Dünya, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin gölgesinde yeni "Düzenini" arıyor

Yeni küresel "oyunda" yapbozun parçalarını kim hareket ettirecek? (Arşiv - AFP)
Yeni küresel "oyunda" yapbozun parçalarını kim hareket ettirecek? (Arşiv - AFP)
TT

Dünya, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin gölgesinde yeni "Düzenini" arıyor

Yeni küresel "oyunda" yapbozun parçalarını kim hareket ettirecek? (Arşiv - AFP)
Yeni küresel "oyunda" yapbozun parçalarını kim hareket ettirecek? (Arşiv - AFP)

Antoine El Hac

Bugün dünyayı, "yeni dünya düzeni" meselesi kadar meşgul eden ve aciliyet hissettiren başka bir konu yok gibi görünüyor. Bu durum, uluslararası ihtisas kongrelerinin başlıklarına da yansımakta. Bunlardan biri de önümüzdeki 18-20 Eylül tarihleri arasında Japonya’nın Kyoto kentinde "Kaygı Çağı: Bağımlılık, Özerklik ve Stratejik Belirsizlik" başlığı altında düzenlenecek olan yıllık Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler Konferansı.

İlk kez 2020 yılında başlayan konferansın geçen yılki teması "Dünya Düzenini Yeniden Düşünmek" idi. Ryukoku Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirilecek olan önümüzdeki buluşma, bir öncekinin devamı niteliğinde. Masadaki tartışma konuları arasında; stratejik belirsizlik, değişen ittifaklar, çok kutupluluk, siyasi normlar, uluslararası hukuk ve diplomasinin dinamikleri yer alıyor.

Dünya Düzeni nedir?

Yukarıda zikredilen bütün başlıklar, vizyonlara ve çıkarlara göre tanımı değişebilen "dünya düzeni" kavramının şemsiyesi altında toplanmaktadır. Ancak bu kavram, küresel arenada devletler ve diğer uluslararası aktörler (örgütler, şirketler, kurumlar...) arasındaki ilişkilerin doğasından her bahsettiğimizde karşımıza çıkar.

Burada "dünya düzeni" ile "uluslararası düzen" kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. İkinci kavram yalnızca devletler ve hükümetler arasındaki ilişkileri ifade ederken, ilk kavram her dönemin ve kırılma noktasının uluslar arasındaki güç dağılımını ele alan daha esnek ve geniş bir anlama sahiptir. Bu kavramın dinamiklerini kavrayabilenler, bazı ülkelerin küresel kararlara neden tahakküm ettiğini, ittifakların hangi sebeplerle kurulup dağıldığını ve dünya haritasının neden sürekli bir değişim içinde olduğunu anlayabilir.

 Yapay zekâ, yeni dünya düzeninin merkezinde yer alıyor (Reuters)Yapay zekâ, yeni dünya düzeninin merkezinde yer alıyor (Reuters)

Dünya düzeninin 20. yüzyılın son çeyreğinden bu yana büyük bir dönüşüm geçirdiği aşikâr. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte yürürlükte olan sistem; kapitalist-sosyalist ya da Batı-Doğu bölünmesine dayalı, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve onun yörüngesindeki rejimlerin çökmesiyle son bulan bir Soğuk Savaş dönemiydi. Birleşmiş Milletler (BM) bu dünya düzeninde, her ne kadar sınırlı bir etkinlikle de olsa, "itfaiyeci" rolü oynadı. Bugün ise dünya düzeninin hızla kabuk değiştirdiğini görüyoruz; yeni düzenin ayak sesleri büyük forumlarda ve küresel liderlerin beyanatlarında net bir şekilde duyulabiliyor.

Gelecekteki dünya düzeninin nasıl şekilleneceğine dair yürütülen geniş çaplı tartışmalarda, birbiriyle taban tabana zıt iki yaklaşım ön plana çıkıyor.

Dördüncü Sanayi Devrimi ve Klaus Schwab’ın vizyonu

Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Alman iktisatçı Klaus Schwab, dünya için iddialı ve bir o kadar da tartışmalı bir vizyon çiziyor. Ancak Schwab’ın konumu, karmaşık ilişkileri ve küresel karar alıcılar üzerindeki etkisi göz önüne alındığında bu vizyonun üzerinde durulması gerekiyor. Bu yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:

Schwab’ın yeni dünya düzeni vizyonu; ekonominin, siyasetin ve toplumun kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılmasına ve kendi deyimiyle "Akıllı Çağ"a geçişe dayanıyor. Schwab, dünyanın tarihi bir dönüm noktasından geçtiğine ve salt kâra dayalı geleneksel kapitalizmin aşılarak, şirketlerin kâr elde etmenin yanı sıra topluma, çalışanlara ve çevreyi korumaya hizmet etmeyi taahhüt ettiği "paydaş kapitalizmi"ne geçilmesi gerektiğine inanıyor.

Bu vizyon kökten bir biçimde; yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar ve nesnelerin interneti (IoT) gibi Dördüncü Sanayi Devrimi teknolojilerine sırtını yaslıyor. Schwab, bu teknolojileri tamamlayıcı araçlar olarak değil, insan uygarlığının çehresini yeniden şekillendiren "temel ortaklar" olarak görüyor. Meşhur "Büyük Sıfırlama" çağrısıyla; iklim değişikliği ve salgınlar gibi sınır aşan krizlerle mücadele etmenin tek mekanizması olarak kamu, özel sektör ve sivil toplum arasında sıkı bir iş birliğinin geliştirilmesini savunuyor.

Klaus Schwab Davos Forumu'nda... Dördüncü Sanayi Devrimi rejimi (Reuters)Klaus Schwab Davos Forumu'nda... Dördüncü Sanayi Devrimi rejimi (Reuters)

Buna karşılık bu perspektif, sert eleştirilerle ve ciddi endişelerle karşı karşıya. Muhalifler, teknoloji ile veri yönetişiminin entegrasyonuna aşırı odaklanmanın, ekonomik seçkinler tarafından yönetilen katı bir küresel gözetim sistemine zemin hazırladığını ileri sürüyor. Dijital kimlikler ve veri kontrolü hakkındaki fikirler; mahremiyet ihlali ve bireysel özgürlüklerin sınırlanması konusunda somut korkuları tetikliyor. Bu durum Schwab'ın vizyonunu, kimilerine göre geleceği kurtarma planı, kimilerine göre ise küresel vesayet kurma girişimi olan derin bir tartışmanın merkezine oturtuyor.

Donald Trump ve dünyası

Washington'daki Brookings Enstitüsü araştırmacılarına göre, ABD Başkanı Donald Trump "dünya düzeni" fikrinin kendisini "gerçeklikten kopuk ideolojik bir soyutlama" olarak görüyor. Trump’ın dış politika projesi küresel yapıyı yeniden şekillendirmek değil; uluslararası siyasete yönelik "gerçekçi ve açık sözlü" bir bakış açısının gereği olarak, ABD'nin ekonomik ve askeri gücünü, hiçbir uluslararası kısıtlamaya bağlı olmadan kullanabilmesini amaçlamaktadır.

Trump yönetiminin boş bir teorik illüzyon olarak kabul ettiği İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen dünya düzeni, on milyonlarca insanın hayatına mal olan iki dünya savaşının ardından doğmuştu. Bu düzenin amacı, benzer trajedilerin ve yıkımların tekrarlanmasını önlemekti.

Bu doğrultuda, bir ülkeye diğer ülkelerin zararına kazanç sağlayan gümrük tarifeleri gibi ekonomik araçların kullanımı sınırlandırıldı. Ayrıca, askerî açıdan güçlü devletlerin, zayıf devletlere hiçbir korku veya tereddüt duymadan saldıramayacağı ilkesi yerleştirildi. Bu ilkeler uygulamada; serbest ticaret anlaşmaları, Birleşmiş Milletler’e geniş katılım ve NATO gibi askeri savunma ittifakları aracılığıyla hayata geçirildi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, İkinci Dünya Savaşı sonrası düzene inanmayan bir vizyonu var (EPA)ABD Başkanı Donald Trump'ın, İkinci Dünya Savaşı sonrası düzene inanmayan bir vizyonu var (EPA)

1945 ile 2024 yılları arasındaki dönemde ABD, iniş çıkışlara ve kendi içindeki çelişkilere rağmen bu ilkelerin en ateşli savunucularından biri oldu. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bugün Trump; ticaret yaptırımları, ABD'nin ittifaklarının önemini azaltma ve askeri eylemlere başvurma tehditlerini yineleyerek bu temellere saldırıyor.

Onun dünya düzeni vizyonu "Önce Amerika" ilkesinden yola çıkıyor; küreselleşmeye ve çok taraflı kurumlara doğrudan karşı çıkarak, ikili ilişkileri ve tam ulusal egemenliği temel alıyor.

Çatışma ve yol arayışı

Donald Trump ile Klaus Schwab arasındaki karşıtlık, korumacı milliyetçilik ile kurumsal küreselleşme arasındaki entelektüel bir savaşı temsil ediyor.

Venezuela petrolü, ABD'nin yeni politikasının hedefi haline geldi (Reuters).Venezuela petrolü, ABD'nin yeni politikasının hedefi haline geldi (Reuters)

Trump’ın vizyonu: Ulusal egemenlik, sınırlar ve uluslararası kuruluşlara boyun eğmek yerine, devletten devlete doğrudan ikili anlaşmalar yapmaktan besleniyor. Ekonomik olarak korumacı ve sert bir jeopolitik rekabet yaklaşımını benimseyen Trump, teknolojiyi bir nüfuz ve üstünlük kurma aracı olarak görüyor.

Schwab’ın vizyonu: "Büyük Sıfırlama" çağrısıyla madalyonun diğer yüzünü temsil ediyor. Mevcut zorlukların, bireysel egemenliklerin hükümetler, dev şirketler ve sivil toplum arasındaki yakın iş birliği lehine eridiği, sınırlar ötesi bir küresel yönetişim gerektirdiğine inanıyor. "Paydaş kapitalizmi" aracılığıyla, Dördüncü Sanayi Devrimi teknolojilerini insan toplumlarının derinliklerine entegre ederek akıllı elitler tarafından yönetilen, birbirine bağlı ve açık bir küresel ekonomi inşa etmeyi amaçlıyor.

Başka bir deyişle Trump, dünyayı kendi çıkarlarını arayan bağımsız devletler arasındaki bir mücadele ve ticari rekabet alanı olarak görürken; Schwab, akıllı ve entegre sistemlere dayanarak merkezi olarak yönetilmesi gereken birleşik bir ağ olarak görüyor.

İki ismin ötesine geçerek dünyaya dair iki zıt vizyona dönüşen bu köklü çelişki, karar alıcıları zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor: Ya kimliğe ve ekonomik milliyetçiliğe doğru içe kapanma ya da kapsamlı bir dijital küreselleşmeye dahil olma.

İlk seçeneğin gerilimleri ve çatışmaları artırabileceğini, ikinci seçeneğin ise insan mahremiyeti ve toplumların özgünlüğü konusunda ciddi endişeler doğurduğunu kestirmek güç değil.

Elbette bu meseleye başka yaklaşımlar da var. Örneğin Avrupa Birliği, tüm organlarıyla BM'nin rolüne bağlı kalmaya devam ediyor; ekonomik adaletin çiğnendiğini ve "Küresel Güney" ülkelerinin kapsamlı bir kalkınmaya ihtiyaç duyduğunu savunan Çin ile "çok kutupluluk" ortak paydasında buluşuyor.

Sonuç olarak, dünyanın uluslararası iş birliği ile devletlerin egemenliği arasında denge kuran bir dünya düzenine ihtiyacı olduğu söylenebilir. ABD liderliğindeki kurallara ve normlara dayalı geleneksel sistemin benzeri görülmemiş baskılarla karşı karşıya kaldığı günümüzde, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek; giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hale gelen bir dünyada iş birliğine dayalı, güçlünün zayıfı, zenginin ise fakiri desteklediği çoğulcu bir model gerektirmektedir.



Rusya'nın demiryolu saldırısı: Kiev'in müttefiklerine uyarı verildi

Avrupa Birliği, demiryolu hattına saldırı nedeniyle Rusya'yı kınadı (AP)
Avrupa Birliği, demiryolu hattına saldırı nedeniyle Rusya'yı kınadı (AP)
TT

Rusya'nın demiryolu saldırısı: Kiev'in müttefiklerine uyarı verildi

Avrupa Birliği, demiryolu hattına saldırı nedeniyle Rusya'yı kınadı (AP)
Avrupa Birliği, demiryolu hattına saldırı nedeniyle Rusya'yı kınadı (AP)

Rusya'nın, Polonya-Ukrayna sınırına yakın noktadaki demiryoluna düzenlediği saldırı Avrupa'da endişe yarattı.

Rus ordusu, Ukrayna'nın Polonya sınırı yakınındaki Yahodin kentinden geçen demiryoluna 13 Eylül'de drone saldırısı düzenlemişti.

AP, saldırının eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, eski İsveç Başbakanı Carl Bildt' ve üst düzey Avrupalı güvenlik yetkililerini taşıyan trenin geçişinden yaklaşık yarım saat sonra düzenlendiğine dikkat çekiyor.

Ukrayna devletine ait demiryolu firması Ukrzaliznytsia, olayda yaralanan olmadığını aktarırken, saldırının asıl hedefinin Kiev'deki güvenlik konferansından dönen yetkilileri taşıyan tren olabileceğini öne sürdü. Trenin, belirlenen kalkış saatinden daha erken hareket ettiğine dikkat çekildi.

Firma, eski CIA Direktörü David Petraeus'un da saldırı sırasında Yahodin istasyonundaki başka bir trende olduğunu bildirdi.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, halkının Rus saldırılarının Avrupa'ya yayılmasını engellemek için "hayatlarını feda ettiğini" söyleyerek Moskova'nın operasyonunu eleştirdi.

Polonya Başbakanı Donald Tusk da gelecek aylarda Rusya'nın benzer saldırıları artırabileceğini savundu.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise saldırının Ukrayna topraklarına düzenlendiğini belirterek, "Ordumuz, Ukrayna toprakları içinde görevlerini yerine getirmeye devam edecek" dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı da saldırının "askeri kargo taşımak için kullanılan" demiryollarını hedef aldığını açıkladı.

New York Times, bu saldırının Kiev'in müttefiklerine uyarı niteliğinde olduğunu yazıyor.

Avrupalı yetkililer ve analistler, Rusya'nın Avrupa'da korku ve kafa karışıklığı yaratmayı ve Ukrayna'yı destekleyen Batılı ülkeleri zayıflatmayı hedeflediğini söylüyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu'ndan Philip Bednarczyk, Moskova'nın böyle saldırılarla NATO müttefiklerinin birbirlerini savunma kararlılığını "tekrar tekrar sınadığını" belirtiyor.

Operasyon, Avrupa ülkelerinin Ukrayna'ya desteği nasıl sürdüreceğini tartıştığı bir dönemde gerçekleşti. Avrupa Birliği, bu yıl Ukrayna için 90 milyar euroluk kredi paketi oluştururken, Rus saldırıları Kiev'in finansman ve savunma mühimmatı ihtiyacını artırıyor.

Bazı Avrupa ülkeleri de Rusya'nın Avrupa'da dondurulan varlıklarının Kiev için kullanılması seçeneğini yeniden değerlendiriyor.

BBC de Rus saldırılarının, Ukrayna'nın geniş tren ağına ciddi zarar verdiğini yazıyor. 2022'de başlayan savaşta sivil ve ticari uçuşların durdurulması yüzünden demiryolu hatları, Avrupalı yetkililer ve milyonlarca Ukraynalı için başlıca ulaşım aracı haline geldi.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Gazeta, AP


Güney Afrikalı beyazlar, Trump'a kızgın: Boşuna heyecana kapılmışız

Trump'ın programı kapsamında ilk Afrikaner grubu, Mayıs 2025'te ABD'de mülteci olarak kabul edilmişti (Reuters)
Trump'ın programı kapsamında ilk Afrikaner grubu, Mayıs 2025'te ABD'de mülteci olarak kabul edilmişti (Reuters)
TT

Güney Afrikalı beyazlar, Trump'a kızgın: Boşuna heyecana kapılmışız

Trump'ın programı kapsamında ilk Afrikaner grubu, Mayıs 2025'te ABD'de mülteci olarak kabul edilmişti (Reuters)
Trump'ın programı kapsamında ilk Afrikaner grubu, Mayıs 2025'te ABD'de mülteci olarak kabul edilmişti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın vaatlerine rağmen mülteci başvuruları reddedilen Güney Afrikalı beyazlar hayal kırıklığına uğradı.

Güney Afrika'da azınlıktaki beyazlara karşı ırkçılık yapıldığına yönelik iddialarıyla tartışma yaratan Trump, Şubat 2025'te imzaladığı kararnameyle bu kişilere ABD'de mülteci statüsü verileceğini bildirmişti.

Karar kapsamında 68 beyaz Güney Afrikalıya Mayıs 2025'te mülteci statüsü verilmişti. Ağustos 2026'da da 2 bin 600'den fazla kişi programa kabul edilmişti.

Guardian'ın analizine göre 13 binden fazla kişinin kabul edildiği programda son dönemde birçok başvuru reddedildi.

Haberde, 30 Haziran itibarıyla başvuru sahiplerinin ret mektupları almaya başladığı belirtiliyor.

ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS), bazı başvuruların mülteci olarak yeniden iskan sürecine uygun bulunmadığını savunuyor. Ret gerekçeleri mektuplarda açıklanmadığı gibi kararlara itiraz hakkı da tanınmıyor. Toplamda kaç kişinin başvurusunun reddedildiği ise net değil.

Öte yandan bazı başvuru sahipleri, "Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası" (FOIA) kapsamında ret gerekçelerini öğrendi.

Kimliğinin açıklanmamasını isteyen bir kişi, dosyasının ilk etapta "onaylanma tavsiyesi" aldığını ancak birlikte başvuruda bulunduğu eski kız arkadaşının marihuana bağlantılı geçmiş bir mahkumiyeti nedeniyle dosyalarının reddedildiğini söylüyor.

Kasımda inceleme sürecini tamamladıktan sonra 30 Haziran'da ret mektubu alan başvuru sahibi şu ifadeleri kullanıyor:

Bebek gibi ağladım. Aslında bu sürecin başarılabilir bir şey olduğuna inanmıştım. O heyecana kapılmışım.

USCIS Sözcüsü Zach Kahler, gazeteye gönderdiği e-postada "ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Güney Afrika hükümeti tarafından zulüm gören Afrikaner mültecilerin yeniden yerleştirilmesine kararlıdır" diye yazdı.

Güney Afrikalı beyazların önemli bir bölümü, 17. ve 18. yüzyıllarda Hollanda, Fransa ve Almanya'dan bölgeye yerleşen Avrupalıların soyundan geliyor.

Felemenkçe kökenli Afrikaans dilini konuşan Afrikanerler, bu beyaz topluluğun en büyük grubunu oluşturuyor.

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
TT

Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)

Somali’de El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadele, askeri operasyonların ötesine geçerek siber alana ve dijital teknoloji boyutuna taşındı. Mogadişu yönetimi, örgütün yapay zekâ ve insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri kullanmaya başlaması üzerine uluslararası topluma acil destek çağrısında bulundu.

Somali’nin BM Daimî Temsilcisi Abukar Dahir Osman, BMGK’da yaptığı konuşmada terör tehdidinin sürekli evrildiğini vurguladı. Örgütün yapay zekâ yardımıyla propaganda hazırladığını, şifreli haberleşme uygulamaları üzerinden saldırı planladığını ve 10 yıl önce imkânsız olan nitelikte İHA saldırıları gerçekleştirdiğini belirtti.

1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra merkezi otorite zafiyeti yaşanan ülkede, hükümet güçleri başkent dışındaki kırsal alanlarda hakimiyet sağlamakta zorlanıyor. Afrika Birliği barış gücü misyonunun (AUSSOM/ATMIS) geleceğine ilişkin belirsizlikler ve hükümet birliklerinin geri çekilme riskleri tabloyu ağırlaştırıyor.

Somalili siyasi analist Abdirahman Jama Barre, terörle mücadelenin artık konvansiyonel askeri yöntemlerle sınırlı kalamayacağını, örgütün teknolojik üstünlük arayışına karşı Somali ordusunun siber güvenlik, gelişmiş istihbarat ve teknolojik donanımla desteklenmesi gerektiğini vurgula

Mısır Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Tümgeneral Muhammed Nur el-Din, radikal örgütlerin yapay zekâ araçlarını güvenlik ağlarını aşmak için kullandığına dikkat çekerek; güvenlik güçlerinin yalnızca sahada değil, siber uzayda da önleyici stratejiler geliştirmesi ve uluslararası ortaklıkları artırması gerektiğini ifade etti.

Mogadişu yönetimi, uluslararası toplumdan askeri teçhizat desteğinin yanı sıra terörün dijital ayak izlerini silmeye yönelik siber güvenlik kapasitesinin artırılması için teknik yardım talep ediyor.

vfgbhyj
Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)

Ağustos 2026'da Eş-Şebab’ın ülkenin orta kesimindeki stratejik Teedaan kasabasını şiddetli çatışmaların ardından yeniden ele geçirmesi, sahadaki askeri dengelerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan bu gelişmeler, terörle mücadelenin yalnızca konvansiyonel yöntemlerle yürütülemeyeceğini ve dijital alana yayılması gerektiğini doğruluyor.

Mısırlı güvenlik uzmanlarına göre Somali Ulusal Güvenliği'nin korunması ve terörün kaynağında kurutulması yalnızca Mogadişu’nun sorumluluğunda olamaz. Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, komşu ülkeler ve uluslararası toplumun ortak stratejik hamlelerine bağlıdır.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Somalili siyasi analistler, uluslararası yardımın konvansiyonel askeri teçhizatın ötesine geçerek siber güvenlik, dijital istihbarat ve kapasite inşasını kapsayan bütüncül bir güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

Terör örgütlerinin sosyal medya platformları üzerinden yürüttüğü sempatizan toplama, propaganda ve radikalleşme faaliyetlerini engellemek adına gençlere yönelik sosyal önleme programlarına ve teknik altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor.

Askeri uzmanlar, radikal grupların insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ entegrasyonuna karşı Somali’nin kendi imkanlarıyla mücadele etmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, internet ve siber alanda sürdürülebilir ulusal kapasite geliştirilmesini elzem görüyor.