Yapay zeka çalışmanın tanımını ve işlerin rolünü nasıl dönüştürüyor?

Bu, çalışanın ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor, ama iş güvencesi aşınıyor ve ‘belirsizlik’ büyüyor

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale
TT

Yapay zeka çalışmanın tanımını ve işlerin rolünü nasıl dönüştürüyor?

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale

Abdurrahman Ayas

Birkaç yıl öncesine kadar robotların insanlara karşı isyan edip onları kontrol altına alacağı korkusu, sadece bilim kurgu filmlerinin senaryolarına özgü bir olgu gibi görünüyordu. Bugünse bu konu üniversitelerde, ofislerde ve şirketlerde günlük konuşmaların ayrılmaz bir parçası haline geldi. Makinenin fiziksel işçinin yerini giderek artan hızda almasından endişe duyan çalışanlar, artık raporları yazacak, metinleri çevirecek, sözleşmeleri gözden geçirecek, tasarımlar üretecek, müşteri sorularını cevaplayacak ve belki de işin bir bölümünü yönetecek bir makinenin bizzat kendi yerini alıp almayacağını sorgulamaya başladı.

ChatGPT'nin 2022 yılı sonlarında piyasaya sürülmesinden bu yana yapay zekanın kapasitesi, bizzat geliştiricilerini şaşırtan bir hızla tırmandı. Bir zamanlar insanlara yardımcı olan program ve yazılımlardan ibaret olan bu teknoloji, yakın zamana kadar üniversite eğitimi, mesleki deneyim ve yıllar hatta on yıllar içinde biriktirilen becerileri gerektiren görevleri yerine getirebilen araçlara dönüştü.

Şarku’l Avsat’ın Londra merkezli haftalık yayınlanan The Economist’ten aktardığı analize göre yapay zekanın neden olduğu istihdam felaketi ele alınırken tarih bu kez tam anlamıyla güvenilir bir rehber olmayabilir. Önceki sanayi devrimlerinin insan emeğine son vermediği doğru olsa da bu devrimler çok daha yavaş gelişmiş, çok daha az kapsamlı olmuş ve bugün yaşanan gibi beyaz yakalı işlerin özünü hedef almamıştı.

Her 10 Amerikalıdan 7’si yapay zekanın iş bulmayı daha da zorlaştıracağını düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık üçte biri ise kendi işini kaybetmekten korkuyor.

Derginin aktardığına göre her 10 Amerikalıdan 7’si yapay zekanın iş bulmayı daha da zorlaştıracağını düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık üçte biri ise kendi işini kaybetmekten korkuyor. Bu iki oran, kapımıza ansızın dayanan bu teknolojiye yönelik korkudan çok daha derin bir belirsizlik hissini; eğitim, deneyim ve sıkı çalışma hâlâ istikrar için yeterli bir güvence sayılabilir mi? sorusunun yanıt arayışını yansıtıyor.

Eş zamanlı teknolojik ve jeopolitik sarsıntılar

Daha kapsamlı bir perspektiften bakıldığında dünyanın bugün iç içe geçmiş üç sarsıntıyı aynı anda yaşadığı açıkça görülüyor. Bunlardan birincisi teknolojik; yani yapay zeka ve otomasyonun hızla yayılmasıyla, ikincisi jeopolitik; yani art arda patlak veren savaşlar ve farklı türlerdeki enerji ile tedarik zinciri aksaklıklarıyla, üçüncüsü ise mali; yani borç yükünün şişmesi, biriken faizler ve şirketlerin bu karşısında giderek kırılganlaşmasıyla ilgili. Eş zamanlı olarak ortaya çıkan bu sorunlar tam da içinde bulunduğumuz anı hem farklı hem de tehlikeli kılıyor.

dfev
Anthropic şirketinin ABD’nin San Francisco eyaletindeki genel merkezi önünde yapay zeka geliştirmenin geçici olarak durdurulmasını talep eden göstericiler, 21 Mart 2026 (Reuters)

Daha derin bir sorun ise yapay zekanın (AI) istikrarlı ve müreffeh bir iş piyasasına değil, halihazırda artan enflasyon, yükselen fiyatlar ve yavaşlayan büyüme oranlarıyla yorgun düşmüş bir küresel ekonomiye giriş yapıyor olması. Maliyetlerini düşürmenin yollarını arayan şirketler, özellikle yaratıcılıktan neredeyse tamamen yoksun rutin ve tekrarlayan işlerde otomasyonu cazip bir çözüm olarak buluyor.

İlk iş bugünün en zor işi

Bu yüzden yapay zekanın etkileri, uzun işsizler kuyruklarında ani bir biçimde kendini göstermek yerine çok daha sessiz ve bir o kadar tehlikeli bir biçimde var olması beklenen işlerin ortadan kalkmasına yol açıyor. Açıklanmayan pozisyonlar, işe alınmayan stajyerler, iş piyasasına giriş kapısı bulamayan mezunlar bunun somut yansımaları. Haber odalarında pek çok editör, artık kendileri yazmak yerine makinelerin ürettiği metinleri düzeltiyor.

IMF: Tahminler, yapay zekanın dünya genelindeki mevcut işlerin yaklaşık yüzde 40'ını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceğine işaret ediyor. Gelişmiş ekonomilerde bu oran yüzde 60'a çıkıyor.

Bazı yeni mezunlar en zor işin bizzat ilk iş olduğunu keşfediyor. Önümüzdeki on yılın en tehlikeli sorunlarından biri de belki burada yatıyor. Yapay zekanın bazı çalışanların yerini alma ihtimalini ve bu teknolojinin uzmanların beceri ile deneyim kazandığı yolları kapatabilme olasılığını barındıran ‘giriş düzeyi iş’ kriziyle karşı karşıyayız. Peki ilk iş ortadan kalkarsa, deneyim, eğitim ve kariyer basamaklarını sağlayan bu işler olmadan bir insan nasıl profesyonel çevirmen, gazeteci, avukat ya da programcı olacak?

Yeni işler, ortadan kaybolanlar ve olumsuz sonuç

Bu sorun artık yalnızca bireysel bir mesele olmaktan çıkarak insan becerisinin üretimine dokunan yapısal bir soruna dönüşebilir. Uluslararası Para Fonu (IMF), 2030 yılına kadar ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin yaklaşık 170 milyon yeni iş imkânı yaratacağını, buna karşın 92 milyon işin ortadan kalkacağını ya da neredeyse yok olacağını öngörürken istihdamda küresel net artış ise 78 milyonda kalıyor.

ebgfrb
Görsel: Reuters

Ancak bu rakamların arkasında çok daha önemli ve karmaşık bir ayrıntı yatıyor. Verilere göre yeni işler, eski işlerini kaybedenlerin eline geçmeyebilir. Çünkü iş türleri de köklü biçimde değişiyor. Piyasa, geleneksel ofis işlerinin ve tekrarlayan idari görevlerin büyük bölümünden çok daha fazla veri analistine, yapay zeka mühendisine ve siber güvenlik uzmanına ihtiyaç duyuyor.

Yapay zekanın dünya genelinde mevcut işlerin yaklaşık yüzde 40'ını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceğini tahmin eden IMF’ye göre gelişmiş ekonomilerde bu oran yüzde 60'a ulaşıyor. IMF ayrıca hükümetler mevcut çalışanları korumaya ve ek beceriler kazandırmaya yönelik etkin politikalar hayata geçirmediği takdirde bu teknolojinin gelir grupları arasındaki uçurumu derinleştirebileceği uyarısında bulundu.

“Akıllı üretim” ve robotlar çağında bizi neler bekliyor?

Ancak bu dönüşüm ABD'nin sınırlarını aşarak Çin'i de kapsayabilir. Pekin, diğer ülkelerin yaptığı gibi üretkenliği artırmak amacıyla yapay zekadan yararlansa da onu sanayi üstünlüğünü pekiştirmek için stratejik bir araç olarak özellikle benimsemesiyle diğerlerinden ayrılıyor.

IFR: Çin fabrikaları hızla ‘akıllı üretim’ çağına giriyor. Robotlar, yapay zeka, devasa tedarik zincirleri ve devlet desteği iç içe geçerek küresel arenada daha ucuz, daha hızlı ve daha rekabetçi mallar üretiliyor.

Uluslararası Robotik Federasyonu'na (IFR) göre Çin son yıllarda dünya genelindeki yeni endüstriyel robot kurulumlarının yarısından fazlasını gerçekleştirdi; bu veri ülkedeki sanayi otomasyonunun ne denli hız kazandığının açık göstergesi.

Pek çok ülke, onlarca yıldır girmeye çalıştığı üretim kapısının tam geçemeden kapanmaya başladığını fark edebilir.

defvg
Google'da çalışan bir kadın, arkasında New York'un gökdelenleri görünüyor, 10 Mart 2008 (Reuters)

Aynı zamanda savaşlar da endişelerin artmasına yol açıyor. Ortadoğu'daki gerilimler, denizcilik ve enerji aksaklıkları, taşımacılık, nakliye ve sigorta maliyetlerindeki artışlar, zaten yüksek borç yükü ve yıllardır görülmemiş düzeyde zayıflayan kar marjlarıyla boğuşan küresel şirketler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırıyor.

Allianz Trade'in yayımladığı ‘2026-2027 Küresel Şirket İflasları Görünümü’ rapor, 2026'nın küresel şirket iflaslarının arttığı art arda beşinci yıl olabileceğine karşı uyardı. Bu yıl söz konusu eğilimin yaklaşık yüzde altı genişlemesi bekleniyor. Allianz Trade, iflas dalgası ve yeniden yapılanma süreçleri nedeniyle özellikle inşaat, perakende, taşımacılık ve hizmet sektörlerinde yaklaşık 2,2 milyon işin doğrudan tehlike altına girebileceğini tahmin ediyor.

Peki yapay zeka Arap dünyasında iş piyasasını nasıl etkiliyor?

Arap dünyasına bakıldığında tablo çok daha hassas bir görünüm alıyor. Bölge, dünyanın en yüksek genç işsizlik oranlarından biriyle, her zaman dijital dönüşümlere ayak uyduramayan eğitim sistemleriyle ve çoğu zaman kamu istihdamına ile görece düşük katma değerli hizmetlere dayanan ekonomileriyle yapay zeka çağına giriyor.

ILO: Arap dünyasında yaklaşık 1,2 milyon iş tam otomasyondan kaynaklanan yüksek riskle karşı karşıya.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) tahminlerine göre Arap ülkelerindeki toplam istihdamın yaklaşık yüzde 2,2'si, yani yaklaşık 1,2 milyon iş, yapay zeka ve dijital teknolojiler nedeniyle tam otomasyon riskiyle karşı karşıya. Çok daha fazla sayıda işin ise tamamen ortadan kalkmak yerine nitelik değiştirmesi bekleniyor.

Öte yandan Arap bölgesi, dünyanın en yüksek genç işsizlik oranlarına sahip olmayı sürdürüyor. ILO'nun en güncel tahminlerine göre 2023 yılında bölge genelindeki oran yaklaşık yüzde 28'e ulaştı ve bazı ülkelerde bu rakam daha da yüksek seyrediyor.

Arap dünyasında gençlik demografisi

Ancak rakamlar tek başına Arap hikayesini tam anlamıyla açıklamıyor. Arap dünyası, Avrupa ve Japonya'dan köklü biçimde farklı bir demografik tablo çiziyor.

Her yıl milyonlarca genç, zaten yeterli iş üretemeyen ekonomilere sahip iş piyasalarına adım atıyor. Mısır, Irak, Cezayir, Ürdün ve Tunus gibi ülkelerde sorun hem üretkenliği artırmak hem de iş piyasasına yeni katılanların büyük kitlesini absorbe edebilmek. Bununla birlikte ‘milyonlarca genç daha az işçi ve çalışana ihtiyaç duyan bir ekonomiye girdiğinde ne olur?’ sorusu da giderek daha sancılı bir hal alıyor.

sdf
Dubai Tıp Üniversitesi'nde öğrenciler sanal hasta simülasyonuyla eğitim alırken, BAE, 26 Ocak 2026 (Reuters)

Arap Körfezi'nde tablo farklı görünüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) veri merkezleri, yapay zeka ve dijital altyapı inşasına güçlü yatırımlar yaparak küresel ileri teknoloji merkezlerine dönüşmeyi hedefliyor.

Amazon Web Services (AWS) de dahil olmak üzere küresel şirketler Körfez bölgesindeki bulut altyapısı ve veri merkezlerine milyarlarca dolarlık yatırım açıkladı. Böylece onlarca yıl boyunca kamu ve idari istihdama dayanan Körfez ülkeleri, geleceğe yönelik net bir öngörü eşliğinde dijital dönüşümün ekonomilerini köklü biçimde değiştireceği bir sürecin eşiğinde.

Dünya bir ‘istihdam felaketi’ yaşamıyorsa da ‘kırılgan işler’ çağına gerçekten giriyor. Daha az istikrarlı ve güvenli işler, daha kaygılı kariyer yolları...

Mısır, Lübnan, Ürdün, Fas ve Tunus gibi ülkelerde ise kaygı daha özgül bir boyut kazanıyor. Bu ekonomiler farklı düzeylerde medya, çeviri, dış kaynak kullanımı, çağrı merkezi hizmetleri ve programlamaya dayanıyor. Bunların tümü yapay zekadan hızla etkilenebilecek sektörler.

Yapay zeka çağında insanın makineden duyduğu kaygı

Yapay zeka devrimi çerçevesinde dünyanın dört bir yanındaki insanların birçoğu işini kaybetmekten çok gerekli olduğu duygusunu yitirmekten korkuyor. Yani günümüzdeki korku artık yalnızca işsizlik korkusu değil, değer, statü ve toplumsal rol kaybı korkusu. Bir çevirmen, yazar, tasarımcı ya da programcı, yıllarca emek vererek öğrendiği becerilerin makineler tarafından saniyeler içinde yerine getirilebileceğini hissettiğinde ne olur?

Bu kaygılar yerinde olmasına karşın pek çok ekonomist halen dünyanın ‘çalışmanın sonuna değil, yeniden tanımlanmasına’ doğru ilerlediği görüşünde. Önceki sanayi devrimlerinin var olmayan yeni meslekler doğurduğu gibi yapay zeka da bugün hayal edilmesi güç fırsatlar ve sektörler açabilir.

dfergt
Çin'in güneyindeki Guangzhou şehrinde otomotiv şirketi XPENG’in merkez binasındaki sergi salonunda yürüyen yeni nesil Iron robotu, 5 Kasım 2025 (AFP)

Küresel yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey, üretken yapay zekanın (Generative AI) geniş çaplı eğitim ve yeniden beceri kazandırma yatırımlarıyla bir arada yürütülmesi halinde 2040 yılına kadar küresel iş gücü verimlilik büyümesine yıllık 0,1 ila 0,6 puan katkı sağlayabileceğini tahmin ediyor.

Ancak ekonomi her şeyi ölçemiyor. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) ve verimlilik güçlense bile en önemli insani soru olarak ‘çalışanlar bu yeni dünyada kendilerine bir yer bulabileceklerini hissedebilecek mi?’ sorusu yanıt beklemeye devam ediyor.

Dünya bir ‘istihdam felaketi’ yaşamıyorsa da ‘kırılgan işler’ çağına gerçekten giriyor. Daha az istikrarlı ve güvenli işler, daha kaygılı kariyer yolları, teknolojiyi elinde tutanlar ile piyasadan dışlanmamak için çabalayanlar arasında giderek genişleyen bir uçurum... Bu yüzden asıl soru, yapay zekayı nasıl durduracağımızdan ziyade ilerlemenin kendisinin insanlar arasında nasıl ek bir korku, endişe ve toplumsal eşitsizlik kaynağına dönüşmesini önleyeceğimiz olmalı.



Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
TT

Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)

İsrail'de Parlamento'nun (Knesset) feshedilmesine yönelik yasa tasarısı ön oylamadan geçti.  

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin sunduğu tasarı, 120 sandalyeli Knesset Genel Kurulu'nda dün yapılan ön oylamada 110 milletvekili tarafından onaylandı. Aleyhte veya çekimser oy kullanan milletvekili olmadı.

Times of Israel ve Reuters'ın analizlerinde, tasarının son oylamadan da geçmesi halinde genel seçimin öne alınabileceğine dikkat çekiliyor.

Seçim ne zaman yapılacak?

Normalde 4 yılda bir seçime gidilen ülkede son genel seçim Kasım 2022'de yapılmıştı. Bir sonraki seçiminse en geç 27 Ekim'de gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Tasarıda seçimin düzenleneceği tarihe ilişkin bir takvim sunulmadı. Bunun yerine, teklifin nihai onayından itibaren en az üç ay içinde seçim tarihinin belirlenmesi gerektiği belirtildi.

İsrail'deki bazı siyasi yorumcular, seçimlerin muhtemelen eylülün ilk yarısında yapılacağını söylerken, sürecin ekim sonuna sarkabileceğini düşünenler de var.

Teklifin önce Knesset komisyonuna gönderilmesi, burada bir seçim tarihi belirlenmesi gerekiyor. Ardından nihai onay için tasarı tekrar Meclis'e sunulacak. Üç oylama sürecinin sonuncusunda 61 milletvekilinin onayının alınması lazım.

Neden Meclis'in feshi isteniyor?

Erken seçim talepleri ve Meclis'in feshine giden süreçteki en önemli etkenlerden biri ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredi) zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını öngören yasayla ilgili adım atılmaması oldu.

Haredi Degel HaTorah (Tevrat Sancağı) partisinin lideri Haham Dov Lando, Netanyahu'nun yasayla ilgili verdiği sözleri tutmadığını belirtmiş, partisinin milletvekillerine mektup yazarak Meclis'in feshedilmesi için harekete geçmeleri yönünde talimat vermişti.

Muhalefet partileri de Netanyahu liderliğindeki radikal sağcı hükümetin görevden gitmesini sağlamak için son dönemde baskıyı artırdı.

Tasarının ön oylamadan geçmesinin ardından muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, şunları söyledi:

Bu, İsrail tarihinin en kötü hükümetinin sonunun başlangıcıdır. Eşi benzeri görülmemiş bir hasara yol açan bu yönetim yolun sonuna yaklaştı.

Netanyahu'ya karşı kimler yarışacak?

Eski başbakanlar Naftali Bennett'le Yair Lapid, bu yılki seçimler için ittifak kurdu. Anketlere göre sağcı Bennett'le merkez sol muhalefet lideri Lapid'in ittifakı, Netanyahu'nun Likud partisiyle başa baş gidiyor.

Oylarını artıran bir diğer adaysa eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot.

Anketler Netanyahu'nun iktidar koalisyonunun Parlamento'da çoğunluğa ulaşamadığını gösterirken, muhalefetin sağlam bir koalisyon kurmayı başaramaması halinde Netanyahu'nun geçici olarak görevini sürdürme ihtimali de var.

Diğer yandan Netanyahu hakkında 6 yıl önce başlayan yolsuzluk davası da devam ediyor. İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un arabuluculuk yaptığı süreç sonunda bir anlaşmaya varılabileceği, bu kapsamda 76 yaşındaki Netanyahu'nun siyasetten emekli olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak İsrail başbakanının böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği belirsiz.

Independent Türkçe, Times of Israel, Reuters, Haaretz


Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
TT

Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, federal hükümet tarafından mağdur edilenler için açtığı 1,8 trilyon dolarlık fon tartışma yarattı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, salı günü Kongre'de yaptığı açıklamada fonu savunurken, kimlerin başvuru yapabileceğine dair herhangi bir sınırlama getirmemişti.

New York Times'ın aktardığına göre Blanche, vergi kaçırmak ve usulsüz silah edinmekten suçlu bulunan Hunter Biden'ın bile fona başvurabileceğini ima etti. Hunter, babası eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından affedilmişti.

Blanche, "Devlet kurumları hiçbir Amerikalıya karşı silah olarak kullanılmamalıdır. Bakanlığımız geçmişte yapılan yanlışları düzeltmeyi ve bunların tekrar yaşanmamasını sağlamayı amaçlamaktadır" demişti.

Fon, devlete karşı açılan davalardan doğan tazminat taleplerini karşılamak üzere 1956'da Kongre tarafından kurulan fondan finanse edilecek.

Ancak plan hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti. Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, fonun geçmesini engelleyecek bir yasa tasarısı sunacaklarını bildirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Brian Fitzpatrick de bu fonu "ortadan kaldırmaya çalışacaklarını" söyledi.

Fona karşı çıkanlar, Trump yanlılarının bu sistemi suiistimal edebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle 6 Ocak 2021'deki Kongre baskını nedeniyle hakkında hukuki işlem yürütülenler, fondan yararlanmayı planlıyor.

Trump destekçisi radikal sağcı Proud Boys, baskını organize eden örgütler arasındaydı. Grubun lideri Enrique Tarrio, olayla ilgili davada 22 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Tarrio, 2 ila 5 milyon dolar alabileceğini varsayarak fona başvurmayı planladığını belirtiyor.

Trump, Kongre baskınıyla bağlantılı 1500 kişiyi geçen yıl affetmişti.

6 Ocak olaylarında yargılanan 400'den fazla sanığı temsil eden avukat Peter Ticktin ise "İnsanlar hapisteyken milyonlarca dolarlık işlerini kaybetti" diyerek, fonun yeterli olmayabileceğini savunuyor.

Kongre baskınında isyancılara karşı mücadele eden iki polis memuru, fona karşı çarşamba günü dava açtı. Polislerin dava dilekçesinde tazminat planı, şiddet eylemlerine karışan Trump yandaşları için "vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen bir rüşvet fonu" diye nitelendi.

Demokrat siyasetçiler Raskin ve Richard E. Neal ise Hazine Bakanı Scott Bessent ve Blanche'a dün gönderdikleri mektupta şu ifadelere yer verdi:

Amerikan tarihinde hiçbir başkan böylesine küstahça ya da devasa ölçekte bir yolsuzluk yapmamıştır.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Axios 


ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
TT

ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)

ABD yönetiminin Raul Castro hakkında iddianame hazırlaması, Küba'nın işgal edilebileceğine yönelik endişeleri artırdı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, dünkü açıklamasında 94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığını duyurdu.

Olayda, komünist Havana yönetimine muhalif kişilerin Florida'da kurduğu "Brothers to the Rescue" adlı sivil toplum kuruluşuna ait iki uçak Küba ordusuna ait jetler tarafından ada yakınlarında düşürülmüştü.

Dönemin Küba lideri Fidel Castro, saldırının hava sahasını korumak için düzenlenen meşru bir operasyon olduğunu savunmuş, o zamanlar savunma bakanı olan kardeşi Raul Castro'nun uçakların düşürülmesi için özel bir emir vermediğini iddia etmişti.

Küba Komünist Partisi'nin yayın organı Granma'nın haberinde, suçlama "alçakça" diye nitelenerek kınandı.

"Brothers to the Rescue" adlı kuruluş "terör örgütü" diye nitelenerek, uçakların Küba hava sahasını ihlal ettiği savunuldu. Ayrıca Havana yönetiminin, 1994-1996'da ABD yönetimine en az 25 kez hava ihlalleriyle ilgili şikayette bulunulduğu ancak Beyaz Saray'ın bunlarla ilgili hiçbir adım atmadığı ifade edildi.

ABD ordusunun, Venezuela'ya ocak ayında düzenlediği baskından önce Karayipler'de uyuşturucu taşıdığı gerekçesiyle gemilere saldırı düzenlediği de hatırlatılarak, "Bu suçlamaların, Karayipler ve Pasifik'teki uluslararası sularda orantısız askeri güç kullanarak yaklaşık 200 kişiyi öldüren ve 57 gemiyi imha eden bir hükümet tarafından yöneltilmesi gülünç" dendi.

2008-2018'de Küba'nın liderliğini yapan Raul Castro'ya yönelik iddianame, Havana ve Washington arasındaki gerginliği iyice tırmandırdı.

CNN'in analizinde, iki tarafın müzakerelerde anlaşmaya varma ihtimalinin bu iddianame yüzünden ortadan kalkabileceği belirtiliyor.

"Topyekun savaşa yol açabilir"

Barack Obama döneminde Küba'yla gizli görüşmeleri yöneten müzakere ekibinin üyelerinden Ricardo Zuniga, Beyaz Saray'ın Castro'yu hedef alma stratejisinin geri tepeceğini söylüyor:

O, devrimin ete kemiğe bürünmüş halidir. Her iki tarafın da yaşadığı hayal kırıklığı, sırf Washington bu iddianame yoluyla Küba hükümetiyle iletişimi kestiği için bir çatışmaya yol açabilir.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, bu hafta yaptığı açıklamada, ABD'nin adaya askeri müdahalede bulunması halinde bölgenin "kan gölüne" döneceğini söyledi.

Ada ülkesinin dört bir yanında ordu tatbikatlar yürütürken, halka da muhtemel işgale hazırlıklı olmaları uyarısı yapılıyor. Trump ise dünkü açıklamasında "Küba'yı özgürleştirmek" istediklerini iddia etti.

CNN'in analizinde, "Castro'ya karşı herhangi bir adım muhtemelen topyekun savaşa yol açacaktır" deniyor.

Diğer yandan Washington yönetimi, USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı. ABD Güney Saha Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) açıklamasına göre nükleer gemiye USS Gridley ve USNS Patuxent savaş gemileri de eşlik ediyor.

ABD ordusu, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Başkan Donald Trump, bunun ardından Küba'ya tam petrol ambargosu uygulayıp ada ülkesini işgalle tehdit etmeye başladı.

"Castro, yeni Maduro mu olacak?"

Wall Street Journal'ın analizinde, Trump'ın "Venezuela stratejisinin Küba'da da işe yarayacağını düşündüğü" ifade ediliyor.

Trump yönetimi, Maduro'ya operasyon düzenlerken Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'le anlaşmıştı. Beyaz Saray'ın, Havana yönetimini devirmek için de içerden destek bulmaya çalıştığı yazılıyor. Ancak uzmanlar, Küba'nın Venezuela'ya benzemediğine, durumun Havana'da çok daha farklı gelişebileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Amerikan gazetesi, "Raul Castro, yeni Maduro mu olacak?" başlıklı sert bir başyazı da yayımladı. ABD'nin Havana'da rejim değişikliği istediğinin açık olduğu belirtilirken, Castro'ya yönelik iddianamenin "Küba diktatörlüğü üzerindeki baskıyı artırdığı" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Granma, Telesur, Wall Street Journal, CNN