Emani Tavil
İki aydan kısa bir süre içinde, Sudan sahnesi, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında üst düzeyde ayrılıklar dalgasına tanık oldu. Bu durum, savaşın gidişatı, geçiş hükümetinin oluşumu ve barış olasılıkları üzerindeki etki ve yansımaları hakkında geniş çaplı tartışmalar doğurdu. HDK, orduya karşı savaşında dördüncü yılına girerken ve bu savaş uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşürken, askeri bütünlüğünün ve kabilelerle ittifaklarının geleceği hakkında ciddi soruları gündeme getiren artan bir ayrılık dalgasıyla karşı karşıya.
Doğal olarak bu ayrılıklar, Sudan tarihindeki değişen ittifakların, siyasi projelerin veya yol gösterici ilkelerin yokluğunun damga vurduğu, siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz. Bahsi geçen ittifaklar genellikle daha geniş yerel ve bölgesel ortama tabidir. Son savaş sırasında uluslararası boyut da devreye girdi. Bütün bu göstergeler bireyden orduya, siyasi ve partizan düzeylere kadar her düzeyde genellikle titizlikle ölçülür. HDK'den yakın zamanda ayrılan Savanna'nın ifadelerinin analizi, HDK'nin yaşadığı çıkmazın yapısal doğasına işaret ediyor. Kazanım ve ganimetlerin eşitsiz dağılımı, Dagalu ailesinin karar alma merkezleri ve liderlik pozisyonları üzerindeki sıkı kontrolü, önemli kabilesel ve operasyonel ağırlığa sahip sahadaki komutanlar arasında birikmiş bir hoşnutsuzluğa neden oluyor. Dahası bu durum, Rizeigat kabilesini hedef alan Mustariha bölgesindeki operasyon gibi askeri operasyonlar da dahil olmak üzere birçok faktör nedeniyle, kabilelerin desteğinin aşındığını ortaya koyuyor. Belirli komutanları ordu saflarına çekmeye yönelik açıkça planlar geliştiren istihbarat gibi ilave faktörlerin de etkili olduğu söylenebilir.
Dahası Sudan ordusu da el-Kubba gibi bazılarının, Darfur'dan kuzeye çöl üzerinden kaçış yolunu güvence altına almak için insansız hava araçlarıyla (İHA) hava desteği sağladı. Bu, ordunun onun planlarından önceden haberdar olduğunu ve onunla titizlikle koordinasyon sağladığını gösteriyor. Bu gerçek, ordunun askeri metodolojisinde niteliksel bir değişimi ortaya koyuyor; yalnızca saha operasyonlarına güvenmekten, rakibi içeriden çökertmek için istihbarat yeteneklerini kullanmaya doğru bir geçiş söz konusu. Ordunun ayrılanlara aşırı bir memnuniyet ve ulusal söylemlerle kapılarını açma stratejisi, Darfur'daki Arap kabilelerine Hamideti'ye olan bağlılığın mutlak ve yeniden değerlendirilemeyecek seçenek olmadığı mesajını göndermeye yönelik hesaplı bir girişimdir.
Bu noktada ayrılıkların sahadaki etkisi hafife alınamaz ve Ekim 2024'te Ebu Akile Kikel'in ayrılışı buna pratik bir örnek sunmaktadır. Ayrılışından sonra, komuta ettiği aynı bölgede HDK’ye karşı operasyonlara komuta etti. Bu sayede ordu, ayrılışından sadece üç ay sonra, Ocak 2025'te Cezire Eyaleti'ni geri aldı. HDK'nin Darfur, Kurdufan ile Mavi Nil eyaletlerinin bazı kısımlarını kontrol ettiği gerçeğini göz ardı etmeden, birçok kişi Kubba'nın bu stratejiyi Darfur'da tekrarlamaya çalışabileceğine inanıyor.
Ayrılıkların sahadaki etkisinin yakından incelenmesi, daha karmaşık bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Sadece Nisan 2026'da iki yüksek rütbeli komutan ayrılıp zıt yönlere katıldı. Kubba orduya katılırken, Malik Agar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi fraksiyonunun komutan yardımcısı Korgeneral Hasan Adem el-Hasan, HDK destekli “Kurucu İttifak”a katıldı. Hasan’ın katılımı, ittifaka güney koridorunda yerel askeri deneyim ve meşruiyet kazandırıyor. Buna ilave olarak Doğu Sudan'daki silahlı fraksiyonlar, Sudan ordusuna değil, Adalet ve Eşitlik Hareketi'ne katıldı. Bu senaryoya göre, Sudan giderek parçalanmış bir haritaya dönüşüyor ve burada ayrılıklar mutlaka tek bir yönde gerçekleşmiyor; bu da Sudan ordusu lehine bir birlik dinamiği yerine bir kaos dinamiğine işaret ediyor.
Bu ayrılıkların aynı anda iki zıt açıdan gölge düşürdüğü de söylenebilir; bir yandan, Rizeigat, Mahamid ve HDK’nin sosyal omurgasını oluşturan diğer kabileleri temsil eden kilit liderleri ordu saflarına çekme yoluyla HDK hükümetinin Darfur'daki kabile tabanını zayıflatıyorlar. Öte yandan, bu durum Port Sudan'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne hem iç hem de uluslararası alanda güçlenmesine katkıda bulunan bir moral desteği sağlıyor. Ordunun, kutlamalar ve sevinçli siyasi söylemler yoluyla ayrılanları kendi saflarına katması, Sudanlıların kolektif bilincinde savaş suçlarının affedilebilir olduğuna dair inancı pekiştiriyor. Yeni nesil milis liderlerine kitlesel vahşetlerin affedilemez suçlar olmadığını gösteriyor. Oysa komutanların HDK’den ayrılmaları, işledikleri ihlallerden dolayı bireysel olarak cezai sorumlulukları olduğu gerçeğinden onları kurtarmıyor. Keza onların diğer askeri oluşumlara yeniden entegre edilmelerinin, suçların cezasız kalmaması ilkesine doğrudan bir tehdit oluşturduğu ve mağdurların haklarını yok ettiği gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.
HDK’den askeri ayrılıkların, İran-Irak Savaşı nedeniyle son aylarda şekillenen istikrarsız bölgesel ortamla bağlantılı başka boyutları da bulunuyor. Bu bölgesel çatışma, Sudan savaşını derinleştirmeye ve sonlanma şansını azaltmaya katkıda bulunuyor. Nisan 2026'da düzenlenen Berlin Konferansı, Sudan'ın uluslararası alanda unutulmadığının önemli bir göstergesi olmakla birlikte, müzakerelerin ortak sonuç bildirgesiyle sonuçlanmaması nedeniyle, dış aktörler arasındaki keskin bölünmeleri de açığa çıkardı.
Mevcut Sudan sahnesi bu nedenle birkaç senaryoya açık. Yerel, bölgesel ve uluslararası çevrelerde kabul edilen ilk senaryo, ayrılıkların HDK'nin kabile tabanından Hamideti'nin liderliğine kadar uzanan kademeli bir çöküşünü tetikleyeceği yönünde. Bu, ordu liderliğinin de uluslararası alanda pazarlamaya çalıştığı senaryodur. İkinci ve en olası senaryo, cephe hatlarında örtülü bir donma ile uzun süreli yıpratma savaşının devam etmesi ve böylece Doğu ve Kuzey Sudan ile Batı Sudan arasındaki fiili bölünmenin pekişmesidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre üçüncü senaryo ise parçalanma, yani Sudan'ın birleşik bir devlet olarak ortadan kalkması, siyasi fırsatçılığa dayalı tarihsel çerçevelere göre ittifakların kurulup dağıldığı devlet dışı aktörlere tabi olmasıdır.
Dolayısıyla HDK liderlerinin ayrılıkları şu anda iki ucu keskin bir kılıç gibi. Bir yandan, bunlar, ordunun rakibinin saflarına sızma yeteneğinin giderek arttığını ortaya koyan dikkatlice planlanmış istihbarat operasyonlarıdır. Öte yandan, Dagalu ailesinin pozisyonlar ve kazanımlar üzerindeki sıkı kontrolünden kaynaklanan HDK içindeki krizin gerçek bir yansımasıdır. Ancak bu ayrılıkların en tehlikeli yönü hem siyasi denklemi hem de sürdürülebilir barış olasılıklarını etkileyen karmaşık bir sorunu gizlemelerinde yatıyor. Zira belgelenmiş savaş suçlarına karışanların entegrasyonu, affedilmeleri ve askeri yapı içinde kendilerine pozisyonlar verilmesi, Sudan'ın silahlı elitlerin hesap sormaya maruz kalmadan dönüştürülüp görevlendirilmesine dayanan tarihsel modelini pekiştirmektedir. Birbirini takip eden iç savaş döngülerinin oluşmasına katkıda bulunan model de budur.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.