Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

İki ülke arasındaki ittifak yeni gerçekliklerle sınanıyor

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
TT

Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)

Şerbil Berekat

Şi Cinping altı ayı aşkın bir süredir Çin'den dışarıya adımını atmamıştı. Bu süre boyunca dünyanın dört bir yanından cumhurbaşkanları ve liderler Pekin’deki yönetim merkezleri Zhongnanhai'ye akın etti. Şi yalnızca birkaç ay içinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'i, ABD Başkanı Donald Trump'ı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung’u ve diğer bazı liderleri ağırladı.

Bu bakımdan Şi'nin Pyongyang ziyareti, teyit edilmeden önce bile uluslararası çerçevede geniş çaplı ilgi uyandırdı. Çünkü bu hem Şi'nin aylardır gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyareti hem de 2019 yılından bu yana Kuzey Kore'ye yaptığı ilk ziyaret olma özelliği taşıyordu.

Çin resmi çevreleri söz konusu ziyareti, Kim Jong-un'un geçtiğimiz yıl eylül ayında Şi ve Putin'in yanında İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'nın yenilgisinin 80. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Pekin'e yaptığı ziyaretin protokol gereği iade ziyareti olarak değerlendirdi.

Batılı gözlemciler ve uzmanlar ise bunu ‘lise düzeyi çıkma etkisi’ olarak okudu. Bu benzetme, bir kız öğrencinin biriyle çıkmaya başlamasıyla aniden herkesin ilgi odağına dönüşmesi fikrine dayanıyor. Burada ise Çin’in Rusya-Kuzey Kore yakınlaşması ve Trump'ın seçim kampanyası sırasında Kim Jong-un ile iletişim kanallarını yeniden açmaya duyduğu taze ilginin ardından yıllarca süren görece soğukluğun ardından Pyongyang'a yönelik ilgisini aniden artırmasını ifade ediyor.

Şi'nin her hareketine yüklenen sembolik ağırlık ve Çin'in artan jeopolitik önemi göz önünde bulundurulduğunda ziyaret, Pekin'in yeni gerçeklikler temelinde Pyongyang ile ilişkilerini yeniden biçimlendirme konusundaki kararlılığının güçlü ve belirgin bir işareti olarak okunuyor.

Bu da özellikle 1970'ler öncesinde bu ilişki, ‘dudaklar olmazsa dişler üşür’ diyen Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zedong'un ünlü sözüyle özetleniyor. Kuzey Kore'yi Çin'in ulusal güvenlik denkleminin kalbine koyan bu söz, tarihi olarak Pyongyang-Pekin ilişkisinin, nükleer dosyası, ekonomik karşılıklı bağımlılık, Çin-Kuzey Kore-Rusya üçgeni ve Japonya ile Güney Kore'ye ilişkin bölgesel hesaplar gibi temel başlıklarını oluşturan dört eksen için artık yeniden tanımlanma ihtiyacına işaret ediyor.

vfbff
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Pyongyang'da düzenlenen resepsiyonda kadeh kaldırırken, 19 Haziran 2024 (AFP)

Şi'nin ziyareti, Trump'ı Pekin'de ağırlamasından bir aydan kısa bir süre sonra gerçekleşti. İki lider arasındaki zirveden sonra Çin tarafından yapılan açıklamanın Kuzey Kore dosyasına değinen ilk metin olması dikkati çekti. Bu durum, iki gün sonra yayımlanan bir ‘gerçekler belgesiyle’ ABD'nin açıklama yapmasını gerektirdi. Söz konusu belge, iki liderin Kore Yarımadası'nda nükleer silahsızlanmayı görüştüğünü teyit etti. Oysa bu husus Çin'in ifadelerinde yer almıyordu.

Çin, Kuzey Kore'nin ilk nükleer denemesinden bu yana resmi olarak nükleer silahsızlanma ilkesini destekliyor. Altılı görüşmelere etkin biçimde katılan Çin, Birleşmiş Milletlerin (BM) Pyongyang'a uyguladığı yaptırımları onayladı.

Ancak bu tutum bugün giderek artan zorluklarla karşı karşıya. Çünkü Kuzey Kore, nükleer yakıt ve radyoaktif madde üretimini artırarak ve nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası balistik füzeler geliştirerek kendisini kalıcı bir nükleer güç olarak konumlandırdı. Pyongyang artık gelecekteki müzakereleri, Hindistan ve Pakistan benzeri fiili nükleer devlet olarak tanınması koşuluna bağlıyor.

Bu bağlamda dikkat çekici olan, Şi'nin ziyareti sırasında lider Kim'in kız kardeşi Kim Yo-jong'un, ülkesinin nükleer programının geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediğini ve silah geliştirmenin süreceğini açıklamasıydı.

On yıllar önce güvenlik garantisi verilmesi karşılığında nükleer silahlarından vazgeçen Ukrayna'daki savaş, uzun yıllar süren müzakerelerin ardından İran'ın nükleer programı üzerinden yaşanan mevcut çatışma, dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın tehdit altındaki devletler için son güvence olduğu inancını pek çok ülkede pekiştirdi. Bu durum, Çin'in kendisinin de nükleer cephaneliğini genişletmesine zemin hazırladı. Bu da Pekin'in nükleer silahsızlanmayı Pyongyang'ın davranışını sınırlamak ve onu yönetilebilir bir çerçevede tutmak için koz olarak kullanma kapasitesini kısıtlıyor.

Dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın, tehdit altındaki rejimler ve devletler için son güvence olduğu inancı pek çok ülkede kuvvetlendi.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika ve Çin Programı Kıdemli Araştırmacısı Tong Zhao, yaptığı açıklamada Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanması yönünde somut ilerleme kaydedilmesi ihtimalinin azalması ve Çin'in ABD ile stratejik rekabete giderek artan odaklanmasının Pekin'i resmi belgeler ve kamuoyu açıklamalarında nükleer silahsızlanma meselesini büyük ölçüde arka plana itmeye yönelttiğini ifade etti. Zhao'ya göre Çin bunun yerine Kuzey Kore ile ilişkilerini güçlendirmeyi ve oradaki nüfuzunu koruyup genişletmeyi öncelikli hedef olarak benimsedi. Bu yaklaşım Pekin'in hem Güney Kore hem de ABD ile ilişkilerini yönetme kapasitesini artırırken, Kore Yarımadası içinde ve dışında yaşanan gelişmeleri etkileme konusundaki rolünü de pekiştiriyor.

Pekin'in Pyongyang üzerindeki nüfuzunu korumasının Çin açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Zhao’ya göre Çin bu sayede, Kuzey Kore'de büyüyen Rus rolünü dengeleyebilecek, Rusya-Kuzey Kore stratejik ortaklığının seyrini etkileyebilecek ve bu iki ülke arasındaki derinleşen iş birliğinin kendi çıkarları üzerindeki olumsuz yansımalarını sınırlayabilecek. Bu çerçevede Zhao, Şi'nin ziyareti sırasında Kuzey Kore'nin nükleer silah edinme hakkını açıkça tanımasını ya da Pyongyang'a nükleer silahsızlanma konusunda ciddi baskı uygulanacağını düşünmüyor.

Moskova'da ikamet eden ve küresel jeopolitiğin çok kutupluluğa dönüşümü konusunda uzman olan Amerikalı siyaset analisti Andrew Korybko ise farklı bir görüşe sahip. Korybko, Şi'nin Kuzey Kore'nin nükleer ve füze denemelerine yönelik Çin'in karşıtlığını yeniden teyit edeceğini öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Korybko yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin Çin'e bağımlılığını azaltmak için Rusya'ya yaslandıkça, Pyongyang'ın füze ve nükleer denemelerine ilişkin Çin'in çekincelerine daha az duyarlı hale gelebileceğini belirtti. Pekin'e göre bu denemeler istemeden de olsa Washington önderliğinde bölgesel silahlanmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor ve Çin'in güvenlik çıkarlarını zedeliyor.

Korybko öte yandan Rus perspektifinden bakıldığında Kuzey Kore'nin denemelerinin artmasının Amerikan dikkatini Avrupa'dan uzaklaştırmaya katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Rusya'nın, dolaylı bir yoldan bazı Amerikan baskılarını hafifletmek amacıyla Kuzey Kore'nin Moskova ile Pekin arasında izlediği denge politikasını güçlendirmede çıkarı bulunduğunu ifade etti.

Sefalet Yürüyüşü’nden kıyıdaki tatil beldelerine

Öte yandan Kuzey Kore'nin Çin'e ekonomik bağımlılığı iki belirgin dönüm noktasından geçti. Bunlardan birincisi, bizzat Pyongyang rejiminin en önemli askeri ve ekonomik ortağı olan Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından 1990'larda yaşanan ‘Sefalet Yürüyüşü’ydü. Çin bu boşluğu mümkün olduğunca doldurmaya çalıştı, ancak bunu bir yanda rejimin çöküşünü önlemek, öte yanda Kuzey Kore'yi Pekin'e tam bağımlı bir devlete dönüştürmekten ya da onu ilave destek koparmak için daha agresif bir tutuma itmekten kaçınmak şeklindeki ince siyasi denge çerçevesinde yaptı.

df98p
Yalu Nehri üzerinde uzanan Kırık Yalu Köprüsü (sağda) ve Çin-Kore Dostluk Köprüsü (solda), nehir Kuzey Kore ile Çin arasındaki sınırı oluşturuyor (AFP)

İkinci dönüm noktası ise 2007 yılında, Pyongyang'a uygulanan uluslararası yaptırımların sıkılaştırılmasıydı. Dış ticaret alanı önemli ölçüde daraldı ve Çin fiilen tek ekonomik yaşam damarına dönüştü ve ‘çöküşü önlemek ama tamamen kurtulamamak’ şeklindeki aynı denge korundu.

Bu tarihsel arka plandan bağımsız olarak Şi Cinping'in ziyareti, New York Times'ın (NYT) ifadesiyle Kim Jong-un'un dört yıldan kısa bir sürede ‘cehennemden doğrudan cennete’ geçişinin ardından gerçekleşiyor. Kuzey Kore'nin Kovid-19 virüsünü yok sayan politikası, Çin'in katı kapatma politikasıyla birleşince Pyongyang'ı 1990'ların kıtlığıyla kıyaslanabilir ağırlıkta bir krizin eşiğine getirdi.

Ardından Rusya'nın 2022 yılında Ukrayna'yı işgali ve Moskova'nın cephane, daha sonra da asker ihtiyacı bir dönüm noktası oluşturdu; uluslararası arenada tecrit altındaki ve yaptırım yüküyle ezilen Moskova ile Pyongyang arasındaki yakınlaşmayı hızlandırdı. Tüm bunlar Pekin'in ABD'nin birincil rakibi olarak konumunu pekiştirdiği bir dönemde yaşandı.

Askeri denge kartı

İlişkinin karmaşıklığına karşın Çin ile Kuzey Kore, 1961 yılında imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021 yılında yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma bağlamında Rusya ile Kuzey Kore arasında 2024'te kurulan askeri ittifak, müttefikleri arasındaki iç içe geçmiş askeri yükümlülükler nedeniyle kontrol edemeyeceği çatışmalara sürüklenme kaygısıyla Pekin'de artan bir tedirginliğe yol açıyor.

Öte yandan Kuzey Kore'nin gelişen askeri kapasitesi, Pekin'e bölgesel silahlanmanın artmasına karşı önemli bir denge kartı sunuyor. Bu özellikle Çin tarafından ‘Japonya’nın Sanae Takaichi liderliğindeki milliyetçi hükümetinin militarist çizgiye geri döndüğü’ suçlamalarının gündemde olduğu ve Washington'ın müttefiklerinin silahlanmasını güçlendirmeyi sürdürdüğü bir konjonktürde anlam kazanıyor. Bu bağlamda, Şi'nin ziyaretinden yalnızca birkaç gün önce Trump'ın Güney Kore'ye nükleer denizaltı inşa etme izni verdiğini açıklaması dikkat çekici. Pratikte de hem Pekin'e hem de Pyongyang'a yönelik bu adım, emsalsiz bir nitelik taşıyor.

Çin ile Kuzey Kore, aralarındaki ilişkinin karmaşıklığına karşın 1961'de imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021'de yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma varlığını koruyor.

Tüm bunlar çerçevesinde Şi Cinping'in ziyaretini, Çin'in Kuzey Kore ile ilişkisini yeni gerçeklikler temelinde yeniden biçimlendirme ve 1990'lardan bu yana Pyongyang'la ilişkileri yöneten "cezalandırma ve kısıtlama" politikasından kademeli olarak uzaklaşma yönünde ciddi bir girişim olarak değerlendirmek mümkün. Çin artık Kuzey Kore'nin yalnızca Çin kapısına muhtaç kuşatılmış bir müttefik olmadığını kavradığı gibi, sahayı tümüyle Rusya'ya bırakmanın giderek artan bir stratejik bedeli olacağını da biliyor.

Moskova ile Pekin arasındaki ilişki yalnızca tarih ve coğrafyanın dayattığı kaygılarla değil, aynı zamanda Çin'in ABD'nin rakibi küresel güç olarak Sovyetler Birliği'nin mirasını fiilen devralmış olmasıyla da belirlendiğinden her zaman belli bir ihtiyatlılıkla şekillenecek. Bununla birlikte iki güç arasındaki stratejik güvenin artması, Pekin'i Rusya’nın Kuzey Kore'deki rolüne daha geniş alan tanımaya ve yükü Moskova ile paylaşmaya yöneltebilir.

Bu perspektiften bakıldığında Şi'nin Pyongyang'da dile getirdiği ‘ilişkilerin yükseltilmesi’ ve ‘bölgesel güvenlik meselelerinde koordinasyonun güçlendirilmesi’ ifadeleri, salt protokol diplomatik dilinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Kim Jong-un'a gelince, Çinli konuğuna sunduğu görkemli karşılama da bir o kadar net mesajlar içeriyordu: Moskova ile ilişki Pyongyang'a yeni kozlar kazandırmış olabilir, ancak ülkeyi boğan ağır yalnızlığı kırmaktan halen uzak. Ekonomik, siyasi ve coğrafi ağırlığıyla yalnızca Çin, Kuzey Kore'nin bu yalnızlıktan çıkışının ya da kapılarının kapalı kalmasının anahtarlarını elinde tutuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: Acımızı kimse anlayamaz

Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
TT

Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: Acımızı kimse anlayamaz

Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)

Pakistan'daki hastane yangınında çocuklarını kaybedenler yaşadıklarını anlattı.

Başkent İslamabad'daki Pakistan Tıp Bilimleri Enstitüsü'nün (PIMS) yenidoğan ünitesinde bugün çıkan yangında ilk belirlemelere göre en az 14 bebek hayatını kaybetti.

Devlet hastanesinin sözcüsü, BBC'ye yangın sırasında yenidoğan servisinde 15 bebek bulunduğunu söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanlığı, hastanedeki diğer ünitelerden 7 bebek, 10 anne ve iki erkeğin kurtarıldığını bildirdi.

Yangında üç günlük bebeğini kaybeden bir baba, "Yaşadığım acıyı kimse anlayamaz" diyor.

Muhammed Sami de ünitede yoğun bakımdaki bebeğinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor:

Artık ne diyeceğimi ya da kimi suçlayacağımı bilmiyorum. Çocuğumu kaybettim.

Hastanede ailesini ziyaret eden Müneba ise yangın yayılmaya başladığında yeğeni ve yengesiyle kıl payı kurtulduklarını söyleyerek, "Çok şükür bebeğimiz güvende" diyor.

Bazı vatandaşlar kurtarma ekiplerinin çok geç geldiğini söylüyor.

Üç günlük kızını yangında kaybettiğini belirten Huram Mahmud "Yolun kenarında oturmuş yardım bekliyorduk" diyor ve ekliyor:

Binada yangın güvenliği yoktu, uygun çıkışlar da yoktu.

Bütün kapılar kapalıydı. Çocuklarımızı ziyaret edebilmemiz için yalnızca tek bir giriş kullanılıyordu. Diğer kapıları kilitli tutuyorlardı çünkü çocuklarımızı çok sık görmeye gelmemizden korkuyorlardı.

Öte yandan hastanenin genel müdürü Rana İmran Sikander, yenidoğan ünitesinin kapılarının kilitli olmadığını, güvenlik için görevlilerin beklediğini belirtiyor. Bunun, bebeklerin yenidoğan servisinden çalınmasını önlemek için uygulandığını vurguluyor.

Pakistan İçişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Talal Chaudhry de kurtarma ekiplerinin yangın ihbarından sonra 6-7 dakika içinde olay yerine giderek "mükemmel" bir operasyon düzenlediğini belirtti.

Güvenlik yetkililerinin CNN'le paylaştığı bilgilere göre yangın, yenidoğan ünitesindeki klima kompresörünün patlamasının ardından başladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, "trajik olaydan ötürü derin üzüntü" duyduğunu belirterek, yangınla ilgili derhal soruşturma başlatılması talimatı verdiğini açıkladı. Ayrıca sorumluların tespit edilip cezalandırılacağını söyledi.

Independent Türkçe, BBC, CNN, AP


Tahvil müdahalesi: ABD Hazine Bakanlığı'yla Fed kafa kafaya geldi

Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
TT

Tahvil müdahalesi: ABD Hazine Bakanlığı'yla Fed kafa kafaya geldi

Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'ın uzun vadeli devlet tahvili alımlarını en az iki katına çıkarma kararı, bazı yatırımcılara göre ABD Merkez Bankası'nın (Fed) enflasyonla mücadelesi politikasının tersine işleyebilir.  

Bessent, geçen hafta yaptığı açıklamada, borçlanma maliyetlerinde ekonomiye zarar verebilecek bir yükselişi durdurmak amacıyla, 10'dan 30 yıla kadar vadeli tahvillere yönelik alımların en az iki katına çıkarılacağını duyurmuştu.

Ancak Financial Times'ın analizine göre bu adım, Hazine Bakanlığı'nın güvenilirliğini zedeleyebileceği gibi enflasyonu kontrol altına almaya çalışan Fed'in işini de zorlaştırabilir.

Morgan Stanley Wealth Management'ın baş yatırım sorumlusu Lisa Shalett, tahvil piyasasını desteklemeye yönelik hamlelerin "öngörülemez ve keyfi" bir Hazine görüntüsü yarattığını savunuyor.

Bessent'ın, uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin 19 yılın zirvesine çıkmasının ardından 32 trilyon dolarlık ABD tahvil piyasasına müdahalesi, uzun vadeli faizleri ve buna bağlı olarak mortgage'la diğer kredi maliyetlerini düşürmeyi amaçlıyor. Ancak bunun ekonomiyi canlandırarak enflasyonist baskıları artırabileceği yorumu yapılıyor.

Analize göre bu, ABD Başkanı Donald Trump'ın desteklediği Kevin Warsh yönetimindeki Fed'in faiz politikasıyla çelişiyor. Temmuzdaki toplantıda Federal Açık Piyasa Komitesi'nin üç üyesi faizin artırılmasını desteklemişti.

Trump'ın kasımdaki ara seçimler öncesinde borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini istemesi, Fed üzerindeki siyasi baskının artacağı yönündeki endişeleri de körüklüyor. Hazine'nin tahvil getirilerini kontrol etme girişiminin yetersiz kalması durumunda, Fed'in de müdahaleye zorlanabileceği yorumu paylaşılıyor.

Warsh ve Bessent'ın "akıl hocası" olarak görülen hedge fon milyarderi Stanley Druckenmiller'ın da uzun vadeli tahvil geri alımlarıyla ilgili hamleyi "hata" diye nitelediğine dikkat çekiliyor.

Citi'nin ABD faiz stratejisi direktörü Jason Williams ise temel piyasa göstergeleri ve pozisyonların, Bessent'ın kararının etkili olduğunu gösterdiği görüşünde. Bessent'ın son dönemdeki hamleleriyle "hedeflerine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır biri" imajı çizdiğini savunuyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Live Mint


ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
TT

ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)

ABD, İran'a karşı başlattığı ekonomik operasyonda Irak'a yönelik adımların benzerini atabilir.

Reuters'ın analizinde, ABD'nin İran'la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri dolar merkezli finans sisteminden dışlama yoluna gidebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a "ekonomik can simidi" sağlayan her ülkenin ağır sonuçlarla karşılaşacağı tehdidini savurmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Trump yönetiminin "ekonomik terörizm" uyguladığını bildirmişti. 

Analize göre bu durum, İran'ın son yıllardaki başlıca ticaret ortakları Türkiye, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Pakistan ve Umman'ı Washington'ın hedefi haline getirebilir.

ABD yönetimi, 2003'teki Irak işgalinden bu yana Bağdat'ın petrol gelirlerinden elde ettiği dolarlar üzerinde etkili bir kontrol mekanizmasına sahip.

Irak'a ait 100 milyar doları aşkın rezerv ABD'de tutuluyor. Bağdat yönetimi, petrol gelirlerinin ve finans sisteminin işleyişi için büyük ölçüde Washington'a bağımlı durumda.

Beyaz Saray, Irak'a gönderilecek 500 milyon dolarlık nakit sevkıyatını nisanda durdurmuş, ülkedeki İran destekli Şii milisler üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla güvenlik anlaşmalarının bazılarını askıya almıştı.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Neil Quilliam, ABD'nin uyguladığı baskının Irak'ın İran'la yaptığı finansal işlemleri daha maliyetli hale getirdiğini söylüyor. Irak'ın ABD merkezli finans sistemine kesintisiz erişmek zorunda olduğu için baskıya karşı son derece kırılgan kaldığını vurguluyor.

Quilliam, "Çin veya Türkiye gibi ülkeler daha büyük ekonomilere ve baskıya göğüs gerebilecek daha geniş bir manevra alanına sahip. Irak'ın ise daha az alternatifi ve önemli ölçüde daha az finansal dayanıklılığı var" diyor.

Ancak Washington'ın baskısı, Bağdat'ın Tahran'la ekonomik bağlarını koparmaya yetmedi. Bu da Irak'ı ABD ve İran'a bağımlılığı arasında bir ikileme düşürdü.

Resmi verilere göre Irak'la İran arasındaki ticaret hacmi 2025'te 10 milyar doları aşarken, bunun büyük bölümünü İran'ın Irak'a yaptığı gıda ve tüketim malları ihracatı oluşturdu.

İran, güçlü Şii milisler ve siyasi partiler aracılığıyla Irak'ta askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi. Tahran yönetimi aynı zamanda komşusunu uzun süredir önemli bir ekonomik destek kanalı olarak görüyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı ihracat yoluyla döviz elde ederken, komşusunun bankacılık sistemini kullanarak ABD yaptırımlarını aşıyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkilerde enerji sektörü de önemli. Iraklı yetkililere göre Bağdat, elektrik üretiminde kullanılan İran doğalgazı için yılda 4 ila 5 milyar dolar ödüyor. Yetkililer, yeni ABD önlemlerinin bu ödemeleri tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan Beyaz Saray, yeni yaptırımlar kapsamında hedef alınacak ülkelerin adını açıkça paylaşmadı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günkü açıklamasında ABD yaptırımlarına uymayan ülkelerin İran gibi izole edileceği tehdidini savurmuştu. Ancak hedef alınacak muhtemel ülkelerin adının neden paylaşılmadığı sorulduğunda "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" yanıtını vermişti.

Independent Türkçe, Reuters, The Atlantic, Tesnim