Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey
TT

Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey

Şerbil Berakat

Şi Jinping, Ekim 2022'de Partinin 20. Kongresi'nin açılışında, selefi Hu Jintao Halkın Büyük Salonu’ndan çıkarılmadan önce güvenlik görevlileriyle tartıştığı sırada, sertlik ve kayıtsızlığın bir karışımını sergilemeye çalışarak sakin bir şekilde oturuyordu.

Büyük kırmızı bayraklarla dolu salon o kadar sessizdi ki, gazetecilerin kameralarının sesleri camdan bir sessizlik tabakasını kırıyor gibiydi.

Sahnedeki her şey titizlikle planlanmıştı ve son derece sembolikti. Şi'nin Mao Zedong'dan bu yana parti genel sekreteri olarak üçüncü kez seçilen ilk lider olarak konumunu sağlamlaştıracak olan Kongre, parti ve yürütme genel sekreterlerinin kolektif liderlik dönemini resmen sona erdirecekti.

Ancak kongrenin kendisi çok önemli değil, sadece sembolik bir olaydı. Şi, daha önce iki başkanlık dönemi geçirmiş ve bu süre zarfında gücü kendi elinde toplamıştı. Yine Çin’e özel sosyalizm vizyonunu, parti anayasasına dahil edilerek ömür boyu başkanlık yapmasının önündeki anayasal engeli ortadan kaldırmıştı.

2007'de beklenmedik bir şekilde Hu Jintao'nun muhtemel halefi olarak duyurulduğunda, Şi karizmatik bir figür değildi. Aksine, birikmiş idari deneyime, yolsuzlukla mücadele edebilecek ve kurulu sistem içinde sonuçlar elde edebilecek pragmatik bir ekonomist olarak nispeten “temiz” bir adam ününe sahipti. Parti çevrelerinde, seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan, uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu. Ancak, hayatına ve yetiştirilme tarzına bakıldığında, bu deneyimlerin, partinin ve devletin karşı karşıya kalacağı zorluklara karşı koyma bağlamında, liderliğe yükselişi için sadece kademeli bir hazırlık olduğu anlaşılıyor.

Kızıl prens

Çin ve meseleleri ile ilgilenen çevrelerin dışında çok az kişi Şi Jinping'in, Çin Halk Cumhuriyeti'ni kuran ilk kuşak devrimcilerden oluşan “Kızıl Prensler” sınıfına mensup ilk parti genel sekreteri olduğunu bilir. Babası Şi Zhongxun, Devlet Konseyi Başkan Yardımcılığı, Devlet Konseyi Genel Sekreterliği ve Merkezi Propaganda Dairesi Başkanlığı gibi üst düzey görevlerde bulunmuştu. Ayrıca Büyük Bölünme öncesi ve sonrasında Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore ile ilişkilerde hassas görevler üstlenmişti.

Şi 1953'te doğdu ve çocukluğunun bir kısmını, üst düzey liderliğin ikamet ettiği Yasak Şehir'in bitişiğindeki kapalı bir yerleşke olan Zhongnanhai'de geçirdi. Orada, yüksek rütbeli yetkililerin çocukları için kurulan ve daha çok elitler yetiştirmek için kapalı bir alan gibi görünen okullarda eğitim gördü.

Parti çevrelerinde o zamanlar seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu

Büyük İleri Atılım'ın başarısız olmasının ardından ve daha sonra Kültür Devrimi'ne neden olacak artan huzursuzlukla birlikte kırılmalar yaşandı. Babası, Mao'yu eleştiren bir edebi eseri onaylamasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle siyasi sürgüne gönderildi.

Kültür Devrimi'nin başlamasıyla aile dağıldı. Bazı kaynaklara göre, üvey kız kardeşi baskılara dayanamayarak intihar etti, komünist bir aktivist olan annesi Qi Xin ise alenen aşağılandı. Şi'nin kendisi de on beş yaşındayken, “Dağa çıkış ve kırsala dönüş” kampanyası kapsamında kırsal kesime gönderilen yaklaşık 18 milyon genç Çinli erkekten biri oldu.

Shaanxi eyaletinin Liangjiahe şehrinde, karşısında sıkışık, çamurlu bir dünya, dağlara oyulmuş Yaodong çamur mağaraları, zorlu tarım işleri, amansız sivrisinekler, yiyecek kıtlığı ve  tam anlamıyla bir örgün eğitim yokluğu buldu. Orada, köylüler ve alt sınıflarla duygusal bir bağ kurdu, Çin'i köklerinden tanıdı ve çektiği zorluklar, daha sonra liderliğinin belirleyici bir özelliği haline gelecek olan siyasi istikrar takıntısını ona aşıladı.

Çin değişiyor ve Şi'nin kaderi de değişiyor

Kırsal kesimde geçirdiği yedi yıl boyunca, Şi'nin partiye katılma başvurusu sekiz kez reddedildikten sonra nihayet kabul edildi ve partinin köydeki şubesinin sekreteri oldu. 1975'te “çamur mağaralarını” terk etti ve Pekin'e dönerek Tsinghua Üniversitesi'ne kaydoldu.

sdvffd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülkenin en yüksek karar alma organı olan Çin Komünist Partisi Politbüro Daimi Komitesi'nin yeni üyelerinin tanıtımı sırasında el sallıyor, 23 Ekim 2022 (AFP)

O zamanlar sadece Şi'nin kaderi değil, tüm Çin'in kaderi de değişiyordu. Mao 1976'da öldü ve iki yıl sonra Deng Şiaoping fiili lider oldu; bu da “reform ve dışa açılma” politikası ile Şi Jinping'in iktidarın kalbine muzaffer dönüşünün önünü açtı.

1980'lere gelindiğinde, Şi Zhongshan, Çin'in kapitalist dünyaya açılan kapısı olan Guangdong eyaletinde en yüksek siyasi makamı üstlenmiş ve Shenzhen ve Zhuhai'deki serbest ekonomik bölgeler deneyimini denetlemişti. Şi burada, piyasanın bir düşman değil bir araç olduğu ve siyasi kontrol koşulu ile özel sektörle ortaklığın kaçınılmaz olduğu fikrini miras aldı.

Kıtlık ve yolsuzluk riskini yönetmek

1979'da mezun olduktan sonra Şi, babasının “en yakın silah arkadaşı” olarak tanımladığı yüksek rütbeli savunma yetkilisi Geng Biao'nun ofisinde yardımcı olarak göreve başladı. Orada, parti ve ordu içinde önemli bir ilişki ağı geliştirdi.

1982'de, siyasi kariyeri iki önemli deneyimle gerçekten başladı. İlk deneyimi, sınırlı kaynaklar ve acil ihtiyaçlarla kısıtlanmış karmaşık bir günlük yönetim ile karşılaştığı yoksul tarım eyaleti Hebei'deydi. Orada, yönetimin boş sloganlarla değil, günlük ayrıntıları yönetme yeteneğiyle ölçüldüğünü pratik bir şekilde anladı.

İkinci deneyimini ise 1985'te Fujian'da yaşadı. Burada görüntü büyük ölçüde değişmişti; sınır ötesi ticaret, Tayvan yatırımları, kaçakçılık ve bürokrasi, iş adamları ve güvenlik aygıtıyla iç içe geçmiş çıkar grupları ağları vardı. Orada “temiz adam” olarak tanındı ve piyasaların devletten daha hızlı hareket ettiği yükselen Çin'in yüzüyle doğrudan temas kurdu.

O zamandan itibaren, yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti.

Bundan sonra, Şi, Zhejiang eyaleti ve akabinde Çin'in finans başkenti Şanghay şehrinin yönetimini üstlendi. Burada 2007'de güçlü eski başkan Jiang Zemin'e yakın ve bağlantılı kişilerin karıştığı bir yolsuzluk skandalının sonuçlarını kontrol altına almak ve disiplini yeniden sağlamak için çalıştı. Aynı yıl, Şi, rejimin en yüksek güç organı olan Politbüro Daimi Komitesi'ne katıldı ve 2008'de başkan yardımcısı oldu. Bir dizi atama, 2012'deki bir sonraki Parti Kongresi'nde parti ve ülke liderliğini üstlenmesinin yolunu açtı.

Yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti

 Yolsuzlukla mücadele ve askeri reform

Deng Şiaoping'den beri genel sekreterler için yolsuzlukla mücadele kampanyaları başlatmak bir gelenekti, ancak bunlar genellikle ilk coşku dalgasından sonra sekteye uğruyordu. Ancak Şi'nin kampanyası ciddiydi ve en üst düzey yetkililerden yani “kaplanlardan” en düşük rütbeli çalışana kadar herkesi hedef aldı.

Yolsuzlukla mücadele geçmişine rağmen, genel sekreter olarak yeni kampanyası, çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde anlatılan bir anlatıyla ilişkilendirildi. Hikaye, genel sekreter seçilmesinden bir ay önce, tam olarak 4 Eylül 2012'de başlıyor. Şi, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile planlanmış bir görüşme de dahil olmak üzere tüm toplantılarını aniden iptal etti ve ancak 15 gün sonra ortaya çıktı.

Onun ortadan kaybolması bir dizi söylenti ve analize yol açtı. Bir anlatıma göre, parti içinde başkanlığa atanması görüşmeleri sırasında Şi, yolsuzlukla mücadele için kıdemli parti liderlerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın tüm grupları kapsayan tam bir yetki talep etmiş ve talebinin reddedilmesi halinde inzivaya çekilmekle tehdit etmişti.

Sonuç olarak, 2012'den 2026'nın başlarına kadar 7,2 milyondan fazla kişinin soruşturulduğu, cezalandırıldığı veya disiplin cezası aldığı Şi'nin yolsuzlukla mücadele kampanyası, yolsuzluk seviyelerini düşürmede başarılı oldu. Ancak her şeyin olumsuz sonuçları vardır ve Şi’nin kampanyası da kadroları korkutarak, inisiyatif almaktan ve yenilik yapmaktan caydırdı.

dsvfdv
Şi Jinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda düzenlenen Çin Engelliler Federasyonu 8. Ulusal Kongresi'ne katılımı sırasında Komünist Parti üyelerini selamlıyor, 18 Eylül 2023 (EPA)

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyasına gelince, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır. Mao Zedong'un bu konudaki ünlü sözü şöyledir: “Komünist Parti silahı yönetir ve silahın partiyi yönetmesine asla izin verilmez.” Ancak siviller ve ordu arasındaki ilişkiye dair tartışma iç çevrelerle sınırlı kalmadı. Şeffaflık başlığı altında Washington, sivil otoritenin ordu üzerindeki kontrolü konusunda sürekli olarak şüpheler uyandırmaya çalıştı. Eski başkan Hu Jintao ile dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld arasında Pekin'de yapılan bir görüşmeyle ilgili ABD'nin sızdırdığı bilgilerden sonra, bu durum Pekin için sıkıntılı bir hal almıştı. Anlatılanlara göre, Rumsfeld, ziyaretin arifesinde Hu Jintao'ya askeri uçak denemeleriyle ilgili haberleri sormuştu. Görünüşe göre Hu Jintao, gerekli güvenilir bilgilere sahip olmadığından bu konuyu ne yalanlayabilmiş ne de açıklığa kavuşturabilmişti. Şi Jinping'in kampanyasına dönecek olursak, iki amacı vardı; birincisi, gizlilik perdesi altında faaliyet gösteren ordu içindeki geniş çaplı yolsuzluğa son vermek. İkincisi ise Şi'nin asla Hu Jintao'nunkine benzer bir duruma düşmemesini, yani askeri kararların generaller tarafından değil, yalnızca kendisi tarafından alınmasını sağlamak.

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyası, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır

Partiyi eski ihtişamına kavuşturmak

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi'nin genel sekreter olarak hemen yerine getirmeye çalıştığı bir diğer görev de partiyi siyasi ve ideolojik bir aygıt olarak yeniden canlandırmaktı. Şi'nin misyonu iki farklı kaynaktan besleniyordu. Birincisi, Şi, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün daha az tartışılan nedenlerinden birinin “Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin tarihini unutması” olduğuna inanıyordu. Stalin döneminin keskin bir şekilde eleştirilmesi, kurucu anlatıdan kopmaya neden olmuş, geçmiş ile bugün arasındaki sembolik bağı zayıflatmış ve ideolojik meşruiyette bir boşluk yaratmıştı.

dvfd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, Çin'in güneyindeki Makao'da Halk Kurtuluş Ordusu'nun bir birliğini denetliyor. 20 Aralık 2024 (Xinhua)

İkinci kaynak ise Şi'nin kendisinin sıkı bir komünist olmasıdır. Babası zulüm görmüş, baskıya maruz kalmış ve işkence görmüş, ailesi dağılmış olmasına rağmen, partiye sadık kalmış ve onun dışında hayatının bir anlamı olmadığına inanmıştı. Bu nedenle, partiyi temel değerlerine geri döndürmek Şi için kişisel ve ailevi bir misyon, siyaset ve kaderin iç içe geçtiği, ömür boyu sürecek ve partinin nihayetinde bir kurumdan daha fazlasına dönüşeceği, varoluşun anlamı haline geleceği bir yola derin bir bağlılıktı.

Şi yönetiminde Çin zirveye ulaştı. Ekonomik rakamlar ortada. Teknolojik başarıları hem rakipler hem de müttefikler tarafından itiraf ediliyor. Bu durum, Çin'in dış politikasını yöneten stratejik ihtiyat ve uygun anı beklerken gücü gizleme doktrinlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyordu ve Şi için o an geldi. Olaylar da onun lehine. Putin Rusyası'nın savaşlarından Trump ABD'sinin stratejik yönünü kaybetmesine kadar, Çin, planları, yönlendirmeleri ve ilkeleriyle birbiri ardınca hedeflerini gerçekleştirdi.

Kuşak ve Yol Girişimi'nden BRICS grubunun genişlemesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nün güçlendirilmesine kadar Şi Jinping ile Çin, daha belirgin bir küresel etki ağı çizdi. Ancak çarpıcı bir paradoksla, dış dünyaya açık bir şekilde uzatılan ele karşılık içeride kapalı bir yumruk var. Şi, Zhongnanhai saraylarından Shaanxi'nin çamur mağaralarına düşüş dersini unutmuyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, renkli devrimler ve Arap Baharı ayaklanmaları, güvenlik kaygılarını körükledi. Sincan ve Tibet'ten Hong Kong'a kadar, siyasi istikrar onun gündemindeki tek madde, diğer her şey ise ondan sonra geliyor.

Sosyal ağlar ve dijital akışlar çağında çatışma araçlarının çoğalması ve dünyanın kaynaklar için bir yarışa girmesiyle birlikte, güvenlikleştirme mantığı ekonomiye, dijitalleşmeye, eğitime, enerjiye ve ulaşıma kadar uzandı. Sonuç olarak, istikrarı sadece bir yönetim işlevi değil, kapsamlı bir hayatta kalma koşulu olarak yeniden tanımlayan bir devlette, hayatın neredeyse her yönü artık ulusal güvenlik merceğinden değerlendiriliyor. Bazıları Şi Jinping'in iktidara yükselişini, hem trajik hem de zafer dolu deneyimlerle zengin bir tarihe sahip olan Çin Komünist Partisi'nin kendi gidişatının bir yansıması olarak yorumluyor. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu biyografinin ayrıntıları, Çin'in merkeziyetçi bir imparatorluktan bir yüzyıllık aşağılanma, işgal ve yoksulluğa düşüşüne, ardından acı, gözyaşı, ter ve kanla dolu amansız bir yürüyüşle nihai zafere doğru ilerlemesine dayanan modern tarihinin, neredeyse iki yüzyıllık dönüşüm ve gerilemelerinin yoğunlaştırılmış bir versiyonu gibi görünüyor.



Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
TT

Uzmanlar endişeli: Dünya genelindeki nehirlerin yüzde 80'i oksijen kaybediyor

En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)
En büyük oksijen kaybı, Güney Amerika'daki Amazon Nehri gibi yerlerde görülüyor (AFP)

Dünya genelindeki nehirlerin yaklaşık yüzde 80'inde oksijen seviyelerinin düştüğü tespit edildi. Bilim insanları acil önlemler alınmazsa bu eğilimin, tatlı su ekosistemlerini ciddi tehlikeye sokacağını söylüyor.

Çin Bilimler Akademisi'nden Qi Guan liderliğindeki yeni araştırma, yaklaşık 40 yıllık verileri inceleyerek nehirlerin can damarı olan çözünmüş oksijen seviyelerindeki endişe verici düşüşü ortaya koydu.

Hayvanlardan bitkilere, planktonlardan bakterilere kadar sualtındaki tüm canlılar "nefes almak" için çözünmüş oksijene ihtiyaç duyuyor.

Bilim insanları 1985 ila 2023'te çekilen 3,4 milyon uydu görüntüsünü kullanarak dünya genelindeki 16 binden fazla nehirdeki çözünmüş oksijen seviyelerini hesapladı.

Bulguları hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada, incelenen nehirlerin yüzde 79'unun oksijen kaybettiği saptandı. Araştırmaya göre bu nehirler her 10 yılda litre başına ortalama 0,045 miligram oksijen kaybediyor.

Bu çok yüksek bir oran gibi görünmeyebilir ancak bilim insanları eğilimin bu şekilde sürmesi halinde bu ekosistemlerde kitlesel ölümler yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Karbondioksit salımları benzer hızda artmaya devam ederse (ki bu en kötü senaryo değil), 2100'e gelindiğinde Güney Amerika'nın büyük bir bölümü, Hindistan, Arktik ve ABD'nin doğusundaki nehirlerin çözünmüş oksijen seviyelerinin yaklaşık yüzde 10 azalması bekleniyor.

Çalışmada en ciddi kaybın tropik nehirlerde görüldüğü tespit edildi ancak bilim insanları böyle bir sonuçla karşılaşmayı beklemiyordu.

İklim krizinin, yüksek enlemlerdeki nehirleri daha çok etkilemesi nedeniyle en büyük oksijen kaybının bu bölgelerde yaşanacağını düşünüyorlardı.

Ancak tropik nehirlerde suyun zaten daha sıcak olması, iklimdeki değişimlerden daha hızlı etkilenmelerine neden olmuş görünüyor.

Guan ve ekibi birden fazla faktör oksijen düşüşüne yol açsa da en büyük rolü insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizinin oynadığını tespit etti.

Yeni çalışmaya göre, iklim krizi sonucu su kütlelerinin çözünmüş oksijeni tutma yeteneğinin azalması, dünya genelindeki nehirlerde görülen oksijen kaybının yaklaşık yüzde 63'ünden sorumlu.

Bu durum sıcak suyun daha az oksijen tutmasından kaynaklanıyor. 

Ayrıca tarım ve atık sudan kaynaklanan besin kirliliği, alg büyümesini besliyor. Algler ölüp ayrıştığında da mikroplar daha fazla oksijen tüketerek seviyelerin daha fazla düşmesine neden oluyor.

Suda yaşayan türlerin ihtiyaç duyduğu çözünmüş oksijen miktarları arasında büyük farklar var. Ancak yine de nehir suyunda litre başına 0,1 miligramlık bir değişim ekosistemlerde ciddi değişimlere yol açabilir.

Bilim insanları küçük bir değişimin bile kitlesel ölümlere yol açabileceğine ve oksijen seviyelerindeki düşüşün devam etmesiyle bu tür "ölü bölgelerin" yaygınlaşabileceğine dair uyarıyor.

Associated Press'e konuşan Guan "Oksijen azalması çok yavaş bir süreç. Uzun süre devam ederse, olumsuz etki nehir ekosistemlerine zarar verecektir" diyerek ekliyor:

Düşük oksijen seviyeleri, biyoçeşitlilik azalması ve su kalitesinin bozulması gibi bir dizi ekolojik krize neden olabilir.

Kaybedilen oksijen oranı yüzde 4-5 artarsa bu senaryoların yaşanması çok daha muhtemel.

Bilim insanları nehirlerin içinde bulunduğu tehlikenin farkına varılması ve buna karşı acil harekete geçilmesi çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, NDTV, Science Advances


İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
TT

İki kambur balina yaptıkları yolculukla yeni bir rekora imza attı

Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)
Kambur balinalar genellikle bilim insanlarının tahmin edebildiği rotalarda yolculuk yapıyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Kambur balinaların Avustralya ve Brezilya'daki üreme alanları arasında yolculuk yaptığı ilk kez kaydedildi. Birbirinden bağımsız hareket eden bu iki balina, 14 bin kilometreden fazla mesafe giderek türleri için kaydedilen mesafe rekorunu kırdı.

Okyanuslarda uzun mesafeler kat etmesiyle bilinen kambur balinalar genellikle annelerinden öğrendikleri göç rotalarını izliyor.

Kril ve küçük balıklarla beslenen bu memeliler kış mevsiminde tropik sularda ürüyor.

Ömürlerinin çoğunu sualtında geçirdikleri için hareketlerini takip etmek zor. Ancak hem profesyonel araştırmacıların hem de yurttaş bilim insanlarının çektiği balina kuyruğu fotoğraflarını yüklediği Happywhale platformu sayesinde araştırmacılar bu zorluğu aşabiliyor.

Uluslararası bir araştırma ekibi platforma 1984 ila 2025'te yüklenmiş 19 binden fazla balina kuyruğu fotoğrafını inceleyerek yaptıkları yolculukları belirlemeye çalıştı. 

Kullandıkları yazılım, kuyrukların renk desenlerine ve kenarlarındaki girintilere dayanarak balinaların ayırt edilmesini sağladı.

Araştırmacılar tarama sonucunda iki kambur balinanın farklı yıllarda, çok uzak yerlerde görüldüğünü tespit etti.

Balinalardan biri Avustralya'nın doğusundaki Hervey Bay'de 2007 ve 2013'te görüntülendikten sonra 2019'da Brezilya'nın São Paulo kentinde kameralara yakalanmıştı.

Diğeriyse Brezilya'nın doğu kıyısındaki Abrolhos Bank'te 2003'te fotoğraflanmış, ardından Eylül 2025'te Hervey Bay'de tekrar görüntülenmişti. 

dcfv
Kambur balinaların kuyrukları adeta kimlik kartı görevi görüyor (Pacific Whale Foundation/AP)

Bulguları hakemli dergi Royal Society Open Science'ta bugün (20 Mayıs) yayımlanan çalışmaya göre balinaların ilki yaklaşık 14 bin 200, diğeriyse 15 bin 100 kilometre mesafe kat etmiş.

Fotoğraflar, balinaların yolculuklarının yalnızca başlangıç ve bitiş noktalarını gösterdiği için araştırmacılar tam olarak hangi rotayı izlediklerini bilmiyor.

Ancak bu iki balina, daha önce kaydedilen 13 bin kilometrelik rekoru kırarak kambur balinalar arasında bilinen en uzun mesafeyi kat etti.

Pacific Whale Foundation'dan çalışmanın ortak yazarı Stephanie Stack şu ifadeleri kullanıyor:

Avustralya ve Brezilya arasında geçiş yapmış bir değil, iki birey bulmak, bu popülasyonların gerçekte ne kadar ayrı olduğuna dair bildiklerimizi sorgulatıyor.

Araştırmacılar balinaların neden bu iki üreme alanı arasında yolculuk yaptığına emin değil. Ortak beslenme alanlarında başka balinalarla karşılaştıktan sonra kendi rotalarına dönmek yerine farklı bir rota takip etmiş olabilirler.

Bilim insanları bu nadir yolculukların tür için uzun vadede faydalı olabileceğini söylüyor. Bu sayede popülasyonların genetik çeşitliliğini korumak mümkün olabilir.

Ayrıca balinaları takip etmek için kullanılan yöntemler, iklim krizinin etkisiyle okyanusların ısınması sonucu daha önemli hale gelebilir. 

Uzmanlar, suların ısınması nedeniyle balinaların temel besin kaynağı krilin yaşadığı yerlerin değişebileceğini ve bu nedenle balinaların da farklı bölgelere göç edebileceğini düşünüyor.

Çalışmaya liderlik eden Dr. Cristina Castro, "Bu tür araştırmalar, yurttaş biliminin değerini vurguluyor" diyerek ekliyor:

Her fotoğraf, balina biyolojisi hakkındaki anlayışımıza katkıda bulunurken bu örnekte, şimdiye kadar kaydedilen en uç hareketlerden birini ortaya çıkarmamızı sağladı.

Independent Türkçe, Science Alert, Phys.org, Royal Society Open Science


Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
TT

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık
Rekortmen dizinin evreni genişliyor: Yeni projeye yeşil ışık

Televizyon tarihinin en uzun soluklu medikal draması Grey's Anatomy'nin dünyası yeni bir yapımla genişliyor. ABC, 2026-2027 yayın sezonunda izleyiciyle buluşacak yeni bir yan diziye onay verdiğini resmen duyurdu.

Henüz ismi açıklanmayan ve bir saatlik bölümlerden oluşacak bu yeni dizi, Batı Teksas'ta, kilometrelerce uzanan ıssızlıktan önce sağlık hizmeti için son durak sayılan kırsal bir tıp merkezinde görev yapan ekibin sıradışı hikayesini konu alacak. 

Dizinin yaratıcı ekibinde Grey's Anatomy'ye de imza atan Shonda Rhimes ve 2024'ten bu yana dizi sorumlusu görevini üstlenen Meg Marinis yer alıyor. Dizinin yürütücü yapımcılığını ise Shondaland ekibinden Betsy Beers ve Grey's Anatomy yıldızı Ellen Pompeo üstleniyor.

"Grey's Anatomy evrenini genişletmek heyecan verici"

Yeni projeyle ilgili heyecanını dile getiren Meg Marinis, "Grey's Anatomy evrenini genişleteceğim için inanılmaz heyecanlıyım" diyerek şunları ekledi:

Bu fırsat, izleyicilerin 20 yılı aşkın süredir sevdiği o derin duyguları, samimiyeti ve güçlü bağları temsil edecek yeni karakterleri ve hikayeleri ekranlara taşıyacak. Üstelik tüm bunlar, kendi memleketim olan Teksas'ta geçecek. Shonda Rhimes'a böyle dinamik bir dünya yarattığı için minnettarım; bu hikayenin bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Grey's Anatomy evreninin 4. üyesi

Yeni dizinin Grey's Anatomy'yle doğrudan bir bağlantısı olup olmayacağı veya Ellen Pompeo'nun canlandırdığı Meredith Grey gibi tanıdık karakterlerin Teksas'taki bu tıp merkezinde görünüp görünmeyeceği şimdilik gizemini koruyor.

Bu yapım, 22. sezonunu yakın zamanda tamamlayan Grey's Anatomy'nin 4. yan projesi olacak. 

Dizi geçmişte; Private Practice (2007-2013), Station 19 (2018-2024) ve dijital platforma özel çekilen Grey's Anatomy: B-Team (2018) gibi yapımlarla da televizyon tarihine iz bırakmıştı. 

Grey's Anatomy, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, TV Line