Hizbullah’ın finans kolu Lübnan yargısı önünde

Lübnan Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Soruşturma açmak için yeterli gerekçemiz var

2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
TT

Hizbullah’ın finans kolu Lübnan yargısı önünde

2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Yargısal, mali ve siyasi boyutlar taşıyan bir adım atan Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar, Hizbullah’ın finans kolu olarak bilinen Karz-ı Hasen kurumunu faaliyetleri hakkında soruşturma açılması talebiyle Temyiz Başsavcılığı’na sevk etti. Karar, Hizbullah ile devlet kurumları arasında, Lübnan bankacılık sistemine paralel şekilde yürütülen mali faaliyetler ve bu faaliyetlerin yürürlükteki yasa ve düzenlemelere uygunluğu konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Söz konusu girişim, Karz-ı Hasen’in mali işlemlerinin yasal çerçevede incelenmesini hedeflerken, aynı zamanda Hizbullah’ın resmi finans sisteminin dışında oluşturduğu ekonomik ağların denetlenmesi konusundaki uzun süredir devam eden tartışmalara da yeni bir boyut kazandırdı.

dcvdv
Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar (Lübnan Ulusal Haber Ajansı/NNA)

Bu sevk kararı, Lübnan’ın kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda artan uluslararası baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Aynı zamanda ülkede yürütülen tüm mali faaliyetlerin, Lübnan Merkez Bankası ile ilgili denetim kurumlarının resmi gözetimine tabi tutulması yönündeki çağrılar da son dönemde yoğunlaşmış durumda.

Nassar, söz konusu adımın bakanlık tarafından yürütülen bir inceleme sonucunda atıldığını belirterek, “Yapılan çalışma neticesinde elimizde oluşan kanaat ve gerekçeler doğrultusunda dosyanın gerekli işlemleri yürütmesi için savcılığa sevk edilmesine karar verdik” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Nassar, birden fazla başlık üzerinde çalışma yürütüldüğünü ve dosyanın yargıya taşınmasını gerektirecek yeterli nedenlerin tespit edildiğini ifade etti. Nassar, “Bir suç unsurunun bulunup bulunmadığına karar vermek Temyiz Başsavcılığı’nın yetkisindedir. Savcılık gerekli değerlendirmeleri yapacak ve uygun gördüğü adımları atacaktır” dedi. Bakanlıklarının rolünün, soruşturma açılmasını gerektirecek verilerin ortaya çıkması halinde dosyayı yetkili mercilere sevk etmekle sınırlı olduğunu vurgulayan Nassar, bundan sonraki sürecin tamamen yargı makamlarının sorumluluğunda olduğunu kaydetti.

İç rol… Dış talep yok

Karz-ı Hasen kurumu, uzun yıllardır ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımlara tabi bulunuyor. Washington, kurumu Hizbullah’a ve örgütün yasa dışı faaliyetlerine mali destek sağlayan bir yapı olarak değerlendirmekle suçluyor. Öte yandan kurumun faaliyetleri, Lübnan’daki resmi bankacılık otoriteleri tarafından tanınmıyor ve herhangi bir lisansa sahip bulunmuyor. Lübnan Merkez Bankası da daha önce yayımladığı genelgelerde, lisanslı bankalar ve finans kuruluşlarının Karz-ı Hasen ile herhangi bir işlem yapmasını yasakladığını duyurmuştu. Söz konusu gelişmeler, Hizbullah’ın finansal ağlarının resmi mali sistemle ilişkisi ve bu yapıların yasal statüsü konusundaki tartışmaların yeniden gündeme gelmesine yol açarken, kurumun faaliyetlerinin yargı makamlarınca incelenmesi yönündeki sürece de yeni bir boyut kazandırdı.

ervg
İsrail, Ekim 2024’te Beyrut’un güney banliyölerindeki Karz-ı Hasen binasını hedef aldı. (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Nassar, söz konusu adımın herhangi bir dış kurumdan gelen yazışma ya da talep üzerine atılıp atılmadığı yönündeki sorulara ilişkin olarak, işlemin tamamen bakanlığın kendi yürüttüğü belirli bir çalışma kapsamında gerçekleştirildiğini ve herhangi bir dış başvuru ya da talebin sonucu olmadığını vurguladı. Nassar, bu sürecin yalnızca Karz-ı Hasen ile sınırlı olmadığını, başka bazı kuruluşları da kapsadığını ifade etti. Bakanlık içinde yapılan iç incelemeler sonucunda bu yapıların faaliyetlerinin niteliğine ve bunlardan doğabilecek mali işlemlere ilişkin bazı soru işaretleri ve bulgular tespit edildiğini söyledi. Nassar ayrıca, yürütülecek adli soruşturmanın bu faaliyetlerin herhangi bir ihlal ya da suç teşkil edip etmediğini ortaya koyacağını belirterek, bu değerlendirmenin tamamen yargının bağımsızlığı çerçevesinde yapılacağını ve Adalet Bakanlığı dahil hiçbir makamın bu konuda belirleyici olamayacağını kaydetti.

Soruşturma ve dosyanın incelenmesi

Gözler, yargı sürecinin nasıl ilerleyeceğine ve bunun kurum ya da sorumluları hakkında herhangi bir somut karar ya da hukuki tedbire yol açıp açmayacağına çevrilmiş durumda. Bir yargı kaynağı, Temyiz Başsavcısı Rami el-Hac’ın Adalet Bakanı’nın sevk yazısını dün teslim aldığını ve konuya ilişkin soruşturma oturumları için tarih belirlemeden önce dosyayı incelemeye devam ettiğini aktardı. Aynı kaynak, soruşturmanın ‘çok yönlü’ olabileceğini ifade etti. Şarku’l Avsat’a konuşan yargı kaynağına göre dosyanın bir bölümünün Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yetki alanına girebileceği, bir diğer kısmının ise İçişleri Bakanlığı kapsamında değerlendirilerek Karz-ı Hasen’in ruhsatının halen geçerli olup olmadığı ya da askıya alınıp alınmadığının tespit edilebileceği belirtildi. Kaynak ayrıca, mali ihlallerin tespit edilmesi halinde soruşturmanın bir bölümünün Lübnan Merkez Bankası ve Özel Soruşturma Komitesi’ne devredilerek para kaynaklarının inceleneceğini aktardı.

sxdvdfv
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta, 2018 yılında Dahiye’de kurulan Karz-ı Hasen ATM’si görülüyor. (Arşiv)

Bu adım, 2019’dan bu yana bankacılık sektörünü derinden sarsan mali çöküşün ardından, alternatif finans ağlarının genişlemesi ve devletin finansal denetim kapasitesi açısından önemli bir sınav olarak değerlendiriliyor. Özellikle Karz-ı Hasen gibi yapıların, ABD yaptırımlarını aşma imkânı sunduğu ve zamanla kendi içinde bir finansal sistem haline gelerek Hizbullah ve tabanına hizmet verdiği, binlerce kişiye mücevher ve gayrimenkul karşılığında kredi sağladığı ifade ediliyor.

ATM ve para transferleri durduruldu

Öte yandan dosyanın geniş çaplı bir siyasi tartışma yaratması ve Hizbullah’tan karşı bir siyasi tepki gelmesinin beklendiği ifade ediliyor. Hizbullah, bu kuruma yönelik artan baskıları, kendisine ve destek tabanına yıllardır uygulanan yaptırımlar ve mali kuşatma sürecinin bir devamı olarak değerlendiriyor. Özellikle savaş süreci ve yerinden edilen geniş bir kesime yönelik yardımların da bu çerçevede ele alındığı belirtiliyor.

Yargı kaynağı, Hizbullah’ın bu dosya kapsamında yargı ile iş birliği yapmasının ve kurumun herhangi bir yasa dışı faaliyet yürütmediğini kanıtlamaya yönelik deliller sunmasının beklendiğini ifade etti. Aynı kaynak, Hizbullah milletvekillerinden oluşan bir heyetin iki hafta önce Temyiz Başsavcısı ile görüştüğünü aktardı.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.