Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Bu dönüşümler, CNIM’in son 15 yılda geçirdiği evrimi gözler önüne sererken analistler, köylülerin bu yönetimden neden memnun olduğunu açıkladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
TT

Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)

Reuters

Mali'deki El Kaide bağlantılı radikaller, her birkaç ayda bir düzenlenen ve artık rutin hâle gelen toplantılardan birinde, Butchi köyünün erkeklerini kerpiçten yapılma bir camiye çağırarak tarım ve hayvancılık üzerinden vergi toplayıp, ardından yoksullara yiyecek, ilaç ve hayvan dağıtımı yaptı.

Ancak Nijer Nehri kıyısındaki bu köyde yaşayan çoban Amadou, aynı radikallerin beş yıl önce Butchi'de İslam hukukunu yorumlama biçimlerini sorgulayan, imam dahil olmak üzere herkesi boğazlamakla tehdit ettiğini söyledi.

Artık böyle konuşmadıklarını söyleyen Amadou, radikallerin tehdit ya da şiddete başvurmaksızın dini mesajlarını yaymaya odaklandığını anlattı.

Söz konusu radikaller, 2017 yılında kurulan ve El Kaide'ye biat eden Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) örgütüne üyeler. CNIM, geçtiğimiz on yılı Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde yıldırma ve güç yoluyla nüfuzunu pekiştirerek geçirdi. Bu süreçte müziği, sigarayı ve düğün törenlerini aşamalı olarak yasakladı.

Başlangıçta varlığı çöl ve dağlardaki sığınaklarla sınırlı kalan CNIM, 2020 yılında iktidara el koyan Mali ordusu subaylarının Fransa ve Birleşmiş Milletlere (BM) ait yaklaşık 15 bin askeri sınır dışı edip isyancıları bastırmak için Rusya’nın paralı askerlerden yardım istemesinden bu yana güç kazandı.

Örgüt yeni gücünü nisan ayında Mali genelinde düzenlediği cüretkâr saldırılarla kanıtladı. Başkent Bamako'daki havalimanını hedef aldı. Burada Savunma Bakanı Sadio Camara’yı öldürdü ve Tuareglerin öncülüğündeki ayrılıkçılarla koordineli biçimde kuzeydeki bir dizi askeri üssü ele geçirdi.

Mali hükümeti her iki grubu da ülkedeki şiddet ve istikrarsızlıktan sorumlu tuttuğu terör örgütleri olarak nitelendiriyor. Moskova ise Mali'deki isyancılarla mücadeleyi sürdürme kararlılığını yineledi.

Bununla birlikte söz konusu militan örgüt artık El Kaide ve DEAŞ’a bağlı silahlı grupları bünyesinde barındıran ve Batı Afrika genelinde 3 bin kilometre boyunca uzanan büyüyen bir kuşağın merkezinde yer alıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Kasım ayında bu grupların birleşerek giderek artan küresel bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Ancak öne çıkan askeri başarıların ötesinde, sakinler CNIM’in kontrolünü pekiştirdiği bölgelerde bir dönüşümün yaşandığını söylüyor. Örgütün söylemi yumuşadı. Mali'nin orta kesimlerinde örgütün kontrolü altındaki bir bölgede yaşayan yedi kişi Reuters'a yaptıkları açıklamada, militanların artık idari görevler üstlendiğini, çobanlar ile çiftçiler arasındaki kronik arazi uyuşmazlıklarını çözmeye çalıştığını, yardım kuruluşlarının bölgeye giriş çıkışına izin verdiğini ve bazı hükümet memurlarının yönettikleri köylerdeki akrabalarını ziyaret etmesine izin verdiğini aktardı.

Sahel bölgesi uzmanı ve Mali'deki militan grupların büyümesini on yılı aşkın süredir inceleyen Corinne Dufka, yaptığı değerlendirmede, "Ne kadar güçlenirlerse o kadar az vahşet sergiliyorlar" dedi.

CNIM’in kalelerini yönetmede başarılı olduğunu, ancak sakinlerin boyun eğmesinin aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisine karşılık geldiğini de vurgulayan Dufka, “Bir baskı, korku ve ikna karışımı söz konusu. Bu örgüt bünyesinde yaşamış, evlenmiş ve büyümüş olanlar dahil pek çok köylü bunun artık yeni gerçek olduğunu kabul etti” yorumunda bulundu.

Bölge sakinleri, cezalandırılma korkusu nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması ya da yalnızca isimlerinin kullanılması koşuluyla Reuters'a konuşurken Mali hükümeti ve ordu sözcüsü yorum taleplerine yanıt vermedi.

Hükümet diyaloğu reddediyor

Bu dönüşüm, Mali'deki İslamcı radikalizmin son on beş yılda geçirdiği evrimi gözler önüne seriyor.

Silahlı militan gruplar, Tuareg ayrılıkçılarıyla ittifak kurarak Mali'nin geniş toprakları üzerinde ilk kez 2012 yılında kontrollerini dayattılar. Yerli ve yabancı militanlardan oluşan bu bileşim, Timbuktu şehrinde yüzyıllık türbeleri tahrip etmeyi de kapsayan aşırı bir İslam hukuku yorumunu dayattı; alenen infaz ve kırbaçlama uygulamalarına başvurdu.

Sahel uzmanları ve CNIM ile birlikte çalışan Tuaregler liderliğindeki ayrılıkçılara göre dört ayrı gruptan oluşan bu örgütün kontrolündeki bölgeleri barışçıl biçimde yönetme kapasitesini giderek daha fazla sergilemeye ve böylece siyasi meşruiyet kazanmaya çalışıyor.

Ayrılıkçı hareketin kıdemli isimlerinden ve geçtiğimiz nisan ayında CNIM ile iş birliği yaparak İslamcı isyancılarla kesintili ittifakını sürdüren Bilal Ag el-Şerif, örgüt içinde şeriatın yerel yorumlarına açılım ve ülkede daha fazla ‘kapsayıcılık’ çağrıları gibi ‘olumlu değişimler’ gözlemlediğini söyledi. Artık Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) adıyla bilinen ayrılıkçıların lideri Şerif, Mali'nin kuzeyinden telefonla Reuters'a yaptığı açıklamada, “Artık bu bölgede barış ve istikrarı tartışmaya, bizim açımızdan önemli olan faktörleri gelecek vizyonları çerçevesinde ele almaya ve barışa ulaşmak amacıyla herkesle diyalog kurmaya açıklar” dedi.

FLA’nın CNIM üyelerini El Kaide ile bağlarını keserek yerel meselelere odaklanmaya teşvik ettiğini de belirten Şerif, “Bu konuya olumlu yaklaşıyor, biz de bunu son derece önemli buluyoruz" şeklinde konuştu. Şerif, örgütün sürece dahil edilmesi olmaksızın Kuzey Mali'deki çatışmaya çözüm bulmanın güç olduğunu da sözlerine ekledi.

CNIM ise mevcut hedeflerinin Rus güçlerini Mali'den çıkmaya zorlamak ve 2020 ile 2021'de gerçekleştirilen iki darbede iktidara el koyan ordu subaylarını uzaklaştırmak olduğunu açıkladı.

CNIM, nisan ayındaki saldırılarının ardından söylemini değiştirdi. Malilileri hükümeti devirmek ve İslam hukukuna dayalı yeni bir Mali inşa etmek için kendi saflarına katılmaya çağıran nadir bir Fransızca bildiri yayımladı. Örgüt, militanların kalelerinden Mali'nin güneyinde yaygın biçimde konuşulan Bambara dilinde konuşan Malili bir savaşçının yer aldığı videoları da giderek daha fazla kullanmaya başladı.

CNIM, büyük şehirler üzerinde kontrol sağlamamış olup 2024'te iktidara geçen El Kaide bağlantılı Suriyeli muhalefet savaşçılarından farklı olarak şu an için başkenti ele geçirmeye yönelik bir niyet taşıdığına dair bir işaret bulunmuyor.

Nisan saldırılarının ardından militanlarca çekilerek sosyal medyada paylaşılan başka bir videoda ise CNIM üyeleri, Tessalit'te esir aldıkları Malili askerleri serbest bırakmaya hazırlandıkları görüldü. Oysa örgütün geçmişteki zaferlerinin ardından radikaller esir askerleri infaz etmişti.

Analistler CNIM’in Mali'nin siyasi geleceğine ilişkin müzakerelerde söz sahibi olmak istediğini, ancak askeri hükümetin bunu reddettiğini belirtiyor. Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, geçtiğimiz mayıs ayında CNIM ile FLA’ya atıfla “Hükümet, yıllardır halkımızın acı çekmesine neden olan trajik olaylardan sorumlu yasadışı silahlı terör örgütleriyle diyalog kurma niyetinde değildir" dedi. Rusya Savunma Bakanlığı yorum talebine yanıt vermezken Reuters, CNIM’e ulaşamadı.

"Öldürülmedik"

Örgüt katliam gerçekleştirmekle suçlanmakta ve korkunç şiddet eylemlerini sürdürme kapasitesini koruyor.

Ocak ayında CNIM üyeleri bir yakıt konvoyuna düzenledikleri saldırıda bir kısmını boğazlayarak 12 kişiyi öldürdü. Direniş gösteren bölgeler ise toplu cezalandırmalarla karşı karşıya kalıyor. Mayıs ayında isyancılar Mali’nin orta kesimlerindeki iki köye saldırarak yaklaşık 50 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Buna karşın örgütün kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar Reuters'a çoğunlukla Mali ordusu ve müttefik kuvvetlere kıyasla daha öngörülebilir, daha az yolsuzluk ve daha az şiddet barındıran bir yönetim biçimini anlattı.

Örgütün 2017 yılında kontrolü ele geçirdiği Mopti bölgesindeki Birga-Peul köyünden Aminata şunları söyledi:

“CNIM, bölgenin kontrolünü ele geçirdiğinden bu yana kendimizi güvende hissediyoruz. Yönetimlerine uymak zor olsa da buna alıştık... Öldürülmedik" dedi.

Örgütün başlangıçta Mali dışından gelen militanlara atıfla bölgedeki yabancı güçler kadar şiddet göstermediğini ifade eden Aminata, CNIM’in artık topluma çok daha fazla entegre olduğunu da vurguladı.

Aminata, "Hoşgörülüler ve futbol ile Android telefonlar gibi pek çok konuda göz yumuyorlar" diye de ekledi.

CNIM, kontrolü altında olmayan bölgeleri de zaman zaman kuşatıyor. Yine Mopti'ye bağlı Diafarabe köyünden bir kaynak, örgütün bir yıl önce kuşatma başlatmasının ardından gıda ve ilaç yetersizliği nedeniyle 13 çocuk ile yaşlılar dahil 40 yetişkinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Köy sakini, “İnsanlar köyden 500 metre bile uzaklaşamıyor. Bu yüzden artık balık yok, et yok, odun yok" ifadelerini kullandı.

Reuters rakamları bağımsız olarak doğrulayamazken CNIM’e de yorum için ulaşamadı.

"İyi bir ilişki"

Radikallerin Mali'de düğün törenlerini yasaklamak gibi özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar, Batı Afrika'nın İslam diniyle olan köklü tarihiyle çelişiyor. Bu coğrafyada İslam öğretileri geleneksel olarak yerel kültürlerle iç içe geçmiş durumda.

Bununla birlikte reformcu hareketler son birkaç on yılda, çoğunlukla yoksul topluluklarda sağlık ve eğitim sektörlerini finanse ederek etki alanlarını genişletti. Uzmanlar, bunun yanı sıra hükümet kuvvetleri, müttefik milisler ve Rus güçlerinin sivillere yönelik ihlallerinin de militanlara zemin hazırladığını belirtiyor.

CNIM’in yedi yıldır kontrol ettiği, Mali'nin orta kesimlerindeki bir köyde yaşayan Hambarki (57), militanların erkeklerin tıraş olmasını ve kadınların ticaret yapmasını nasıl yasakladığını anlattı.

Hambarki başlangıçta cezaların aleni kırbaçlama gibi ağır yaptırımları kapsadığını, ancak artık ‘aşırılıkçı söyleminin’ yumuşadığını belirtti. Hutbeler birlik ve toplumsal dayanışma çağrılarına odaklanırken CNIM, yaptırım uygulamadan önce uyarıyor.

BM ve insan hakları kuruluşları, Mali ordusunu ‘CNIM ve diğer isyancılarla iş birliği yaptığından şüphelenilen sivilleri infaz etmekle’ suçladı.

Silahlı çatışmaları izleyen kuruluş Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi'nin (ACLED) verilerine göre Malili askerler ve Rus güçler, son iki yılda radikallerin öldürdüğünden üç ila dört kat daha fazla sivili öldürdü.

Mali hükümeti ise askerlerinin sivilleri hedef aldığına dair suçlamaları reddederek ölenlerin terörist olduğunu savundu.

Reuters'a konuşan altı yerel sakin, sivillerin ordu ya da onun müttefiki olan güçler tarafından ihlallere maruz kaldığını bildirdi. İçlerinden bazıları, bu durumun köylerindeki gençleri CNIM’e katılmaya ittiğini söyledi.

Butchi'de yaşayan çoban Amadou ise "İnsanlar onlara daha fazla güveniyor, iyi bir ilişkileri var” ifadelerini kullandı.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.