Kuzey Afrika’dan Gazze’ye yola çıkan ve Libya'nın doğusunda bekleyen “Sumud Kara Konvoyu" krizinde çözüme dair ilk sinyaller

Bingazi, yardımların Kızılay aracılığıyla teslim edilmesi gerektiğinde ısrarcı

Libya'daki ‘Sumud Kara Konvoyu’ndan iki aktivist (Tunus İnsan Hakları Savunma Derneği)
Libya'daki ‘Sumud Kara Konvoyu’ndan iki aktivist (Tunus İnsan Hakları Savunma Derneği)
TT

Kuzey Afrika’dan Gazze’ye yola çıkan ve Libya'nın doğusunda bekleyen “Sumud Kara Konvoyu" krizinde çözüme dair ilk sinyaller

Libya'daki ‘Sumud Kara Konvoyu’ndan iki aktivist (Tunus İnsan Hakları Savunma Derneği)
Libya'daki ‘Sumud Kara Konvoyu’ndan iki aktivist (Tunus İnsan Hakları Savunma Derneği)

Organizatörlerinin "Gazze'ye yönelik ablukayı kırmak" amacıyla düzenlendiğini açıkladığı Kuzey Afrika ‘Sumud Konvoyu 2’ aktivistleri krizinde ufukta bir yumuşama görünüyor. Doğu Libyalı yetkililerin itirazına rağmen Libya topraklarından Mısır sınırına geçme girişiminin yeniden denenmesi tartışma yaratmıştı.

Yumuşamaya dair sinyaller, hâlihazırda Sirte şehrinin eteklerinde bir kampta bulunan aktivistlerin hareketliliğiyle belirginleşti. Konvoy organizatörlerinden Cezayirli Mervan bin Kataye, dün sabah erken saatlerde paylaştığı video kaydında Doğu Libya'daki güvenlik birimleri ve Libya Kızılay temsilcileriyle toplantı yaptıklarını, görüşmeyi olumlu bulduğunu ve yardımların Libya Kızılayı'na teslim edilmesine yönelik mekanizmaların görüşülmesini tamamlamak amacıyla temasların sürdürülmesi konusunda mutabık kalındığını aktardı.

Libya Kızılayı'nın yardımları Gazze'ye ulaştırmak için gerekli güvenceleri vermeye hazır olduğunu da belirten Bin Kataye, doğusundan batısına Libya'ya şükranlarını sunduğunu ifade etti.

Temsilciler Meclisi (TM) tarafından görevlendirilen hükümet bu haftanın başlarında, Mısır sınır geçişine ilişkin kurallara uyulması çağrısında bulunmuştu. Bu kurallar, resmi sınır kapılarından geçişi yalnızca Libya vatandaşlarıyla sınırlı tutuyor; Mısır yetkilileri de bu tutumu teyit ederken her türlü yardım ve insani malzemenin Libya Kızılayı aracılığıyla teslim edilmesi gerektiğini, bunların da Mısır Kızılayı'na devredileceğini vurguladı.

Libya'nın tutumunu Temsilciler Meclisi hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdulhadi el-Huveyc de Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada bunu yineledi. Huveyc, insani yardımların Libya ve Mısır kızılay kuruluşları aracılığıyla iletilmesine yönelik net bir mekanizmanın mevcut olduğunu belirterek Libya'nın Filistin davasına yaklaşımı üzerinden ‘üstünlük yarışına girme’ olarak nitelendirdiği girişimleri kesinlikle reddettiklerini vurguladı.

dfv
“Sumud 2” konvoyundaki aktivistler dün bir video açıklama yayınlar (Videodan bir kare)

Huveyc, hükümetinin Filistinlilere eğitim, sağlık ve çalışma alanlarında tanınan haklara ilişkin kararlar aldığını ve Filistin davasını siyasi ve insani boyutlarda desteklemekten geri durmadığını açıkladı. TM’nin İsrail ile normalleşmeyi suç olarak tanımladığını da hatırlattı.

Hükümetin Libya'yı ya da Mısır'ı zor duruma düşürecek her türlü girişimi kesinlikle reddettiğini vurgulayan Huveyc, konvoy konusundaki tutumunun başından beri açık olduğunu, tüm yardımları Mısır Kızılayı'na devreden Libya Kızılayı aracılığıyla teslim edilmesi gerektiğini belirtti. Huveyc, Batı Libyalı yetkililerin de yardımları yürürlükteki hukuki ve güvenlik kuralları çerçevesinde düzenlemesinin daha isabetli olacağını da sözlerine ekledi.

Libya, biri Batı'da Abdulhamid ed-Dibeybe liderliğinde, diğeri Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu'nun (LUO) desteğiyle ülkenin doğusunu ve güneyini kontrol eden Usame Hammad başkanlığındaki TM hükümeti olmak üzere siyasi bölünmüşlüğünü sürdürüyor.

‘Gazze’ye destek’ vermek amacıyla yola çıkan aktivistlerin LUO’nun nüfuzundaki bölgenin sınırlarında tartışmaya neden olduğu ilk kez değil. Geçtiğimiz yılın haziran ayındaki ilk ‘Sumud Konvoyu’ da geçiş prosedürleri ve güvenlik onaylarının tıkanması üzerine Sirte'nin girişinde duraksadıktan sonra Refah Kapısı’na doğru olan yolculuğunu tamamlamıştı.

Aralarında Tunus İnsan Hakları Savunma Derneği’nin de yer aldığı organizatörler, yolculuğun cuma günü Trablus'un 50 kilometre batısındaki Zaviye şehrinden başlayışından bu yana tamamen insani amaçlı olduğunu ve 28 farklı milletten yaklaşık 300 katılımcıyla Gazze Şeridi’ne yardım ulaştırmayı hedeflediğini savunsa da konvoyun amaçları ve saikleri Libya'nın siyasi ve sivil toplum çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor.

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Üyesi Saad bin Şarade, ‘insani amaçlı olduğu ileri sürülen konvoyların zaman zaman yardım ulaştırma aracından çok gerilim körükleme aracına dönüştüğünü’ söyledi. Bin Şarade, dün Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, “Yaralarını sarmaya çalışan ülkelerin, topraklarından geçerek bölünmüşlüğü derinleştirecek kişilere değil, istikrarına saygı gösterecek ve birliğini destekleyecek kişilere ihtiyacı var” diye ekledi.

Öte yandan Filistin'in Trablus Büyükelçisi İmad el-Uteyli, ‘Libya'nın rolü üzerinden üstünlük yarışına girilmesini’ reddederek LUO Genel Komutanlığı'na ve Libya'nın doğusundaki TM hükümetine teşekkürlerini iletti. Büyükelçi Uteyli, Mısır'ın tutumunu ve Gazze'nin direnişine verdiği desteği, yardımların resmi ve meşru kanallar aracılığıyla iletilmesine yönelik mekanizmalar oluşturma çabalarını da övgüyle değerlendirdi.



Bağdat, saldırıların kaynaklarını takip etmek için Suudi Arabistan ve BAE’ye heyet gönderiyor

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
TT

Bağdat, saldırıların kaynaklarını takip etmek için Suudi Arabistan ve BAE’ye heyet gönderiyor

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)

Iraklı bir hükümet yetkilisi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alan saldırıların güzergâhı ve çıkış noktalarına ilişkin istihbarat bilgileri talep etmek üzere üst düzey bir güvenlik heyetinin kısa süre içinde iki ülkeye gönderileceğini doğruladı. Heyetin, saldırılarla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında temaslarda bulunacağı belirtildi.

İsminin açıklanmasını istemeyen Iraklı yetkili, “Silahlı Kuvvetler Başkomutanı ve Başbakan Ali ez-Zeydi başkanlığında gerçekleştirilen son Ulusal Güvenlik Bakanlar Konseyi toplantısında, saldırılarla ilgili soruşturma komisyonu kurulması kararlaştırıldı. Komisyon kapsamında oluşturulan iki ekipten biri Suudi Arabistan ve BAE’ye gidecek” dedi.

Irak hükümeti çarşamba günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve BAE’yi hedef alan saldırılarda Irak topraklarının kullanıldığının kanıtlanması halinde, olayla bağlantılı kişilere karşı “tüm gerekli adımların atılacağını” duyurmuştu. Açıklamada ayrıca, iki ülkenin ilgili makamlarıyla koordinasyon sağlamak ve soruşturmaları takip etmek amacıyla özel bir komite kurulduğu belirtilmişti.

Iraklı yetkili, “Soruşturma ekibi, saldırılardan sorumlu tarafları takip etmek amacıyla radar haritaları ve çeşitli delillerden yararlanacak. Komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra nihai raporunu Başbakan Ali ez-Zeydi’ye sunacak” ifadelerini kullandı.

Daha önce Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah en-Numan da yayımladığı açıklamada, “Ulusal Güvenlik Bakanlar Konseyi toplantısında Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alan saldırılara ilişkin soruşturmaların sürdürülmesi ele alındı. Bu kapsamda, iki ülkenin ilgili makamlarıyla temas kurulması için özel bir komite oluşturuldu. Başbakan, Irak topraklarının saldırılar için kullanıldığının tespit edilmesi halinde ilgili tüm kişilere karşı gerekli işlemlerin yapılması talimatını verdi” dedi.

Öte yandan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çarşamba gecesi yayımladığı basın açıklamasında, komşu ülkeleri veya Arap ülkelerini hedef alan her türlü saldırı ve saldırganlığı reddettiğini yineledi. Açıklamada, “Ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesinin ve bölgenin daha fazla gerilimden uzak tutulmasının önemi” vurgulanırken, güvenlik kurumlarına da “devam eden soruşturmaların tamamlanması ve Irak’ın güvenliği ile egemenliğini koruyacak gerekli önlemlerin alınması” çağrısı yapıldı.

Birleşik Arap Emirlikleri, Barakah nükleer enerji santralini hedef alan İHA saldırısının ardından Irak hükümetinden, kendi topraklarından kaynaklanan “tüm düşmanca faaliyetleri acilen ve koşulsuz biçimde engellemesini” talep etti.

Suudi Arabistan ise BAE’ye yönelik saldırıyı “en sert ifadelerle” kınayarak, bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden saldırıları kesin şekilde reddettiğini açıkladı. Suudi Dışişleri Bakanlığı, Krallığın BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve egemenliği, güvenliği ile toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tüm tedbirleri desteklediğini vurguladı.

Güvenlik alanında ise Irak Terörle Mücadele Birimi, “istihbarat kapasitesini güçlendirmek ve farklı istihbarat birimleri arasındaki çabaları birleştirmek” amacıyla Terörle Mücadele Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bir İstihbarat Koordinasyon Merkezi açıldığını duyurdu.

Terörle Mücadele Birimi’nin açıklamasında, kurum başkanı Korgeneral Kerim et-Temimi’nin Terörle Mücadele Kuvvetleri Komutanlığı karargâhını ziyaret ederek İstihbarat Koordinasyon Merkezi’nin açılışını yaptığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca merkezin, “istihbarat çalışmalarını güçlendirmek ve birleştirmek, teşkilat personelinin istihbarat kapasitesini artırmak ve farklı istihbarat birimleri arasında koordinasyon ile iş birliğini geliştirmek” amacıyla kurulduğu ifade edildi.


ABD’den Lübnan’da Hizbullah bağlantılı yetkililere yaptırım

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
TT

ABD’den Lübnan’da Hizbullah bağlantılı yetkililere yaptırım

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)

ABD yönetimi, aralarında Lübnan’daki Hezbollah mensubu dört milletvekili, Amal Movement yetkilileri, Lübnanlı güvenlik görevlileri ve bir İranlı diplomatın bulunduğu dokuz kişiye yaptırım uyguladı. Söz konusu isimler, Lübnan’daki “barış sürecini engellemek” ve İran destekli örgütün silahsızlandırılmasını zorlaştırmakla suçlandı.

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), yaptırım kararının, Lübnan parlamentosu, ordu ve güvenlik kurumlarına sızdığı belirtilen Hizbullah yanlısı yetkilileri kapsadığını açıkladı. OFAC açıklamasında, bu kişilerin “İran destekli terör örgütünün devletin temel kurumları üzerindeki nüfuzunu korumaya çalıştığı” ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, Hizbullah’ın silahlı faaliyetlerini sürdürmesi ve Lübnan devleti üzerindeki baskıcı etkisinin, hükümetin devlet kurumları üzerindeki otoritesini tesis etmesini ve örgütün silahsızlandırılmasını engellediği belirtildi.

Yaptırım listesinde Hizbullah’ın parlamentodaki milletvekilleri Muhammed Fneiş, Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan yer aldı.

Karar kapsamında ayrıca, Lübnan Dışişleri Bakanlığı tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani ile Amal Hareketi’nin güvenlik sorumluları Ahmed Esad el-Baalbeki ve Ali Ahmed Safavi’ye de yaptırım uygulandı.

ABD Hazine Bakanlığı, Hizbullah’ın Lübnan’daki meşru güvenlik kurumları içinden de yasa dışı destek aldığını savunarak, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasreddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade’yi de yaptırım listesine ekledi. İki yetkilinin Hizbullah’a önemli istihbarat bilgileri aktardığı öne sürüldü.

İran gündemi vurgusu

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımlarla ilgili açıklamasında, “Hizbullah bir terör örgütüdür ve tamamen silahsızlandırılmalıdır” dedi.

Bessent, bakanlığının “Lübnan hükümetine sızarak Hizbullah’ın Lübnan halkına karşı yürüttüğü anlamsız şiddet kampanyasını sürdürmesine ve kalıcı barışı engellemesine yardımcı olan yetkililere karşı gerekli adımları atmayı sürdüreceğini” söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott da yaptığı açıklamada, Hizbullah’a destek veren kişilerin “İran rejiminin Lübnan’daki kötü niyetli gündemini güçlendirdiğini” ve Lübnan halkının barış ile toparlanma sürecini aktif şekilde engellediğini ifade etti.

Pigott, Hizbullah’ın teröre desteğini sürdürmesi ve silah bırakmayı reddetmesinin, Lübnan hükümetinin halkın hak ettiği barış, istikrar ve refahı sağlamasını engellediğini belirtti.

Açıklamada, yaptırımların Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını engelleyen kişileri hedef aldığı, bunlar arasında parlamenterler, Lübnan’ın egemenliğini ihlal eden İranlı bir diplomat ve görevlerini bir terör örgütü lehine kötüye kullanan Lübnanlı güvenlik yetkililerinin bulunduğu kaydedildi.

ABD yönetimi ayrıca, “Rewards for Justice” programı kapsamında Hizbullah’ın mali ağlarının çökertilmesine yardımcı olacak bilgi sağlayanlara 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Bu sadece başlangıç” denilerek, Hizbullah’ı koruyan, onunla iş birliği yapan veya Lübnan’ın egemenliğini herhangi bir şekilde zayıflatan herkesin hesap vereceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, “İstikrarlı, güvenli ve bağımsız bir Lübnan için Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve güvenlik alanındaki yetkinin tamamen Lübnan devletine geri dönmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

ABD’nin, Lübnan halkı ve hükümetine “daha barışçıl, daha müreffeh ve daha istikrarlı bir gelecek” inşa etme yolunda destek vermeye hazır olduğu da vurgulandı.


Lübnan ABD’de yapılacak güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız

Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
TT

Lübnan ABD’de yapılacak güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız

Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)

Lübnan, İsrail'in ateşkese yönelik ihlallerinin devam etmesi nedeniyle 29 Mayıs'ta ABD Savunma Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail orduları temsilcileri arasında yapılması planlanan güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız.

Lübnan şu an iki seçenekle karşı karşıya: Ya bu görüşmelere katılımını askıya alacak ya da teknik gündemin birinci maddesine ateşkesin eklenmesini ön koşul olarak öne sürerek toplantılara katılacak. Çünkü ateşkesin sağlanamaması, Litani Nehri’nin kuzeyinde artan ihlaller göz önünde bulundurulduğunda, görüşmelere katılımı müzakerelerin başlamasıyla ilişkilendiren Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam'ı zor duruma düşürüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, Lübnan'ın İsrail'in askeri güçle uyguladığı baskı ve Hizbullah'ın buna verdiği yanıt altında müzakereleri yeniden başlatmaya istekli olmadığını bildirdi.

Öte yandan İsrail dün güneyde ‘sarı hat’ yakınlarındaki Hadase beldesine yönelik üçüncü bir ilerleme ekseni açması yeni bir gerilime işaret etti. Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, saldırının püskürtülerek girişimin başarısız olmasının sağlanmasının ardından İsrail askerlerinin Reşaf beldesine geri çekilmeye zorlandığını duyurdu.