IBM: Suudi Arabistan’da yapay zekânın hakimiyeti artık sadece veri konumuyla ilgili bir mesele değil

IBM Suudi Arabistan Bölge Başkan Yardımcısı: İnsan becerileri, yapay zekâ ekonomisinin para birimidir

Suudi Arabistan’da dijital egemenlik artık sadece verilerin depolandığı yerle değil, altyapı, modeller ve süreçler üzerindeki kontrolle de bağlantılı hale geldi. (Shutterstock)
Suudi Arabistan’da dijital egemenlik artık sadece verilerin depolandığı yerle değil, altyapı, modeller ve süreçler üzerindeki kontrolle de bağlantılı hale geldi. (Shutterstock)
TT

IBM: Suudi Arabistan’da yapay zekânın hakimiyeti artık sadece veri konumuyla ilgili bir mesele değil

Suudi Arabistan’da dijital egemenlik artık sadece verilerin depolandığı yerle değil, altyapı, modeller ve süreçler üzerindeki kontrolle de bağlantılı hale geldi. (Shutterstock)
Suudi Arabistan’da dijital egemenlik artık sadece verilerin depolandığı yerle değil, altyapı, modeller ve süreçler üzerindeki kontrolle de bağlantılı hale geldi. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da dijital egemenlik artık yalnızca verilerin nerede depolandığıyla ilgili bir mesele olmaktan çıkarken, değişen koşullar karşısında altyapı, modeller, operasyonlar, anahtarlar ve dijital tedarik zincirleri üzerindeki kontrolün kimin elinde olduğu sorusunu da kapsayan daha geniş bir kavrama dönüşüyor. Bu konu, dijital dönüşüm gündeminin hız kazandığı ve Suudi Arabistan’ın yapay zekâ, bulut altyapıları, operasyonel dayanıklılık ve yönetişim alanlarındaki hedeflerini büyüttüğü bir dönemde, IBM tarafından Suudi Arabistan’da dijital egemenlik konusunda düzenlenen yuvarlak masa toplantısının ana gündem maddesini oluşturdu.

IBM Suudi Arabistan Bölge Başkan Yardımcısı Eymen er-Raşid (IBM)IBM Suudi Arabistan Bölge Başkan Yardımcısı Eymen er-Raşid (IBM)

Farkındalık ve hazırlık arasındaki uçurum

Suudi Arabistan pazarına ilişkin verilere göre IBM, Suudi yöneticilerin yüzde 90’ının yapay zekâ egemenliğinin 2026 yılı iş stratejilerinin bir parçası olması gerektiğine inandığını belirtiyor. Ancak toplantıda yapılan değerlendirmelerde, fiilen hazırlıklı olan kurumların oranının bunun oldukça altında kaldığına dikkat çekildi. Katılımcılar, Suudi Arabistan’daki müşterilerin yalnızca ‘her on kurumdan iki ya da üçünün’ yeterli hazırlık düzeyine sahip olduğunu ifade etti.

IBM Suudi Arabistan Bölge Başkan Yardımcısı Eymen er-Raşid, konunun artık teorik ya da geleceğe ertelenmiş bir tartışma olmaktan çıktığını ve ‘bugün yaşanan bir tartışma’ hâline geldiğini söyledi. Raşid, sorunun farkındalık eksikliğinden değil, egemenliğin stratejinin bir parçası olması gerektiğine inanmakla bunu uygulayabilecek kapasiteye sahip olmak arasındaki farktan kaynaklandığını belirtti. Birçok kurumun hâlâ dijital egemenlik meselesine geleneksel bir bakış açısıyla yaklaştığını kaydeden Raşid, tartışmanın “Veriler nerede bulunuyor? Hesaplama altyapısı nerede?” sorularının çok ötesine geçtiğini vurguladı.

IBM Institute for Business Value tarafından Suudi Arabistan’a ilişkin yayımlanan sonuçlara göre, Suudi liderlerin yüzde 63’ü bilişim kaynaklarının temininde belirli bölgelere bağımlı olmaktan endişe duyuyor. Bu oran, küresel ortalamanın üzerinde bulunuyor. Ayrıca liderlerin yüzde 85’i jeopolitik ve ekonomik gelişmelerin teknoloji yatırımlarını tehdit ettiğini düşünüyor. Buna karşılık, Suudi liderlerin yüzde 73’ü ise kurumların uyum sağlama kapasitesine sahip olması halinde jeopolitik dalgalanmaların 2026 yılında yeni iş fırsatları yaratabileceğine inanıyor.

 IBM, Suudi kuruluşların yapay zekanın önemine ilişkin farkındalığı ile bunu uygulamaya yönelik fiili hazırlıkları arasında bir uçurum olduğunu düşünüyor. (Shutterstock)IBM, Suudi kuruluşların yapay zekanın önemine ilişkin farkındalığı ile bunu uygulamaya yönelik fiili hazırlıkları arasında bir uçurum olduğunu düşünüyor. (Shutterstock)

Egemenlik sadece bir konum değil

Şarku’l Avsat’ın katıldığı oturumda konuşan Sabine Holl, dijital egemenlik kavramının düzenleyici bir gereklilik olmaktan çıkarak stratejik bir önceliğe dönüştüğünü söyledi. IBM’in Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Satış Mühendisliği Başkan Yardımcısı ve Teknoloji Direktörü olan Holl, tartışmaların başlangıçta veri egemenliği ekseninde yürüdüğünü, yani verilerin ülke içinde mi yoksa dışında mı bulunduğu sorusuna odaklandığını belirtti. Ancak son dönemde veri merkezlerinde yaşanan kesintiler ve jeopolitik gerilimler gibi gelişmelerin, fiziksel konumun tek başına kontrolü garanti etmeye yetmediğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Holl, dijital egemenliğin artık ‘veriler, altyapı ve teknoloji geliştirme süreçleri’ üzerindeki kontrolle bağlantılı hale geldiğini söyledi. Bu çerçevede IBM, dijital egemenlik kavramını operasyonel egemenlik, veri egemenliği, teknoloji egemenliği ve yapay zekâ egemenliği olmak üzere dört temel başlık altında ele alıyor. Bu yaklaşım doğrultusunda dijital egemenlik, yalnızca verilerin yerel sınırlar içinde tutulmasına yönelik düzenlemelere uyum anlamına gelmiyor; aynı zamanda verilere kimin erişebildiğini, sistemi kimin yönettiğini, modellerin nerede çalıştığını ve kurumların gerektiğinde uyumluluğunu nasıl kanıtlayabildiğini kapsayan sürekli bir yetkinlik olarak tanımlanıyor.

Konuyu doğrudan bir ifadeyle özetleyen Holl, “Egemenlik yalnızca konumla ilgili değildir” dedi. Holl’e göre temel soru, verilerin yerel bir veri merkezinde bulunup bulunmadığından ziyade, bu veriler üzerinde kimin kontrol sahibi olduğu, hangi kimliklerle şifrelerinin çözülebildiği ve bölgesel bir kesinti ya da beklenmedik bir kriz durumunda kurumun iş sürekliliğini sağlayacak bir kurtarma ve operasyon planına sahip olup olmadığıyla ilgili.

Yapay zekâ denklemi karmaşıklaştırıyor

Dijital egemenlik konusu, yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte daha da karmaşık bir hâl alıyor. Zira yapay zekâ modelleri ve ajanları artık yalnızca verileri depolamak veya okumakla yetinmiyor; farklı veri kaynaklarına erişebiliyor, bilgileri yorumlayabiliyor, karar önerilerinde bulunabiliyor ve hatta kurumların sistemleri içinde çeşitli işlemleri doğrudan gerçekleştirebiliyor. Bu durum, dijital egemenlik tartışmasına yeni bir boyut kazandırıyor: Kurumlar yalnızca verilerin bulunduğu yer üzerinde mi kontrol sahibi, yoksa yapay zekânın bu verilerle ne yaptığı üzerinde de denetim sağlayabiliyor mu?

Bu yaklaşım, IBM’in ‘yapay zekâ için yeni işletim modeli’ olarak tanımladığı yapıya neden önem verdiğini de ortaya koyuyor. Şirkete göre yapay zekâ alanında öne çıkan kurumlar sadece daha fazla araç kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda çalışma biçimlerini de yeniden tasarlıyor. IBM, bu modelin birbiriyle bağlantılı üç temel unsur üzerine kurulduğunu belirtiyor: yapay zekâ ajanları, veri, otomasyon ve hibrit altyapılar.

Bu çerçevede IBM, farklı ortamlarda yapay zekâ ajanlarının koordinasyonu ve yönetimi için geliştirilen yeni nesil Watsonx Orchestrate çözümünü duyurdu. Şirket ayrıca gerçek zamanlı veri yetenekleri için Confluent ve watsonx.data entegrasyonlarının yanı sıra, akıllı operasyonlar için IBM Concert platformunu ve operasyonel egemenlik alanındaki IBM Sovereign Core çözümünü tanıttı.

Oturum sırasında Şarku’l Avsat, yapay zekâ ajanlarının kurumsal iş akışlarının bir parçası haline gelmesiyle birlikte dijital egemenliğin daha zor yönetilen bir konuya dönüşüp dönüşmediğini gündeme getirdi. Soruda, verilerin artık yalnızca depolanmadığı; kullanıldığı, yorumlandığı ve bunlara dayanarak kararlar alındığı vurgulandı. Bu soruya yanıt veren Holl, kurumların artık ajanların ‘her yerde’ bulunduğu bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu söyledi. Holl, bu ajanların hem kurum içi sistemlerde hem de farklı platformlarda faaliyet gösterebildiğini belirterek, bu nedenle güçlü gözetim ve denetlenebilirlik mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Holl ayrıca, IBM tarafından geliştirilen işletim modelinin önemli unsurlarından birinin de, yapay zekâ ajanlarının yönetilmesini ve izlenmesini sağlayan ‘ajan kontrol katmanı’ olduğunu kaydetti.

 IBM, yapay zekadan gerçek bir değer elde etmenin temel unsurlarının insan becerileri ve sistemlere duyulan güven olduğunu vurguluyor. (Shutterstock)IBM, yapay zekadan gerçek bir değer elde etmenin temel unsurlarının insan becerileri ve sistemlere duyulan güven olduğunu vurguluyor. (Shutterstock)

Buluttan operasyonel özerkliğe

IBM, hibrit bulut stratejisinin dijital egemenliğin inşasında temel unsurlardan biri haline geldiğini değerlendiriyor. Oturumda konuşan Holl, bulut teknolojilerinin yaygınlaşmasının egemenlik kavramına bakışı değiştirdiğini belirtti. Holl, özellikle Ortadoğu ve Afrika’da veriye erişim ve verinin kullanımına ilişkin düzenlemelerin erken dönemde ortaya çıkmasının, şirketlerin konuya yaklaşımını şekillendirdiğini ifade etti. Bu durumun, IBM’in hibrit bulut stratejisinin oluşumunda etkili olduğunu kaydeden Holl, bulutun sunduğu avantajların yalnızca genel bulut ortamlarıyla sınırlı kalmaması; özel bulut ve kurum içi sistemlerde de uygulanabilmesi gerektiğini söyledi.

Holl, geçmişte ‘her şeyin buluta taşınacağı’ yönündeki beklentinin tam anlamıyla gerçekleşmediğini dile getirdi. Kurumların hibrit ve çoklu bulut ortamlarında faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü belirten Holl, ancak bu yapılarda çoğu zaman yeterli şeffaflık, denetlenebilirlik ve kontrol mekanizmalarının bulunmadığını ifade etti. Holl’e göre bir kurum, ‘tek bir tuşla’ sistemlerin nerede çalıştığı, kim tarafından yönetildiği ve düzenleyici gerekliliklere uygun olup olmadığı gibi sorulara yanıt veremiyorsa, gerçek anlamda dijital egemenliğe sahip sayılmıyor.

Bu noktada IBM, ‘tasarım yoluyla egemenlik’ kavramını öne çıkarıyor. Holl, mevcut bir teknolojik ortamın sonradan çeşitli eklemelerle egemen bir yapıya dönüştürülemeyeceğini savundu. Bunu, gölde kullanılan küçük bir teknenin basit onarımlarla okyanusu aşabilecek ve fırtınalara dayanabilecek bir gemiye dönüştürülemeyeceği benzetmesiyle açıklayan Holl, dijital egemenliğin altyapının tasarım aşamasından itibaren gözetilmesi gerektiğini vurguladı. Buna göre taşınabilirlik, tercih özgürlüğü, açık platformlar, felaket kurtarma planları, şifreleme anahtarlarının kontrolü ve kimlik yönetimi gibi unsurlar, sistem mimarisinin başlangıçtan itibaren ayrılmaz parçaları olmalı.

Egemenliği işleyişe dönüştürme girişimi

IBM, IBM Sovereign Core platformunun dijital egemenliği yalnızca yazılı bir politika olmaktan çıkararak uygulanabilir ve doğrulanabilir bir yapıya dönüştürmeyi hedeflediğini belirtiyor. Şirket, söz konusu platformu; hükümetlerin, kurumların ve hizmet sağlayıcılarının yapay zekâya hazır egemen dijital ortamlar oluşturmasına yardımcı olan, aynı zamanda hibrit sistemlerde kontrol ve mevzuata uyumun kanıtlanabilmesini sağlayan bir çözüm olarak tanımlıyor.

IBM’in yazılımdan sorumlu kıdemli başkan yardımcısı Dinesh Nirmal, yapay zekânın dijital egemenliği ‘siyasi bir söylemden ziyade çalışma anında karşılanması gereken bir gerekliliğe’ dönüştürdüğünü ifade etti. Öte yandan Raşid, yapay zekânın kurumsal ve ulusal stratejilerin ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte kurumların, operasyonel yetkiyi, güveni ve düzenleyici gereklilikleri riske atmadan yenilik yapabilme ihtiyacının arttığını söyledi.

Platform; müşteri tarafından yönetilen bir kontrol katmanı, kimlik hizmetleri, şifreleme altyapısı, egemen sınırlar içinde tutulan veriler, sürekli uyumluluk takibi ve otomatik denetim kayıtları üretimi gibi çeşitli özellikler içeriyor. Ayrıca önceden tanımlanmış düzenleyici çerçeveler ile yapay zekâ modellerinin, çıkarım süreçlerinin ve yapay zekâ ajanlarının belirlenmiş egemenlik sınırları içinde kontrollü biçimde çalıştırılmasını sağlıyor. IBM Sovereign Core, açık teknolojilere dayalı bir mimari üzerine inşa edilmiş durumda. Platform, Red Hat OpenShift ve Red Hat AI çözümlerinden yararlanırken; AMD, Dell, Mistral, MongoDB ve Palo Alto Networks gibi şirketleri kapsayan geniş bir iş ortaklığı ekosistemi tarafından destekleniyor.

Oturumda konuşan Holl ise dijital egemenlik yaklaşımının her kurumun kendi sunucusunu ya da yerli bir çip üretmesini gerektirmediğini vurguladı. Holl’e göre asıl önemli olan, koşullar değiştiğinde kurumların farklı bileşenler ve çalışma ortamları arasında geçiş yapabilme özgürlüğüne sahip olması. Holl, grafik işlem birimleri (GPU), bellek ve yarı iletken tedarikinde yaşanabilecek darboğazların, kurumların tek bir tedarikçiye veya değiştirilemeyen bir altyapıya bağımlı kalması durumunda ciddi bir egemenlik riskine dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Yapay zekâ aracılarının yaygınlaşması, verilerin çoklu sistemler içinde kullanılması, yorumlanması ve bunlara dayalı olarak kararların alınması nedeniyle egemenliği daha karmaşık hale getiriyor.Yapay zekâ aracılarının yaygınlaşması, verilerin çoklu sistemler içinde kullanılması, yorumlanması ve bunlara dayalı olarak kararların alınması nedeniyle egemenliği daha karmaşık hale getiriyor.

Esneklik, egemenliğin bir parçası

Tartışmada öne çıkan başlıklardan biri de dijital egemenlik ile operasyonel dayanıklılık arasındaki yakın ilişki oldu. Katılımcılara göre bir kurum, hizmet kesintisi, siber saldırı veya jeopolitik kriz gibi durumlarda faaliyetlerini sürdüremiyor ve hızlı şekilde toparlanamıyorsa, sahip olduğunu düşündüğü kontrolü fiilen elinde bulundurmuyor demektir. Holl, bazı yedekleme ve felaket kurtarma stratejilerinin başarısız olmasının temel nedeninin, bunların yeterince ciddi biçimde test edilmemesi veya operasyonel bir zorunluluktan ziyade ikincil bir tercih olarak görülmesi olduğunu söyledi.

Suudi Arabistan’da dijital dönüşümün kamu, enerji, finans, telekomünikasyon ve sağlık gibi kritik sektörlerde hız kazanmasıyla birlikte bu konu daha da önem kazanıyor. Katılımcılar, özellikle kamu kurumlarının artık yalnızca politika ve düzenlemelerin tamamlanmasını beklemekle yetinmediğini, aynı zamanda iş yüklerini egemenlik ilkelerine uygun hizmet sağlayıcılarına taşımaya veya dijital ortamları yöneten ekiplerin ülke içinde bulunmasını sağlamaya yönelik somut adımlar attığını ifade etti.

Egemenlik ve insan becerileri

Tartışmalar yalnızca teknolojiyle sınırlı kalmadı. Raşid, dijital egemenlik kavramını insan kaynağıyla da ilişkilendirerek, yapay zekânın gerçek değerinin ancak gerekli beceriler ve sistemlere duyulan güvenle ortaya çıkabileceğini vurguladı. Raşid, “İnsan becerileri, yapay zekâ ekonomisinin para birimidir” ifadesini kullanarak, bazı kurumların yapay zekâ çözümlerini devreye almasına rağmen beklenen faydayı elde edemediğini; bunun temel nedeninin kullanıcıların söz konusu sistemlere yeterince güvenmemesi veya onlardan etkin şekilde yararlanabilecek yetkinliklere sahip olmaması olduğunu söyledi.

Bu yaklaşım, Suudi Arabistan’da yürütülen dijital egemenlik tartışmalarına yeni bir boyut kazandırıyor. Buna göre egemenlik, yalnızca veri merkezlerine veya bulut platformlarına kimin sahip olduğu meselesi değil; aynı zamanda bu sistemleri kimin işlettiği, riskleri kimin anlayabildiği, uyumluluğu kimin kanıtlayabildiği ve kuralların, piyasaların ya da tehditlerin değişmesi durumunda stratejiyi kimin yeniden şekillendirebildiğiyle de yakından bağlantılı.

IBM’in 2026 eğilimlerine ilişkin raporuna göre, Suudi Arabistan’daki üst düzey yöneticilerin yüzde 88’i, yapay zekâ ajanlarının belirsizlik ve kriz dönemlerinde daha hızlı ve daha isabetli kararlar alınmasına yardımcı olduğuna inanıyor. Ancak bu iyimser tablo, kurumların önüne yeni bir sorumluluk da çıkarıyor. Zira yapay zekâ ajanlarının karar alma süreçlerine katkısı ve görevleri yerine getirme kapasitesi arttıkça; açık yönetişim mekanizmalarına, denetim süreçlerine, model ve ajan yaşam döngüsünün etkin yönetimine, ayrıca gerektiğinde istenilen performansı göstermeyen sistemlerin durdurulmasına veya yeniden yapılandırılmasına duyulan ihtiyaç da artıyor.

Dijital egemenlik, operasyonel esneklik ve arızalardan, jeopolitik krizlerden ve siber saldırılardan kurtulma yeteneği gerektirir. (Shutterstock)

Dijital egemenlik, operasyonel esneklik ve arızalardan, jeopolitik krizlerden ve siber saldırılardan kurtulma yeteneği gerektirir. (Shutterstock)

Şekillenmekte olan bir Suudi modeli

Holl’e göre Suudi Arabistan, dijital egemenlik tartışmalarında özel bir konuma sahip bulunuyor. Holl, Suudi Arabistan’ın yerel veri merkezleri kurarken aynı zamanda küresel bulut sağlayıcılarıyla iş birliği yaparak ileri teknolojileri ülke içine taşıyan bir model geliştirdiğini belirtti. Bu yaklaşımın, yerel düzenlemelerle uyumlu bir çerçeve içinde inovasyonu mümkün kıldığını ifade etti. Ancak mevcut veriler, Suudi Arabistan’da bilişim altyapıları, yarı iletkenler ve küresel teknoloji sağlayıcılarına dış bağımlılık konusunda duyulan endişenin dünya ortalamasının üzerinde olduğunu da ortaya koyuyor.

Bu nedenle tartışma, tam anlamıyla içe kapanma ile sınırsız dışa açılma arasında bir tercih yapmaktan ziyade; küresel inovasyona erişim ile yerel kontrol arasında denge kurabilecek bir modelin nasıl oluşturulacağı sorusuna odaklanıyor. Bu model; yerel denetimin korunmasını, mevzuata uyumun kanıtlanabilmesini ve yapay zekâ sistemlerinin belirli sınırlar içinde işletilebilmesini hedefliyor. Bu çerçevede dijital egemenlik, yalnızca hukuki veya düzenleyici bir başlık olmaktan çıkarak dijital ekonominin operasyonel altyapısının temel bileşenlerinden biri haline geliyor.

Yapay zekânın deneysel uygulamalardan gerçek operasyonlara, modellerden otonom ajanlara doğru evrilmesiyle birlikte, oturumda gündeme getirilen temel soru Suudi kurumları açısından daha da kritik bir önem kazanıyor: Kurumlar yalnızca verilerini ülke sınırları içinde tutuyor olmalarıyla mı yetinmeli, yoksa bu veriler üzerinde gerçekleşen tüm süreçleri yönetebilecek kapasiteye de sahip olmalı mı? Verileri kim kullanıyor, yapay zekâ modelleri ve ajanları hangi kurallarla çalışıyor ve koşullar değiştiğinde sistemler nasıl uyum sağlıyor? Dijital egemenlik tartışmasının merkezinde artık bu sorular yer alıyor.



Kaliforniya'daki inşaat işçileri 40 milyon yıllık hayvan kemikleri keşfetti

Kaliforniya'nın güneyindeki ekipler, bu antik memeliye ait olabilecek kemikleri ortaya çıkardı (Roger Witter/NPS)
Kaliforniya'nın güneyindeki ekipler, bu antik memeliye ait olabilecek kemikleri ortaya çıkardı (Roger Witter/NPS)
TT

Kaliforniya'daki inşaat işçileri 40 milyon yıllık hayvan kemikleri keşfetti

Kaliforniya'nın güneyindeki ekipler, bu antik memeliye ait olabilecek kemikleri ortaya çıkardı (Roger Witter/NPS)
Kaliforniya'nın güneyindeki ekipler, bu antik memeliye ait olabilecek kemikleri ortaya çıkardı (Roger Witter/NPS)

Julia Musto Bilim ve İklim Muhabiri 

Kaliforniya'da bir altyapı projesinde çalışan ekipler bu ay, 40 milyon yıl önce bölgenin eski taşkın ovalarında yaşamış büyük, toynaklı bir memelinin fosilleşmiş kemiklerini ortaya çıkarınca şaşkına döndü.

Oceanside Belediyesi projesinin rutin izleme çalışmaları sırasında bu keşfi yapan paleontolog Dr. Joseph El Adli'ye göre bulgular arasında birkaç kaburga kemiği, bir uyluk kemiği ve "gök gürültüsü canavarı" diye de bilinen bir brontotere ait olabilecek diğer kol-bacak kemikleriyle parçaları bulunuyor.

Belediye çarşamba günü yaptığı açıklamada, yaprak yiyen brontoterlerin boyut açısından fille yarıştığını ve genellikle burunlarında Y şeklinde bir boynuz bulunduğunu belirtti.

Adli'ye göre bir diğer alternatif ise kemiklerin otobur bir amynodonta ait olması: Boynuzsuz, su aygırı şeklindeki bu "bataklık gergedanının" köpek dişlerinin olması gereken yerde fildişleri var.

Her iki Kuzey Amerika türü de "tek toynaklı" memeliler olan Perissodactyla takımına ait. Bir takımda, birbiriyle yakından ilişkili hayvan familyaları yer alıyor.

İşçiler, San Diego ilçesinin kuzeybatısı boyunca uzanan kalın kaya tabakası Santiago Formasyonu'nun yaklaşık 3,5 metre derinliğinde fosilleri keşfetti.

Bu formasyon, dinozorların yok olmasından sonra gelen ve memelilerin büyük boyutlara evrimleştiği Eosen dönemine dayanıyor.

Şehirde daha önce bulunan fosiller de aynı döneme tarihlenmişti.

Belediye basın açıklamasında, "Çevredeki kayaların bilinen yaşı ve bu birimde bulunan organizma türlerine dayanarak paleontologlar, fosillerin 40 ila 45 milyon yaşında olduğunu ve Uintan Kuzey Amerika Kara Memelileri Çağı'na ait olduğunu tahmin ediyor" ifadelerini kullandı.

İşçilerin yaklaşık 3,5 metre derinlikte bulduğu fosiller arasında bir uyluk kemiği ve diğer kol-bacak kemikleri de var (Oceanside Belediyesi/Facebook)
İşçilerin yaklaşık 3,5 metre derinlikte bulduğu fosiller arasında bir uyluk kemiği ve diğer kol-bacak kemikleri de var (Oceanside Belediyesi/Facebook)

Birkaç tonluk çamurtaşının altındaki kemikler bir hafta boyunca açıkta bırakıldıktan sonra alçıdan bir kalıba yerleştirilerek kazı alanı dışındaki ısı kontrollü bir laboratuvara güvenli şekilde nakledildi.

Kemikler, alçı kalıptan çıkarılıp, temizlenip, müze kalitesinde yapıştırıcı ve reçinelerle sertleştirilip önümüzdeki haftalarda incelendikten sonra müzeye gönderilecek.

Belediye, "İçine gömülü olduğu kayadan tamamen çıkarıldıktan sonra kemikler üzerinde yapılacak daha ayrıntılı incelemeler, paleontologların Oceanside'da keşfedilen fosilin kesin kimliğini belirlemesine olanak sağlayacaktır" dedi.

Kemikler, onları çevreleyen alçı kalıptan ve kayadan çıkarıldıktan sonra yapıştırıcılar ve reçine kullanılarak sertleştirilecek (Oceanside Belediyesi/Facebook)
Kemikler, onları çevreleyen alçı kalıptan ve kayadan çıkarıldıktan sonra yapıştırıcılar ve reçine kullanılarak sertleştirilecek (Oceanside Belediyesi/Facebook)

İşçiler ayrıca, bu fosillerin hangi hayvana ait olduğunu kesinleştirmeyi sağlayabilecek kafatası gibi başka kemikler arıyor.

Belediyeye göre birkaç blok hâlâ trafiğe kapalı. Kazı alanının bütünlüğünü korumak amacıyla bulguların yeri paylaşılmıyor.

Brontoter ve amynodontlar daha önce Oregon'daki Hancock Memeli Ocağı da dahil Kuzey Amerika'nın çeşitli yerlerinde bulunmuştu. Bu memelilere ait kafatasları, Kimberly'deki John Day Fosil Yatakları Ulusal Anıtı'nın ziyaretçi merkezinde sergileniyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Tarihte tam maraton koşan ilk robot, yeni nesil teknolojilerin önünü açıyor

Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
TT

Tarihte tam maraton koşan ilk robot, yeni nesil teknolojilerin önünü açıyor

Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)

Tarihte ilk tam maratonu koşan robotu geliştiren araştırmacılar bulgularını açıkladı.

RAIBO2 adlı robot, Kasım 2024'te Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'nun 42 bin 195 km'lik tam parkurunu 4 saat 20 dakikadan biraz daha kısa sürede tamamlamıştı. İlk kez böyle bir robot bu mesafeyi tamamlamış ve bataryasının değiştirilmesine gerek kalmamıştı.

Bilim insanları, dünyada ilk olma özelliği taşıyan bu başarıyı, diğer robotların uzun mesafelerde çalışmasını sağlayabilecek ve teknolojiyi daha işlevsel amaçlar için kullanılabilir hale getirecek faydalı bulgulara dönüştürdüklerini söylüyor.

Araştırmacılar, robotun öneminin sadece maraton koşma yeteneğiyle sınırlı olmadığını belirtiyor. Son zamanlarda makinelerin çeşitli ortamlarda kullanılmasına yönelik artan ilgi, robotların koşu hızlarında ve zorlu koşullarda hareket etme yeteneklerinde çığır açıcı gelişmelere neden oldu. Ancak araştırmacılar, çok fazla güç harcamadan, aşırı ısınmadan, bataryası tükenmeden veya dengesizleşmeden uzun süre çalışabilen bir robot üretmeyi mümkün kılmanın da en az bunun kadar önemli olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar, bu soruna daha büyük bataryalar veya daha verimli motorlar gibi tek tek bileşenler üzerinden yaklaşmak yerine, onu "bütünsel robot sistemi sorunu" olarak ele aldı. Dört ayaklı robotlar bacaklarını hareket ettirirken vücutlarının çeşitli kısımlarından enerji kaybettiği için bu tür çetin görevleri üstlenebilecek bir robot geliştirmek, bütün tasarımını optimize etmek anlamına geliyor.

Ekip, tasarımın işe yaradığından emin olmak için maraton boyunca robotla birlikte koştu ve voltaj, sıcaklık ve batarya durumunun yanı sıra diğer verileri de kaydetti. Robot ayrıca resmi bir katılımcı olarak kaydedildi ve yolculuğu boyunca görüntülendi.

Araştırmacılar bu tek robot araştırmasından elde edilen verileri, seri üretime uygun ve endüstriyel ortamlarda kullanılabilecek bir ürüne dönüştürmeyi umuyor. RAIBO2 robotu elle tasarlanıp üretildi ancak onu gerçek bir ürüne dönüştürmek için tasarımın birden fazla robotta güvenle kullanılabilir hale getirilmesi ve zorlu endüstriyel ortamlarda da güvenilirliğinin sağlanması gerekecek.

Robotun geliştirildiği Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden (KAIST) Jemin Hwang, "Bu çalışma, dört ayaklı bir robotun ne kadar uzağa koşabileceğini göstermenin ötesine geçiyor" diyor.

Hem yüksek hareket performansı hem de enerji verimliliği elde etmek için robotun tamamının nasıl tasarlanması gerektiğini gerçek maraton verilerini kullanarak gösterdik. Laboratuvarda elde edilen dünya standartlarındaki performansı, endüstriyel ortamlarda herkesin güvenle kullanabileceği ürünlere taşıyacağız.

Çalışma, hakemli dergi Nature'da yayımlanan "A quadruped robot designed to complete a marathon on a single battery charge" (Tek bir batarya şarjıyla maratonu tamamlamak üzere tasarlanmış dört ayaklı robot) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


SpaceX, dünyanın en büyük roketini ilk yörünge uçuşuna hazırlıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

SpaceX, dünyanın en büyük roketini ilk yörünge uçuşuna hazırlıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

SpaceX, mega roketi Starship'in ilk yörünge uçuş denemesine hazırlanıyor.

Gelecek pazartesi gerçekleşmesi planlanan bu kritik görev, NASA'nın Artemis programı kapsamında insanları Ay yüzeyine gönderme takvimini koruyup koruyamayacağını belirleyebilir.

ABD uzay ajansı, Elon Musk'ın bir gün Mars'ta kalıcı bir koloni kurmak için kullanılacağını iddia ettiği 124 metrelik roketin geliştirilmesindeki sorunlar nedeniyle, Artemis'in zaman çizelgesinde zaten erteleme yapmak zorunda kalmıştı.

SpaceX, devasa birinci kademe güçlendiricisini Teksas'ın güneyinde yer alan Starbase tesisindeki fırlatma rampasına pazartesi günü taşıdı.

Super Heavy diye bilinen 33 motorlu roket, daha sonra Starship'in 6 motorlu ikinci kademesiyle birleştirilecek. Tamamen birleştirildiğinde Starship, bugüne kadar uçurulan en büyük ve en güçlü roket olacak.

Yaklaşan Starship uçuşu, programın bugüne kadarki en iddialı görevi olacak. Bu görevde, ikinci aşama roketin 10 saatlik bir uçuşla yörüngeye gönderilmesi ve Dünya'nın etrafında 6 tur attıktan sonra Büyük Okyanus'un Şili açıklarındaki kısmına inmesi hedefleniyor.

Bu uçuş denemesi aynı zamanda SpaceX'in yeni nesil Starlink V3 uydularını alçak Dünya yörüngesine yerleştiren ilk görev olacak.

Bunlar, yörüngede 11 binden fazla Starlink uydusuyla halihazırda dünyanın en büyük yapay uydu ağı olan uzay internet ağının bir sonraki parçasını oluşturacak.

Musk, pazartesi günü X'te paylaştığı gönderide, "Yörüngeye 7 gün içinde yapılacak ilk Starship fırlatması, operasyonel kullanım amaçlı Starlink V3 uydularını taşıyacak" diye yazdı.

Temmuzdaki en son Starship fırlatmasında roket, test amaçlı 20 adet Starlink V3 uydusunu yörüngeye yerleştirme hedefini tamamladıktan sonra Hint Okyanusu'na başarıyla iniş yapmıştı.

Bu görevde Starship'in üst kademesi ilk kez bir yörünge altı uçuştan patlamadan geri dönmüş ve SpaceX, uçuş denemesi hakkında değerli veriler elde etmeyi başarmıştı.

frgthyju
SpaceX mühendisleri, temmuzda gerçekleştirilen uçuş denemesinin ardından 27 Ağustos 2026'da Hint Okyanusu'ndaki Christmas Adası açıklarında bulunan Starship'i inceliyor (SpaceX)

SpaceX, roketin her iki kademesini de tamamen ve hızlıca yeniden kullanılacak şekilde tasarladığından, bunların başarıyla suya inmesini sağlamak, son uçuşun en önemli sınavlarından biri olacak.

SpaceX'in "roketçiliğin kutsal kasesi" diye tanımladığı bu hedefe ulaşmak, gelecek yıl yapılması planlanan Artemis III görevi öncesinde Starship'in geliştirilmesini hızlandırmaya katkı sağlayacak.

14 gün sürecek görevde, NASA'nın Orion uzay aracındaki 4 astronot, alçak Dünya yörüngesindeyken Starship'le kenetlenecek.

Yörünge deneyi, 2028'de Artemis IV kapsamında gerçekleştirilecek ilk insanlı Ay inişinden önce kenetlenme mekanizmalarını ve uzay aracı arayüzlerini test etmeyi amaçlıyor.

Independent Türkçe