‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Dünyanın en kritik deniz ticaret yollarından birinde ticareti felce uğratan ve üç buçuk aydan uzun süredir devam eden durgunluğun ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın Washington ile Tahran’ın savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı derhal yeniden açmayı öngören ön barış anlaşmasına vardığını açıklaması küresel ekonomide umutları yeniden canlandırdı.

Trump’ın kendi sosyal platformu üzerinden yaptığı, “Dünya gemileri, motorları çalıştırın... Petrol akmaya başlasın!” şeklindeki coşkulu paylaşımı, 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından sert dalgalanmalar yaşayan enerji ve finans piyasaları için uzun süredir beklenen bir yeşil ışık olarak değerlendirildi.

Tarafların ön mutabakat zaptını önümüzdeki cuma günü İsviçre’de resmen imzalayacağının açıklanmasının ardından küresel piyasalar jeopolitik gerilimin azalmasını hızla fiyatlamaya başladı. Gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’i aşan düşüşle varil başına 84 doların altına gerileyerek savaşın ilk günlerinin yaşandığı mart ayından bu yana en düşük seviyelerini gördü. Öte yandan Tokyo ve Seul borsalarında hisse senedi endeksleri yaklaşık yüzde 5 yükselirken, kripto para piyasasında da yeniden hareketlilik yaşandı. Bitcoin’in değeri 65 bin 600 dolar seviyesinin üzerine çıkarak yükselişini sürdürdü.

Asya... En büyük kazanan

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, Körfez enerji kaynaklarına yüksek derecede bağımlı olan ve ekonomik sonuçların en ağır yükünü taşıyan Asya için bir can simidi niteliği taşıyor. Zira boğazdan geçen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlası normal şartlarda Asya pazarlarına ulaşıyor. Savaşın sürdüğü aylarda Asya para birimleri değer kaybederken, enflasyon baskısı da belirgin şekilde arttı. Enerji arzındaki ciddi daralma, özellikle Pakistan, Vietnam ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerin ekonomik görünümünü olumsuz etkiledi. Filipinler, yaşanan enerji sıkıntısı nedeniyle ulusal enerji acil durumu ilan etmek zorunda kaldı.

sdfvbf
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Japonya ve Güney Kore gibi güçlü rezervlere sahip sanayileşmiş ekonomiler de şişen enerji ithalat faturaları nedeniyle ulusal para birimleri üzerinde benzeri görülmemiş baskılarla karşı karşıya kaldı. Bu nedenle bölge liderleri anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, anlaşmayı ‘çözüme doğru atılmış büyük bir adım’ olarak nitelendirirken, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve serbest deniz ulaşımının kalıcı biçimde sağlanmasını umduğunu ifade etti. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de benzer bir değerlendirmede bulunarak, bu stratejik geçiş koridorunun yeniden işler hale gelmesinin bölge ekonomileri üzerindeki baskıların hafifletilmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Etkisi yıl sonuna kadar sürecek

Piyasalarda hâkim olan iyimser havaya rağmen ekonomi uzmanları ve enerji sektörü analistleri temkinli olunması gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre ticaret akışlarının tamamen normalleşmesi haftalar, hatta bazı alanlarda aylar sürebilir. Enerji danışmanlık şirketi Wood Mackenzie’nin Asya-Pasifik Bölgesi Başkan Yardımcısı Joshua Ngu, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla birlikte petrol ve doğal gaz sevkiyatlarının hızla başlayacak olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Ancak Ngu’ya göre, boğazın kapalı kaldığı her gün ekonomik hasarın boyutunu artırırken, lojistik sektöründeki aksaklıkların da daha derin ve kalıcı hale gelmesine yol açtı.

Uzmanların dikkat çektiği en karmaşık sorunlardan biri ise sıvılaştırılmış doğal gaz piyasası olarak öne çıkıyor. Asya’da doğal gaz fiyatları genellikle petrol fiyatlarını üç ila altı aylık gecikmeyle takip ediyor. Bu nedenle mart ayında varil başına 100 dolara kadar yükselen petrol fiyatlarının etkisi, önümüzdeki aylarda doğal gaz piyasalarına daha belirgin şekilde yansıyacak. Bu durum, petrol fiyatlarında yaşanan son gerilemeye rağmen doğal gaz ve elektrik fiyatlarının yükselmeye devam edebileceği anlamına geliyor. Uzmanlar, enerji maliyetlerinin en azından yıl sonuna kadar tüketiciler ve sanayi sektörü üzerinde baskı oluşturmayı sürdürebileceği görüşünde.

Gübre ve petrokimyasallar

Hürmüz Boğazı’nın önemi yalnızca petrol sevkiyatlarıyla sınırlı değil. Boğaz aynı zamanda günlük yaşam ve küresel üretim açısından kritik öneme sahip stratejik ürünlerin ticaretinde de kilit rol oynuyor. Körfez ülkeleri, azotlu gübrelerin temel bileşeni olan üre gübresinin küresel arzının üçte birinden fazlasını karşılıyor. Boğazın kapanması ise Güneydoğu Asya’da mayıs ile temmuz ayları arasındaki kritik ekim sezonunu olumsuz etkiledi. Asya Kalkınma Bankası Baş Ekonomisti Albert Park, yaşanan aksamanın küresel gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, tarımsal verimdeki düşüşün etkilerinin yılın ilerleyen dönemlerinde daha belirgin şekilde hissedileceği uyarısında bulundu.

Sanayi cephesinde ise Japonya ve Güney Kore’deki fabrikalar, plastik ve gıda ambalajı üretiminde kullanılan hayati öneme sahip bir petrol türevi olan nafta tedarikinde ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Ayrıca yarı iletken üretiminde kritik rol oynayan helyum gazı arzında da önemli daralmalar yaşandı. Japonya Doğal Kaynaklar ve Enerji Ajansı danışmanlarından Haruhiko Sakaino, Bloomberg’e yaptığı değerlendirmede tedarik zincirlerinde meydana gelen hasarı ‘yıkıma uğramış kılcal damarlara’ benzetti. Sakaino, sorunun yalnızca ithalatın yeniden başlamasıyla çözülemeyeceğini belirterek, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim kapasitelerini eski seviyelerine ulaştırmalarının yaklaşık bir yıl sürebileceğini ifade etti.

Hindistan: Beklenen toparlanma ve daha düşük fatura

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri olan Hindistan açısından anlaşma, önemli bir ekonomik rahatlama anlamına geliyor. Başlıca enerji tedarikçilerinden gelen petrol ve doğal gaz tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli şekilde geçmeye başlaması, son aylarda rekor seviyelere çıkan nakliye maliyetleri ile deniz taşımacılığı şirketlerinin uyguladığı yüksek risk sigortası primlerinin düşmesine katkı sağlayacak. Bu normalleşmenin ilk somut işaretlerinden biri, Katar’dan yüklediği sıvılaştırılmış doğal gaz kargosuyla Hindistan’ın Dahej terminaline doğru yola çıkan Disha adlı LNG tankerinin boğazı geçmesi oldu. Söz konusu gemi, mart ayının başından bu yana Hürmüz Boğazı’nın batısında bekletiliyordu.

xcsdvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol fiyatlarında yaşanacak kalıcı düşüşün Hindistan ekonomisine çok yönlü katkı sağlaması bekleniyor. Daha düşük enerji fiyatları, ülkenin yüksek ithalat faturasını azaltırken rupi üzerindeki baskıyı hafifletecek, cari açığın daralmasına yardımcı olacak ve enflasyonun kontrol altına alınmasını destekleyecek. Olumlu etkinin havacılık, petrokimya, gübre ve lojistik sektörlerine de yansıması öngörülüyor. Yüksek yakıt maliyetleri nedeniyle son dönemde ciddi zararlarla karşı karşıya kalan bu sektörlerdeki birçok şirketin, bir çeyrekte uğradığı kayıpların neredeyse bir yıllık kâra eşdeğer seviyelere ulaştığı belirtiliyor.

Kaygılar ve belirsiz bir gelecek

Bununla birlikte, piyasalardaki mevcut iyimserliğin sürmesi, büyük ölçüde jeopolitik ortamın istikrarlı kalmasına ve Ortadoğu’da çatışmaların yeniden alevlenmemesine bağlı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin ayrıntıların henüz netleşmemiş olması, belirsizlikleri koruyor. İran’ın Fars haber ajansı, boğazdaki gemi trafiğinin İran ile Umman tarafından ortaklaşa düzenleneceğini bildirdi. Ancak bu yaklaşımın, anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak seyrüsefer özgürlüğünü gören Washington’ın tepkisini çekebileceği değerlendiriliyor. Öte yandan mevcut anlaşma, İran’ın nükleer programının geleceğine ilişkin müzakereler için yalnızca 60 günlük bir süre öngörüyor. Bu durum, varılan uzlaşının kalıcı bir çözümden ziyade geçici bir düzenleme niteliği taşıdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Uzmanlara göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla mevcut kriz sona erse bile yaşananlar küresel ticaret ve enerji stratejilerinde kalıcı değişimlere yol açmış durumda. Hem enerji ithalatçısı hem de ihracatçısı ülkeler, dünya ekonomisinin yeniden yalnızca ‘30 kilometrelik bir geçiş koridoruna’ bağımlı kalmaması için ticaret güzergâhlarını ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikalarına hız vermiş bulunuyor.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News