ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda
TT

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

ABD-İran mutabakat zaptı uranyum dosyası ve Hürmüz gerilimi gölgesinde askıda

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında Nisan ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkes, tarafların stratejik Hürmüz Boğazı yakınlarında karşılıklı ağır askeri saldırılar düzenlemesinin ardından şimdiye kadarki en kritik sınavıyla karşı karşıya kaldı. Sahadaki hızlı tırmanış, su yolunun yönetimi ve üç aydır süren savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerin geleceği konusundaki derin anlaşmazlıkları gözler önüne serdi.

Bu gelişmeler yaşanırken uluslararası arabulucular, ateşkesi uzatmayı ve nükleer dosyaya ilişkin müzakerelerin önünü açmayı hedefleyen, 60 günlük bir mutabakat muhtırası taslağını sonuçlandırmak için zamana karşı yarışıyor. Ancak söz konusu taslağın yürürlüğe girmesi için ABD Başkanı Donald Trump’ın nihai onayı gerekiyor.

Gerilim, ABD ordusunun “hesaplı ve savunma amaçlı” olarak nitelendirdiği hava saldırılarıyla zirveye ulaştı. ABD güçleri, Bender Abbas bölgesinde İran’a ait insansız hava araçlarını ve bir yer kontrol istasyonunu hedef aldı. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, Kuveyt’teki bir Amerikan hava üssünü vurduğunu açıkladı ve Washington’u yeni saldırıların tekrarlanması halinde “daha kararlı” bir yanıt vermekle tehdit etti.

Sahadaki bu askeri gelişmeler, Axios’un tarafların tansiyonu düşürmeye yönelik ön anlaşmaya vardığını duyuran haberiyle aynı döneme denk geldi. Haberde, artan saha gerilimine rağmen iki tarafın ateşkesi korumaya çalıştığı belirtildi.

Siyasi cephede ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden düzenlenmesine ilişkin bir mutabakat taslağı bulunduğunu öne süren İran kaynaklı haberleri yalanlayarak müzakere sürecine yeni bir belirsizlik kattı. Trump, Washington’un İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesini kesinlikle tartışmadığını vurgularken, “hiçbir devletin” stratejik boğaz üzerinde kontrol kuramayacağını söyledi.

İran tarafında ise iç kamuoyundaki etkileri sınırlamaya yönelik mesajlar öne çıktı. İran lideri Mücteba Hamaney, parlamentonun üçüncü yasama yılının açılışı dolayısıyla gönderdiği yazılı mesajda milletvekillerine temel meselelere odaklanmaları çağrısında bulundu ve “ayrışmaları körüklememeleri” konusunda uyardı. Hamaney, ülkenin “üçüncü kutsal savunma günlerinden” geçtiğini belirterek devlet kurumları arasında daha geniş koordinasyon ve dayanışma gerektiğini ifade etti.

Katar Emiri Temim ile Trump bölgedeki gelişmeleri görüştü

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Ortadoğu’daki son siyasi ve güvenlik gelişmelerini ele aldı. Katar Haber Ajansı’nın aktardığına göre görüşmede, bölgesel ve uluslararası düzeyde gerilimi düşürme ve istikrarı güçlendirme çabaları değerlendirildi.

Katar Emiri, tüm taraflar arasında siyasi ve diplomatik çözümlerin ve diyaloğun öncelik kazanması gerektiğini vurgulayarak bunun bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını, ayrıca bölgenin daha fazla gerilim ve tırmanıştan korunmasına yardımcı olacağını söyledi.

Trump ise Katar’ın Pakistan arabuluculuk girişimlerine verdiği destek ve taraflar arasında iletişim kanallarını açık tutma rolünü takdir ettiğini belirterek Doha yönetiminin tansiyonu düşürmeye yönelik çabalarını övdü.

Görüşmede ayrıca Katar ile ABD arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliğinin geliştirilmesi konusu da ele alındı.

İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan Kuveyt’e yönelik saldırılara kınama

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, Kuveyt’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını sert şekilde kınadı. Açıklamada saldırıların Kuveyt’in egemenliği ve güvenliğine yönelik açık ihlal olduğu, ayrıca bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit ettiği belirtildi.

Genel Sekreterlik, Kuveyt’in topraklarını korumak ve güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tüm tedbirlerle tam dayanışma içinde olduğunu yineledi.

Kuveyt daha önce ülkeye yönelik saldırıya uğradığını açıklamış, İran ise hafta başında bir Körfez ülkesindeki Amerikan üssüne düzenlenen saldırıların ardından “misilleme yaptığını” duyurmuştu.

ABD Hazine Bakanı: Trump’ın İran’la anlaşma için üç şartı var

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Donald Trump’ın İran’la anlaşma yapılabilmesi için üç temel şart öne sürdüğünü açıkladı. Bloomberg’e göre bu şartlar şöyle:

  • Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması,
  • Zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi,
  • İran’ın nükleer silah geliştirme girişiminden vazgeçmesi.

Daha önce Amerikalı bir yetkili, ABD ve İranlı müzakerecilerin ateşkesin 60 gün daha uzatılması ve İran’ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin başlatılması konusunda ön anlaşmaya vardığını söylemişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, mutabakat muhtırasının yürürlüğe girmesi için Başkan Trump’ın nihai onayının hâlâ gerektiğini belirtti.

ABD Hazine Bakanı: Umman, Hürmüz Boğazı'na ücret uygulama planı olmadığı konusunda ABD'ye güvence verdi

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, gazetecilere yaptığı açıklamada Umman Büyükelçisi ile görüştüğünü ve Umman’ın ABD’ye Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için herhangi bir ücret uygulama planı bulunmadığını teyit ettiğini söyledi.

Devrim Muhafızları’na yakın Tesnim Ajansı’nın müzakere ekibine yakın kaynağa dayandırdığı açıklamalar:

  • İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırası metni henüz nihai hâline gelmedi.
  • Tahran, Pakistanlı arabulucuya şimdiye kadar anlaşma metninin tamamlandığını bildirmedi.
  • Metin kesinleşirse İran bunu hem arabulucuya hem de kamuoyuna açıklayacak.
  • Batılı medyada yer alan “anlaşmaya varıldı” yönündeki haberler, Tahran’dan resmi açıklama yapılmadığı sürece “geçerli kabul edilmiyor”.


Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
TT

Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)

The Wall Street Journal gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaşam süresini uzatma konusuna duyduğu ilgiyi mercek altına aldı. Gazete, Putin’in yaşlanma karşıtı araştırmaları Kremlin’in en önemli önceliklerinden biri hâline getirdiğini yazdı.

Haberde, açık kalan bir mikrofonun Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki konuşmayı kaydettiği ve Putin’in organ değişimi yoluyla ölümsüzlüğün mümkün olabileceğine işaret ettiği meşhur olaya dikkat çekildi. Bu konuşma, bazı çevrelerce yalnızca yaşlı liderler arasındaki sıradan bir sohbet olarak değerlendirilmişti.

Gazete, gerçekte ise Putin’in geçen yıl eylül ayında Pekin’de düzenlenen askeri törende yaptığı konuşmada, Kremlin destekli yaşam uzatma girişimini anlattığını ve bunun bugün Rusya’nın en dikkat çekici bilim projelerinden biri hâline geldiğini belirtti.

Haberde, Putin’in uzun süredir yaşlanma karşıtı araştırmalara ilgi duyduğu, bunun da Silikon Vadisi milyarderleri arasında yaygın bir eğilim olduğu ifade edildi. Jeff Bezos ve Sam Altman gibi isimlerin de benzer çalışmalara yatırım yaptığı belirtilirken, Rusya’da Putin’in bu arayışı devlet politikası hâline getirdiği kaydedildi. Kremlin’in bu kapsamda minyatür domuzların kullanımı ve aşırı düşük sıcaklıklara maruz bırakma gibi çeşitli yöntemlere başvurduğu ifade edildi.

fgthyj6
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Zafer Günü kutlamalarına katıldı (EPA)

Rus hükümeti geçen ay, bilim insanlarının hücre yaşlanmasını yavaşlatmayı hedefleyen bir gen tedavisi üzerinde çalıştığını açıkladı. Bu çalışma, Putin’in 26 milyar dolarlık “Yeni Sağlık Koruma Teknolojileri” girişimi kapsamında yürütülüyor.

Rusya Bilim Bakan Yardımcısı Denis Sekirinskiy, 23 Nisan’da yaptığı açıklamada söz konusu ilacın “yaşlanmayla mücadelede en umut verici yollardan biri” olduğunu söyledi.

Bir diğer umut vadeden alanın ise laboratuvar ortamında insan organı üretimi olduğu belirtildi. Putin de Pekin’de yaptığı konuşmada yaşam süresini uzatmaya yönelik bu teknolojilere değinmişti.

Bu çalışmaların, Putin’in 2024 yılında açıkladığı ulusal yaşam uzatma girişiminin bir parçası olduğu ifade edildi. Projenin amacı, on yılın sonuna kadar 175 bin kişinin hayatını kurtarmak. Ancak bu rakamın, Ukrayna savaşı döneminde rahatsız edici bir çağrışım yaptığı; çünkü bağımsız tahminlere göre Rus ordusunun kayıplarına yakın olduğu belirtildi.

Putin tarafından görevlendirilen Rus devlet bilim insanlarının iki temel teknolojiye odaklandığı aktarıldı: canlı dokuların üç boyutlu yazıcılarla üretilmesi anlamına gelen biyobaskı ve hayvanlardan organ nakli. İkinci yöntemde, insan organlarının genetik olarak insanlarla uyumlu kabul edilen cüce domuzlar içinde büyütülmesi hedefleniyor.

Devlet kurumlarıyla çalışan Rus bilim insanları, insan kıkırdak dokusu ile bir fare için tiroit bezi basmayı başardıklarını ileri sürüyor. Amaç, 2030 yılına kadar insan organlarının değiştirilebilmesini sağlamak. Benzer bir takvimin domuzlar içinde organ yetiştirme projeleri için de konuşulduğu ifade edildi.

Kremlin Basın Ofisi, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Rusya Federasyonu’nda bu alanda geniş kapsamlı bilimsel programlar yürütülüyor. Bu projeler devlet tarafından destekleniyor ve çok sayıda bilimsel araştırma kurumu sürece katılıyor” ifadelerini kullandı.

Rusya’daki yaşam uzatma girişimine Putin’e yakın iki isim öncülük ediyor: Devlet destekli genetik programlarını denetleyen endokrinoloji uzmanı kızı Maria Vorontsova ve Sovyet döneminden kalma nükleer araştırma merkezi Kurchatov Enstitüsü’nün başkanı fizikçi Mikhail Kovalchuk.

frgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Mayıs 2026'da Kremlin'de düzenlenen bir törende (AP)

Haberde, Putin’in yakın müttefiki ve medya yatırımcısı Yuri Kovalçuk’un kardeşi olan Mihail Kovalçuk’un Kremlin’in yaşam uzatma çalışmalarının beyin takımını yönettiği ifade edildi. Kovalçuk’un, bilimin yakında insan organlarını süresiz olarak onarma ve değiştirme imkânı sağlayacağını savunduğu belirtildi.

Kovalçuk, Rus medyasına yaptığı açıklamada, “Ölümsüzlükten söz etmek zor, ancak insanı onarma kapasitesinin kesinlikle artacağına şüphe yok” dedi.

Gazete, Bezos ve Altman’ın finanse ettiği benzer Batılı araştırmaların aksine, Putin’e yakın isimlerin desteklediği projelerin uluslararası büyük bilim dergilerinde yayımlanan sınırlı sayıda hakemli çalışma ürettiğini yazdı.

Rusya’nın önde gelen biyobaskı uzmanlarından Aleksandr Ostrovskiy ise, “Araştırmalar yayımlanmıyorsa gerçek sonuç yok demektir. Açıklamaları, hayal değilse bile birer temenni olarak görmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna’nın işgalinden sonra Rusya’dan ayrılan ve şirketini daha sonra hükümetle çalışmaya devam eden bir yapıya satan Ostrovskiy, Batı yaptırımlarının Rus bilim dünyasını izole ettiğini belirterek, “Bilimsel araştırma başkalarından kopuk şekilde yürütülemez. Belki de finansman sağlamak için Putin’e duymak istediği şeyleri söylüyorlar” dedi.

Haberde, Kovalçuk’un yaşlanmayı geciktirme bilimi ile Kremlin’in Batı’ya karşı “medeniyet çatışması” söylemini de birleştirdiği belirtildi. 2015 yılında yaptığı bir konuşmada Batı’nın “köle insanlar” yaratmaya yöneldiğini savunduğu, ayrıca ABD’nin Kovid-19 pandemisinin arkasında olduğuna dair imalarda bulunduğu kaydedildi.

Putin’in de benzer düşüncelere sempati duyduğu ifade edildi. Kovalçuk’un kamuoyu önünde övdüğü 1968 yapımı Sovyet filmi Dead Season, eski Nazi doktorlarıyla iş birliği yapan CIA’in insanlığı kontrol etmeye çalışmasını konu alıyordu. Putin ise bu filmin kendisine Sovyet gizli servisi KGB’ye katılma ilhamı verdiğini söylemişti.

Rus medyasının “Putin’in yaşlılık tıbbı uzmanı” olarak tanımladığı Vladimir Khavinson da projedeki en etkili isimlerden biri olarak öne çıktı. Khavinson, dana dokularından elde edilen peptitlere dayalı yaşlanma karşıtı tedavileri savunuyordu.

Kas gelişimi, iyileşme ve yaşlanma karşıtı etkiler sağladığı öne sürülen peptitlerin, ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. gibi isimler arasında da popüler olduğu, ancak faydalarını destekleyen bilimsel kanıtların sınırlı kaldığı belirtildi.

Putin tarafından tıp alanındaki başarıları nedeniyle Rusya’nın en yüksek nişanlarından biriyle ödüllendirilen Khavinson, röportajlarında “ölümünün Rusya’yı krize sürükleyebileceği bir liderin” ömrünü uzatmaya çalıştığını söylemiş, ayrıca dini metinlere dayanarak insanların 120 yaşına kadar yaşayacak şekilde yaratıldığını iddia etmişti.

Putin, 2017 yılında Kremlin’de düzenlenen törende, St. Petersburg Biyoregülasyon ve Gerontoloji Enstitüsü Direktörü Khavinson’a Dostluk Nişanı vermişti. Khavinson, 2024 yılında 77 yaşında hayatını kaybetti.

Haberde, yöntemleri alışılmışın dışında olsa da Khavinson ve Kovalçuk’un saygın bilim insanları olarak görüldüğü ifade edildi. Putin’in daha az bilimsel yöntemlere de açık olduğu belirtildi.

Örneğin Putin, 2018’de Kremlin’de yaptığı bir görüşmede dönemin Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’a kriyoterapi odasını denemesini tavsiye etmişti. Vücudun eksi 170 Fahrenheit dereceye kadar soğuğa maruz bırakıldığı bu yöntem için Kurz, Putin’in çıplak şekilde düzenli olarak “dondurma odasında” durmanın faydalarını heyecanla anlattığını görünce şaşırdığını daha sonra dile getirmişti.

73 yaşındaki Putin, yıllardır fiziksel güç imajını öne çıkarıyor. Çıplak göğüsle avlanması, buz hokeyi oynaması ve siyah dar kıyafetlerle Harley-Davidson motosikletlerine binmesi gibi gösterilerle yaşlanmayan güçlü lider imajını pekiştirmeye çalıştığı ifade edildi.

Buna karşın Rusya’nın hâlâ gelişmiş ülkeler arasındaki en yüksek ölüm oranlarından bazılarına sahip olduğu kaydedildi. Resmî verilere göre Rus erkeklerinin ortalama yaşam süresi yaklaşık 68 yıl seviyesinde bulunurken, bu rakam ABD’de yaklaşık 76 yıl, Batı Avrupa’nın büyük bölümünde ise 80 yılın üzerinde seyrediyor.


Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
TT

Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)

Afrika ve Ortadoğu’daki birçok barışı koruma misyonu, artan çatışma odakları ve derinleşen finansman krizleri nedeniyle giderek büyüyen baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu durumun, çatışma bölgelerinde görev yapan güçlerin güvenlik ve insani misyonlarını yerine getirme kapasitesini tehdit ettiği belirtiliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayımladığı raporda, jeopolitik gerilimler ile finansman yetersizliğinin, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen küresel barışı koruma operasyonlarını riske attığı uyarısında bulunuldu.

Enstitünün yayımladığı son rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası barışı koruma görevlerinde konuşlandırılan personel sayısı 79 binin altına geriledi. Bu rakamın son 25 yılın en düşük seviyesi olduğu kaydedildi.

Bir askeri uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, raporun barışı koruma misyonlarının geleceği konusunda alarm niteliği taşıdığını belirtti. Uzman, söz konusu görevlerin krizlere hızlı müdahale kapasitesi, istikrar programlarının uygulanması ve görev bölgelerinde güvenin yeniden tesis edilmesi açısından ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Ayrıca bunun terörle mücadele çabalarını da zayıflatabileceğini vurgulayan uzman, artan tehditlerle başa çıkılabilmesi için güçlü siyasi irade ve yeterli uluslararası desteğin şart olduğunu söyledi.

Rapora göre 2025 yılında toplam barışı koruma misyonu sayısı 58 olarak kaydedildi. Böylece görev sayısı, 2016’dan bu yana ilk kez 60’ın altına düştü. Barışı koruma personelinin yaklaşık dörtte üçünün ise Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Lübnan olmak üzere beş ülkede görev yaptığı belirtildi.

SIPRI araştırmacılarından Claudia Pfeifer Cruz, çok taraflı çatışma yönetiminin sürdürülebilirliği için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklamalarıyla yetinmemesi gerektiğini belirterek, “Etkili ve çok taraflı müdahalelerin mümkün olabilmesi için sürdürülebilir finansman sağlanmalı ve yeterli siyasi alan oluşturulmalı” ifadesini kullandı.

dffd
Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti İstikrar Misyonu’nda (MONUSCO) görevli bir Nepal askeri (Reuters)

Raporda, finansman krizinin özellikle BM öncülüğündeki operasyonları olumsuz etkilediği vurgulandı. En büyük bağışçı ülkelerin mali yükümlülüklerini tamamen ya da kısmen yerine getirmediği belirtilirken, 2024-2025 bütçesi için ayrılan 5,6 milyar doların yaklaşık 2 milyar dolarlık kısmında açık oluştuğu kaydedildi.

Finansman sorunlarının yanı sıra siyasi engellerin de dikkat çektiği raporda, örneğin ABD’nin, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes ihlallerine rağmen Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) sona erdirilmesini talep ettiği ifade edildi. Uzlaşı kapsamında ise BM Güvenlik Konseyi’nin, UNIFIL görev süresini Aralık 2026’ya kadar son kez uzatma kararı aldığı belirtildi.

Alarm zili

Mısırlı askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu uluslararası raporun ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti. Ferec, dünyanın farklı bölgelerinde artan çatışma odaklarının, güvenlik risklerini büyüterek ve görev kapsamını genişleterek barışı koruma misyonlarının etkinliğini önemli ölçüde zayıflattığını ifade etti. Artan görev yükünün insan kaynağı ile lojistik kapasite üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyleyen Ferec, bunun sivillerin korunması ve çatışmaların kontrol altına alınması konusundaki kabiliyeti de olumsuz etkilediğini kaydetti. Finansmandaki gerilemenin büyük bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Ferec, bu durumun barış gücü birliklerinin görev yaptığı ülkelerde güvenlik ve istikrar ortamını doğrudan etkilediğini belirtti. Somali örneğini veren Ferec, ülkedeki misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Uyarılar

Uluslararası raporda geniş çaplı bir güvenlik krizine karşı da uyarıda bulunuldu. SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı Direktörü Jair van der Lijn, “Mevcut gidişatın sürmesi halinde, çok taraflı çatışma yönetiminde ciddi bir zayıflama ve BM gibi kurumların neredeyse tamamen etkisizleşmesiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadesini kullandı. Van der Lijn, finansman eksikliği ile siyasi ve jeopolitik etkenlerin birleşiminin bu süreci hızlandırdığını belirterek, bunun sonucunda daha fazla çatışmanın ortaya çıkabileceğini ve siviller üzerindeki etkilerin daha ağır hale gelebileceğini söyledi. Ayrıca devletlerin yerleşik uluslararası normlardan uzaklaşmasının da riskleri artırdığını vurguladı.

Ferec ise BM’nin barışı koruma misyonlarının etkinliğini artırmak için görev yapılarını yeniden düzenlemesi, finansman mekanizmalarını geliştirmesi ve bölgesel güçlerle koordinasyonu güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Ancak Ferec, özellikle terörle mücadele alanında büyüyen tehditlerle başa çıkılabilmesi için bu adımların başarısının yeterli siyasi irade ve güçlü uluslararası desteğe bağlı olduğunu kaydetti.


İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
TT

İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)

İsrail yaptığı açıklamada, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları'nın iki önemli merkezî ismini hedef aldığını duyurdu. Gelen ilk bilgiler, doğrudan Kuzey Tugayı'nın yeni komutanı İzzeddin el-Beyk ile Gazze Tugayı Komutan Yardımcısı İmad İslim'in hedef alındığı yönünde oldu.

Şarku'l Avsat'ın Hamas kaynaklarından edindiği bilgiye göre, İslim'in suikast sonucu hayatını kaybettiği doğrulanırken, el-Beyk'in durumu hakkında ise farklı iddialar ortaya atıldı. Bazı kaynaklar el-Beyk'in yaralandığını ancak hayati tehlikesinin boyutunun henüz bilinmediğini aktarırken, farklı kaynaklar ise saldırı sırasında hedef alınan bölgede bulunmadığını ve suikasttan kurtulduğunu belirtti.

Söz konusu saldırı, savaş uçaklarının Gazze kent merkezindeki Belediye Parkı yakınlarında yer alan bir binadaki daireyi çok sayıda füzeyle vurması sonucu gerçekleşti. Saldırıda, aralarında 5 çocuğun da bulunduğu en az 10 Filistinli hayatını kaybetti.

Suikast operasyonunda hedef alınan her iki ismin de Gazze Şeridi genelinde ve özellikle kuzey bölgesinde Kassam Tugayları'nın en önde gelen saha liderleri arasında yer aldığı biliniyor.