Muhammed eş-Şehrani
ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın üzerinden 100 gün geçmişken bölge, müzakere ve çözüm süreçlerinin her zamankinden daha belirgin biçimde gündemde olduğu bir dönemde yeniden karşılıklı gerilim sahnesine dönüyor.
İran'ın pazar günü İsrail'e yönelik füze salvoları düzenlemesinin ardından İsrail de karşı saldırılarla hızla yanıt verdi. Bu gelişme, çatışmanın geleceği ve boyutlarına ilişkin soruları yeniden gündeme taşıdı.
Her iki tarafın operasyonlarını durdurduğunu açıklamasına karşın bu hızlı tırmanmanın ne anlama geldiği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
100 gün hüküm vermek için yeterli değil
Peş peşe yaşanan gelişmelerin ardından Kuveytli Körfez uzmanı Muhammed er-Rumeyhi, İran ile düşmanları arasındaki savaşın başlamasından bu yana 100 günün geçmesinin, birtakım siyasi ve stratejik dersler çıkarmaya imkân tanıdığını, ancak askeri mesajlar ile diplomatik kanallar arasındaki iç içe geçmiş olan bu durum sürdükçe, bölgenin önümüzdeki dönemde nasıl bir seyir izleyeceğine dair kesin hüküm vermenin mümkün olmadığını vurguladı.
Rumeyhi, Ortadoğu'nun gerilim ile sakinlik arasında gidip gelmeye alıştığını, çatışmanın bir adım ileri iki adım geri seyrederek ilerlediğini ve bunun mevcut tabloyu yüzeysel göstergelerin ötesinde çok daha karmaşık kıldığını söyledi.
Körfez uzmanı, bugün gündeme gelen sorunun, Tahran'ın söylem ve siyasi-askeri davranışında neden daha fazla gerilimi körükleyen bir imaj çizdiği ile bölgenin yeniden çatışmaya mı yoksa İran'ın müzakere koşullarını iyileştirme çabasına mı yöneldiği olduğunu belirtti.
Savaşın üzerinden 100 gün geçmesiyle eş zamanlı yaşanan herhangi bir saldırı ya da güvenlik olayı arasında bağlantı kurmanın ihtiyatlı bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Rumeyhi, siyasetin yalnızca zamanlama üzerine inşa edilemeyeceğini vurguladı.
Tesadüfler mümkün olduğu gibi mesajlar da kasıtlı olabilir, ancak bu tür durumlarda kesin hüküm vermek, açık kanıt gerektiriyor.
İç kamuoyuna mesajlar
İran liderliğinin olası bir anlaşma öncesinde taleplerinin tavanını yükseltmeye çalışıyor olabileceğini belirten Rumeyhi, bazı devletlerin kapsamlı bir çatışmaya zemin hazırlamaktan çok müzakere masasındaki konumlarını güçlendirmek amacıyla kritik müzakere anı yaklaştığında güç gösterisi yaptığını ya da bunu bir koz olarak kullandığını ifade etti.
Bu bağlamda bazı askeri ve siyasi mesajların dolaylı bir müzakere sürecinin parçası olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.
Rumeyhi, İran karar alma merkezleri içinde anlaşmanın ekonomik ve siyasi zorunluluk olduğunu savunan bir akımla, herhangi bir tavizin onlarca yıldır direniş ve mücadele fikri üzerine inşa edilmiş imajı zedeleyeceğini ve zayıflık olarak yorumlanabileceğini düşünen diğer akım arasında görüş ayrılığı bulunduğu ihtimaline de dikkat çekti. Bu durum gerilimin dış dünyaya olduğu kadar iç kamuoyuna da yönelik bir mesaj niteliği taşıdığını ortaya koyuyor.
Ne savaş ne barış
Rumeyhi, şimdiye kadar taraflardan hiçbirinin geniş çaplı ve açık uçlu bir savaşa girmeyi arzuladığına dair işaret bulunmadığını vurguladı. Bunun başlıca nedeni olarak herkes için yükselen ekonomik, siyasi ve askeri maliyetleri gösteren Rumeyhi, geçmiş on yılların deneyimlerinin de savaşların kolayca alevlenebileceğini, ancak durdurulmasının ve sonuçlarının kontrol altına alınmasının son derece güç olduğunu kanıtladığını kaydetti.
En olası senaryonun bazı dosyalarda hesaplı bir gerilim, diğerlerinde yatışmayla birlikte ‘ne savaş ne barış’ halinin sürmesi olduğunu savunan Rumeyhi’ye göre bu durum, taraflar arasındaki olası mutabakatların çerçevesi netleşene kadar devam edecek.
Rumeyhi, değerlendirmesinin sonunda şunları söyledi:
“Ortadoğu'daki askeri gürültü çoğunlukla müzakere dilinin bir parçasıdır, onun yerini alan bir alternatif değil. Bu nedenle olayları soğukkanlılıkla okumak, duygusallığa kapılmaktan ya da aceleci sonuçlara varmaktan çok daha yararlı olmaya devam ediyor. Her tırmanma bir savaşın habercisi değildir, her yatışma da yakın bir anlaşmanın kanıtı sayılamaz.”
Husiler'in müdahalesi ne anlama geliyor?
Rumeyhi, Yemen sahnesine geniş bölgesel tablonun bir parçası olarak değindi. Husiler'in herhangi bir hareketi ya da Kızıldeniz'deki tırmanmanın çoğunlukla bölgedeki karşılıklı baskılar ağı çerçevesinde değerlendirildiğini belirterek bunun kapsamlı bir savaşa dönüşü değil, aksine büyük müzakere oyununda bölgesel koşulların kullanılmaya devam ettiğini gösterdiğini vurguladı.
Aynı bağlamda Bahreynli siyasi danışman Ahmed el-Huzai, Husiler'in geçen mart ayında İsrail'e füze fırlatmasının savaşın seyri açısından bir kırılma noktası oluşturduğunu değerlendirdi. Huzai, bu adımın örgütü Körfez üzerindeki baskı konumundan Washington ve Tel Aviv ile doğrudan yüzleşmeye katılan bir aktör konumuna taşıdığını söyledi.
Huzai, söz konusu müdahalenin Yemen krizinin daha geniş bölgesel gelişmelerle olan bağını yansıttığını ve Husiler'in bölgedeki pek çok gücün tutumundan etkilenen karmaşık bölgesel tablonun artık ayrılmaz bir parçası haline geldiğine işaret ettiğini vurguladı.
Bu hamlenin askeri boyutu aşan bir anlamı olduğuna dikkati çeken Huzai, Washington veya Körfez ülkeleriyle varılacak herhangi bir mutabakatın, İran'ın Yemen'deki nüfuzu hesaba katılmadan kalıcı olamayacağı şeklinde siyasi bir mesaj taşıdığını belirtti.
Bu gelişme aynı zamanda, bölge ülkelerinin önündeki çok sayıda güvenlik ve siyasi dosya göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel güvenlik tablosuna yeni bir karmaşıklık katmanı daha ekliyor.
Huzai, İran'ın Husileri Kızıldeniz’de ve Körfez'de deniz trafiğini tehdit etmek ya da kritik tesisleri hedef almak suretiyle baskı kozu olarak kullanmayı sürdüreceğini ve onların bölgesel müzakere denkleminin bir parçası olarak kalmaya devam edeceğini öngördü.
Husi müdahalesinin Yemen sahnesinin bölgesel çekişmelerle ve bölgede süregelen çatışmanın yansımalarıyla bağının kesintisiz devam ettiğini gösterdiğini de vurguladı.
Taleplerin tavanını yükseltmek
Bahreynli siyasi danışman Ahmed el-Huzai, Kuveytli araştırmacı Muhammed er-Rumeyhi ile İran’ın son saldırılarının kapsamlı bir savaş arzusunu yansıtmadığı, kısmen müzakere konumunu güçlendirme ve olası mutabakatlar öncesinde taleplerin tavanını yükseltme girişimiyle bağlantılı olduğu görüşünde hemfikir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bununla birlikte Huzai, yaşanan gelişmelerin Ortadoğu'yu kırılgan bir anlaşma ile açık uçlu bir çatışma arasındaki hassas bir kavşakta bıraktığını düşünüyor.
Bölgenin krizi yatıştırma çabaları sekteye uğrarsa ya da siyasi ve askeri hesaplarda bir hata yapılırsa çöküp gidebilecek ince bir denge üzerinde yaşadığını ifade eden Huzai, Washington'ın sınırlı güvenlik düzenlemeleri aracılığıyla diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştığını; buna karşın İran'ın nükleer programı ve Tahran'ın bölgesel rolü gibi temel dosyaların henüz net bir çözüme kavuşmadığının altını çizdi.
Gerginliğin son savaştaki kayıpların ardından güç imajını yeniden tesis etmeye yönelik iç hedefleri de kapsadığını belirten Huzai, Washington'a ve Körfez ülkelerine bölgesel dosyaların görmezden gelinmesinin siyasi ve güvenlik açısından bir bedeli olacağı mesajını iletme amacı da taşıdığına dikkati çekti.
İran içindeki artan ekonomik ve halk baskısının dış yüzleşmeyi iç cepheyi birleştirme ve "direniş" söylemini pekiştirme aracına dönüştürdüğüne dikkat çeken Huzai, yatışma ve tırmanma ihtimallerinin aynı anda gündemde kalmaya devam ettiğini kaydetti.
Kırılgan ateşkes
Savaşın yeniden başlayıp başlamadığına ilişkin bir soruyu yanıtlayan Huzai, bölgenin kapsamlı bir savaşa geri dönmediğini, ancak kırılgan ateşkes dönemini geride bırakarak her an tırmanma ihtimalini canlı tutan aralıklı çatışma haline girdiğini söyledi.
İran'ın İsrail'e yönelik saldırısına ilişkin ise Huzai, bunun doğrudan askeri sonuçlarının ötesine geçen siyasi ve güvenlik boyutlu anlamlar taşıdığını ve çatışmaya dahil olan taraflar arasındaki karşılıklı baskı araçlarının kullanımının sürdüğünü gösterdiğini değerlendirdi.
Saldırının aynı zamanda İsrail'in eş zamanlı baskılarla başa çıkma kapasitesini sınadığına dikkati çeken Huzai, Tahran'ın caydırıcılık ve müzakere denkleminde askeri kozlarını kullanmakta ısrar ettiğini belirtti. Huzai’ye göre siyasi süreçler tıkandığında ya da uluslararası baskılar arttığında bu tür askeri mesajlar sürecek.
Beyrut-Tel Aviv anlaşması
Iraklı siyasetçi ve eski Milletvekili Zafir el-Ani, süregelen bölgesel hareketliliğin, özellikle Lübnan ile İsrail arasındaki ilerlemiş müzakerelerin, İran'ın mevcut gerilime yaklaşımını açıklayan etkenlerden birini oluşturduğunu açıkladı.
Ani, hazırlanışında yer almadığı veya sürecini etkileyemediği Beyrut ile Tel Aviv arasındaki her türlü anlaşmanın Tahran'da kaygıyla karşılandığını, bunun bölgedeki siyasi ve güvenlik dengelerini yeniden biçimlendirebileceğini ve Tahran'ın bölgesel nüfuzunu doğrudan etkileyebileceğini belirtti.
Böyle bir anlaşmanın Hizbullah'ın hareket alanını daraltabileceğini ve İran'ın Lübnan ile bölgedeki en önemli güç kozlarından birini zayıflatabileceğini ebelirten Ani, bu durumun Tahran'ı söz konusu düzenlemelerin seyrini etkilemeye ya da önlemeye yönelttiğini vurguladı.
Iraklı isim, büyük bölgesel dosyalardaki rolünü korumak için Tahran'ın sürekli çaba harcadığına ve nüfuzunu gerileteceği ya da stratejik kararların kendi katılımı olmaksızın alınacağı yeni düzenlemelere karşı çıktığına dikkati çekti.
Ani, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mevcut savaşın patlak vermesinin, İran'ın nüfuzunu ve bölgedeki güç kozlarını korumak amacıyla kendisinin taraf olmadığı ya da sonuçlarını etkileyemeyeceği Lübnan'a ilişkin her türlü anlaşmayı boşa çıkarma çabasının bir parçası olduğuna inanıyorum.”
Sakinlik ile patlama arasında Ortadoğu
Kuveytli strateji ve güvenlik uzmanı Halid İbrahim el-Sallal, Ortadoğu’nun şu an iki paralel süreç arasında durduğunu vurguladı. Sallal, bu iki süreci; henüz kapanmamış bir müzakere süreci ile farklı tarafların siyasi konumlarını güçlendirmek amacıyla kullandığı bir gerilim süreci olarak açıkladı.
Son saatlerde İran ile İsrail arasındaki karşılıklı saldırıların kırılgan yatışma haline ağır bir darbe vurduğunu ve gerginliğin genişleme kaygılarını yeniden gündeme getirdiğini vugulayan Sallal, Tahran'ın bu gerilime yanıt verme kapasitesini teyit etmeye ve olası uzlaşılar öncesinde müzakere kozlarını yükseltmeye çalıştığını ifade etti.
Yaşananların kapsamlı bir savaşa dönüş anlamına gelmediğini, ancak doğrudan çatışmaya belirgin bir geri dönüşü temsil ettiğini belirten Sallal, asıl tehlikenin yüzleşmenin yeni sahalara yayılma ihtimalinde yattığına dikkati çekti.
Sallal, değerlendirmesini şöyle noktaladı:
“Bölge, kapsamlı bir bölgesel yüzleşmeden çok karşılıklı baskı haline daha yakın durmaya devam etse de karşılıklı saldırıların sürmesi ve yeni gerilim odaklarının ortaya çıkması, müzakere kanalları açık kalmaya devam etse bile gerilimin artma tehlikesini canlı tutuyor.”
Kurtarma ekipleri, Lübnan'da Beyrut’un güney banliyösünde gerçekleşen İsrail hava saldırısının hedef aldığı alanda çalışıyor, (Arşiv-Reuters)
Tahran'ın merkezindeki büyük bir reklam panosunda, merhum İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni ve Dini Lider Ali Hamaney'in resimleri sergileniyor, 8 Haziran 2026 (AFP)
İran'ın düzenlediği saldırıların ardından Eriha'nın eteklerinde yarısına kadar yere gömülmüş bir füze, 8 Haziran 2026 (AFP)