İsrail ordusu, robot silahlarıyla yeni bir çehre kazanıyor

Özel birimler, entegre bir savaş sistemi geliştirmeye çalışıyor... Gazze Şeridi, binlerce cihazın çalıştırılması ve test edilmesi için bir laboratuvar görevi gördü

Gazze Savaşı sırasında İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)
Gazze Savaşı sırasında İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)
TT

İsrail ordusu, robot silahlarıyla yeni bir çehre kazanıyor

Gazze Savaşı sırasında İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)
Gazze Savaşı sırasında İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)

İsrail ordusu, hedeflere tek başına saldırabilen, yer altında ve yer üstünde geniş alanları tarayabilen savaşçı robotlar, zırhlı personel taşıyıcılar ve çatışma bölgelerine askeri birlik indirmek üzere tasarlanmış hava araçlarından oluşan ‘entegre bir robot ordusu’ kurmak için çalışmalar yürütüyor.

İsrail Kanal 12 televizyonu, robotların İsrail askeri sistemindeki varlığını güçlendirmeye yönelik bu süreci ‘fiilen gerçekleşen bir devrim’ olarak nitelendirdi. Haber programında bu adımın, ‘7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde başlayan savaştan çıkarılan derslerden biri’ olduğu vurgulandı.

İsrail kanalının kapsamlı özel haberine göre Gazze Şeridi’ndeki savaş, İsrail ordusundaki ‘robotları’ özel birliklerin yürüttüğü basit deneysel araçlar olmaktan çıkararak gerçek bir devrime dönüştürdü.

Haberde, İsrail’in merkezindeki Tel HaShomer bölgesinde bulunan ve nispeten az bilinen bir askeri üsteki hangarda, gece gündüz durmaksızın yürütülen çalışmalara dikkat çekiliyor. Yenileme ve Bakım Merkezi olarak bilinen bu tesiste, zırhlı savaş araçlarının montajı, onarımı ve modernizasyonundan sorumlu birim faaliyet gösteriyor.

Dengeleri değiştirmek

Haberde, hasar görmüş askeri zırhlı araçlar ile yıllarca ‘değersiz hurda’ olarak kabul edilen eski araçların, savaş meydanına sıradan muharebe araçları olarak değil, birer robot olarak dönebilmesi için bu merkezde nasıl yeniden hayata geçirildiği açıklanıyor.

Robotik Sistemler Bölümü Başkanı Binbaşı A. yaptığı açıklamada, “Biz buna atığı altına dönüştürmek diyoruz” ifadesini kullandı.

Binbaşı A.’nın açıklamalarından, 2014 yılındaki savaşta Hamas’ın zırhlı personel taşıyıcılara verdiği zararın dönüm noktası olduğu anlaşılıyor. Yetkili, “Artık kullanılamayacak durumda olan bu personel taşıyıcılardan nasıl yararlanabileceğimizi sorgulamaya başladığımızda süreç hız kazandı” dedi.

vcdv c
Artık kullanılmayan zırhlı araçlar robotlara dönüştürülüyor. (İsrail ordusu)

Sayısız deney ve ardından gelen birkaç savaşın ardından, mevcut çatışmalarda robotların kapsamlı bir şekilde kullanılmaya başlandığı belirtildi. Haberdeki değerlendirmeye göre bu durum, İsrail ordusunun ‘robot kullanan bir ordu’ konumundan ‘bütünleşik bir robotik savaş doktrini inşa etmeye başlayan bir ordu’ seviyesine geçerek yaşadığı en dramatik dönüşümlerden biri oldu.

Haberde, son savaşın dengeleri değiştirdiği vurgulanarak, “Yalnızca teknolojiye güvenmenin yetersizliğini ortaya koyan 7 Ekim’deki ani saldırı, bu stratejik yönelimi daha da ileriye taşıyan ana unsur oldu” ifadesine yer verildi.

İlk robot savaşı... Gazze’de

İsrail Yapay Zeka ve Özerklik Programı Yürütme Ofisi Başkanı Emekli Albay Yaron Sarig, 7 Ekim savaşının ‘ilk robotik savaş’ olduğunu ifade etti.

Sarig’e göre, ‘drone sürülerinden manevra kabiliyetine sahip kara robotu ekiplerine kadar on binlerce araç’ savaş meydanına entegre edildi ve bu durum sadece kara unsurlarıyla da sınırlı kalmadı.

Yetkililerin aktardığına göre temel amaç; çatışma bölgelerine ve tuzaklanmış alanlara ilk olarak robotları göndererek riskleri azaltmak, tehlikeli görevleri icra etmek ve karmaşık bir savaş meydanında operasyonel üstünlük sağlamak oldu. Sonuç olarak, bizzat manevra birlikleri tarafından savaş alanında robotların kullanım hacminde, karmaşıklığında ve yaygınlığında dramatik bir niteliksel sıçrama yaşandı.

fdvfd
Gazze savaşı sırasında İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)

Gazze’deki savaş, muharebe meydanının kökten değiştiğini kanıtladı. Bu doğrultuda Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, 7 Ekim olaylarından çıkarılan derslerin bir parçası olarak geçtiğimiz şubat ayında İsrail ordusu bünyesinde bir ‘Robotik Birliği’ kurulması talimatını verdi.

Zamir’in bu kararı, havada, denizde, karada ve yer altında binlerce robotik aracın Gazze’de başarıyla çalıştırılmasına dair önemli verilerin ardından geldi. Bu araçların bir kısmı fiilen taarruz operasyonları gerçekleştirirken, diğerleri lojistik görevler üstlendi, tünelleri taradı ve intikal yolları ile stratejik aksları açtı.

Kanal 12, ordunun henüz tüm ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olmasına rağmen, bu devrimin şimdiden başladığını belirtti.

Hayalet Birliği’nin Komutan Yardımcısı ise, son savaşların insansız hava araçlarını (İHA) hemen her muharebe gücü için temel bir araç haline getirdiğini belirterek, “Gelecek harekatlar savaşçı robotların çağı olacak” dedi.

Yetkili sözlerini, “Hedefimiz, bu karmaşık araçları her askerin kolayca kullanabileceği basit ve erişilebilir sistemlere dönüştürmek” diyerek tamamladı.

Patlayıcıları etkisiz hale getirmek için robotların test edilmesi

İsrail ordusu, Gazze’deki savaşta patlayıcıları etkisiz hale getirmek üzere gönderilen küçük robotları ve D9 buldozerleri gibi birliklerin önünden ilerleyen sürücüsüz zırhlı personel taşıyıcıları test etti. Bu araçların her biri tek ve basit bir amaç için tasarlandı: Savaşçının bölgeye ilk giren unsur olmamasını sağlamak.

Binbaşı A. konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Eskiden bir robotun askerlerin önünden ilerlemesinin imkansız olduğunu söylerlerdi; bugün ise robotları içeri göndermeden bölgeye adım atmayan komutanlar var” ifadelerini kullandı.

dcd
İsrail ordusuna ait Roni adlı askeri robot (İsrail ordusu)

İsrail ordusunun yoğun şekilde kullandığı sistemlerden biri olan ve ‘Demir Canavar’ olarak adlandırılan araç, patlayıcı taşıyabilen, yol açabilen ve çatışma bölgelerinde çeşitli görevler icra edebilen insansız bir platform olarak öne çıkıyor. Dev çelik gövdesi, her tarafına yerleştirilen kameralar, sensörler ve uzaktan kontrol sistemleri sayesinde sahada etkin şekilde görev yapabiliyor.

Binbaşı A., savaşın başlangıcında aracın kontrol menzilinin birkaç kilometreyle sınırlı olduğunu, ancak daha sonra bunun onlarca ve yüzlerce kilometreye ulaştığını söyledi.

Yenileme ve Bakım Merkezi’nin geçen yıl 40 adet ünite ürettiğini belirten Binbaşı A., “Bu yıl sayının 65’e ulaşmasını bekliyoruz. Üretim kapasitesi sürekli artıyor” dedi.

Gazze’de kullanılan robot sistemleri arasında onlarca ton ağırlığındaki dev Panda insansız buldozeri de bulunuyor. Ordu, bu aracı yol açma, engelleri kaldırma, binaları yıkma ve zorlu arazilerde çalışma gibi görevlerde kullanırken, operatörler güvenli bir noktadan aracı uzaktan yönetiyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Roni adlı küçük robotlar da muharebe operasyonlarının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Bu robotlar tünellere giriyor, bomba ve el yapımı patlayıcıları etkisiz hâle getiriyor, kamera ve sensörlerle inceleme yapıyor ve istihbarat topluyor.

Binbaşı A., söz konusu robotun patlayıcıları askerler yerine üzerine alarak birçok askerin hayatını koruduğunu belirtti. “Robotun kapısını çalacağımız bir annesi yok” ifadesini kullanan Binbaşı, böylece asker kayıplarını önlemedeki rolüne dikkat çekti.

 vfd vf
İsrailli askerler, Şubat 2024’te Kudüs’teki bir askeri mezarlıkta Gazze Savaşı sırasında ölen arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (EPA)

Bu yeni sanayi kollarında kullanılan hizmet dışı kalmış zırhlı araç ve taşıtlara ek olarak ordu, sivil araç gereçleri de askeri amaçlı sistemlere dönüştürüyor. Binbaşı A., konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “En basit cihazı alıp askeri bir kabiliyete dönüştürüyoruz” ifadesini kullandı.

Ukrayna’dan teşvik

Haberde; muazzam teknolojik sıçramanın, yapay zekâ teknolojilerinin, sensör sistemlerinin, otonom kabiliyetlerin ve herkes için ucuz ve erişilebilir olan sivil teknolojilere yönelmenin tüm bu sürece katkı sağladığı belirtildi.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda tankları durduran küçük hava araçlarının yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin, ‘bir Ukrayna robotunun üç Rus askerini esir almasıyla’ birliklerinin sahada asker olmadan bir Rus mevzisini ele geçirdiğini açıklaması, İsrail ordusu için itici bir güç oldu.

Rapora göre İsrail’in hedefi tam olarak bu: ‘Dronlar, savaşçı robotlar, tıbbi İHA’lar ve yaralı tahliye araçlarından oluşan entegre bir savaş sistemi.’ Binbaşı A. ise konuya ilişkin, “Bu artık bilim kurgu değil, fiilen yaşanıyor” ifadesini kullandı. Üstelik ordunun hedefi sadece savaşçı robotlarla da sınırlı kalmıyor.

Kapsamlı tıbbi hizmetler

Haberde, tamamen farklı bir kulvarda, başka bir robot türü üzerinde daha çalışıldığı aktarıldı. Askeri Tıp Kolordusu Araştırma ve Geliştirme Bölümü Başkanı Binbaşı Sharon Ogen, yaralı askerlere kan ünitelerini hızlı bir şekilde ulaştırmak için çalıştıklarını açıkladı.

Bu doğrultuda yeni bir fikir hayata geçirildi: Soğutulmuş kan ünitelerini taşıyan bir İHA çatışma bölgesine ulaşıyor ve ardından tam olarak doğru irtifada açılan akıllı bir paraşüt vasıtasıyla kanı güvenli bir şekilde aşağıya indiriyor.

cf
 İki İsrailli asker bir insansız hava aracını kontrol ediyor. (İsrail ordusu)

Bu süreç, sahada görev yapan doktordan başlayıp acil serviste sona eren entegre bir bilgi zinciri oluşturulmasına dayalı, üzerinde çalışılan bütünleşik bir tıbbi sistemin parçasını oluşturuyor.

Tüm bu ilerlemelere rağmen, İsrail ordusundaki robotik uzmanları temkinli konuşuyor. Hiçbiri, belirli hedeflere tek başına saldıran tamamen otonom robotik kuvvetlerin ne zaman görüleceğine dair kesin bir tarih vermeye yanaşmıyor. Ancak Binbaşı A.’ya bu soru sorulduğunda gülümseyerek, “Bu benim gerçekleşmesini dilediğim hayalim” diyor ve ekliyor: “Teknoloji artık tamamlanmak üzere.”



Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.


Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
TT

Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)

Fransa ve Kanada liderleri, dün iki ülke arasındaki ilişkileri daha da güçlendirme kararı verdi. İki lider, Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransa’ya bağlı Saint-Pierre ve Miquelon takımadalarında gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından, artan jeopolitik gerilim, iklim değişikliği ve demokratik değerlerdeki aşınmayla mücadelede iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

İki liderin takımadaya ziyareti, 2014’ten sonra bir Fransa cumhurbaşkanının, bir Kanada başbakanının ise ilk ziyareti oldu. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce Saint-Pierre ve Miquelon’un yanı sıra Kanada’nın tamamını ve Kuzey Amerika’daki diğer ülkeleri ABD bayrağıyla kaplı gösteren bir fotoğraf paylaşmasının ardından gerçekleşti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)

Ottawa, ABD ile giderek sertleşen ticaret savaşı sürerken Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, “Toplumlarımız yeni fırtınaların yol açtığı sarsıntılarla karşı karşıya: iklim değişikliğinin neden olduğu çalkantılar, demokratik standartların aşınması ve egemenliğimize yönelik yeni tehditler. İlişkilerimizi güçlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise iki müttefikin uzay, iklim ve enerji gibi çeşitli alanlarda ilişkileri güçlendirme konusunda mutabık kaldığını söyledi.

Macron, “Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, uluslararası hukuka saygıya, özgür ve adil ticarete, kararlarımızın temelinde bilime dayanmaya ve savunduğumuz stratejik özerkliğe birlikte inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diplomatlar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a giderken gerçekleştirilen Macron’un ziyaretinin, Trump’ın sosyal medya paylaşımının ardından sembolik önem taşıdığını belirtti.

Trump’ın paylaştığı görselde ABD bayrağı; ABD, Kanada, Grönland, İzlanda, Meksika, Orta Amerika ve Karayipler’i kapsayan bir haritanın üzerine sarılmış şekilde gösterildi ve görselde “Amerika Birleşik Devletleri” ifadesi yer aldı. Görselde Saint-Pierre ve Miquelon ile Karayipler’deki Fransız toprakları da bulunuyordu.

Trump’ın paylaşımına ilişkin soruları yanıtlayan Macron, bu toprakların Fransız olmadığı yönündeki yaklaşımı reddetti. Macron, “İnsanların tuhaf fikirleri olması ya da tuhaf şeyler söylemesi” nedeniyle bu gerçeği her gün yeniden teyit etmek zorunda olmadığını söyledi.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde konuşan Macron, Kanada’nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının büyük bölümünü Asya’ya yönlendirmek yerine Avrupa’ya yönelik ihracatını artırmasını istediğini belirtti.

İki lider ayrıca Kanada’nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini görüştü. Birlik, Ottawa’nın ilk ortak üye olmasının önünü açarken Macron, Fransa’nın bu girişimi desteklediğini söyledi.

Ancak böyle bir adımın çeşitli engellerle karşılaşması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupa Birliği ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’nın (CETA) imzalanmasının üzerinden 10 yıldan, geçici olarak yürürlüğe girmesinin üzerinden ise dokuz yıldan fazla süre geçmesine rağmen, Fransa’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri anlaşmayı hâlâ onaylamaktan kaçınıyor.


Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun eylül ayının son haftasında düzenlenen geleneksel “Liderler Haftası”na son kez katılmak üzere New York'a giderken gündeminde çok sayıda dosya taşıyor. Fransa ayrıca bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.

Macron'un New York'ta çok sayıda mevkidaşıyla görüşmesi planlanıyor. Ancak bunlar arasında enerji krizi ve bunun yol açtığı sonuçlarla bağlantılı olması nedeniyle üç görüşme öne çıkıyor. Macron'un ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve New York'a gelecek bazı Körfez ülkeleri liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Macron, Batılı liderler arasında Pezeşkiyan'la görüşecek belki de tek isim olacak. Fransa ile İran arasındaki ilişkilerde gerilim hakim olsa da iki taraf arasındaki telefon görüşmeleri ve temaslar kesilmiş değil.

Macron'un girişiminin içeriği

Macron, New York'a belirli bir öneriyle gidiyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve genel olarak bölgedeki savaş konusunda tarafların, yani ABD ve İran'ın tutumları dikkate alındığında bu girişimin başarıya ulaşacağına şimdiden dair herhangi bir öngörüde bulunmak mümkün değil.

FGRTHY
Umman Sultanlığı'ndaki Musandam Valiliği'nden Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Arşiv - Reuters)

Paris, Husilerin Babülmendep Boğazı, Yemen'in Kızıldeniz'e bakan kıyıları ve Kızıldeniz'deki bazı önemli adalar üzerindeki kontrolünü göz ardı etmiyor. Ancak Fransız kaynaklarına göre Paris, Hürmüz dosyasına odaklanmak ve bir anlamda bu konuyu İran dosyasındaki diğer anlaşmazlıklardan ayırmak istiyor.

Başka bir ifadeyle Paris, Hürmüz Boğazı'ndan geçişin güvenli şekilde sürdürülmesi meselesinin İran'ın nükleer programı, füze ve balistik kapasitesi ya da bölgesel müdahaleleri gibi diğer başlıklardan bağımsız olarak ele alınmasını istiyor.

Paris'e göre bugün acil mesele enerji dosyası ve petrol ile doğal gaz tedarikinin dünya piyasalarına ulaştırılması. Bu konu, ABD dahil tüm tarafları doğrudan ilgilendiriyor. Dolayısıyla enerji meselesinin diğer sorunlarla ilişkilendirilmesinin mevcut durumu daha da ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Macron'un BM Genel Kurulu çalışmaları kapsamında gerçekleştireceği belirtilen üç görüşmenin önemi daha iyi anlaşılıyor.

6 aylık geçiş dönemi

Paris, ilgili tarafları Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımının 6 aylık “geçici bir geçiş dönemi” boyunca serbest bırakılmasını kabul etmeye ikna etmek istiyor.

Paris'e göre böyle bir hedefe ancak iki paralel koşulun yerine getirilmesiyle ulaşılabilir. Bunlardan ilki, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ve ablukayı aşmaya çalışan İran gemilerinin hedef alınmasını da içeren sıkı deniz ablukasını hafifletmesi. İkinci koşul ise İran'ın boğazdan geçen tankerlere herhangi bir askeri yöntemle saldırmayacağına dair açık bir taahhütte bulunması.

Başka bir ifadeyle Fransa, Washington ile Tahran arasında şu anda askeri ve ekonomik olmak üzere çok yönlü biçimde devam eden ve bedelini dünyanın çok sayıda ülkesinin ödediği savaşın “dondurulmasını” öneriyor.

Buna paralel olarak Paris, bu yıl Fransa'nın başkanlığını yürüttüğü G7'nin önümüzdeki haftalarda enerji dosyasına odaklanacak bir toplantı düzenlemesi için çalışıyor.

GTHYJU
Fransa'da elektrik üretiminde en büyük paya sahip nükleer santral (Reuters)

Macron geçen cuma günü düzenlediği basın toplantısında amaçlarının “işbirliğini güçlendirmek, grup ülkeleri ile başlıca ortaklarımız arasında gereksiz gerilimlerden kaçınmak ve birkaç ay önce yaptığımız gibi stratejik rezervlerin olası kullanımına ya da kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik seçenekleri ele almak” olduğunu söyledi.

Fransa'da enerji endişesi büyüyor

Enerji krizinin dünya ekonomilerinin büyük bölümünü olumsuz etkilemesinin yanı sıra krizin derinleşmesi Fransa'da da ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle 2018 ve 2019 yıllarında enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan ve geniş çaplı protestolara dönüşen “Sarı Yelekliler” gösterileri sırasında yaşanan çatışma ve yangın görüntüleri yeniden hatırlanıyor.

Bugün enerji fiyatları rekor seviyelere ulaşırken benzinin litre fiyatının 3 avroya kadar çıkabileceğini öngörenler bulunuyor.

Fransız hükümeti de mali açıdan zor bir dönemden geçiyor. Devletin borcu 3,5 trilyon avroyu aşarken hükümet 2027 bütçesini hazırlamakta zorlanıyor ve harcamalarda 54 milyar avroluk tasarruf sağlamaya çalışıyor.

Bütün bunlar hükümetin fiyatların vatandaşlar üzerindeki yükünü hafifletmek için güçlü biçimde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle Macron cumartesi günü siyasi parti liderleri ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını olağanüstü bir toplantıya çağırdı. Macron toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durumun gerçek boyutlarını anlatırken derinleşen krizi kontrol altına alma çabaları hakkında da bilgi verdi.

İran ve ABD'nin karşılıklı şartları

Paris, girişimin başarılı olup olmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıyor. Bu nedenle girişimin akıbetini görmek için New York'taki temasların gerçekleşmesini beklemek gerekiyor. Ancak iki tarafın mevcut tutumlarına bakıldığında iyimserlik için fazla alan bulunmuyor.

İran tarafı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gerekli şartları arabulucular aracılığıyla Washington'a ilettiğini belirtiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye göre bu şartlar arasında tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, İran'ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve İran halkının meşru haklarının tanınması bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı, Washington’un Tahran'ın tüm şartlarını yerine getirmeden yeniden açılamayacağını ifade etti.

Kalibaf, “Mesajlar iletildi ve şartlarımız arabulucular aracılığıyla karşı tarafa açıkça aktarıldı” dedi.

Başka bir ifadeyle Tahran, Washington'ın geçen haziranda Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında varılan ve daha sonra Trump'ın çekildiği mutabakata yeniden bağlı kalmasını ve bu mutabakatı uygulamasını istiyor.

İran'ın taleplerine karşılık Washington'ın bunları kabul etmeye hazır olduğuna dair bir işaret bulunmuyor. Başkan Trump'ın açıklamaları bir günden diğerine değişebilse de Trump son olarak İran'ı ortadan kaldırmakla tehdit etti.

Axios'a yaptığı açıklamada İran konusunda bir “karar” vermesi gerektiğini söyleyen Trump “Onları ortadan kaldırmalı mıyım, kaldırmamalı mıyım? Bu kritik bir karar ve benimle her şey mümkün” dedi.

SAXDFRGT
ABD Hazine Bakanı Scott Bisent, 24 Ağustos'ta İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını duyurduğu basın toplantısından bir kare (Reuters)

Trump son dönemde savaşın gelecek kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından sona ereceğini vurguluyor. Çok sayıda analist ise seçimlere kadar “yoğun” savaşa dönülmeyeceği görüşünde. Bu analistlere göre savaşın yeniden yoğunlaşması ABD'de enerji fiyatlarını daha da yükseltecek ve Cumhuriyetçi adayların seçimlerde başarı şansını azaltacak.

Bugün itibarıyla Tahran ile Washington arasındaki durumun “çıkmaz” olarak nitelendirilebileceği görülüyor. Ancak arabuluculuk girişimleri sürüyor. Bunlardan biri Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin İran'ın başkentine gerçekleştirdiği ziyaret oldu.

New York'ta da üst düzey diplomatik temasların yoğunlaşması bekleniyor. Bu temaslar, kapalı görünen diplomatik süreçte dar da olsa yeni bir fırsat penceresi açabilir.