Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

Halk arasında gerginliğin artmasının ardından yetkililer, toplu etkinlikleri ve cenaze törenlerini yasakladı

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
TT

Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 204’e yükseldi. Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı son verilere göre, ülkede şimdiye kadar 867 şüpheli vaka kaydedildi. Afrika’daki sağlık otoriteleri ise salgının kıtadaki 10 ülkeye daha yayılma riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 15 Mayıs’ta, mevcut salgının sorumlusu olan virüsün ‘Bundibugyo’ varyantının yayıldığını duyurmuştu. Varyantın ölüm oranının yüzde 50’ye ulaştığı, ayrıca şu aşamada virüse karşı etkili bir aşı ya da tedavinin bulunmadığı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise nüfusu 100 milyonu aşan Orta Afrika ülkesinde görülen salgının 17’nci dalgasıyla mücadele kapsamında ‘uluslararası halk sağlığı acil durumu’ ilan etti.

Yüksek ölüm oranı

WHO verilerine göre Ebola salgını, son 50 yılda Afrika genelinde 15 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Virüsün ölüm oranı ise salgının türüne göre yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değişiyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 2018-2020 yılları arasında görülen ve şimdiye kadarki en ölümcül salgınlardan biri olarak kayıtlara geçen Ebola dalgasında, yaklaşık 3 bin 500 vakadan 2 bin 300’e yakın kişi yaşamını yitirdi.

Ebola virüsü, yüksek bulaşıcılığa sahip ağır kanamalı ateşe neden oluyor ve ölümle sonuçlanabiliyor. Son yıllarda geliştirilen aşı ve tedavilere rağmen virüs ciddi tehdit oluşturmaya devam ediyor.

fdvfdv
Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Mevcut salgından sorumlu Bundibugyo varyantına karşı onaylanmış bir aşı ya da tedavinin bulunmaması nedeniyle, virüsün yayılmasını engellemeye yönelik önlemler büyük ölçüde izolasyon tedbirleri ve vakaların hızlı şekilde tespit edilmesine dayanıyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne komşu Uganda ise dün üç yeni Ebola vakasının tespit edildiğini açıkladı. Böylece ülkedeki toplam vaka sayısı beşe yükselirken, hastalığa yakalananlardan bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise salgının merkez üssünün ulaşımı zor, silahlı grupların faaliyet gösterdiği uzak bir bölgede bulunması nedeniyle şu ana kadar sınırlı sayıda laboratuvar testi yapılabildi. Sağlık Bakanlığı, resmi olarak doğrulanan can kaybı sayısının 10, doğrulanmış vaka sayısının ise 91 olduğunu açıkladı.

Tehdit altındaki 10 ülke

Afrika Birliği’ne (AfB) bağlı Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin Başkanı Jean Kaseya, Uganda’nın başkenti Kampala’da düzenlenen basın toplantısında, Ebola virüsünün yayılma riski taşıdığı ‘10 ülke bulunduğu’ uyarısında bulundu. Kaseya, risk altındaki ülkelerin Güney Sudan, Ruanda, Kenya, Tanzanya, Etiyopya, Kongo Cumhuriyeti, Burundi, Angola, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Zambiya olduğunu söyledi. WHO ise salgının küresel düzeyde oluşturduğu riskin ‘düşük’ seviyede kaldığını belirtti. Örgüt, buna karşın virüsün yayılmasının iki aydan daha uzun sürebileceği değerlendirmesinde bulundu.

fjy6j
Mongbwalu’daki motosiklet taksi şoförlerini tarama merkezine yönlendiren bir sağlık çalışanı, 23 Mayıs 2026 (Reuters)

Ebola salgını, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde üç eyalette yayılım gösteriyor. Salgının merkez üssü ise ülkenin kuzeydoğusunda, Uganda ve Güney Sudan sınırında bulunan Ituri eyaleti olarak öne çıkıyor. Altın zengini Ituri’de madencilik faaliyetleri nedeniyle yoğun günlük nüfus hareketliliği yaşanırken, bölgede yıllardır faaliyet gösteren yerel milis gruplar arasındaki çatışmalar bazı bölgelere erişimi zorlaştırıyor. Salgın, Ituri’den Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerine de yayıldı. Söz konusu bölgelerde hükümet karşıtı 23 Mart Hareketi (M23) geniş alanları kontrol altında tutuyor. Kaseya, ‘nüfus hareketliliği ve güvenlik eksikliğinin’ salgının yayılmasını kolaylaştırdığını söyledi.

Bölgeye onlarca ton ekipman sevk edilirken, WHO ekipleri de sahada görevlendirildi. Ancak nüfusu 8 milyonu aşan Ituri’de salgına yönelik müdahale çalışmalarının yavaş ilerlediği belirtiliyor. Bölgede yaklaşık 1 milyon yerinden edilmiş kişinin kalabalık kamplarda yaşadığı ifade ediliyor.

bfgr
Olası bir bulaş durumunu önlemek için Bunia Kilisesi’nde maske takan bir kadın, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde salgının görüldüğü eyaletlerde toplu etkinlikler sınırlandırılırken, ana yollar üzerindeki ulaşım da kısıtlandı. Yetkililer ayrıca Ituri eyaletinin başkenti Bunia’ya yönelik uçuşların geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Komşu Ruanda’da ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti üzerinden ülkeye gelen yabancıların girişine yasak getirildi. Kongo’dan gelen Ruanda vatandaşları için de karantina uygulaması başlatıldı. ABD de Ebola vakalarının görüldüğü Afrika ülkelerinden hava yoluyla gelen yolcular için sınır sağlık kontrollerini sıkılaştırdı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedilen 17’nci Ebola salgını, uluslararası yardım kuruluşlarının mali desteklerde ciddi azalma yaşadığı bir döneme denk geldi. Özellikle ABD’nin WHO’dan çekilmesinin ardından sağlık alanındaki uluslararası yardımlarda gerileme yaşandığı belirtiliyor.

Halkın hoşnutsuzluğu

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda, Ebola mağdurlarının yakınları ile güvenlik güçleri arasında bir hafta içinde ikinci kez gerginlik yaşandı. Sağlık merkezi çalışanlarının dün verdiği bilgilere göre, öfkeli bir grup bölge sakini bir sağlık merkezine saldırdı ve Ebola hastalarının tedavisi için kurulan çadırı ateşe verdi.

cdy
21 Mayıs’ta Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybeden bir hastayı gömmek için kişisel koruyucu ekipman giyen sağlık çalışanları (Reuters)

Saldırıda herhangi bir yaralanma yaşanmadığı bildirilirken, çıkan yangın sırasında hastaların panik halinde tesisten kaçması sonucu, Ebola şüphesi taşıyan 18 kişinin kaybolduğu b

sdf
Olası bir bulaş durumunu önlemek için ayin öncesinde kilise dışında ellerini yıkayan bir kadın, Bunia, 24 Mayıs 2026 (AFP)

elirtildi. Açıklama, yerel bir hastane müdürü tarafından yapıldı.

Mongbwalu Hastanesi Başhekimi Dr. Richard Lokodi AP’ye verdiği demeçte, öfkeli bir kalabalığın cuma akşamı Mongbwalu kasabasındaki kliniğe baskın düzenlediğini ve Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından şüpheli ve doğrulanmış vakaların izolasyonu için kurulan çadırı ateşe verdiğini söyledi. Lokodi, “Bu eylemi şiddetle kınıyoruz… Sağlık çalışanları arasında büyük bir panik yarattı ve 18 şüpheli vakanın toplum içine kaçmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Benzer bir olayda, Ruambara kasabasındaki başka bir tedavi merkezi de perşembe günü ateşe verilmişti. Olayın, Ebola şüphesiyle hayatını kaybeden bir kişinin ailesinin cenazesinin teslim edilmesinin engellenmesi üzerine gerçekleştiği bildirildi.

Ebola nedeniyle ölenlerin cenaze süreçlerine ilişkin uygulamalar bölgede sık sık tepkilere yol açıyor. Virüsün ölüm sonrası dahi yüksek bulaşıcılık taşıması nedeniyle yetkililer, mümkün olan durumlarda cenaze işlemlerini kendileri yürütüyor. Ancak bu uygulama, zaman zaman yerel halk ve aileler tarafından protesto ediliyor.

Ruambara’da dün Ebola kurbanları için sıkı güvenlik önlemleri altında toplu cenaze töreni düzenlendi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) cenaze operasyonlarını denetleyen yetkilisi David Basima’ya göre, sağlık çalışanları ile yerel halk arasındaki gerilimin arttığı bir ortamda defin işlemleri gerçekleştirildi.

Silahlı askerler ve polis ekipleri töreni yakından takip ederken, ICRC personeli koruyucu beyaz kıyafetleriyle kapalı tabutları mezarlara indirdi. Aileler ise töreni uzaktan izleyerek gözyaşı döktü.

Basima, ekibin ciddi zorluklarla karşılaştığını, özellikle gençler ve bazı yerel sakinlerin direniş gösterdiğini belirtti. Basima, “Güvenlik için yetkililerden yardım istemek zorunda kaldık” ifadesini kullandı.

Salgının yayılmasını sınırlamak amacıyla, Kongo’nun kuzeydoğusunda cuma günü alınan kararla taziye ziyaretleri ve 50 kişiden fazla katılımcı içeren toplu buluşmalar yasaklandı.



Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.


Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?