknik direktör oldu.

FA Cup finali öncesinde, City'deki görev süresinin mükemmelliğin tanımı olup olmadığı sorulduğunda İspanyol teknik adam şunları söyledi:

Evet, elbette, 10 yılda 19 kupa fena değil. Ayrılmamı beklemelerine gerek olmadığını biliyorlar, eğlenceli olduğumu biliyorlar. Yani 19 kupa, 10 yılda 20. şampiyonluk için mücadele etmek, dürüst olmak gerekirse fena değil.

Onun ayrılacağı haberiyle birlikte City'nin yerini doldurması gereken büyük bir boşluk doğuyor. City'nin, Chelsea'yi Konferans Ligi ve Kulüpler Dünya Kupası şampiyonluklarına taşımasına rağmen Mavilerle sezon ortasında olaylı bir şekilde ayrılan eski yardımcı antrenör Enzo Maresca da dahil birçok adayı değerlendirmesi muhtemel.

Çok sayıda kişi bu görevi Maresca'nın üstlenmesini beklese de Guardiola döneminde City efsanesi olan Bayern Münih teknik direktörü Vincent Kompany de düşünülebilir.

Independent Türkçe


Ancelotti'nin 50 yıllık futbol serüveni Oscarlı yönetmene emanet

Futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri kabul edilen 66 yaşındaki Carlo Ancelotti, Avrupa'nın 5 büyük liginde de şampiyonluk yaşayan tek hoca (Reuters)
Futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri kabul edilen 66 yaşındaki Carlo Ancelotti, Avrupa'nın 5 büyük liginde de şampiyonluk yaşayan tek hoca (Reuters)
TT

Ancelotti'nin 50 yıllık futbol serüveni Oscarlı yönetmene emanet

Futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri kabul edilen 66 yaşındaki Carlo Ancelotti, Avrupa'nın 5 büyük liginde de şampiyonluk yaşayan tek hoca (Reuters)
Futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri kabul edilen 66 yaşındaki Carlo Ancelotti, Avrupa'nın 5 büyük liginde de şampiyonluk yaşayan tek hoca (Reuters)

Oscar ödüllü yönetmen Paolo Sorrentino, efsanevi İtalyan teknik direktör Carlo Ancelotti'nin 50 yıllık kariyerinin bilinmeyen yönlerine odaklanan samimi bir belgesel üzerinde çalışıyor. 

Proje, tecrübeli teknik adamın bu yaz Brezilya Milli Takımı'nın başında çıkacağı 2026 Dünya Kupası yolculuğuyla doruğa ulaşacak.

Henüz adı açıklanmayan belgesele dair söylentiler, projenin resmen duyurulmasıyla doğrulanmış oldu.

Sorrentino'nun futbol tutkusu

Carlo Ancelotti belgeseli, Sorrentino'nun sinemasına da sızan futbol tutkusunu bir kez daha gözler önüne seriyor. 

Ünlü yönetmen bu tutkusunu daha önce, Napoli'deki gençlik yıllarını, Diego Maradona'nın şehre gelişini ve yaşadığı bir aile trajedisini futbolun merceğinden aktardığı, 2021 yapımı Oscar adayı yarı otobiyografik filmi The Hand of God'la (È stata la mano di Dio) beyazperdeye taşımıştı.

Bu proje; Oscar ödüllü Muhteşem Güzellik (La Grande Bellezza), büyük ses getiren The Young Pope ve son olarak geçen yıl Venedik Film Festivali'nin açılışını yapan La Grazia gibi yapımlara imza atan Sorrentino'nun 30 yıllık kariyerindeki ilk belgesel. 

Reggio Emilia'da çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ancelotti, futbol kariyerine Parma'da orta saha oyuncusu olarak başladı; ardından Roma ve AC Milan formalarını giydi. 1990'ların başında teknik direktörlüğe adım atan tecrübeli futbol adamı, o günden bu yana Chelsea, Paris Saint-Germain, Bayern Münih ve Real Madrid de dahil olmak üzere 11 farklı dev kulübü çalıştırdı; kariyerine 26 kupa ve tam 5 Şampiyonlar Ligi zaferi sığdırdı.

Belgesel, efsane ismin hayatından özel arşiv görüntüleriyle İtalya, İspanya ve Brezilya'nın yanı sıra gelecek Dünya Kupası sırasında ABD'de çekilecek güncel sahneleri bir araya getirecek.

"Büyük bir onur"

Proje hakkında hislerini paylaşan Ancelotti, "Hikayemi büyük usta Paolo Sorrentino'yla birlikte anlatmak benim için büyük bir onur. Onun başyapıtlarına ve sanatsal hikaye anlatımına olan bağlılığına her zaman hayran kalmışımdır" ifadelerini kullandı.

Independent Türkçe, Deadline, Screen Daily