Çin’den gelen hiçbir şey uçağa binemez... Amerikalılar neden Pekin’den gelen hediyeleri atıyor?

Yeni Soğuk Savaş döneminde hediyeler artık hatıra olarak saklanmıyor... Uçak kalkmadan önce çöpe atılıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
TT

Çin’den gelen hiçbir şey uçağa binemez... Amerikalılar neden Pekin’den gelen hediyeleri atıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)

Kevser Vekil

Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı üzerine gece yavaş yavaş çökerken, Air Force One uçağı Washington’a dönmek üzere kalkış hazırlığı yapıyordu. Ancak uçağın merdivenlerinin altında yaşananlar, dünyanın dört bir yanında sayısız resmi ziyareti takip etmiş deneyimli gazeteciler için bile dikkat çekici bir görüntü oluşturdu.

Amerikalı görevliler hızla hareket ederek resmi giriş kartlarını, geçici telefonları, kimlik rozetlerini ve ziyaret sırasında dağıtılan bazı hediyelik eşyaları topluyordu. Eşyalar ne özel saklama çantalarına konuluyor ne de diplomatik kargo kutularına yerleştiriliyordu. Bunun yerine, uçağın merdivenlerinin altına bırakılan büyük bir çöp konteynerine atılıyordu.

 Sosyal medya platformlarında dolaşan ve Asya ile Amerika’daki medya kuruluşları tarafından yayınlanan bir fotoğrafSosyal medya platformlarında dolaşan ve Asya ile Amerika’daki medya kuruluşları tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Başkanlık heyetine eşlik eden ABD’li gazeteci Emily Goodin, daha sonra X platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Amerikalı görevliler, Çinli yetkililerin dağıttığı her şeyi topladı; giriş kartları, Beyaz Saray personeline verilen geçici telefonlar ve heyet rozetleri… Air Force One uçağına binmeden önce bunların tamamını topladılar ve merdivenin altındaki çöp kutusuna attılar. Çin’den gelen hiçbir şeyin uçağa alınmasına izin verilmedi.”

İlk bakışta yaşananlar abartılı bir güvenlik önlemi gibi görünse de Amerikan stratejik aklı açısından mesele yalnızca hediyeler ya da kimlik kartlarıyla ilgili değildi. Olayın arka planında, dünyanın en büyük iki gücü arasında sessizce yürütülen geniş kapsamlı bir mücadele yer alıyordu. Bu savaşta yalnızca füzeler değil; veriler, elektronik çipler ve dijital sinyaller de birer silah olarak değerlendiriliyor.

Diplomatik nezaketten ‘olası tehlikeye’

Diplomatik teamüllerde hediyeler, yumuşak gücün dili olarak kabul edilir. Lüks halılar, yaldızlı kalemler, geleneksel el sanatları ya da kültürel sembol taşıyan objeler, ülkelerin siyasi atmosferi yumuşatmak ve konuklar nezdinde olumlu bir imaj oluşturmak için kullandığı araçlar arasında yer alır.

Ancak Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’nda yaşananlar, ABD-Çin ilişkileri, ilişkilerinin uzun süredir klasik nezaket ve protokol aşamalarını geride bıraktığını ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın ABD medyası ve Asya basınından aktardığına göre, Amerikan heyeti ziyaretten önce ve sonra sıkı güvenlik talimatlarına tabi tutuldu.

Bu talimatlar arasında geçici kullanım için tasarlanmış telefonların kullanılması, kişisel elektronik cihazların taşınmaması ve ziyaret sonrası Çin kaynaklı tüm ekipman ve materyallerin derhal imha edilmesi yer aldı.

ABD güvenlik kurumları içinde, en basit görünen elektronik cihazların bile potansiyel bir siber sızma veya veri toplama aracı olabileceği yönünde yerleşik bir kanaat bulunuyor. Bu nedenle temkinli yaklaşım artık yalnızca bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla sınırlı kalmıyor; giriş kartları, şarj kabloları ve hatta sıradan protokol hediyeleri bile güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.

‘Sessiz casusluktan’ korkan ABD

Son on yılda Çin, ABD güvenlik doktrininde ‘zor ekonomik ortak’ konumundan ‘kapsamlı stratejik rakip’ konumuna evrildi.

Bu değişimle birlikte siber casusluk ve dijital sızma girişimlerine yönelik endişeler belirgin biçimde arttı.

ABD, Çin’e bağlı bazı unsurların devlet kurumlarını ve teknoloji şirketlerini hedef aldığını, hassas verileri çaldığını ve kritik dijital altyapılara sızmaya çalıştığını defalarca öne sürdü. Böylece iki ülke arasındaki rekabet yalnızca ekonomik düzeyde kalmayarak yapay zekâ, yarı iletkenler, iletişim ağları ve ileri teknoloji alanlarında açık bir mücadeleye dönüştü.

Bu çerçevede, geçici telefonların ya da kimlik kartlarının imha edilmesi, ABD güvenlik prosedürleri içinde daha geniş bir yaklaşımın parçası haline geliyor. Amerikan istihbarat kurumlarında yerleşik kabul, Çin’den gelen her unsurun potansiyel bir sızma aracı olabileceği yönünde.

Bazı güvenlik çevreleri bu yaklaşımı ‘sessiz casusluk’ olarak tanımlıyor; yani dikkat çekmeyen günlük nesneler üzerinden bilgi toplama veya sistemlere erişim sağlama yöntemi.

Bu nedenle, Başkanlık uçağı Air Force One’a, bazı anlatımlara göre ‘Çin kaynaklı hiçbir şeyin’ alınmaması bu güvenlik mantığının doğal bir sonucu olarak görülüyor.

Yeni Soğuk Savaş... ama dijital araçlarla

Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’ndaki uçak merdivenleri önünde yaşanan görüntü, yalnızca küçük bir protokol detayı değil; ABD-Çin ilişkilerinin mevcut doğasını özetleyen yoğun bir kesit olarak değerlendiriliyor.

Yıllar önce Çin, ABD için küresel üretim merkezi ve ticari çıkarlarla yönetilebilecek büyük bir ekonomik ortak olarak görülüyordu. Ancak bugün Washington’da bu ülke, 21. yüzyılda Amerikan üstünlüğüne yönelik en büyük stratejik meydan okuma olarak tanımlanıyor.

Bu tablo, klasik Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği karşıtlığından farklı bir çatışmaya işaret ediyor. Bu yeni rekabet; tanklar ve nükleer silahlar üzerinden değil, veri akışı, ileri teknoloji, tedarik zincirleri, yarı iletken üretimi ve dijital dünyanın kontrolü üzerinden şekilleniyor.

Bu nedenle, ABD’nin Çin kaynaklı cihazlara ve ekipmanlara karşı sergilediği yüksek hassasiyet, Amerikan ulusal güvenlik doktrini çerçevesinde anlaşılabilir görülüyor.

Pekin bunu bir ‘ABD takıntısı’ olarak görüyor

Buna karşılık Çin, söz konusu davranışları Amerikan tarafının hızla yükselen Çin gücüne yönelik duyduğu endişenin bir yansıması olarak değerlendiriyor.

Çinli medya organları ve sosyal medya yorumcuları, hediyelerin imha edilmesi olayını alaycı bir dille eleştirerek Washington’ın Pekin’e karşı ‘sürekli bir şüphe psikolojisi’ ile hareket ettiğini savundu.

Pekin’e göre ABD, ulusal güvenlik gerekçesini daha geniş bir stratejiyi meşrulaştırmak için kullanıyor; bu stratejinin amacı Çin’in teknolojik ilerlemesini yavaşlatmak ve ekonomik etkisini sınırlamak.

Ancak bu karşılıklı hassasiyet, aynı zamanda iki ülke arasındaki derin bağımlılık düzeyini de ortaya koyuyor. ABD-Çin ilişkileri bugün, dünyanın en sert stratejik rekabetlerinden birini yaşarken; aynı zamanda birbirine en fazla ekonomik olarak bağlı iki büyük güç konumunda bulunuyor.

Neden hediyeler bile şüphe konusu haline geldi?

Klasik siyaset dünyasında hediyeler hatıra olarak saklanırken, günümüzde bu nesneler inceleniyor, izole ediliyor ve kimi zaman doğrudan çöpe atılıyor. Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’nda yaşananlar, yalnızca güvenlik prosedürlerinden ibaret bir uygulamadan daha derin bir gerçeğe işaret ediyor: ABD-Çin ilişkileri arasındaki güven, diplomatik nezaketin bile şüpheden bağımsız kalamayacağı kadar aşınmış durumda.

İki büyük güç arasındaki rekabet, bir kimlik kartı ya da geçici telefonun bile ‘potansiyel tehdit’ olarak görüldüğü bir seviyeye ulaştığında, uluslararası sistemin yeni bir döneme girdiği değerlendiriliyor. Bu yeni dönemde güç, yalnızca asker sayısıyla değil; veriyi kim kontrol ediyor ve karşı tarafın sistemlerine ilk kim sızabiliyor sorularıyla ölçülüyor.



Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
TT

Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)

Dünya genelindeki nehirlerin yaklaşık yüzde 80'inde oksijen seviyelerinin düştüğü tespit edildi. Bilim insanları acil önlemler alınmazsa bu eğilimin, tatlı su ekosistemlerini ciddi tehlikeye sokacağını söylüyor.

Çin Bilimler Akademisi'nden Qi Guan liderliğindeki yeni araştırma, yaklaşık 40 yıllık verileri inceleyerek nehirlerin can damarı olan çözünmüş oksijen seviyelerindeki endişe verici düşüşü ortaya koydu.

Hayvanlardan bitkilere, planktonlardan bakterilere kadar sualtındaki tüm canlılar "nefes almak" için çözünmüş oksijene ihtiyaç duyuyor.

Bilim insanları 1985 ila 2023'te çekilen 3,4 milyon uydu görüntüsünü kullanarak dünya genelindeki 16 binden fazla nehirdeki çözünmüş oksijen seviyelerini hesapladı.

Bulguları hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada, incelenen nehirlerin yüzde 79'unun oksijen kaybettiği saptandı. Araştırmaya göre bu nehirler her 10 yılda litre başına ortalama 0,045 miligram oksijen kaybediyor.

Bu çok yüksek bir oran gibi görünmeyebilir ancak bilim insanları eğilimin bu şekilde sürmesi halinde bu ekosistemlerde kitlesel ölümler yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Karbondioksit salımları benzer hızda artmaya devam ederse (ki bu en kötü senaryo değil), 2100'e gelindiğinde Güney Amerika'nın büyük bir bölümü, Hindistan, Arktik ve ABD'nin doğusundaki nehirlerin çözünmüş oksijen seviyelerinin yaklaşık yüzde 10 azalması bekleniyor.

Çalışmada en ciddi kaybın tropik nehirlerde görüldüğü tespit edildi ancak bilim insanları böyle bir sonuçla karşılaşmayı beklemiyordu.

İklim krizinin, yüksek enlemlerdeki nehirleri daha çok etkilemesi nedeniyle en büyük oksijen kaybının bu bölgelerde yaşanacağını düşünüyorlardı.

Ancak tropik nehirlerde suyun zaten daha sıcak olması, iklimdeki değişimlerden daha hızlı etkilenmelerine neden olmuş görünüyor.

Guan ve ekibi birden fazla faktör oksijen düşüşüne yol açsa da en büyük rolü insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizinin oynadığını tespit etti.

Yeni çalışmaya göre, iklim krizi sonucu su kütlelerinin çözünmüş oksijeni tutma yeteneğinin azalması, dünya genelindeki nehirlerde görülen oksijen kaybının yaklaşık yüzde 63'ünden sorumlu.

Bu durum sıcak suyun daha az oksijen tutmasından kaynaklanıyor. 

Ayrıca tarım ve atık sudan kaynaklanan besin kirliliği, alg büyümesini besliyor. Algler ölüp ayrıştığında da mikroplar daha fazla oksijen tüketerek seviyelerin daha fazla düşmesine neden oluyor.

Suda yaşayan türlerin ihtiyaç duyduğu çözünmüş oksijen miktarları arasında büyük farklar var. Ancak yine de nehir suyunda litre başına 0,1 miligramlık bir değişim ekosistemlerde ciddi değişimlere yol açabilir.

Bilim insanları küçük bir değişimin bile kitlesel ölümlere yol açabileceğine ve oksijen seviyelerindeki düşüşün devam etmesiyle bu tür "ölü bölgelerin" yaygınlaşabileceğine dair uyarıyor.

Associated Press'e konuşan Guan "Oksijen azalması çok yavaş bir süreç. Uzun süre devam ederse, olumsuz etki nehir ekosistemlerine zarar verecektir" diyerek ekliyor:

Düşük oksijen seviyeleri, biyoçeşitlilik azalması ve su kalitesinin bozulması gibi bir dizi ekolojik krize neden olabilir.

Kaybedilen oksijen oranı yüzde 4-5 artarsa bu senaryoların yaşanması çok daha muhtemel.

Bilim insanları nehirlerin içinde bulunduğu tehlikenin farkına varılması ve buna karşı acil harekete geçilmesi çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, NDTV, Science Advances


İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
TT

İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Kambur balinaların Avustralya ve Brezilya'daki üreme alanları arasında yolculuk yaptığı ilk kez kaydedildi. Birbirinden bağımsız hareket eden bu iki balina, 14 bin kilometreden fazla mesafe giderek türleri için kaydedilen mesafe rekorunu kırdı.

Okyanuslarda uzun mesafeler kat etmesiyle bilinen kambur balinalar genellikle annelerinden öğrendikleri göç rotalarını izliyor.

Kril ve küçük balıklarla beslenen bu memeliler kış mevsiminde tropik sularda ürüyor.

Ömürlerinin çoğunu sualtında geçirdikleri için hareketlerini takip etmek zor. Ancak hem profesyonel araştırmacıların hem de yurttaş bilim insanlarının çektiği balina kuyruğu fotoğraflarını yüklediği Happywhale platformu sayesinde araştırmacılar bu zorluğu aşabiliyor.

Uluslararası bir araştırma ekibi platforma 1984 ila 2025'te yüklenmiş 19 binden fazla balina kuyruğu fotoğrafını inceleyerek yaptıkları yolculukları belirlemeye çalıştı. 

Kullandıkları yazılım, kuyrukların renk desenlerine ve kenarlarındaki girintilere dayanarak balinaların ayırt edilmesini sağladı.

Araştırmacılar tarama sonucunda iki kambur balinanın farklı yıllarda, çok uzak yerlerde görüldüğünü tespit etti.

Balinalardan biri Avustralya'nın doğusundaki Hervey Bay'de 2007 ve 2013'te görüntülendikten sonra 2019'da Brezilya'nın São Paulo kentinde kameralara yakalanmıştı.

Diğeriyse Brezilya'nın doğu kıyısındaki Abrolhos Bank'te 2003'te fotoğraflanmış, ardından Eylül 2025'te Hervey Bay'de tekrar görüntülenmişti. 

dcfv
Kambur balinaların kuyrukları adeta kimlik kartı görevi görüyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Bulguları hakemli dergi Royal Society Open Science'ta bugün (20 Mayıs) yayımlanan çalışmaya göre balinaların ilki yaklaşık 14 bin 200, diğeriyse 15 bin 100 kilometre mesafe kat etmiş.

Fotoğraflar, balinaların yolculuklarının yalnızca başlangıç ve bitiş noktalarını gösterdiği için araştırmacılar tam olarak hangi rotayı izlediklerini bilmiyor.

Ancak bu iki balina, daha önce kaydedilen 13 bin kilometrelik rekoru kırarak kambur balinalar arasında bilinen en uzun mesafeyi kat etti.

Pacific Whale Foundation'dan çalışmanın ortak yazarı Stephanie Stack şu ifadeleri kullanıyor:

Avustralya ve Brezilya arasında geçiş yapmış bir değil, iki birey bulmak, bu popülasyonların gerçekte ne kadar ayrı olduğuna dair bildiklerimizi sorgulatıyor.

Araştırmacılar balinaların neden bu iki üreme alanı arasında yolculuk yaptığına emin değil. Ortak beslenme alanlarında başka balinalarla karşılaştıktan sonra kendi rotalarına dönmek yerine farklı bir rota takip etmiş olabilirler.

Bilim insanları bu nadir yolculukların tür için uzun vadede faydalı olabileceğini söylüyor. Bu sayede popülasyonların genetik çeşitliliğini korumak mümkün olabilir.

Ayrıca balinaları takip etmek için kullanılan yöntemler, iklim krizinin etkisiyle okyanusların ısınması sonucu daha önemli hale gelebilir. 

Uzmanlar, suların ısınması nedeniyle balinaların temel besin kaynağı krilin yaşadığı yerlerin değişebileceğini ve bu nedenle balinaların da farklı bölgelere göç edebileceğini düşünüyor.

Çalışmaya liderlik eden Dr. Cristina Castro, "Bu tür araştırmalar, yurttaş biliminin değerini vurguluyor" diyerek ekliyor:

Her fotoğraf, balina biyolojisi hakkındaki anlayışımıza katkıda bulunurken bu örnekte, şimdiye kadar kaydedilen en uç hareketlerden birini ortaya çıkarmamızı sağladı.

Independent Türkçe, Science Alert, Phys.org, Royal Society Open Science


Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
TT

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Televizyon tarihinin en uzun soluklu medikal draması Grey's Anatomy'nin dünyası yeni bir yapımla genişliyor. ABC, 2026-2027 yayın sezonunda izleyiciyle buluşacak yeni bir yan diziye onay verdiğini resmen duyurdu.

Henüz ismi açıklanmayan ve bir saatlik bölümlerden oluşacak bu yeni dizi, Batı Teksas'ta, kilometrelerce uzanan ıssızlıktan önce sağlık hizmeti için son durak sayılan kırsal bir tıp merkezinde görev yapan ekibin sıradışı hikayesini konu alacak. 

Dizinin yaratıcı ekibinde Grey's Anatomy'ye de imza atan Shonda Rhimes ve 2024'ten bu yana dizi sorumlusu görevini üstlenen Meg Marinis yer alıyor. Dizinin yürütücü yapımcılığını ise Shondaland ekibinden Betsy Beers ve Grey's Anatomy yıldızı Ellen Pompeo üstleniyor.

"Grey's Anatomy evrenini genişletmek heyecan verici"

Yeni projeyle ilgili heyecanını dile getiren Meg Marinis, "Grey's Anatomy evrenini genişleteceğim için inanılmaz heyecanlıyım" diyerek şunları ekledi:

Bu fırsat, izleyicilerin 20 yılı aşkın süredir sevdiği o derin duyguları, samimiyeti ve güçlü bağları temsil edecek yeni karakterleri ve hikayeleri ekranlara taşıyacak. Üstelik tüm bunlar, kendi memleketim olan Teksas'ta geçecek. Shonda Rhimes'a böyle dinamik bir dünya yarattığı için minnettarım; bu hikayenin bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Grey's Anatomy evreninin 4. üyesi

Yeni dizinin Grey's Anatomy'yle doğrudan bir bağlantısı olup olmayacağı veya Ellen Pompeo'nun canlandırdığı Meredith Grey gibi tanıdık karakterlerin Teksas'taki bu tıp merkezinde görünüp görünmeyeceği şimdilik gizemini koruyor.

Bu yapım, 22. sezonunu yakın zamanda tamamlayan Grey's Anatomy'nin 4. yan projesi olacak. 

Dizi geçmişte; Private Practice (2007-2013), Station 19 (2018-2024) ve dijital platforma özel çekilen Grey's Anatomy: B-Team (2018) gibi yapımlarla da televizyon tarihine iz bırakmıştı. 

Grey's Anatomy, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, TV Line