ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Washington, Husiler ve eş-Şebab ile mücadele etmek için ayrılıkçı bölgeye güveniyor

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
TT

ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yakın tarihli bir raporu, Washington'ın stratejik konumu nedeniyle ayrılıkçı bölge Somaliland’ı, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak değerlendirme eğilimini gözler önüne serdi. Raporda bu yaklaşımın Somali'nin toprak bütünlüğüne halel getirmeyeceği vurgulandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ayrılıkçı bölgenin ve Washington'ın tanınma sorununun kısıtlamalarına bağlı kalmaksızın genişleyecek bir güvenlik ortaklığına dayalı ‘yeni bir çerçeve’ oluşturma sürecinde olduğunu öngörüyor. Bununla birlikte bölgeye diplomatik meşruiyet tanınması seçeneğine ilişkin görüşler farklılık gösteriyor.

Ayrılıkçı bölge, Aden Körfezi kıyısında 740 kilometrelik bir sahil şeridine sahip olup Doğu Afrika Boynuzu'nda Hint Okyanusu ile Kızıldeniz'in kesiştiği noktada stratejik bir konumda yer alıyor. Bölge, 1991'de Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana uluslararası taraflarca tanınmıyor. Yalnızca İsrail, geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ın bağımsızlığını tanıdı. Ayrılıkçı bölgeye ait stratejik öneme sahip Berbera Limanı ise söz konusu coğrafyada bölgesel ve uluslararası bir nüfuz mücadelesinin odağı olmayı sürdürüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılı için Somaliland ile ABD ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik olası alanlara ilişkin güncel bir raporu Kongre'ye sundu. Raporda Washington'ın, ‘Somaliland dahil olmak üzere Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıdığı’ vurgulanırken ayrılıkçı bölgenin Federal Somali Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak değerlendirildiği belirtildi.

Rapor, Somaliland'ın stratejik konumu ve Yemen ile Babu’l-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak görülebileceğine dikkati çekti.

Raporda ayrıca Somaliland'ın coğrafi konumunun, başta Husiler ile eş-Şebab Hareketi arasındaki bağlantılar olmak üzere şiddet yanlısı aşırı yapılanmaların takibi ve bunlarla mücadele çabalarına katkı sağlayabileceği ifade edildi. ABD Afrika Komutanlığı'nın (AFRICOM) Somaliland yetkilileriyle düzenli temas halinde olduğu ve olası iş birliği alanlarını araştırdığı da vurgulandı.

Güvenlik ve strateji alanında uzman ABD’li araştırmacı ve gazeteci Irina Tsukerman, ABD’nin bu yaklaşımının resmi tanınırlıktan bağımsız biçimde güvenlik iş birliğine odaklanan daha kapsamlı bir ABD dış politikası eğilimini yansıttığını düşünüyor.

Tsukerman'a göre Husilerin Kızıldeniz'deki faaliyetlerinin genişlemesi, silah kaçakçılığı ağlarına ilişkin kaygılar ve Eş-Şebab'ın varlığını sürdürmesi, Somali'deki iç anayasal tartışmaların ötesine geçen baskılar oluşturdu ve bu durum yalnızca uluslararası hukuki statüye sahip olmak yerine pratik sonuçlar üretebilecek aktörlerle ortaklıklar kurulmasını zorunlu kıldı.

sdcdefv
Hargeisa Savaşı Anıtı önünde Somaliland bayrağını taşıyan bir genç, (AFP)

Somalilandlı  siyasi analisti Abdulkerim Salih, bu son raporun hayata geçirilmesi halinde Hargeisa'nın ekonomik, güvenlik ve yatırım alanlarında önemli kazanımlar elde edeceği görüşünde. Salih'e göre ABD ile Somaliland'ın doğrudan iş birliği içinde çalışması, Washington'ın gelecekte diğer adımlar çerçevesinde atabileceği resmi tanımayı önceleyen kritik bir aşama niteliği taşıyor.

Salih ayrıca ABD'nin Kızıldeniz ile Babu’l-Mendeb Boğazı'nda halihazırda varlık gösterdiğini ve kuvvetlerini Cibuti'de konuşlandırdığını hatırlatarak Berbera'daki bu varlığın güçlendirilmesinin ABD'ye söz konusu önemli deniz geçidinin güvenliğinin sağlanması ve buradaki tehditlerin izlenmesi konularında önemli kolaylıklar sunacağını vurguladı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Somaliland Başkanlık Bakanı Hadar Hüseyin Abdi geçtiğimiz şubat ayında, uluslararası tanınırlık elde etme çabaları çerçevesinde ABD'ye maden kaynakları ve askeri üsler için erişim hakkı tanımaya hazır olduklarını açıklamıştı.

Söz konusu yoğun çabalar, İsrail'in Arap ve İslam dünyasının itirazlarına rağmen Somaliland'ı tanımasından yaklaşık bir ay sonra gündeme geldi.

Somaliland Dışişleri Bakanı Abdurrahman Tahir Adem, geçtiğimiz yıl mayıs ayında beraberindeki heyetle Washington'da ABD’li üst düzey yöneticilerle bir araya geldi. Somaliland Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre görüşmeler ‘bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ABD-Somaliland iş birliği’ üzerine yoğunlaştı.

İleriye dönük olarak Somaliland ile ABD arasındaki ilişkilerin pekişmesinin ardından resmi tanınmanın da gündeme gelebileceğini öngören Salih, ancak ‘bunun bu yıl mı yoksa gelecek yıl mı gerçekleşeceğinin belirsiz olduğunu’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Tsukerman, Washington'ın gelecekte Somaliland'ı resmen tanıma ihtimalini dışlamıyor. Bununla birlikte ‘orta vadede en olası sonucun tanınma değil, güvenlik, istihbarat, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kademeli olarak derinleşmesi olduğunu ve bu durumun fiilen iki devlet arasındaki bir ortaklığa benzeyeceğini, ancak ilişkilerin uluslararası alanda tanınan Somali sınırları çerçevesinde kalmayı sürdüreceğini’ vurguladı.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, geçtiğimiz yıl şubat ayında Washington Post'a verdiği röportajda ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın çevresindeki bazı isimlerin onu Somaliland'ı resmen tanımaya yönlendirmeye çalıştığını söylemişti. Somali Cumhurbaşkanı, böyle bir adımın Afrika kıtasının sınırlarını değiştirme açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini vurgulamıştı.

Salih, Washington'ın Somali sınırlarına saygı göstereceğini teyit etmesine karşın ABD'nin Somaliland'a sürekli olarak kendi çıkarları, özellikle stratejik konumu ve İsrail dahil ABD ile müttefikleriyle ilişkileri ekseninden baktığını belirtti.

Tsukerman ise Mogadişu'nun bu gelişmeye siyasi açıdan olumlu bakmayacağı görüşünde. Bununla birlikte özellikle Amerikalı yetkililerin Somaliland ile iş birliğinin terörizmle mücadeleye ve deniz ticaretinin korunmasına doğrudan katkı sağladığını öne sürmesi halinde Mogadişu'nun karşı çıkma kapasitesinin giderek kısıtlanabileceğini kaydetti. Tsukerman’a göre Somalili liderler, güvenlik iş birliğinin diplomatik tanınmaya, ikili savunma anlaşmalarına ya da fiilen bir devlet oluşumuna işaret eden düzenlemelere evrilmeyeceğine dair güvence almaya çalışacak.



İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti
TT

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

Körfez bölgesinde çatışmalar bugün yeniden şiddetlenirken, ABD ordusu, İran tarafından Bahreyn, Kuveyt ve bölgedeki diğer noktalara yönelik düzenlenen füze saldırılarının engellendiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik çabaların çıkmaza girdiği bir dönemde yaşandı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer silah bulundurmamayı kabul ettiğini söyledi.

Trump, bir internet programına (podcast) verdiği röportajda, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in de ABD ile yürütülen müzakerelerde yer aldığını öne sürdü.

ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Bahreyn’deki ABD Donanması 5. Filosu karargâhı ile bölgedeki ayrı bir hava üssünü vurduğu yönündeki iddialarını yalanladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, “Kuveyt’e fırlatılan iki İran füzesi ya düştü ya da hedeflerine ulaşamadan etkisiz hale getirildi. Bahreyn’e yönelik üç füze ise ABD ve Bahreyn hava savunma sistemleri tarafından imha edildi” denildi. Kuveyt ordusu bugün yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ saldırıları püskürttüğünü duyurdu.

CENTCOM ayrıca, İran tarafından uluslararası sularda yasal şekilde seyreden sivil denizcilere doğru gönderildiğini belirttiği üç saldırı amaçlı İHA’nın da düşürüldüğünü açıkladı. Açıklamada, ABD güçlerinin İran’a bağlı Keşm Adası’nda bulunan bir ‘askeri kara kontrol istasyonunu’ hedef aldığı belirtilirken, olaylarda hiçbir ABD askerinin zarar görmediği kaydedildi.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın yayımladığı açıklamada ise DMO, Keşm Adası’na yönelik saldırıya karşılık olarak ABD’ye ait askeri tesisleri vurduğunu ileri sürdü.


Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
TT

Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, Lübnan sınırı boyunca uzanan ve İran destekli Hizbullah'ın saldırılarından etkilenen kuzey bölgelerindeki yerleşimlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 13 milyar şekel (yaklaşık 4,5 milyar dolar) kaynak ayrıldığını duyurdu.

Hükümetin planı onaylamasının ardından konuşan Netanyahu, “Hükümet bugün kuzeyin güçlendirilmesine yönelik önemli kararlar aldı. Daha önce sağladığımız 7 milyar şekele ilave olarak bugün 13 milyar şekelden fazla yatırım yapıyoruz. Böylece kuzeydeki yerleşimler için ayrılan toplam kaynak 20 milyar şekele ulaşıyor” dedi.

Netanyahu'nun ofisi tarafından “kapsamlı plan” olarak nitelendirilen paket, üç ayrı aşamadan oluşuyor.

İlk karar kapsamında, otobüs durakları, alışveriş merkezleri ve parklar gibi kamusal alanlara bin 800 yeni sığınak inşa edilmesi öngörülüyor. Ayrıca, halkı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı korumak amacıyla yaklaşık 500 mevcut sığınağın yenilenmesi planlanıyor.

İkincisi, Lübnan sınırına dokuz kilometre mesafede yaşayan vatandaşların evlerinde güvenli odalar inşa etmelerine yönelik mali destek sağlanmasını içeriyor. Üçüncü karar ise altyapı yatırımları ve istihdam olanaklarının artırılması yoluyla bölgeye 100 bin yeni sakin çekmeyi hedefliyor.

Netanyahu, “İnsanlar kuzeye akın edecek. Aynı şeyi güney için de söylemiştim” ifadelerini kullanarak, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısına maruz kalan Gazze sınırındaki bölgelere atıfta bulundu. Başbakan, “Bugün o bölgelerde çok güçlü bir talep var. Büyük bir büyüme ve kalkınma yaşanıyor. Aynısı burada da olacak” dedi.

Öte yandan hükümet, Lübnan sınırındaki bölgeleri ihmal etmekle suçlayan muhalefet partilerinin eleştirileriyle karşı karşıya bulunuyor. Muhalefet liderleri Yair Lapid, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett, pazartesi akşamı yaptıkları paylaşımlarda, kuzeydeki durumu görüşmek üzere düzenlenen kabine toplantısına hükümetten yalnızca üç bakanın katıldığını belirtti.

Eisenkot, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kuzeyde yaşayanlar, kendilerini gören ve onlarla ilgilenen bir liderliği hak ediyor” ifadelerini kullandı.


İran, Hamaney'in ölümünden üç aydan fazla bir süre sonra cenaze töreni için hazırlıkları duyurdu

31 Mart'ta Tahran'da bir güvenlik görevlisi, merhum Yüksek Lider Ali Hamaney'in resminin bulunduğu pankartın yanında duruyor (AFP)
31 Mart'ta Tahran'da bir güvenlik görevlisi, merhum Yüksek Lider Ali Hamaney'in resminin bulunduğu pankartın yanında duruyor (AFP)
TT

İran, Hamaney'in ölümünden üç aydan fazla bir süre sonra cenaze töreni için hazırlıkları duyurdu

31 Mart'ta Tahran'da bir güvenlik görevlisi, merhum Yüksek Lider Ali Hamaney'in resminin bulunduğu pankartın yanında duruyor (AFP)
31 Mart'ta Tahran'da bir güvenlik görevlisi, merhum Yüksek Lider Ali Hamaney'in resminin bulunduğu pankartın yanında duruyor (AFP)

İranlı yetkililer, eski dini lider Ali Hamaney'in cenaze töreni ve defin sürecine ilişkin ilk resmi ayrıntıları açıkladı. Hamaney, yaklaşık üç ay önce, 28 Şubat'ta savaşın başlamasıyla birlikte Tahran'ın merkezindeki karargâhına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybetmişti.

Tahran Belediye Başkan Yardımcısı Muhammed Emin Tevekkülzade, cenaze törenlerinin büyük olasılıkla Zilhicce ayının son günleri ile Muharrem ayının başlangıcında, ülkede Aşura törenlerinin başlamasıyla birlikte gerçekleştirileceğini söyledi. Tevekkülzade, hazırlıkların Tahran, Kum ve Meşhed'de olmak üzere üç ana aşamada yürütüldüğünü belirtti.

İran'ın büyük şehirlerinin kültürel ve sosyal işler komitesi toplantısında konuşan Tevekkülzade, tören organizasyonunun Devrim Muhafızları tarafından koordine edildiğini belirtt. Yetkili, halkın vedası için üç gün ayrıldığını, bunun ardından cenaze namazı ve resmi cenaze törenlerinin düzenleneceğini kaydetti.

ascdvfer
Tahran'da düzenlenen, Ali Hamaney'in suikastının 40. gününü anma töreninde bir kız çocuğu, Hamaney'in fotoğrafını tutuyor (Reuters)

Tevekkülzade, Tahran'daki cenaze törenlerinin en az 24 saat süreceğini belirtirken, başkentteki nihai tören alanının henüz netleşmediğini, Tahran Musallası ile Humeyni Türbesi'nin değerlendirilen seçenekler arasında yer aldığını söyledi.

Üç büyük şehirde tören

Belediye yetkilisi, cenaze törenlerinin Tahran, Kum ve Meşhed'de yapılmasının kesinleştiğini, diğer bazı eyalet ve şehirlerin de törenlerin bir bölümüne ev sahipliği yapmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Tevekkülzade, Hamaney'in vasiyeti ve ailesinin tavsiyeleri doğrultusunda defin işleminin, İran'ın kuzeydoğusundaki Meşhed kentinde bulunan İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirileceğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İmam Rıza Türbesi, Şiiler açısından en önemli dini merkezlerden biri olarak kabul ediliyor.

sdbrftb
Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, cumartesi günü İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in karargahına yapılan saldırının ardından yaşananlar, (AP)

Yetkililer, törenlere çok sayıda kişinin katılmasını beklediklerini ifade ederken, beklenen kalabalığın yönetilebilmesi için Tahran ve çevre kentler arasında koordinasyon sağlandığını bildirdi.

Resmi tahminlere göre tören süresince başkente 15 ila 20 milyon kişinin gelebileceği öngörülüyor. Ancak organizasyon ve güvenlik düzenlemelerine ilişkin ayrıntılar paylaşılmadı.

Savaş nedeniyle ertelenmişti

İran yönetimi daha önce Hamaney için geniş katılımlı resmi bir cenaze töreni düzenlemeyi planladığını açıkladı. Ancak savaşın sürmesi ve güvenlik koşulları nedeniyle bu planlar hayata geçirilemedi.

Kısa süre önce Tahran İslami Tebliğ Koordinasyon Konseyi Başkanı Muhsin Mahmudî, cenaze organizasyonunu hazırlamak üzere özel bir komite kurulduğunu duyurdu. Mahmudî, çeşitli devlet kurumları ve güvenlik birimlerinin tören hazırlıkları üzerinde çalıştığını belirtti.

İran, geçtiğimiz nisan ayında Hamaney'in ölümünün 40. günü dolayısıyla anma etkinlikleri düzenlemiş, ancak resmi bir cenaze veya halkın katıldığı geniş çaplı bir tören gerçekleştirmemişti.

İranlı yetkililer, cenazenin özellikle İran'ın komşu ülkeleri ile Güney Asya'dan çok sayıda heyet ve üst düzey ismi çekmesinin beklendiğini ifade etti. Buna karşın yabancı katılımın düzeyi ve davetli listesi henüz açıklanmadı.

Hamaney, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran içindeki hedeflere yönelik ilk saldırıları sırasında hayatını kaybetti. Bu saldırılar, iki taraf arasında başlayan savaşın ilk aşaması olarak değerlendiriliyor.

sdvbfrt
İsrail ordusunun dün yayınladığı videodan alınan bir karede, Hamaney'in karargâhının hedef alındığı an görülüyor (AFP)

Hamaney'in ölümünün ardından dini liderlik makamı mart ayında oğlu Mücteba Hamaney'e geçti. Ancak Mücteba Hamaney, görevi devralmasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bazı haberlerde, kendisinin de aynı saldırıda yaralandığı öne sürüldü.

Cenaze törenlerine ilişkin açıklama, savaşın resmen nisan ayı başında yürürlüğe giren ateşkes kapsamında durmuş olmasına rağmen, Tahran ile Washington arasındaki dolaylı müzakerelerin henüz somut bir sonuç vermediği bir dönemde yapıldı.