Husilerin Tel Aviv'e yönelik saldırıları hangi boyutta ve ne anlama geliyor?

Deniz trafiğine yasak

Husilerin destekçileri, Yemen'in başkenti Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenledi, 10 Nisan 2026 (Reuters)
Husilerin destekçileri, Yemen'in başkenti Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenledi, 10 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Husilerin Tel Aviv'e yönelik saldırıları hangi boyutta ve ne anlama geliyor?

Husilerin destekçileri, Yemen'in başkenti Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenledi, 10 Nisan 2026 (Reuters)
Husilerin destekçileri, Yemen'in başkenti Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenledi, 10 Nisan 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

İran'ın Tel Aviv'e yönelik füze saldırılarını sona erdirdiğini açıklamasına karşın İsrail ile İran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Çünkü İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ‘tüm ihtimallere ve tüm cephelerde geniş çaplı operasyonlara hazır olduklarını’ açıkladı ve ‘çok daha güçlü’ bir karşılığı olacağını vurguladı.

Bu yüzden ABD ile kapsamlı bir barış anlaşması müzakerelerinin sürdüğü -İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını kapsayan görüşmelerin devam ettiği- bir ortamda İran'ın güçlü kollarından biri olan Husilerin Yemen topraklarından ‘Yafa bölgesindeki hassas İsrail mevzilerini’ hedef aldığını açıkladığı balistik füze salvosunun işaret ettiği anlama dikkat etmek gerekiyor.

Husi kaynaklı bu yeni gerilim, Kızıldeniz'de İsrail gemilerine yönelik ‘topyekûn ve eksiksiz’ bir seyrüsefer yasağı ilan edilmesini de içeriyordu. Husiler ayrıca İsrail'in bütün hareketlerini silahlı güçleri için askeri hedef saydığını duyurdu. İsrail ise Yemen'den kendi topraklarına yönelik fırlatılan yalnızca bir füzeyi engellediğini açıkladı.

Bu gelişme, İran'ın İsrail’e füzeli saldırıları ile eş zamanlı yaşandı. İsrail, karşılık vermekte gecikmedi ve İsrail ordusu, Hava Kuvvetleri’nin dün sabah İran'ın orta ve batı kesimlerindeki askeri hedefleri bombaladığını açıkladı.

İran'ın füzeli saldırıları, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik şiddetli ve tekrarlayan saldırıları gölgesinde gerçekleşti. Tahran bu hamlesiyle askeri ve siyasi baskının çok çeşitli biçimlerde silahlarını teslim etmeye ve askeri yapılarını tasfiye etmeye zorlandığı Hizbullah’a destek vermek amacıyla harekete geçti.

Bununla birlikte Ortadoğu'da ve dünyada pek çok kesim, İran ile İsrail arasındaki çatışmanın yeniden alevlenmesi ve karşılıklı saldırıların sürmesinin ABD-İran müzakerelerini çıkmaza sokabileceğinden ve savaşın yeniden başlamasına, İran vekillerinin -başta Husiler olmak üzere- çatışmaya yeniden dahil olmasına zemin hazırlayabileceğinden kaygı duyuyor.

Husiler, son yıllarda ABD ve İsrail'den ağır darbeler yemiş olsa da İran'ın elinde kalan en güçlü vekil güç olarak görülmeye devam ediyor. Husilerin İsrail'e füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile düzenlediği saldırılarla Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman (Arap) Denizi'ndeki ticari gemi ve petrol tankerlerine yönelik harekâtları bu değerlendirmenin temel gerekçesini oluşturuyor. Husiler ayrıca Kızıldeniz'de bazıları ‘Siyonist varlıkla’ bağlantılı oldukları şüphesiyle üç ticari gemiyi alıkoyduklarını duyurdu. Husilerin üst düzey bir yöneticisi ise İsrail ile bağlantısı kanıtlanamayan gemilerin serbest bırakılacağını taahhüt etti.

Husilerin saldırıları ne anlama geliyor?

Askeri uzman ve analistlere göre Husilerin İsrail'e fırlattığı füze, sembolik bir mesajın ötesine geçmiyor. Bu hamlenin birkaç hedefi bulunuyor. Bunlardan birincisi, Yemen içinde ve dışındaki destekçiler nezdinde grubun itibarını yeniden tesis etmek, ikincisi, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşta grubun Tahran'ın yanında yer almamasından doğan prestij kaybını telafi etmek, üçüncüsü, İran'ı memnun ederek, Tel Aviv ve Washington karşısındaki mücadelede yalnız olmadığını hissettirmek, dördüncüsü ise ‘direniş ekseninin’ ve cephe birliğinin, başta İran içinde olmak üzere Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki kollarına yönelen ağır darbeler karşısında varlığını sürdürdüğünü teyit etmek.

gthy7
İşgal altındaki Batı Şeria'nın orta kesimlerinde İran'ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından bir füzenin parçasının yanında duran İsrailli yerleşimciler, 8 Haziran 2026 (Reuters)

Bu bağlamda en kritik nokta, İsrail'in engellediğini açıkladığı Husilerin füzeli saldırısının, önceki füzeler gibi herhangi bir askeri değer taşımayacak ve Tahran ile Tel Aviv arasındaki çatışmanın seyrini ya da denklemini değiştirmeye, Lübnan Hizbullahı üzerindeki baskıyı hafifletmeye yetmeyecek olması. Husilerin kullandığı füzelerin adı ve türü ne olursa olsun, Hizbullah’ın İsrail'in kuzeyine -Lübnan’ın güneyiyle doğrudan temas halindeki bölgeye- fırlattığı füzelerin ve kullandığı İHA’ların yarattığı etkiyi yaratmaları mümkün değil. Zira Husilerin fırlatma mevzilerinin coğrafi uzaklığı, füzelerin hedefe yöneltilme hassasiyetini olumsuz etkiliyor. Bu uzaklık aynı zamanda füzelerin erken tespit edilmesini ve İsrail'e ulaşmak için kat etmeleri gereken 2 bin kilometrenin çok üzerindeki mesafenin ortasında engellenmelerini kolaylaştırıyor.

Askeri uzman ve analistlere göre Husilerin dün sabah İsrail'e düzenlediği füzeli saldırının sembolik bir mesajdan öteye geçmiyor.

Husiler ve destekçileri, Yemen topraklarından fırlatılan İran yapımı füzelerin hedeflerin büyük bölümüne isabet ettiğini, ‘İsrailli yüreklere korku saldığını’ ve milyonlarcasını saatlerce sığınaklara kaçmaya zorladığını öne sürüyor. Bu füzelerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve aşırı sağcı hükümetine yönelik öfkeyi körüklediğini, İsrail toplumunda derin çatlaklar yarattığını ve on binlerce kişiyi Gazze'deki ‘soykırım, göç ve sürgün katliamlarının’ ardından Netanyahu'nun Lübnan'da savaşı sürdürme ısrarını protesto için sokaklara döktüğünü de iddia ediyorlar.

İsrailliler ise füzelerin büyük çoğunluğunun ‘hedefine ulaşamadığını’ ve ‘İsrail hava sahasının dışında denizde ya da çölde düşürüldüğünü’ savunuyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bununla birlikte gerçek şu ki, Husilerin kullandığı bazı füzeler ıssız bölgelere düşmüş olsalar da İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe'yi ve diğer hava savunma sistemlerini aşmayı başardı. İsrailli yetkililerin getirdiği sansüre karşın görüntüleri çekip sosyal medyada paylaşan İsrailli sivillerin yayımladığı fotoğraflara ve videolara bakılırsa bu füzeler en azından psikolojik ve propaganda hedeflerine kısmen ulaşmış sayılabilir.

d6yj6
Nisan ayının 2'sinde Yemen'in Babu’l Mendeb kıyısında yürüyen Yemenli bir asker (Reuters)

Husilerin bu saldırısı, onun Kızıldeniz'de İsrail'e yönelik kapsamlı seyrüsefer yasağı getirdiği açıklamasının son derece önemli bir boyutunu oluşturuyor. Bu açıklama her ne kadar Husilerin başka ülkelerin bayraklarını taşıyan gemi ve petrol tankerlerini İsrail'le bağlantılı oldukları iddiasıyla hedef alabileceğini meşrulaştırmaya yönelik geniş çaplı bir söylem niteliği taşısa da bu gelişmenin, ABD'yi Babu’l Mendeb Boğazı ile Kızıldeniz'de ticari deniz trafiğinin güvenliğini ve serbestliğini sağlamak amacıyla yeniden askeri müdahaleye itebileceğine dair kaygılar gündeme geliyor. Bu su yolunun küresel ekonomi için hayati önemi göz önüne alındığında tüm bu endişelerin son derece yerinde olduğu anlaşılıyor.

Böyle bir ihtimal, Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Yemen de dahil ülkeler için ve hatta 7 milyondan fazla Yemenli vatandaşın yaşadığı bölgelere hükmeden Husilerin bizzat kendileri için son derece tehlikeli olmakla birlikte gerçekleşebilir. Çünkü Kızıldeniz bu insanlar için can simidi görevi görüyor. Husiler ise Kızıldeniz üzerinden yapılan ihracat ve ithalattan yüz milyonlarca dolarlık vergi ve gümrük geliri elde ediyor.

Husilerin, Washington ile ABD’nin çıkarlarının hedef alınmamasına yönelik yazılı olmayan, yalnızca sözlü mutabakata dayanan kırılgan bir ateşkese varmalarına karşın, Tahran'ın yönlendirmesiyle Kızıldeniz'in güneyindeki deniz güvenliğini tehdit etmeye yönelmesi büyük olasılıkla beklenen bir gelişme olmaya devam ediyor.

Husilerin, Washington ile ABD’nin çıkarlarının hedef alınmamasına yönelik yazılı olmayan, yalnızca sözlü bir mutabakata dayanan kırılgan ateşkese varmalarına karşın Tahran'ın yönlendirmesiyle Kızıldeniz'in güneyindeki deniz güvenliğini tehdit etmeye yönelmesi büyük olasılıkla beklenen bir gelişme olmaya devam ediyor.

Tahran ile Washington arasındaki müzakerelerin, başta Suudi Arabistan olmak üzere İran'a komşu bölge ülkelerinin ABD Başkanı Donald Trump ile İran’ın Dini Lideri Mucteba Hamaney arasında bir anlaşmaya varılması için yoğun diplomatik çaba harcamasına karşın tıkandığı bir ortamda, Körfez Arap ülkeleri bu çabalarına rağmen olası herhangi bir ABD-İran anlaşmasının güvenlik çıkarlarını yeterli ölçüde güvence altına alacağını hâlâ garanti edemez durumda.

Bununla birlikte en azından benim değerlendirmeme göre Husilerin yine başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerini hedef almaya cüret etmesi pek olası görünmüyor. Irak'taki bazı Şii gruplar İran'ın talebiyle zaman zaman Körfez komşularını hedef alıyor ve Husiler bu tutumdan ayrışıyor. Zira Husiler, bölgedeki tüm çalkantılı gelişmelere ve çatışan olaylara karşın Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde ve Riyad'ın desteğiyle varılan Yemen'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik ‘yol haritası’ çerçevesinde Riyad ile sürdürdükleri mutabakattan medet ummaya devam ediyor. Ne var ki bu yol haritasının hayata geçirilmesi, 2023 ekiminde Gazze'de yaşanan olayların ve bunu izleyen, BM ile dünya genelindeki pek çok ülke ve kuruluşun ifadesiyle tüm değerleri, yasaları, normları ve insanlık anlayışını çiğneyen İsrail'in vahşi karşılığının ardından sekteye uğradı.

Çatışmanın kökenlerine ve özüne bakıldığında İran ile Batı arasındaki -başta ABD olmak üzere- anlaşmazlığın kadim, kronik ve karmaşık bir nitelik taşıdığı görülüyor. Bu çatışmanın sonunu ancak iki taraftan birinin dönüşümüyle -ortadan kalkmasıyla değil, zira bu imkânsız- hayal edilebilir. Velayet-i Fakih yönetimi altında değişemeyen İran ve aşırı sağcı akımların giderek güçlendiği ABD söz konusu olduğunda bu dönüşüm çok daha zorlaşıyor. Dolayısıyla bütün Ortadoğu'yu ve hatta dünyayı tehdit eden bu çatışmayla, ancak onu herkesin en azından asgari mutabakat ve çıkarlar temelinde bir arada var olmasına imkân tanıyacak bir yönetim anlayışıyla yönetmeyi kabul ederek başa çıkılabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal