İslamabad Anlaşması’nın dinamikleri: Lübnan İsrail ile İran arasında ‘caydırıcılık laboratuvarına’ dönüştü

Müzakere süreci Trump ve Avn'ın görev sürelerini aşabilir

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

İslamabad Anlaşması’nın dinamikleri: Lübnan İsrail ile İran arasında ‘caydırıcılık laboratuvarına’ dönüştü

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü doğum gününde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in İran ile ABD arasında ‘barış anlaşması’ yapıldığını ilan etmesiyle değerli bir hediye aldığını söyleyebilir. Trump gibi kendisini dünyadaki olayların merkezine koymaya çalışan bir başkan için bu küçük bir ayrıntıdan ibaret değil. Dolayısıyla Trump’ın, yaklaşık iki ay önce ‘uygarlıklarını yok etmekle’ tehdit ettiği -modern tarihte bir devlet başkanından çıkan en tuhaf açıklamalardan biri olan bu söyleminin ardından- İran’ın anlaşmayı doğum günü hediyesi olarak sunduğunu söylemesi bekleniyor.

İran’da anlaşmayı kınayan ve bunu ‘Trump'a doğum günü hediyesi’ olarak nitelendiren protesto gösterilerinin patlak vermesi de oldukça anlamlı. Daha önce göstericiler, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Washington ile anlaşma imzalanmasını destekleyerek İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in kanını heba etmekle suçlamıştı. Bu durum, İran içindeki derin bölünmüşlüğün boyutlarını gözler önüne seriyor. Öyle ki yeni Dini Lider Mucteba Hamaney'in saklandığı yerden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne acil bir mesaj göndererek anlaşma yoluna girmeleri talimatı vermek üzere bizzat devreye girmesi gerekti.

Ne var ki sonuç itibarıyla Trump'ın doğum günüyle anlaşmanın ilanının çakışması, dünyanın ikinci başkanlık döneminin ilk iki yılını onunla başa çıkmaya çalışarak geçirdiği Trump için yalnızca sembolik bir kazanımdı. Halen tartışılan İran'a karşı savaş -Trump'ın bunu kendi iradesiyle mi başlattığı yoksa Binyamin Netanyahu'nun onu buna mı sürüklediği henüz netlik kazanmadı- ikinci döneminin kritik bir dönüm noktası olabilir. Zira bu dönem yarı noktasına yaklaşıyor ve Trump'ın bu süreçten güçlü mü yoksa zayıf mı çıkacağı henüz bilinmiyor. Onu bekleyen ilk sınav ise büyük olasılıkla varılması mümkün olmayacak nihai bir anlaşma olmaksızın İran ile savaşı sonlandırma aceleciliğinin ardındaki etkenlerden biri olan kasım ayındaki ara seçimler olacak.

Mevcut biçimiyle anlaşmanın krizi çözmekten değil dondurmaktan ya da yönetmekten ibaret olduğu söylenebilir.

İran'ın kendisi de mevcut döneminin en tehlikeli ve hassas dosyası olan İran meselesini Trump'ın ele alış biçiminden zarar gördüğü kadar kazanç da sağlamış olabilir. Bu tablo önümüzdeki haftalarda ve hatta aylarda netleşecek. Zira Amerikan cumhurbaşkanı ile ‘yeni’ İran rejimi önünde halen mevcut anlaşmanın sonuçlarını belirsiz bırakan yaklaşık iki yıllık ikili ilişki süreci uzanıyor.

Anlaşmanın mevcut biçimiyle krizi çözüme kavuşturmaktan değil dondurmaktan ya da yönetmekten ibaret olduğunu söylemek fazladan açıklama gerektirmiyor. İlk aşamada ‘Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini’ ve Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin yeniden açılmasını öngörüyor. Bu da piyasaların sakinleşmesine ve Trump'ın şu an istediği petrol fiyatlarının düşmesine zemin hazırlıyor. Öte yandan savaşın ilan edilen gerekçesini oluşturan nükleer meselenin müzakeresi ikinci aşamaya erteleniyor. Bu aşamanın uzun ve karmaşık olması ve bir anlaşmayla sonuçlanmaması kuvvetle muhtemel. Zira yaptırımların kısmen kaldırılmasından, dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasından ve belki Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerden geçiş ücreti almaktan kazanım sağlayacağı öngörülen İran, nükleer dosyada taviz vermeye mecbur hissetmeyecek. Bu durum ise İsrail'in başlıca endişe noktasını oluşturuyor.

dcfthy
Nebatiye'de yıkılmış bir binanın önünden geçen, eşyalarla dolu bir araba, 15 Haziran 2026 (AFP)

Buna ek olarak yarı resmi haber ajansı Mehr yayımladığı İran versiyonu müzakereleri zenginleştirilmiş maddelerin ve uranyum zenginleştirmenin akıbeti, yaptırımların kaldırılması ve İran ekonomisinin yeniden imarı programıyla sınırlandırıyor. İran'ın füze programı ve ‘direniş gruplarına’ destek meselesini ise açıkça gündemin dışına itiyor. Tel Aviv'in ABD ile İran arasındaki herhangi bir müzakerenin bu iki konuyu kapsamasında ısrar ettiği biliniyor. Anlaşmanın resmi versiyonu henüz yayımlanmadığından sızdırılan İran versiyonundaki bilgilerin doğruluğunu teyit etmek mümkün değil. Bununla birlikte taraflar arasındaki ve anlaşmayla sonuçlanmayan önceki müzakere turları pratikte yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmıştı. Dolayısıyla mevcut müzakere sürecinde de aynı tablonun tekrarlanabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Ne var ki sürecin sağlam bir anlaşmayla noktalanabileceğine dair belirleyici bir işaret de bulunmuyor.

Dolayısıyla Trump'ın New York Times (NYT) gazetesine İran ile nükleer anlaşma sağlanamazsa Tahran'a askeri saldırıları yeniden başlatacağını ya da Orta Doğu'nun bölge gelirlerinin yüzde 20'si karşılığında ABD'yi ‘Orta Doğu'nun bekçisi’ yapacağını söylemesi şaşırtıcı değil. ABD Başkanı’nın öngördüğü senaryonun gerçekleşeceğini kesinlikle iddia etmek mümkün olmasa da bu açıklama, görev süresi İran'la bir nükleer anlaşma imzalamadan sona erme ihtimalinin hâlâ yüksek olmaya devam ettiğine işaret ediyor.

İran'la varılan anlaşmanın açıkça ara seçimler arifesindeki iç rekabet pazarına girdiği görülüyor. Dahası bu anlaşma yaklaşık iki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı yarışının ipuçlarını ele veren bir göstergeye dönüştü.

Bu yüzden Washington ile Tahran arasındaki nihai anlaşma ihtimallerine dair değerlendirme önemli olmakla birlikte, mevcut anlaşmanın anlık yansımalarını ya da daha doğru bir ifadeyle başta ABD ve İsrail olmak üzere doğrudan ilgili ülkelerdeki dinamikleri -İran'ı ve tüm bu dinamiklerin kesişim ve çelişkilerinin sonuçlarıyla defalarca kez karşı karşıya kalan Lübnan'ı- göz ardı ettirmemeli.

ABD cephesine bakıldığında İran'la varılan anlaşmanın açıkça ara seçimler arifesindeki iç rekabet pazarına girdiği görülüyor. Dahası bu anlaşma, yaklaşık iki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı yarışının ipuçlarını veren bir göstergeye dönüştü. Özellikle bu dosyada baş müzakereci olarak Başkan Yardımcısı JD Vance'ın öne çıkmasıyla tablo daha da netleşti. Vance dün İran ile varılan anlaşmanın imza törenine önümüzdeki cuma günü İsviçre'de katılmayı planladığını açıkladı. Vance'ın aynı anda önümüzdeki ara seçimlerin ardından başkanlığa aday olup olmayacağını eşiyle tartışacağını duyurması da önemli bir gelişmeydi.

fgb
Nebatiye'nin merkezinde, ağır hasar görmüş bir bölgeden geçen bir adam, 15 Haziran 2026 (AFP)

Vance'ın İran'a karşı savaşa itiraz eden ABD yönetimindeki en belirgin isimlerden biri olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu tutum onu başkanlık yarışındaki olası rakibi Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dan keskin biçimde ayıran bir özellik. Bu nedenle Tahran, İslamabad müzakerelerinde ABD heyetinin başına Vance'ın getirilmesini koşul olarak öne sürdü. Vance aynı zamanda ABD yönetiminden Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketi içinde İsrail'i eleştiren halk tabanıyla en fazla örtüşen isim. Son günlerde İran meselesinde ABD ve İsrail’in öncelikleri arasındaki çelişkiyi dile getiren de bizzat Vance oldu. Dolayısıyla onun mevcut yönetimin eğilimlerine etkisinin ölçülmesi, özellikle ABD-İsrail çelişkisinin yansımalarını doğrudan hisseden Lübnan başta olmak üzere bölge dosyaları açısından belirleyici önem taşıyor.

İsrail cephesine gelince, ABD ile İran arasında varılan mutabakat muhtırasının siyasi ve askeri çevrelerin neredeyse tamamı tarafından reddedildiği söylenebilir. Bu muhtıra Netanyahu'nun siyasi kariyerinde belirleyici bir kavşağı oluşturan ve onu iktidardan düşürebilecek nitelikte olan, önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin başlıca gündem maddesi haline geldi.

İsrailli yetkililer daha önce Netanyahu'nun Trump'a İsrail'in kendisini İran'la varılan anlaşmanın Lübnan'a ilişkin maddesiyle bağlı saymadığını ve ‘Hizbullah'a karşı hareket serbestisini kısıtlayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini’ ilettiğini açıklamıştı. Ancak ABD Başkanı'nın bu mesaja verdiği yanıt henüz kamuoyuna yansımadı. Bu tablonun gölgesinde İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün, İsrail'in Lübnan'da kontrolünü ele geçirdiği topraklardan çekilmeyeceğini açıkladı.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, Lübnan için iki senaryo öne sürdü. İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmemesi ve tam hareket serbestisini koruması, buna paralel olarak Hizbullah'ın güneyden uzaklaştırılmasını, İran'ın Lübnan'daki nüfuzunun zayıflatılmasını ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılmasını öngören siyasi bir uzlaşıya ulaşılması ‘iyimser’ olarak nitelendirilebilecek olan senaryo. Bu senaryoda herhangi bir İsrail çekilmesi kademeli ve güney Lübnan'ın tamamen silahsızlandırılması koşuluna bağlı olacak.

‘Kötümser’ senaryo ise son derece tanıdık. Bu senaryoda ateşkes ilan edilmesi, İsrail'in ele geçirdiği topraklardan hızla çekilmesi, sorumluluğun şeklen Lübnan ordusuna ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) devredilmesi, ardından durumun yavaş yavaş eski haline dönmesi, İran'ın kaynak akışını yeniden başlatması ve Hizbullah'ın gücünü yeniden inşa etmesi yer alıyor.

İşgale karşı direnme adına askeri operasyonların sürdürülmesi, İsrail'in karşı saldırılarına zemin hazırlayabilir. Bu da dengeleri alt üst edebilir ve ABD-İran anlaşmasını tehlikeye atabilir.

Dolayısıyla İran-ABD anlaşmasının ardından İsrail'in ‘Lübnan cephesiyle’ nasıl başa çıkacağına dair, “Washington'ın İsrail'i ateşkese uymaya zorlama kapasitesi ne kadar ve özellikle Kasım 2024 ateşkes anlaşmasından bu yana süregelen ‘Hizbullah'a karşı hareket serbestisini’ Washington Tel Aviv'den alacak mı? Washington'ın İsrail'in Lübnan’ın güneyini işgal etmesine karşı tutumu ne olacak? ABD yönetimi, Litani Nehri'nin güneyinin Hizbullah militanlarından arındırılmasına dair güvenlik güvencesi olmaksızın dahi İsrail ordusunun güneyden çekilmesini sağlamak için baskı yapacak mı? Bu çekilme, Amerikan himayesindeki Lübnan-İsrail müzakeresi süreciyle mi yoksa Tahran'ın Hizbullah'ın askeri kanadını tasfiyeyi kabul etmesini öngören Washington ile Tahran arasındaki örtük mutabakatlar çerçevesinde mi gerçekleşecek?” şeklindeki başlıca sorular yanıt bekliyor.

cdfrgt
Beyrut'un güney banliyösünde bir kişi motosikletiyle, ortada hayatını kaybeden İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in ve İran’ın yeni Dini Lideri Mucteba Hamaney'in fotoğraflarının yer aldığı ve Arapça ‘Teşekkürler İran’ yazan büyük bir reklam panosunun önünden geçerken, 15 Haziran 2026 (AP)

Bu bağlamda İsrail televizyonu Kanal 12, 7 Haziran'da İran'ın Lübnan ve İsrail cepheleri arasında bağ kurulması konusundaki ısrarı sürdükçe bu bağın tek taraflı olamayacağını yazdı. Kanala göre ABD'nin, Lübnan'daki savaşı sona erdirme ve yoğun İsrail saldırılarını durdurma koşulu olarak İran'dan Hizbullah'a sağladığı ekonomik ve askeri yardımı kesmesini ve Hizbullah'ı yöneten DMO üyelerinin Lübnan'dan çekilmesini talep etmesi şart.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran cephesinde ise ‘yeni’ rejimin ABD ile anlaşma imzalanması arifesinde yaşadığı bölünmüşlüğün akıbeti konusunda “Bu kırılma kontrol altına alınabilecek mi yoksa etkileşim ve derinleşme eğilimi gösterecek mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Özellikle DMO'nun doğrudan yönettiği ‘Lübnan cephesi’ bu bölünmüşlükten ve dönüşümünden doğrudan etkilenebilir. Bu da Hizbullah'ın yakın dönemdeki tutumunu yani agresifleşeceğini mi yoksa esneklik mi göstereceğini belirleyecek.

Öte yandan İsrail'in Lübnan güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah ve İran için kritik bir sınav oluşturmaya devam edecek. Lübnan'daki ateşkese bağlılık, genişleyen bu işgale teslimiyet ve uyum olarak yorumlanabilir. Buna karşılık işgale direniş adına askeri operasyonların sürdürülmesi İsrail'in karşı tırmanmasına zemin hazırlayabilir. Bu da dengeleri alt üst edebilir ve ABD-İran anlaşmasını tehlikeye atabilir. Özellikle Tel Aviv’in Dahiye’yi bombalaması -ki bu olasılık mevcut- İran'ın İsrail'i füzeyle hedef aldığı ‘Dahiye karşılığında İsrail’in kuzeyi’ denklemine göre İran'ın karşılık vermesini zorunlu kılabilir. İran pazar günü Hizbullah'ın Dahiye'ye saldırı yapılmasının ardından patlayıcı yüklü üç insansız hava aracı (İHA) ile saldırmasının ardından dahi İsrail'i vurmaktan kaçınarak bu denklemi görmezden geldi. Tahran bunu ABD’nin tavizler ve vaatler karşılığında verilen bir imtiyaz olarak gerekçelendirdi.

Müzakere sürecinin uzun ve karmaşık bir süreci olabilir. Trump'ın ikinci döneminin kalan süresini ve hatta altı yıllık görev süresinin ikinci yılına giren Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın dönemini aşabilir.

Hizbullah’ın ABD ile İran arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşılayan bir bildiriyle ‘2 Mart öncesine’, yani İsrail'in ‘hareket serbestisine’ dönüşün söz konusu olmadığını ilan ettiğini belirtmek gerekir. Aynı bildiriyle ‘tam İsrail çekilmesi, yerinden edilmiş kişilerin köylerine dönüşü ve esirleri tahliyesi sağlanana kadar toprağı ve egemenliği savunma hakkına’ da sahip çıktı. Hizbullah'tan bir yetkili daha önce Reuters'a ‘ateşkese yaklaşımımızın İsrail'in buna uymasına bağlı olduğunu’ açıklamıştı.

Öte yandan İsrailli bir yetkili pazartesi akşamı Kanal 13'e Lübnan'daki her askeri operasyonun bundan böyle gözden geçirileceğini belirtti; bu ifade İsrail'in Lübnan'daki askeri hareketine kısıtlama getirildiğine ancak bunun mutlak bir dondurma anlamına gelmediğine işaret ediyor.

Tüm bunlar Lübnan'ı bölgedeki yeni caydırıcılık denklemlerinin -özellikle İsrail ile İran arasındakilerin- ölçüldüğü başlıca saha haline getiriyor. Bu durum Lübnan'ı, ABD-İran çatışmasından bir ölçüde bağımsız seyredebilecek ve ABD'nin dikkatini başka önceliklere -belki Kuzey Amerika'ya- kaydırırken kendine özgü bölgesel dinamiğini koruyabilecek bu uzun soluklu çatışmanın yansımalarına açık bırakıyor.

Washington ile Tahran arasında anlaşmaya varıldığının duyurulmasından saatler sonra bu satırların yazıldığı sırada İsrail'in tırmanmasında belirgin bir düşüş yaşandığı dikkat çekiyordu. Sanki Tel Aviv'in son iki günde İsrail medyasına sızdırdığı ve Washington ile müzakerelerinde dayatmaya çalıştığı denklem; tansiyonun düşürülmesini ve Lübnan topraklarına ilerlemenin durdurulmasını kabul etmek ve karşılığında Hizbullah'ı Litani Nehri'nin güneyinden çıkaracak ikili bir anlaşma çerçevesi oluşturulmadan Lübnan'dan çekilmemek üzerine kurulu. Bu, Trump'ın ikinci döneminin kalan süresini ve hatta altı yıllık görev süresinin ikinci yılına giren Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın dönemini aşabilecek uzun ve karmaşık bir süreç. Bu arada Lübnan’ın güneyi, İran ile İsrail arasındaki caydırıcılığın başlıca laboratuvarı olmayı sürdürecek. Yerinden edilmiş kişilerin -özellikle sınır köyleri ya da İsrail'in ‘sarı hat’ dediği köylerin sakinlerinin- dönüşü de yeniden inşayla birlikte süresiz ertelenecek.

Tüm bunlar, öncekilerden çok daha zorlu ve İran-ABD müzakerelerinin seyrinden çok daha fazla etkilenecek olan önümüzdeki Lübnan-İsrail müzakere turlarının karşı karşıya kalacağı acil yanıt bekleyen sorular olmaya devam ediyor. Hizbullah'ın bu müzakereleri kesin olarak reddettiği sürece net bir çözüm de ufukta görünmüyor.



Belarus lideri Lukaşenko: Putin, Yahudi lobisine kandı

Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
TT

Belarus lideri Lukaşenko: Putin, Yahudi lobisine kandı

Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)

Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna savaşında "Yahudi lobisi tarafından kandırıldığını" öne sürdü.

Lukaşenko, Suudi Arabistan devletine ait Al Arabiya'da 15 Haziran'da yayımlanan söyleşisinde, savaşın ilk döneminde Rus ordusunun hızla Kiev'e yaklaştığını, Ukrayna için mağlubiyetin kaçınılmaz olduğunu ileri sürdü. O sırada "bazı siyasetçi ve güçlerin" devreye girerek Putin'den birliklerini çekip barış anlaşması imzalamasını istediğini iddia etti.

"Rusya geri çekilmeden önce herkes Ukrayna'nın günlerinin sayılı olduğunu biliyordu" diyen Lukaşenko, Vatikan ve "Yahudi lobisini" hedef gösterdi:

Muhtemelen bu güçler onu bir kez daha kandırdı. Vatikan ve şaşırtıcı bir şekilde Yahudi lobisi, İsrailliler devreye girdi. Zelenski adına Putin'e 'Tamam, barışa doğru ilerliyoruz artık anlaşabiliriz' dediler.

Lukaşenko, "Yahudi lobisi" ifadesiyle kimi kastettiğini açıkça söylemedi. Ancak Putin'in talimatıyla Şubat 2022'de başlayan savaşın ilk günlerinde, dönemin İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Kiev ve Kremlin arasında arabuluculuk yapmıştı. Moskova'da Putin'le bir araya gelmiş, Zelenski'yle de telefonda görüşmüştü.

Dönemin Vatikan Devlet Başkanı Papa Francis de Mart 2022'de Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kirill'le videokonferans düzenleyerek ateşkes çağrısında bulunmuştu. Ayrıca iki dini lider, aynı dönemde İstanbul'da yürütülen müzakerelerin önemine dikkat çekmişti.

Diğer yandan Ukrayna ordusundan mayısta yapılan açıklamada, Belarus'ta "500 potansiyel hedefin belirlendiği" bildirilerek saldırı tehdidinde bulunulmuştu. Lukaşenko da örtük şekilde Zelenski'ye atıfla Ukrayna'daki "çok önemli bir hedefi listelerine aldıklarını" söylemişti.

Belarus lideri, röportajında açıklamalarının aşırıya kaçtığını belirterek Zelenski'den özür dilerken, ülkesinin saldırıya uğramadığı sürece Ukrayna için herhangi bir tehdit oluşturmadığını ifade etti.

Röportajda Lukaşenko, İran savaşına da değinerek ABD'deki "nüfuzlu ve zengin İsrail lobisinin" ABD'yi kışkırttığını savundu. Ayrıca ABD'nin ve İran'ın komşuları Hindistan'la Pakistan'ın nükleer silaha sahip olduğuna dikkat çekerek Tahran'ın da bu silahı geliştirebilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Independent Türkçe, Belta, Al Arabiya, Israel Hayom, RT, Kyiv Independent


Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Çin'deki yerel haberlere göre ülkedeki üniversiteler, teknoloji odaklı programlara öncelik vermek amacıyla sanat, beşeri bilimler ve dil alanlarında 12 bin bölümü kaldırdı.

Bu yeniden yapılandırma, ülkedeki yükseköğretimi Çin'in yapay zeka odaklı ekonomiye geçiş çabalarına uyumlu hale getirmek amacıyla tasarlandı.

Çin Eğitim Bakanlığı verilerine göre ülkedeki üniversite programlarının neredeyse üçte biri ve milyonlarca öğrenci bu durumdan etkilendi.

Bu değişim kapsamında 2021'le 2025 arasında Çin'deki yükseköğretim kurumlarında 10 bin 200 yeni lisans programı açıldığı bildiriliyor.

South China Morning Post'un haberine göre sanat ve beşeri bilimler alanındaki lisans programları, yetkililer tarafından giderek daha fazla "modası geçmiş" ve aşırı yoğun olarak görülürken, "bedenlenmiş zeka" gibi yeni programların Pekin'in ekonomik kalkınma hedefleriyle daha uyumlu olduğu düşünülüyor.

Şanghay Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden yeni mezun olan bir öğrenci, yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada istihdam olanaklarının yetersizliği nedeniyle üniversitenin bu lisans programını kaldırdığını söyledi.

İsmi açıklanmayan öğrenci, "Yapay zekanın hızlı gelişimi, ürün tasarımını derinden etkiledi" dedi.

Modelleme ve görselleştirme gibi birçok temel görevi artık yapay zeka yerine getirebiliyor.

Çin'deki eğitim reformu, ulusal müfredatları yeniden düzenleyerek yapay zekayla ilgili yeni dersleri dahil etmeyi hedefleyen dünya çapındaki çeşitli girişimlerden biri.

Hindistan, yapay zeka modüllerini doğrudan ulusal okul müfredatına dahil ederken, Birleşik Arap Emirlikleri de Ulusal Yapay Zeka Eğitim Girişimi'ni başlattı. Kazakistan ise yapay zekanın benimsenmesini ulusal bir hayatta kalma meselesi olarak niteledikten sonra yeni bir eğitim stratejisini uygulamaya koyuyor.

Avrupa'da ise İspanya, "Dijital İspanya" stratejisi kapsamında müfredatını güncelleyerek yapay zeka okuryazarlığına odaklanıyor.

Birleşik Krallık Eğitim Bakanı Bridget Phillipson da Eğitim Bakanlığı'nın, GCSE (Genel Orta Öğretim Sertifikası) ve A-level (İleri Düzey Eğitim Genel Sertifikası) sınavlarının yanı sıra veri bilimi ve yapay zeka alanında yeni bir yeterlilik sertifikası getirme olasılığını değerlendirdiğini geçen yıl açıklamıştı.

Ülkenin ulusal müfredatta son 10 yıldır yaptığı en kapsamlı revizyonun önümüzdeki yıl yayımlanması ve Eylül 2028'de uygulamaya geçmesi planlanıyor.

Phillipson o zaman yaptığı açıklamada, "Ulusal müfredatın güncellenmesinin üzerinden 10 yıldan uzun süre geçti" demişti.

Gençlerin günümüzün zorluklarıyla başa çıkabilecek donanıma sahip olmaları, böylece hayatın sunduğu heyecan verici fırsatları yakalayabilmeleri her zamankinden daha kritik önemde.

Independent Türkçe


İran’ı ABD’yle anlaşmanın ardından neler bekliyor?

ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
TT

İran’ı ABD’yle anlaşmanın ardından neler bekliyor?

ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)

ABD ve İran arasında cuma günü imzalanması planlanan ateşkes mutabakatının bölgedeki gerilimi hafifletmesi beklenirken, Tahran yönetimi öfkeli bir halkla ve ekonomik krizle karşı karşıya.

İran riyalinin ABD doları karşısında dibe vurmasıyla Aralık 2025'te patlak veren geniş çaplı protestolar ülkeyi sarsmıştı.

ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre gösterilerde çıkan olaylarda 5 bin 500'den fazla kişi hayatını kaybetti.

İran Şehit ve Gaziler Vakfının Adli Tıp Kurumu tarafından 21 Ocak'ta yapılan açıklamadaysa can kaybının 3 bin 117 olduğu bildirilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri müdahale tehditleri, İsrail'le 28 Şubat'ta başlatılan ortak saldırılarla gerçeğe dönüşmüştü.

Trump, pazar akşamı Truth Social'dan yaptığı paylaşımda İran'la anlaşmaya varıldığını bildirdi. Tahran yönetimi, mutabakat zaptının cuma günü İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalanacağını, bu kapsamda Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin de eski haline döndürüleceğini açıkladı.

Anlaşmanın detayları henüz bilinmiyor ancak ABD'nin, İran'ın 24 milyar dolarlık dondurulmuş malvarlığını serbest bırakabileceği ve petrol yaptırımlarını kaldırabileceği öngörülüyor.

Reuters analizine göre İran halkı, anlaşmanın ekonomik koşullarda somut bir iyileşme yaratmasını bekliyor. Adının paylaşılmaması şartıyla ajansa konuşan İranlı üst düzey yetkililerden biri, halkın "savaştan ve ekonomik sıkıntılardan bıktığını" vurguluyor. Elde edilecek fonların büyük olasılıkla yeniden inşa çalışmaları, bankalara likidite sağlanması ve geniş kapsamlı ekonomik destek için kullanılacağını söylüyor.

Kaynaklar, Tahran yönetiminin yaşam standartlarının iyileştirilmemesi halinde protestoların yeniden alevlenebileceğinin farkında olduğunu belirtiyor.

Yetkililerden bazıları, İran'ın anlaşmayı ve Hürmüz'ü tekrar açmayı bu ekonomik sıkıntıları hafifletebilmek için kabul ettiğini savunuyor. Berlin merkezli düşünce kuruluşu Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü'nden Hamidrıza Azizi, "İran'daki dini yönetimin asıl sorunları savaş bitince başlayacak" diyor. 

Diğer yandan savaş nedeniyle Devrim Muhafızları'nın yönetim üzerindeki gücünün arttığı hatırlatılıyor. Analistlere göre Devrim Muhafızları, rejimin ayakta kalmasına katkı sağlayacak bir anlaşmaya sıcak bakıyor. Buna karşılık ultra muhafazakar Paydari Cephesi, özellikle Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ABD'yle yürütülecek müzakerelere mesafeli yaklaşıyor.

Tahran liderliğinin, savaşta destek aldığı daha şahin kanadı müzakerelere ve anlaşmanın rejimin yararına olacağına ikna etmesi gerekeceği yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Tesnim