Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Kahire’deki müzakere turunun üzerinden bir hafta geçti

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
TT

Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)

ABD ile İran arasında, etkileri dördüncü ayına giren savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir uzlaşmaya varılacağı yönündeki açıklamalar art arda gelirken, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin dosyada ise durgunluk sürüyor. Kahire’nin ev sahipliğinde bir hafta önce başlayan yeni müzakere turundan henüz nihai sonuç çıkmadı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Washington ile Tahran arasında beklenen uzlaşmanın Filistin dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda farklı değerlendirmelerde bulundu. Ancak uzmanlar, savaşın sona ermesinin ABD’nin Gazze Şeridi’ndeki anlaşma dosyasına daha fazla odaklanmasına imkân sağlayacağını ve taraflar üzerinde somut ilerleme sağlanması yönündeki baskıyı artıracağını vurguladı.

Yakında gerçekleşmesi muhtemel bir uzlaşı

ABD ile İran arasındaki arabuluculuk girişimlerinde rol oynayan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bir barış anlaşmasına her zamankinden daha yakınız. Anlaşmanın önümüzdeki 24 saat içinde tamamlanmasını bekliyoruz… Bu tarihî barış anlaşmasının kalıcı barış için sağlam bir temel oluşturacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak olası uzlaşmanın Gazze dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı basın açıklamasında, Gazze ve bölgedeki diğer cephelere değinerek, “Hizbullah’tan asla vazgeçmeyeceğiz. Savaşın sona ermesi Lübnan’ı ve diğer cepheleri de kapsayacak” dedi.

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail uzmanı olan Dr. Said Ukkaşe ise Washington ile Tahran arasında gündemde olan uzlaşı mutabakatının Gazze dosyasını kapsayacağını düşünmediğini belirtti. Ukkaşe, söz konusu mutabakatın imzalanmasının ardından ABD yönetiminin en az iki aylık bir süre boyunca dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltebileceğini ve böylece tıkanan anlaşma sürecini ilerletme fırsatı bulabileceğini söyledi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise farklı bir değerlendirmede bulunarak, “İran, uzlaşmanın Lübnan ve diğer bölgeleri de kapsamasını istiyor. Beklenti de bu yönde. Ancak önümüzdeki saatlerde gelişmelerin nasıl şekilleneceğini henüz bilmiyoruz” dedi. Er-Rakab, tamamen sona ermemiş olan Kahire görüşmelerinin, Gazze dosyasında çeşitli uzlaşıların sağlanmasına yönelik bir perspektifin halen varlığını koruduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu kapsamda özellikle Tel Aviv ile iş birliği yapan silahlı gruplar, Gazze’deki silah meselesi ve İsrail’in çekilmesi gibi başlıkların, İran dosyasındaki olası uzlaşıyla eş zamanlı olarak ele alındığını belirtti.

Kahire’deki görüşmelerin sürmesini dikkate alan er-Rakab, Gazze dosyasının hâlâ gündemde olduğunu ve müzakere masasındaki yerini koruduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaların da Gazze dosyasının gelecekteki kapsamlı bölgesel uzlaşı paketinin bir parçası olabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiğini ifade etti.

İsrail’in sert tutumu

Tahran ile Washington arasında üzerinde uzlaşı sağlandığı belirtilen anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz cuma günü yaptığı açıklamada, Tel Aviv’in ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda ABD ve İsrail çıkarlarına dayanan ortak yaklaşımı sürdürmesini beklediğini söyledi. Katz, İsrail’in ‘Lübnan, Suriye ve Gazze’deki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceğini’ vurguladı. Bu İsrail yaklaşımını değerlendiren Ukkaşe, İsrail’in olası bir anlaşmayı engellemeyi sürdüreceğini öne sürerek, Hamas’ın da elinde kalan sınırlı silah kapasitesini korumakta ısrar ederek buna dolaylı katkı sağlayacağını savundu.

Ukkaşe, İsrail’in Gazze Şeridi’nde işgal ettiği bölgelerde kalmaya devam edeceğini ve Filistinlilerin kontrolündeki alanları daraltarak zorunlu göç planlarını hayata geçirmeye çalışacağını ileri sürdü. İsrail’in hâlihazırda Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını kontrol ettiğini belirten Ukkaşe, bu oranın yüzde 75’e çıkarılabileceğini ve Filistinlilerin yalnızca Gazze Şeridi’nin yüzde 25’lik bölümünde yaşamaya zorlanabileceğini iddia etti. Ukkaşe ayrıca, Hamas’ın artık belirleyici bir askerî güç olmaktan çıktığını savunarak, sivillerle doğrudan karşı karşıya gelmenin yüksek maliyeti nedeniyle İsrail’in kapsamlı bir askerî tırmanışa gitmesini beklemediğini ifade etti.

xsd vdc
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir Filistinlinin cenazesini taşıyan Filistinliler (AFP)

Buna karşılık er-Rakab, Lübnan ve İran dosyalarında çözüm sağlanırken Gazze konusunda net bir uzlaşı vizyonuna ulaşılamamasının ciddi riskler doğuracağı uyarısında bulundu. Er-Rakab, böyle bir durumda İsrail’in Gazze’de daha serbest hareket etme imkânı bulabileceğini söyledi. Er-Rakab’a göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’yi elindeki en zayıf müzakere kartı olarak görüyor. Yaklaşan İsrail seçimleri öncesinde Netanyahu’nun destekçi ve seçmen tabanının desteğini korumak amacıyla Gazze’deki politikalarını sürdürmeye ihtiyaç duyduğunu belirten er-Rakab, bunun Filistinlilere yönelik saldırıların devam etmesi riskini artırdığını ifade etti.

Arabulucuların yolu

Bu endişelerin gölgesinde uluslararası çevreler, bölgedeki çözüm sürecinin tüm dosyaları kapsayan kapsamlı bir nitelik taşıması gerektiğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, 9 Haziran’da X platformunda yaptığı paylaşımda, “Tüm saldırılar derhâl durmalıdır. Lübnan, İran ve Gazze’deki ateşkes anlaşmalarına eksiksiz şekilde uyulmalıdır” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin açıklamaları, Filistinli gruplarla arabulucular arasında Kahire’de yürütülen ve Gazze Şeridi’nde kalıcı ateşkese ulaşmayı amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. AFP’ye konuşan Filistinli bir kaynağa göre taraflar, Gazze’de silahların ‘üzerinde mutabık kalınacak bir Filistin kurumunun’ kontrolünde toplanması prensibi üzerinde anlaşmaya varırken, İsrail’in vereceği yanıt bekleniyor.

Uzmanlara göre bu süreçte İran savaşının sona ermesi dengeleri değiştirebilir. Ukkaşe, savaşın bitmesinin ABD yönetiminin dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltmesine olanak sağlayacağını, bunun da arabulucuların Hamas üzerindeki baskıyı artırarak müzakerelerde ilerleme sağlamalarına yardımcı olabileceğini belirtti. Ukkaşe ayrıca, böyle bir senaryoda İsrail’in de gerçek anlamda bir geri çekilmeye yönelmesinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Er-Rakab ise Kahire ve diğer arabulucuların, bölge açısından kritik bir dönemde Gazze anlaşmasını ilerletmek amacıyla yoğun çabalarını sürdürdüğünü söyledi. Er-Rakab, bu girişimlerin İran ile ABD arasında beklenen uzlaşıdan güç alabileceğini belirterek, Kahire’deki mevcut müzakere turunun, Netanyahu’nun Gazze’de savaşın ve yıkımın sürmesini hedeflediği öne sürülen planın önündeki engelleri kaldıracak bir çözümle sonuçlanmasının önem taşıdığını vurguladı.



ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon
TT

ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Brian Katulis

Amerikalı seçmenlerin Ortadoğu'ya yönelik tutumları son yıllarda dikkat çekici ve derin değişimler geçirdi ve önümüzdeki on yılda ABD'nin bölgeye yönelik politikasında radikal bir yeniden şekillenmenin taşlarını döşeyebilecek önemli değişiklikler öne çıktı. Trump yönetiminin Ortadoğu'ya yaklaşımı, seçmenler arasında yaygın, çoğunlukla olumsuz tepkiler uyandırdı. Bölgedeki ABD politikasına yönelik bu hoşnutsuzluk arttıkça, Washington nihayetinde kendisini Ortadoğu'daki en önemli ortaklarıyla, başta İsrail olmak üzere, ilişkilerinin doğasında temel bir değişimle karşı karşıya bulabilir.

Açıklığa kavuşturmak gerekirse, Ortadoğu, Amerikalı seçmenlerin çoğunluğu için en önemli öncelik değil. Kritik ara dönem kongre seçimlerine sadece altı hafta kala, seçmenlerin büyük bir kesimine olumsuz bir hava hakim; bu kesimin endişeleri öncelikle ekonomik baskılar ve göç, sağlık hizmetleri ve devlet kurumlarının reforme edilmesi ve güçlendirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi acil iç meseleye odaklanmış durumda. Dış politikaya gelince, seçmenlerin öncelik listesinde alt sıralarda yer alıyor. Yakın zamanda Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir kamuoyu yoklaması, seçmenlerin yalnızca yüzde 4'ünün bu yılki seçim kampanyası sırasında kongre adaylarının dış politika konularındaki pozisyonlarını bilmek istediğini ortaya koydu.

İran ile yeniden savaş olasılığının işaretleri ufukta görülüyor, ancak bu konudaki tartışmalar nadiren potansiyel sonuçlarına veya yansımalarına değiniyor. Zira dikkatler öncelikle ekonomik maliyetine odaklanıyor. Savaş ve Ortadoğu'ya hakim olan istikrarsızlık nedeniyle yakıt ve gıda fiyatlarındaki keskin artış, Amerikan gelirlerini doğrudan etkiliyor; öyle ki bazı ekonomistler bu artışların ortalama bir ailenin giderlerine 1.000 dolara kadar ek yük bindirebileceği tahmininde bulunmaya başladı.

İsrail, Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara olan güveninin azalmasına katkıda bulundu

Özünde, bu seçim ekonomi etrafında dönüyor; bu da çoğu Amerikalının Ortadoğu meselelerine yönelik bakış açısıdır, yani, bu meseleler yankıları günlük yaşamlarını doğrudan etkilediği ölçüde onlar için önemlidir. Ancak bölgeye dair Amerikan bilincinde hakim olan imaj bir gecede oluşmadı. Aksine, 11 Eylül saldırılarından sonraki çeyrek yüzyıl boyunca netleşti. Bu yıllara, sürekli savaşlar, terör saldırıları ve dünyayı yüzyıllarca geriye götürmeyi amaçlayan radikal ve gerici örgütlerin yükselişi damga vurdu ve Amerika Birleşik Devletleri tüm bunların bedelini ağır bir şekilde ödedi.

İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısı

Son on yıl aynı zamanda özellikle genç nesiller arasında, İsrail ile “özel ilişki”ye yönelik olumsuz tutumların giderek genişlemesiyle birlikte, Amerikan bakış açısında da dikkat çekici bir değişime sahne oldu. Bu değişim kendiliğinden olmadı ve Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'in eylemlerine ve yaptıklarına karşı bir tepkiye de indirgenemez.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısına üç ana faktör katkıda bulundu. Birinci faktör, İsrail işgalinin devam etmesinin ve Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'ndeki toprak gaspının genişlemesinin, Amerikalıların bir kesimi arasında artan bir kızgınlığa neden olmasıdır. Amerikalı vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım da, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran ve bölgeyi adil ve kalıcı bir barış umudundan daha da uzaklaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırmıştır.

dvf
 Eski ABD Başkanı Barack Obama ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde yaptıkları görüşme sırasında, 9 Kasım 2015 (Reuters)

İkincisi, İsrail giderek Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin, özellikle de mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu'nun tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara duyduğu güvenin azalmasına ve siyasi güvenilirliklerinin sorgulanmasına katkıda bulundu. Bunun en önemli örneklerinden biri, Netanyahu'nun 2015 başlarında Kongre önünde yaptığı ve Obama yönetiminin o dönemde müzakere ettiği İran nükleer anlaşmasını eleştirdiği konuşmasıdır. Bu konuşma bir dönüm noktası oldu ve hâlâ İsrailli sağcı liderlerin ve seslerin Amerikan siyasetine müdahalesinin açık bir örneği olarak gösteriliyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu arasında, en azından yakın zamana kadar var olan yakın ilişki de bu partizan ayrılıkların derinleşmesine ve şiddetlenmesine katkıda bulundu.

Amerikan vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırdı

Son olarak, İsrail'de aşırı sağın yükselişi, Amerikan ve İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki değer uçurumunu derinleştirdi. Bu uçurum, yıllar içinde giderek sağa kayan İsrail siyasi sahnesinin liderlerinin benimsediği politikalar ile kendi değerleri arasında derin bir çelişki gören önde gelen Amerikalı Yahudi sesler arasında açıkça görülüyor. Bu çelişki, özellikle mevcut bakanlar İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere bazı İsrailli siyasi figürlerin söylemlerinde belirgin bir şekilde görülüyor; bu figürlerin Filistinlilere yönelik aşağılayıcı dili, birçok Amerikalının daha önce İsrail’e dair algılarıyla tutarlı olduğunu düşündükleri temel değerleriyle çelişiyor. Benzer şekilde, bazı aşırı İsrailli politikacıların Filistinlilerin vatanlarından sürülmesiyle ilgili önerileri, özünde, 1995 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin'i öldüren Yigal Amir'in fikirlerine yakındır.

Bu faktörler, NBC News'in yakın zamanda yaptığı bir ankette Amerikalı seçmenlerin yüzde 55'inin İsrail'e para ve silah sağlamayı destekleyen bir adaya oy verme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren sonuçları büyük ölçüde açıklıyor.

ABD politikası hızla değişmeyecek

İsrail'e yönelik Amerikan tutumları, siyasi yelpazenin her kesiminin önde gelen isimlerinden gelen eleştirilerin artmasıyla birlikte, dikkat çekici bir değişim geçiriyor. Soldan, New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani ve Michigan'dan Demokrat Senato adayı Abdul Rahman el-Sayed gibi isimler öne çıkıyor. Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve muhafazakar bir medya figürü olan Tucker Carlson da dahil olmak üzere sağın önde gelen isimlerinden de sert eleştiriler geliyor.

cfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 28 Temmuz 2026 (AFP)

Bununla birlikte, dört faktör, ABD'nin İsrail'e yönelik politikasındaki değişim hızını yakın vadede sınırlayabilir. Öncelikle, ikinci Trump yönetimi ve üst düzey yetkilileri, birçok temel değeri paylaşmanın yanı sıra, önemli konularda büyük ölçüde sağcı İsrail hükümetiyle aynı çizgide kalmaya devam ediyor. Trump'ın görev süresinin bitimine iki yıldan fazla bir süre kala, yönetiminin İsrail'e açık destek yaklaşımını temelden değiştirmeye yönelmesi pek olası görünmüyor.

İkincisi, mevcut göstergeler Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da ek sandalyeler kazanacağını gösterse de, özellikle Kongre içinde aralarındaki büyük yakınlaşma göz önüne alındığında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki keskin partizan bölünmenin Amerikan siyasetinin belirleyici bir özelliği olarak kalması muhtemeldir. Aynı zamanda, ABD'nin İsrail'e yardımını durdurmaya yönelik son Kongre oylamalarında da görüldüğü gibi, Cumhuriyetçi Parti içindeki İsrail karşıtı akımın etkisi sınırlı olmayı sürdürüyor; bu eğilimi destekleyen Cumhuriyetçilerin sayısı çok azdı.

Üçüncü faktör, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikaları ile ilgili konuların genellikle büyük ölçüde elit kesimdeki tartışmalar ile sınırlı kalmaya devam etmesi ve özellikle Demokrat Parti dışında, genel seçimlerde seçmenlerin tercihlerini etkileyen belirleyici bir faktör oluşturmamasıdır. ABD politikasının dikkati öncelikle dış politika konularından ziyade iç meselelere odaklandığı için, bu gidişatın bir sonraki Kongre kurulduktan sonra bile önemli ölçüde değişmesi olası değil.

fgthyı
ABD'deki Times Meydanı'nda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu sırasında düzenlenen Filistin yanlısı bir gösteri, 24 Eylül 2026, New York (Reuters)

Son olarak, yaklaşan İsrail seçimleri, politikalarda temel bir değişime yol açmasa bile, yeni yüzler ve farklı bir siyasi söylem getirebilir. Netanyahu'nun imajı ABD'nin büyük kesimlerinin gözünde zedelendi ve şimdi bazı çevrelerde, hatta yakın müttefiki Başkan Trump tarafından bile güvenilmez bir figür olarak görülüyor. Bu sonbaharda yapılacak İsrail seçimleriyle birlikte, yeni siyasi liderler öne çıkabilir ve bu da, İsrail politikalarının özünde benzer bir değişiklik anlamına gelmese de, mevcut algılarda bir değişime katkıda bulunabilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı, Demokrat Parti içindeki ön seçimlerde ve partinin geleneksel olarak baskın olduğu bölgelerde şu anda yaşanan değişimlerin, 2027 ve 2028'e kadar ABD'nin İsrail'e yönelik politikasında temel bir değişikliğe neden olma olasılığı sınırlı. Buna ek olarak, Ortadoğu bu kısa dönemde, sahneyi yeniden şekillendirebilecek çok sayıda gelişmeye tanık olabilir.


Trump, büyük operasyonlara dönüşü değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
TT

Trump, büyük operasyonlara dönüşü değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)

ABD’nin İran’a yönelik tehditlerinin arttığı ve savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde, Başkan Donald Trump yönetimi bir sonraki aşamaya ilişkin istişarelerini yoğunlaştırıyor. Bu süreçte askeri seçeneğin devreye girme ihtimalinin arttığına dair işaretler bulunuyor.

Bu atmosferde Başkan Trump, üst düzey yönetim yetkililerinden “büyük operasyonlara” yeniden dönülmesi ihtimalini değerlendirmelerini istedi. Trump, Tahran’ın Washington ile bir anlaşmaya varamaması halinde çatışmaların sürdürülmesi ihtimaline işaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre, üç üst düzey ABD’li yetkili, üst düzey yetkililerin İran’la savaşta atılacak sonraki adımları ve yeni bir çatışma aşamasına hazırlıkları görüşmek üzere Camp David’de saatler süren gizli bir toplantı gerçekleştirdi. Habere göre toplantıya Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlık etti. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff, CIA Direktörü John Ratcliffe ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine de katıldı.

Yetkililerden biri, “Bu toplantıda bazı konular karara bağlandı, bazıları ise derinlemesine ele alındı” ifadelerini kullandı.


ABD Dışişleri Bakanlığı, BM’deki İran heyetinden iki kişinin sınır dışı edildiğini doğruladı

Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, BM’deki İran heyetinden iki kişinin sınır dışı edildiğini doğruladı

Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin kısa süre önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılan İran heyetinin iki üyesini, ülkeden ayrılmaları yönündeki talimata uymamaları üzerine “sınır dışı ettiğini” bildirdi.

ABD’li bir yetkili, “İran heyetinin iki üyesinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarının sona ermesinden uzun süre sonra hâlâ New York’ta bulunduğu tespit edildi. Şimdi ABD’den sınır dışı edildiler” dedi. Yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “söylediklerinde ciddi olduğunu” belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ABD medyası, Dışişleri Bakanlığı’nın İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyetten pazartesi günü ülkeden ayrılmalarını istediğini bildirdi. Bakanlık, İran’ın BM nezdindeki misyonundan söz konusu iki heyet üyesinin cuma günü hâlâ ülkede bulunduğunu öğrenmesinin ardından onları sınır dışı etme yoluna gitti.

“Axios” haber sitesine göre, heyet üyelerinden biri cuma gecesi, diğeri ise cumartesi sabahı ABD’den ayrıldı.

ABD’li ve İranlı yetkililer, geçen hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta bir araya gelmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açma önerisini reddetmişti. Ancak Trump, ABD medyasına yaptığı açıklamada görüşmelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlamasını beklediğini söyledi.

Buna karşılık İran resmi haber ajansı IRNA, Tahran ile Washington arasında planlanmış başka doğrudan görüşme bulunmadığını bildirdi.