Enkazın üzerinde ateşkes... İsrail, Güney Lübnan’ı ateş ve yıkımla yeniden şekillendiriyor

Ateşkesin başlamasından bu yana 10 binden fazla konut yıkıldı veya hasar gördü

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
TT

Enkazın üzerinde ateşkes... İsrail, Güney Lübnan’ı ateş ve yıkımla yeniden şekillendiriyor

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)

Güney Lübnan’da ateşkes anlaşmasının yürürlükte olmasına rağmen yıkımın boyutu giderek genişliyor. Sınır köylerinde yaşayanlar, evlerinin durumunu uydu görüntüleri ve video kayıtları üzerinden takip ederken, birçok mahalle tamamen enkaz alanına dönüşmüş durumda. Lübnanlı değerlendirmelere ve sahadaki gözlemcilere göre ateşkes, savaşın sona erdiği bir aşama olmaktan ziyade, sınır hattının bombardıman, buldozer faaliyetleri ve sistematik yıkımlarla yeniden şekillendirildiği yeni bir döneme dönüştü.

İsrail ordusu, güneydeki çeşitli köylerde hava saldırıları ve yıkım operasyonlarını sürdürürken, yaşananların yalnızca Hizbullah ile yürütülen askeri çatışmalarla sınırlı olmadığı yönündeki endişeler de artıyor. Gözlemciler, sınır boyunca yeni bir coğrafi ve demografik gerçeklik oluşturulmaya çalışıldığı görüşünü dile getiriyor.

Güney Lübnan’daki Cercu köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen dumanlar (AFP)Güney Lübnan’daki Cercu köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen dumanlar (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Ulusal Bilimsel Araştırmalar Konseyi Genel Sekreteri Şadi Abdullah, ateşkesin yürürlüğe girmesinden 8 Mayıs’a kadar geçen sürede İsrail saldırılarının 5 bin 386 konutun tamamen yıkılmasına yol açtığını açıkladı. Abdullah ayrıca, 5 bin 246 konutun da hasar gördüğünü belirterek, bir aydan kısa sürede zarar gören veya tamamen yıkılan konut sayısının 10 bini aştığını söyledi.

Güney Lübnan’daki çevrelere göre bu rakamlar, İsrail operasyonlarının ‘noktasal hedeflerden çıkarak güney köylerindeki yerleşim alanlarını ve kentsel dokuyu hedef alan daha geniş çaplı bir yıkım sürecine dönüştüğünü’ gösteriyor. Aynı kaynaklar, söz konusu yıkımın sınır bölgelerine sivillerin geri dönüşü ve günlük yaşamın yeniden kurulması üzerinde uzun vadeli etkiler bırakacağı değerlendirmesinde bulunuyor.

İsrail, ateşkes dönemini sınır bölgelerinin coğrafi ve demografik yapısını yeniden şekillendirmek için kullanıyor

Lübnanlı milletvekili Muhammed Havace Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in 27 Kasım 2024’te ilan edilen ateşkes anlaşmasına ilk günden itibaren uymadığını söyledi. Havace, İsrail’in ateşkesi, Güney Lübnan’da yeni bir fiili durum oluşturmak amacıyla kullandığını savunarak, bunun sistematik yıkım ve sınır hattındaki coğrafi ile demografik yapının yeniden şekillendirilmesi üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Havace’ye göre bölgede yaşananlar ‘münferit ihlallerden ibaret değil’, aksine Nakura’dan Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerine kadar uzanan kapsamlı bir planın parçası niteliği taşıyor. Havace, söz konusu planın sınır bölgesinin tüm yapısını değiştirmeyi hedeflediğini; köylerin yıkılması, mahallelerin buldozerlerle düzleştirilmesi ve tarihi yapıların ortadan kaldırılması yoluyla uygulandığını öne sürdü.

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor. (AFP)

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor. (AFP)

Havace, İsrail’in yürüttüğü yıkım faaliyetleriyle ‘bu bölgelerde artık ne yaşam ne de nüfus kaldığı’ mesajını vermeye çalıştığını savundu. Havace, bunun Gazze Şeridi’nde uygulanan yönteme benzediğini öne sürerek, tehlikenin yalnızca coğrafi değişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda demografik yapıyı ve sınırları da hedef aldığını ifade etti.

Havace, Bint Cubeyl kentinin son savaş sırasında tamamen yıkıma uğramadığını ancak bugün ‘sokak sokak, ev ev’ hedef alındığını söyledi. Havace ayrıca, Aytarun, el-Hıyam, Aynata, Deyr Mimas ve Yarun gibi yerleşimlerde de saldırı ve yıkım operasyonlarının sürdüğünü belirtti.

Dini ve kültürel miras alanlarına yönelik saldırılar

Havace’ye göre saldırılar yalnızca konutlar ve yerleşim alanlarıyla sınırlı kalmadı; dini, tarihi ve kültürel yapılar da hedef alındı. Havace, Deyr Mimas’ta bulunan tarihi bir manastırın, Yarun’daki 150 yılı aşkın geçmişe sahip rahibeler manastırının yanı sıra Güney Lübnan’daki çeşitli kale ve arkeolojik alanların da saldırılardan etkilendiğini söyledi. Havace, yaşananların ‘İsrail’in bölgeyi yeniden şekillendirmeye ve tarihi-kültürel kimliğini silmeye yönelik eski bir projesinin bulunduğunu gösterdiğini’ savundu.

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen duman (AFP)Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen duman (AFP)

İsrail, ateşkesi bir tampon bölge oluşturmak ve halkı yerinden etmek için kullanıyor

Bir diğer Lübnanlı milletvekili İbrahim Muneymine ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’da yaşananların İsrail’in ‘nüfustan arındırılmış bir alan oluşturma’ yönündeki açık girişimi olduğunu söyledi. Muneymine, bunun İsrail’in uzun süredir ‘tampon bölge’ başlığı altında dile getirdiği proje olduğunu savundu. Muneymine, son savaşın Hizbullah tarafından başlatıldığını öne sürerek, İsrail’in bu süreci köylerin sistematik şekilde yıkılması ve sivillerin yerinden edilmesi için gerekçe olarak kullandığını ifade etti. Muneymine, yaşananların savaş suçu kapsamına girdiğini ileri sürdü.

İsrail’in ateşkesi sahadaki hedeflerine hizmet edecek şekilde değerlendirdiğini savunan Muneymine, Tel Aviv yönetiminin ateşkes sürecini tünel arama ve keşif faaliyetlerini yoğunlaştırmak için kullandığını söyledi. Ancak yaşananların bunun çok ötesine geçtiğini belirten Muneymine, evlerin buldozerlerle yıkılması ve mahallelerin tahrip edilmesinin yalnızca tünellerle açıklanamayacağını, asıl amacın güç kullanılarak bir tampon bölge oluşturulması olduğunu dile getirdi.

Muneymine ayrıca İsrail’in, Güney Lübnan’daki nüfusu başka bölgelere göçe zorlayarak krizi ülke içine taşımaya çalıştığını öne sürdü. Bunun Lübnan’daki sosyal, ekonomik ve yaşam koşulları üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu ifade eden Muneymine sözlerini şöyle noktaladı: “İsrail bu şekilde aynı anda iki hedefe ulaşıyor: Bir yandan tampon bölge oluşturuyor, diğer yandan Lübnan içinde baskı yaratan ve dengeleri sarsan yeni bir demografik gerçeklik meydana getiriyor.”



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.