Hollywood'da yıldız olmanın yolu her zaman beyazperdeden geçmedi. Friends'in Rachel'ı Jennifer Aniston'dan X-Files'ın Scully'si Gillian Anderson'a, Mad Men'le yıldızı parlayan Elisabeth Moss'tan Game of Thrones'un Daenerys'si Emilia Clarke'a kadar pek çok oyuncu, kariyerlerinin dönüm noktasını televizyon dizilerinde yakalayarak dünya çapında birer fenomene dönüştü. Hatta her projesiyle beyazperdeyi sallayan Margot Robbie'nin bile bir zamanlar Avustralya pembe dizilerinde koşturduğunu düşünürsek, bugünün Z kuşağı aktrislerinin izlediği yol fazlasıyla tanıdık.
Son dönemde Euphoria ve The White Lotus'la hayatımıza girip Hollywood'u kelimenin tam anlamıyla parmağında oynatan Sydney Sweeney, ekrandan sinemaya geçişin günümüzdeki en kusursuz örneği olarak zirvede oturuyor. Geçen yıl başrolünde yer aldığı Hizmetçi'nin (The Housemaid) gişede büyük bir sürpriz yaparak paraya para demediğini ve gözleri parlayan yapımcıların anında devam filmi üzerinde çalışmaya başladığını hatırlatalım.
Ne var ki kırmızı halıyı sallayan, ödülleri toplayan ve gişe rekorlarını altüst eden bu yeni nesil dalgada Sweeney kesinlikle yalnız değil. Dijital platformların küresel etkisiyle diziler artık yalnızca bir başlangıç noktası değil, yıldız yaratan dev vitrinlere dönüştü. Genç oyuncular birkaç bölüm içinde milyonlarca izleyiciye ulaşırken, aynı anda Hollywood'un en büyük yapımlarında başrol kapma şansı elde ediyor.
Biz de Hollywood'un yeni nesil yıldızlarını biraz daha yakından tanıtmak istedik. İşte küçük ekranın konforlu dünyasından çıkıp Hollywood'un dev bütçeli yapımlarına yön veren, yetenekleriyle baş döndüren genç aktrisler...
Jenna Ortega
Doğum tarihi: 27 Eylül 2002
Hollywood kapısını açan dizi: Wednesday ve You
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: Çığlık 6 (Scream VI), Beterböcek 2 (Beetlejuice Beetlejuice)
Bugün: Wednesday'deki başrolüyle küresel bir fenomene dönüşen Ortega, Tim Burton'ın gözdesi haline gelerek Hollywood'un en çok aranan başrol oyuncularından biri oldu.

Jenna Ortega, 6 çocuklu bir ailenin 4. çocuğu olarak Kaliforniya'da büyüdü ve henüz 7 yaşındayken annesinin Facebook'a yüklediği bir monolog videosu sayesinde keşfedildi. Çocuk yaşta adım attığı oyunculuk kariyeri nedeniyle lise mezuniyet balosunu kaçırmak zorunda kalsa da azmi sayesinde Hollywood'un en parlak Z Kuşağı yıldızlarından birine dönüştü.
Küçüklüğünde Denzel Washington ve Dakota Fanning'i buluşturan Gazap Ateşi'ni (Man on Fire) izledikten sonra oyuncu olmaya karar veren Ortega, o dönemi "Anneme gidip Dakota Fanning'in Porto Rikolu versiyonu olmak istediğimi söyledim" sözleriyle hatırlıyor. Iron Man 3'te Başkan'ın kızı olarak sadece iki saniyelik bir sahnede görünerek başladığı sinema yolculuğunda, bugün korku türündeki başarısıyla medyanın yeni "çığlık kraliçesi" diye anılıyor.
Küresel bir fenomene dönüştüğü Wednesday'in yönetmeni Tim Burton'la Zoom üzerinden gerçekleştirdiği ilk seçmeye, Ti West imzalı X'in Yeni Zelanda'daki setinden çıktığı gibi yüzü gözü yapay kan içindeyken katılarak rolü kaptı. Rolünün hakkını vermek için çekimlerden iki ay önce çello çalmayı, eskrim yapmayı ve Almanca konuşmayı öğrenen Ortega, meşhur dans sahnesinin koreografisini de tamamen kendi hazırladı.
Burton'ın ricası üzerine sahnelerde neredeyse hiç göz kırpmayan Ortega, Romanya kışının sert rüzgarında bunu yapabilmek için çekimlerde sadece karşısındaki oyuncuların repliklerinde gözlerini kırpma tekniğini geliştirdi.
Ortega, çocukluğundan beri kadavralar, gotik sanat ve korku sinemasıyla ilgilendiğini söyleyerek karakterle kurduğu bağı sık sık vurguluyor. Oyuncu ayrıca senaryo geliştirme ve yapımcılık tarafına da ilgi duyduğunu belirterek kariyerini yalnızca kamera önünde sürdürmek istemediğini dile getiriyor.
Vanity Fair'a verdiği bir röportajda, "Her zaman rahatsız edici, tuhaf ya da insanların riskli bulduğu karakterlere çekildim" sözleriyle rol seçimlerini özetlemişti. Sosyal medyayı ve şöhretin getirdiği baskıları çok erken yaşta deneyimleyen yıldız oyuncu, bu platformların yapaylığına karşı mesafeli durmayı tercih ediyor.
Goth-glam tarzı ve açık sözlü tavrıyla tanınan Jenna Ortega, oyunculuğun yanı sıra 18 yaşında yayımladığı kişisel gelişim kitabı ve hayır kurumlarındaki elçilik görevleriyle de jenerasyonuna ilham vermeye devam ediyor.
Milly Alcock
Doğum tarihi: 11 Nisan 2000
Hollywood kapısını açan dizi: House of the Dragon
Sıçrayış yaptığı Hollywood filmleri: DC Evreni'nin yeni Supergirl'ü seçildi
Bugün: Avustralya'nın yerel televizyonlarından sonra Game of Thrones yan dizisindeki genç Rhaenyra Targaryen performansı ona Hollywood'un kapısını açtı. James Gunn tarafından yeni DC Evreni'nin Supergirl'ü seçilerek devasa bir serinin yüzü oldu.

Milly Alcock, House of the Dragon'da canlandırdığı genç Prenses Rhaenyra Targaryen rolüyle tüm dünyaya adını duyurmadan hemen önce, Avustralya'nın Sidney şehrine bağlı bir banliyöde bulaşık yıkayarak geçimini sağlamaya çalışan sıradan bir gençti.
Oyunculuğa çocuk yaşlarda televizyon reklamlarıyla adım atan yıldız, ilk büyük çıkışını Tim Minchin'le başrolü paylaştığı Avustralya yapımı dizi Upright'taki performansıyla yaptı ve AACTA Ödülleri'ne aday gösterildi.
Oyunculuk tutkusu uğruna Sidney'deki prestijli sahne sanatları lisesini yarıda bırakan yetenekli aktris, bu riskin karşılığını kariyerindeki hızlı yükselişle aldı. Sektörün yapaylığından ve şöhretin getirdiği ani parıltıdan her zaman biraz ürktüğünü gizlemeyen Alcock, bir röportajında bu hızlı dönüşümü şu sözlerle özetliyor:
Bir anda kendimi spot ışıklarının altında bulmak son derece sarsıcıydı. Adeta bir simülasyonun içinde yaşıyor gibiydim ve dürüst olmak gerekirse bu durum beni hâlâ inanılmaz derecede kaygılandırıyor.
Sahnede devleşen tecrübeli isimlerin yanında bile ezilmeyen o mağrur duruşunu, çocukken izleyip hayran kaldığı Cate Blanchett'in oyunculuk tarzını inceleyerek geliştirdi.
Oyuncu, House of the Dragon setindeki ikinci gününde üst düzey bir yöneticinin kendisine oyunculuk koçu önerdiğini ve bunun özgüvenini ciddi şekilde sarstığını da yıllar sonra açıklayacaktı. Buna rağmen eleştirmenlerden övgü topladı ve James Gunn imzalı yeni DC evreninde beyazperdeye taşınacak Supergirl'de başrolü kaparak rüştünü bir kez daha ispatladı.
Set aralarında sahnelere hazırlanırken punk rock müzik dinleyerek o asi ve meydan okuyan enerjiyi yakaladığını söylüyor.
Çizgi roman dünyasının en güçlü figürlerinden birine hayat verecek olmasına rağmen hâlâ bağımsız sinemaya ve karakter odaklı dramalara karşı büyük bir zaaf besliyor.
Dijital dünyadaki popülaritesine tezat oluşturacak şekilde sosyal medyadan nefret eden genç yıldız, vaktinin çoğunu analog fotoğrafçılık yaparak ve eski plaklar toplayarak geçiriyor. Farklı aksanlar arasında rahatlıkla geçiş yapabilmesi ve kalıplara sığmayan karakter seçimleriyle Milly Alcock, Hollywood'un geçici isimlerinden biri olmadığını ve kalıcı bir ikon olma yolunda ilerlediğini her performansında kanıtlıyor.
Zendaya
Doğum tarihi: 1 Eylül 1996
Hollywood kapısını açan dizi: Euphoria
Sıçrayış yaptığı Hollywood filmleri: Dune: Çöl Gezegeni (Dune) serisi, Örümcek-Adam (Spider-Man) üçlemesi, Rekabet (Challengers)
Bugün: Disney kökenli olsa da ona yetişkin ve prestijli bir oyuncu unvanı kazandıran, iki Emmy kazandığı Euphoria oldu. Bugün Hollywood'un tartışmasız en büyük gişe mıknatıslarından ve en ikonik başrollerinden biri.

Disney Channel stüdyolarında çocuk yıldız olarak başladığı kariyerini, Euphoria'yla iki Emmy ödüllü bir aktrise dönüştüren ve Dune serisiyle küresel sinemanın zirvesine yerleşen Zendaya, jenerasyonunun en etkili ikonu. Çocukken o kadar utangaçtı ki, öğretmenleri ailesine onunla sosyalleşmesi için profesyonel destek almalarını önermişti. Ancak o, bu çekingenliğini annesinin çalıştığı Shakespeare tiyatrosunda kulis tozunu yutarak ve sahnede devleşerek aşmayı başardı. Hollywood'un dayattığı güzellik ve davranış kalıplarına daha kariyerinin başında baş kaldırarak kendi kararlarını alan genç yıldız, yapımcılığını da üstlendiği projelerle sektördeki söz hakkını erkenden tescilledi. Şöhretin ve spot ışıklarının insanı gerçeklikten koparan doğasına karşı her zaman mesafeli ve temkinli yaklaşan Zendaya, bir röportajında bu durumu şu sözlerle özetliyor:
Oyunculuk benim işim ve ona aşığım ama kırmızı halı bittiği an evime gidip, eşofmanlarımı giyip köpeğimle vakit geçiren o sıradan kız olmayı, yani gerçek hayatı korumayı her şeyden çok önemsiyorum.
Örümcek-Adam serisindeki MJ rolüyle çizgi roman dünyasında ezber bozan bir karakter yaratan başarılı aktris, set aralarında resim yapıyor ve örgü örerek zihnini boşaltıyor. Çarpıcı bir müzikal geçmişe ve dans yeteneğine sahip olmasına rağmen, pop yıldızı olmak yerine bu disiplini sinema sahnelerindeki kusursuz beden diline ve zorlu aksan geçişlerine aktarmayı tercih ediyor.
Denis Villeneuve imzalı bilimkurgu destanı Dune ve tenis draması Rekabet'le beyazperdede fırtınalar estirmeye devam eden Zendaya, bugün Hollywood'un gişe garantili birkaç isminden biri konumunda. Moda dünyasının genç ikonlarından biri kabul edilen ve stilisti Law Roach'la birlikte kırmızı halıyı adeta bir performans sanatına dönüştüren yıldız, kırmızı halıda tercih ettiği stil seçimleriyle sık sık popüler kültüre göndermelerde bulunuyor. Milyonlarca hayranı ve takipçisine rağmen sosyal medyaya mesafeli duran aktris, dijital dünyanın zihinsel sağlığını gölgelemesine asla izin vermiyor. Time dergisine verdiği bir röportajda, "İnsanların hata yapmasına izin verilmeyen bir çağda büyüdüm. Oysa hata yapmak, öğrenmenin ve insan olmanın bir parçası" diyerek genç yaşta gelen şöhretin üzerindeki baskıyı samimiyetle dile getirmişti. Farklı türlerdeki yapımlarda risk almaktan çekinmeyen, yapımcılık alanında da söz sahibi olmaya başlayan Zendaya, doğal karizması ve toplumsal meselelerdeki cesur duruşuyla bugün yalnızca bir oyuncu değil, kendi kuşağının en güçlü kültürel figürlerinden biri.
Sadie Sink
Doğum tarihi: 16 Nisan 2002
Hollywood kapısını açan dizi: Stranger Things
Sıçrayış yaptığı Hollywood filmleri: The Whale (Balina), Korku Sokağı (Fear Street) Üçlemesi
Bugün: Dizideki "Max" karakterinin özellikle 4. sezondaki muazzam performansından sonra, Oscar ödüllü yönetmen Darren Aronofsky’nin dikkatini çekti. The Whale filminde Brendan Fraser ile karşılıklı devleşerek rüştünü sinemada da ispatladı.

Broadway sahnelerinde küçük bir çocukken başladığı oyunculuk serüvenini Stranger Things'deki ikonik Max Mayfield karakteriyle dünya çapında bir fenomene dönüştüren Sadie Sink, kuşağının en dikkat çeken oyuncularından biri. Henüz 11 yaşındayken Annie müzikalinde başrolü kaparak disiplini erken yaşta öğrenen genç yıldız, parlak kızıl saçları ve derin mavi gözleriyle izleyicinin hafızasına kazınmayı başardı. Darren Aronofsky'nin Oscar ödüllü filmi Balina'da (The Whale) sergilediği öfke dolu evlat performansı, sadece popüler kültür figürü değil, aynı zamanda ciddi bir karakter oyuncusu olduğunu da kanıtladı. Şöhret basamaklarını hızla tırmanırken spot ışıklarının yarattığı illüzyona kapılmayan Sink, bir röportajında set ortamındaki büyüme sürecini şu sözlerle anlatıyor:
Çok genç yaştan itibaren yetişkinlerin dünyasında, profesyonel bir ortamda var olmak zorundaydım. Bu durum beni akranlarımdan daha hızlı olgunlaştırdı ama ayaklarımın yere sağlam basmasını sağlayan şey de bu erkenden kazandığım sorumluluk bilinci oldu.
Yönetmen koltuğunda Taylor Swift'in oturduğu All Too Well: The Short Film adlı kısa filmde sergilediği hüzünlü ve çarpıcı oyunculuk, müzik dünyasında da uzun süre konuşulmasını sağlayan bir diğer dönüm noktası oldu. Tam bir klasik rock hayranı olan Sadie, karakterlerinin duygusal dünyasına girmek için kulislerde sık sık Fleetwood Mac ve David Bowie dinlediğini belirtiyor. Henüz 14 yaşındayken izlediği bir belgeselden etkilenerek vegan beslenme biçimini seçen genç aktris, o günden beri hayvan hakları savunuculuğu yapıyor ve çevre dostu moda markalarıyla işbirliklerine imza atıyor. Moda dünyasının da radarına giren ve lüks markaların podyumlarında boy gösteren Sink, bu ışıltılı sektöre rağmen abartıdan uzak, minimal ve zahmetsiz bir kişisel stili benimsiyor. Sosyal medya çılgınlığından kasıtlı olarak uzak duran ve telefonunda Instagram uygulamasını bile bulundurmayan yıldız oyuncu, bunun zihinsel sağlığını korumak adına en doğru karar olduğuna inanıyor. Doğal yeteneğini abartılı jestler yerine minimalist bir oyunculuk tekniğiyle harmanlayan Sadie Sink, geleceğin Hollywood'unu şekillendirecek en kalıcı ve vizyoner isimlerden biri.
Anya Taylor-Joy
Doğum tarihi: 16 Nisan 1996
Hollywood kapısını açan dizi: The Queen's Gambit
Sıçrayış yaptığı Hollywood filmleri: Furiosa: Bir Mad Max Destanı'ndaki (Furiosa: A Mad Max Saga), The Menu, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part 2), Kuzeyli (Northman)
Bugün: Bağımsız sinemada Robert Eggers imzalı Cadı'yla (The Witch) tanınsa da pandemi döneminde The Queen's Gambit'le tüm dünyanın tanıdığı bir isme dönüştü. Bu başarı onu doğrudan Furiosa karakteriyle George Miller'ın Mad Max evrenine taşıdı.

Henüz küçük bir çocukken Arjantin'den Londra'ya taşındığında İngilizce öğrenmeyi reddeden ve ancak 8 yaşında Harry Potter kitapları sayesinde bu dile alışan Anya Taylor-Joy, bugün Hollywood'un en büyüleyici ve sıradışı yüzlerinden biri. Küçüklüğünde büyük gözleri yüzünden okulda akran zorbalığına uğrayan ünlü aktris, bu fiziksel özelliğini fantastik sinemanın ve psikolojik gerilim filmlerinin en güçlü silahına dönüştürmeyi başardı. Cadı ve Split gibi yapımlarla kazandığı "çığlık kraliçesi" unvanını, küresel bir fenomene dönüşen The Queen's Gambit'teki dahi satranç oyuncusu Beth Harmon rolüyle taçlandırdı. Karakterlerinin ruhuna bürünürken alışılagelmiş metotların dışına çıkan Taylor-Joy, bir röportajında setlerdeki yoğun duygusal bağını şu sözlerle ifade ediyor:
Oynadığım karakterlerle aramda öyle derin bir bağ oluşuyor ki çekimler bittiğinde sanki gerçek bir yakınımı kaybetmiş gibi bir yas sürecine giriyorum.
Büyük yönetmenlerin birlikte çalışmak için can attığı genç yıldız, sinemadaki başarısının yanı sıra profesyonel bir bale geçmişine sahip olmanın avantajını sahnelerdeki kusursuz beden diliyle gösteriyor. Koku hafızasına inanılmaz derecede güvenen başarılı oyuncu, canlandıracağı her farklı karakter için özel bir parfüm seçiyor ve sete o kokuyu sürerek çıkarak zihinsel olarak role bürünüyor.
George Miller imzalı Furiosa: Bir Mad Max Destanı'ndaki performansı ve aksiyon sahnelerindeki başarısıyla ününü pekiştiren Anya, şimdilerde modern sinemanın en ikonik figürlerinden biri kabul ediliyor.
Klasik ve gotik edebiyata karşı büyük bir tutku besleyen aktris, set aralarındaki boş zamanlarını fantastik öyküler ve senaryolar kaleme alarak değerlendiriyor. Hollywood'un kalıplara sığmayan avangart stil ikonlarından biri olarak lüks moda evlerinin küresel elçiliğini üstlense de günlük hayatında abartıdan uzak ve gizemli bir yaşam sürmeyi tercih ediyor. Kendine has delici bakışları, mistik aurası ve her rolde izleyiciyi etkilemeyi başaran oyunculuk dehasıyla Anya Taylor-Joy, Hollywood'un en özgün yıldızlarından biri.
Independent Türkçe