ABD’nin San Diego kentinde bu hafta bir İslam merkezine saldıran ve üç erkeğin ölümüne yol açtıktan sonra hayatlarına son veren iki gencin, şiddet eylemlerini ilham aldıkları kişi ve örneklerle ilgili hiçbir şüphe bırakmayan, nefret dolu ve geniş kitleleri hedef alan uzun ve düzensiz yazılar kaleme aldığı bildirildi.
Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, bu modeller arasında en dikkat çeken isim, 2019 yılında Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camide 51 kişiyi öldüren saldırgan oldu.
Aşırılıkçılığı uzun süredir inceleyen araştırmacılar, Christchurch saldırısının aşırı sağcı saldırganlar üzerindeki güçlü etkisine dikkat çekiyor. Uzmanlar bu etkinin, saldırının yarattığı yüksek ölüm sayısı, saldırganın düşüncelerini ve eylemlerini açıkladığı manifesto niteliğindeki belge ve en önemlisi saldırıyı internet üzerinden canlı yayınlamasından kaynaklandığını belirtiyor. Christchurch saldırısından ilham aldığı düşünülen örnekler arasında, birkaç ay sonra ABD’nin Teksas eyaletindeki bir Walmart mağazasında 22 kişiyi öldüren silahlı saldırgan da bulunuyor.
Tehdit analizi ve önleme alanında çalışan, aşırılıkla mücadele eden Stratejik Diyalog Enstitüsü’nden Katherine Keneally, çevrim içi şiddet yanlısı topluluklarda en fazla can kaybına yol açan saldırıları taklit etme eğilimi görüldüğünü söyledi. Keneally, “Bunu söylemek iğrenç, ancak gerçek bu. Bir tür takıntı var ve saldırılar adeta bir rekabet ya da oyun haline geliyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililerin açıklamasına göre, 17 yaşındaki Caine Clark ve 18 yaşındaki Caleb Vasquez, pazartesi günü İslam Merkezi’ne baskın düzenledi. Güvenlik görevlileri, güvenlik önlemlerinin başlamasıyla birlikte çıkan silahlı çatışmanın ardından ikiliyi dışarı çıkmaya zorladı ve böylece 140 çocuğun korunmasına yardımcı oldu.
Yetkililere göre iki saldırgan, güvenlik görevlisi Amin Abdullah ve iki erkeği öldürdükten sonra yakınlardaki bir araçta yaşamlarına son verdi.
Nefret ve haksızlıklarla dolu yazılar
İki saldırganın geride 74 sayfalık bir belge bıraktığı, bunun 2019’daki Christchurch saldırısını gerçekleştiren Brenton Tarrant’ın yazdığı belgeyle aynı sayfa sayısına sahip olduğu bildirildi. Habere göre, Tarrant’ın manifestosuna benzer şekilde bu belgede de aşırı sağ ideolojilerden ilham alındığı belirtilen çok sayıda kaynak yer aldı. Bu kaynaklar arasında, beyaz nüfusun başka demografik gruplar tarafından ‘yer değiştirildiği’ yönündeki komplo teorisi de bulunuyor. Belgede ayrıca, saldırganların kendi ifadeleriyle yaptıkları kişisel anlatılara yer verildiği, motivasyonlarını ve hedeflerini açıklayan bölümler bulunduğu aktarıldı.
Kendilerine ‘Tarrant’ın Oğulları’ adını verdiler
Yazılarda Yahudilere, Müslümanlara ve İslam’a, ayrıca siyahiler, kadınlar ile hem sol hem de sağ siyasi görüşlere yönelik yoğun nefret içeren ifadelerin yer aldığı bildirildi. Saldırganların, toplumun çöküşünü hızlandırmayı amaçladıkları ifade edildi. Vasquez tarafından yazılan bölümde ise ‘bazı ruh sağlığı sorunları’ yaşadığından ve kadınlar tarafından reddedilme deneyimlerinden bahsettiği aktarıldı.

Dün yayımlanan bir açıklamada, Vasquez’in ailesi Caleb Vasquez’in otizm spektrumunda yer aldığını ve zamanla kendi kimliğinin bazı yönlerine karşı öfke geliştirdiğini belirtti.
Ailenin avukatı Colin Rudolph aracılığıyla yapılan açıklamada, “Bunun, nefret söylemi, aşırılıkçı içerik ve sosyal medya platformlarında yayılan propaganda ile birleşerek onun aşırılıkçı ideolojilere ve şiddet içeren inançlara sürüklenmesine katkıda bulunduğuna inanıyoruz” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, ailenin kendisini yardım aramaya teşvik ettiği ve bir süre rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gördüğü de belirtildi.
Kaliforniya Eyalet Üniversitesi San Bernardino’daki Nefret ve Aşırılık Çalışmaları Merkezi’nin kurucu direktörü Brian Levin ise, 1970’lerden bu yana beyaz üstünlükçü yazıların merkeziyetsiz terör saldırıları için bir anlatı modeli sunduğunu söyledi. Levin, geçmişte neo-Nazilerin çoğunlukla ‘eylem propagandası’ olarak bilinen bir yaklaşımı tercih ettiğini, yani saldırının tek başına taklitçileri harekete geçirmesinin beklendiğini, ayrıntılı yazılı açıklamaların ise zorunlu olmadığını ifade etti.
Levin’e göre internet, saldırganların yazılarının yayılmasını kolaylaştırdı. 2011’de Norveç’te 77 kişiyi öldüren aşırı sağcı saldırganın bin 500 sayfalık bir belge yayımlamasından bu yana, bu tür saldırıların açıklayıcı metinlerle birlikte görülmesi daha yaygın hale geldi. Bu yazıların çoğu, beyaz üstünlükçü önceki metinlerden alıntılar içeriyor.
Levin ayrıca, kendini aşırılık zincirinin devam eden bir halkası olarak sunma stratejisinin, hareketi olduğundan daha büyük gösterdiğini ve süreklilik algısı yarattığını belirtti. Ona göre bu durum, farklı failler aracılığıyla tekrar tekrar ortaya çıkan bir yapıyı besliyor; bu faillerin bir kısmı ise süreç içinde hayatını kaybediyor.


