Trump-İran Anlaşması: Ortadoğu'nun haritasını yeniden çizebilecek kırılgan ateşkes

4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
TT

Trump-İran Anlaşması: Ortadoğu'nun haritasını yeniden çizebilecek kırılgan ateşkes

4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)
4 Haziran 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump. (AFP)

Ortadoğu, yaklaşık yarım yüzyıldır bölgedeki siyasi anlatıyı ve güç dengelerini şekillendiren düzeni değiştirebilecek tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Uzun süren yıpratıcı savaşın ve karşılıklı askerî-ekonomik baskıların ardından dünya, gelecek cuma günü Cenevre'de ABD ile İran arasında imzalanacak mutabakat zaptının resmî törenine odaklanmış durumda. Söz konusu anlaşma, Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda elektronik ortamda sonuçlandırılmıştı.

Anlaşma kapsamında derhal ateşkes yürürlüğe girerken, Lübnan cephesini de kapsayacak şekilde ateşkes süresi 60 gün uzatıldı. Bu gelişme, enerji arzının yeniden istikrara kavuşacağı beklentisiyle küresel enerji piyasalarına olumlu yansıdı ve petrol fiyatlarının gerilemesine katkı sağladı. Ancak Washington ve bölge başkentlerinde süren tartışmalar ve şüpheler, yeni anlaşmayı karmaşık bir siyasi ve askerî mayın tarlasının içine yerleştiriyor.

Gözlemciler, bu kuşkucu yaklaşımın Trump yönetiminin hem ABD içinde hem de uluslararası alanda yürüttüğü siyasi mücadelenin bir parçası olduğunu değerlendiriyor. Taraflar, anlaşmanın anlamı ve sonuçları konusunda kendi anlatılarını oluşturma yarışına girerken temel soru değişmiyor: Bölgesel barışın başlangıcına mı tanıklık ediyoruz, yoksa yeni bir çatışma turu öncesindeki geçici bir molaya mı?

Amerikan yönetiminde görüş ayrılığı

Beyaz Saray'ın kapalı kapıları ardında ve üst düzey toplantılarda, Başkan Donald Trump'ın çevresindeki ekibin anlaşma konusunda tam bir görüş birliği içinde olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe, Başkan Trump ve üst düzey yetkililere İran'ın talep edilen nükleer tavizleri vermeye hazır olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler doğuran istihbarat bilgileri sundu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth'in de anlaşmaya yönelik çekincelerini dile getirdiği belirtilirken, Başkan Yardımcısı JD Vance, Steve Witkoff ve Jared Kushner müzakere sürecini destekleyen isimler arasında yer alıyor.

Bu görüş ayrılığı anlaşmanın mutlaka başarısız olacağı anlamına gelmese de Trump'ın istihbarat değerlendirmelerinden ziyade siyasi bir okumaya güvendiğini ortaya koyuyor. Anlaşma yanlıları, savaş sonrası oluşan güç dengesinin ABD'ye üstünlük sağladığını ve bunun Washington'a bölgedeki askerî yükü azaltacak bir anlaşma yapma fırsatı verdiğini savunuyor.

Onlara göre İran, ancak somut adımlar attığı takdirde önemli kazanımlar elde edebilecek ve Washington birkaç hafta içinde Tahran'ın gerçekten ciddi olup olmadığını anlayabilecek.

Buna karşılık sertlik yanlıları, İran'ın anlaşma sayesinde zaman kazanarak askerî ve ekonomik baskıyı hafifletebileceğini, ardından da uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddedebileceğini düşünüyor. Bu nedenle Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın şu sözleri dikkat çekiyor:

Sorun yalnızca anlaşmanın kendisi değil; Washington'un tarif ettiği tablo ile İran'ın anlattığı tablo birbirinden farklı görünüyor.

300 milyar dolarlık fon tartışması

Mutabakat zaptının en tartışmalı başlıklarından biri ekonomik boyut oldu. Özellikle İran'ın yeniden imarı ve kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon oluşturulacağı yönündeki iddialar yoğun tartışmalara yol açtı.

Trump, G7 Zirvesi kapsamında bulunduğu Evian'da yaptığı açıklamada, ABD'nin "şu aşamada İran'a herhangi bir yatırım yapmayacağını" belirterek Washington'un taviz verdiği yönündeki haberleri "gülünç" olarak nitelendirdi.

Trump, temel hedefinin İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak olduğunu vurguladı.

Başkan Yardımcısı Vance ise İran'ın Amerikan vergi mükelleflerinin parasından "tek bir sent bile" almayacağını söyledi. Vance'a göre uzun vadeli ekonomik destek ancak "performans karşılığı ödeme" modeline bağlı olacak.

Trump'ın danışmanları da ekonomik kazanımların ancak İran'ın nükleer programı konusunda açık adımlar atması ve silahlı gruplara verdiği desteği sona erdirmesi halinde mümkün olacağını savunuyor.

Obama anlaşmasının gölgesi

Mutabakatın elektronik ortamda imzalandığının açıklanmasının ardından, ABD Kongresi'nde de paralel bir siyasi mücadele başladı.

Cumhuriyetçi ve Demokrat milletvekilleri, henüz tam metni yayımlanmayan ve 14 maddeden oluştuğu belirtilen anlaşmanın ayrıntılarını incelemek istiyor.

Cumhuriyetçi Parti içindeki şahin kanat, özellikle de Senatör Lindsey Graham, yeni anlaşmanın eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın değiştirilmiş bir versiyonuna dönüşmesinden endişe ediyor. Trump, ilk başkanlık döneminde söz konusu anlaşmayı sert biçimde eleştirmiş ve ABD'yi anlaşmadan çekmişti.

Senatör James Lankford gibi bazı Cumhuriyetçiler ise uluslararası yaptırımları ve İran'ın nükleer programını ilgilendiren herhangi bir anlaşmanın yalnızca yürütme organının kararıyla yürürlüğe girmemesi gerektiğini savunuyor. Bu isimlere göre anlaşma, kalıcılığını ve hukuki gücünü garanti altına almak için Kongre'nin onayından geçmeli.

Demokratlar ise daha karmaşık bir pozisyonda bulunuyor. Bir yandan çatışmaları sona erdirmeyi ve nükleer silahların yayılmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik bir anlaşmaya doğrudan karşı çıkmaları zor görünüyor. Öte yandan süreci Trump yönetimine yönelik siyasi eleştiriler için kullanıyorlar.

Senato'daki Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Amerikan halkının anlaşmanın tüm ayrıntılarını bilmesi gerektiğini belirterek, Trump'ın "tercih edilmiş başarısız savaş" olarak nitelendirdiği sürece girmesinden önceye kıyasla ABD'nin stratejik konumunun daha kötü hale geldiğini savundu.



Belarus lideri Lukaşenko: Putin, Yahudi lobisine kandı

Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
TT

Belarus lideri Lukaşenko: Putin, Yahudi lobisine kandı

Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)
Lukaşenko, savaşın sonlanması için hem Ukrayna'nın hem de Rusya'nın taviz vermesi gerekeceğini söyledi (Reuters)

Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna savaşında "Yahudi lobisi tarafından kandırıldığını" öne sürdü.

Lukaşenko, Suudi Arabistan devletine ait Al Arabiya'da 15 Haziran'da yayımlanan söyleşisinde, savaşın ilk döneminde Rus ordusunun hızla Kiev'e yaklaştığını, Ukrayna için mağlubiyetin kaçınılmaz olduğunu ileri sürdü. O sırada "bazı siyasetçi ve güçlerin" devreye girerek Putin'den birliklerini çekip barış anlaşması imzalamasını istediğini iddia etti.

"Rusya geri çekilmeden önce herkes Ukrayna'nın günlerinin sayılı olduğunu biliyordu" diyen Lukaşenko, Vatikan ve "Yahudi lobisini" hedef gösterdi:

Muhtemelen bu güçler onu bir kez daha kandırdı. Vatikan ve şaşırtıcı bir şekilde Yahudi lobisi, İsrailliler devreye girdi. Zelenski adına Putin'e 'Tamam, barışa doğru ilerliyoruz artık anlaşabiliriz' dediler.

Lukaşenko, "Yahudi lobisi" ifadesiyle kimi kastettiğini açıkça söylemedi. Ancak Putin'in talimatıyla Şubat 2022'de başlayan savaşın ilk günlerinde, dönemin İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Kiev ve Kremlin arasında arabuluculuk yapmıştı. Moskova'da Putin'le bir araya gelmiş, Zelenski'yle de telefonda görüşmüştü.

Dönemin Vatikan Devlet Başkanı Papa Francis de Mart 2022'de Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kirill'le videokonferans düzenleyerek ateşkes çağrısında bulunmuştu. Ayrıca iki dini lider, aynı dönemde İstanbul'da yürütülen müzakerelerin önemine dikkat çekmişti.

Diğer yandan Ukrayna ordusundan mayısta yapılan açıklamada, Belarus'ta "500 potansiyel hedefin belirlendiği" bildirilerek saldırı tehdidinde bulunulmuştu. Lukaşenko da örtük şekilde Zelenski'ye atıfla Ukrayna'daki "çok önemli bir hedefi listelerine aldıklarını" söylemişti.

Belarus lideri, röportajında açıklamalarının aşırıya kaçtığını belirterek Zelenski'den özür dilerken, ülkesinin saldırıya uğramadığı sürece Ukrayna için herhangi bir tehdit oluşturmadığını ifade etti.

Röportajda Lukaşenko, İran savaşına da değinerek ABD'deki "nüfuzlu ve zengin İsrail lobisinin" ABD'yi kışkırttığını savundu. Ayrıca ABD'nin ve İran'ın komşuları Hindistan'la Pakistan'ın nükleer silaha sahip olduğuna dikkat çekerek Tahran'ın da bu silahı geliştirebilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Independent Türkçe, Belta, Al Arabiya, Israel Hayom, RT, Kyiv Independent


Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Çin'deki yerel haberlere göre ülkedeki üniversiteler, teknoloji odaklı programlara öncelik vermek amacıyla sanat, beşeri bilimler ve dil alanlarında 12 bin bölümü kaldırdı.

Bu yeniden yapılandırma, ülkedeki yükseköğretimi Çin'in yapay zeka odaklı ekonomiye geçiş çabalarına uyumlu hale getirmek amacıyla tasarlandı.

Çin Eğitim Bakanlığı verilerine göre ülkedeki üniversite programlarının neredeyse üçte biri ve milyonlarca öğrenci bu durumdan etkilendi.

Bu değişim kapsamında 2021'le 2025 arasında Çin'deki yükseköğretim kurumlarında 10 bin 200 yeni lisans programı açıldığı bildiriliyor.

South China Morning Post'un haberine göre sanat ve beşeri bilimler alanındaki lisans programları, yetkililer tarafından giderek daha fazla "modası geçmiş" ve aşırı yoğun olarak görülürken, "bedenlenmiş zeka" gibi yeni programların Pekin'in ekonomik kalkınma hedefleriyle daha uyumlu olduğu düşünülüyor.

Şanghay Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden yeni mezun olan bir öğrenci, yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada istihdam olanaklarının yetersizliği nedeniyle üniversitenin bu lisans programını kaldırdığını söyledi.

İsmi açıklanmayan öğrenci, "Yapay zekanın hızlı gelişimi, ürün tasarımını derinden etkiledi" dedi.

Modelleme ve görselleştirme gibi birçok temel görevi artık yapay zeka yerine getirebiliyor.

Çin'deki eğitim reformu, ulusal müfredatları yeniden düzenleyerek yapay zekayla ilgili yeni dersleri dahil etmeyi hedefleyen dünya çapındaki çeşitli girişimlerden biri.

Hindistan, yapay zeka modüllerini doğrudan ulusal okul müfredatına dahil ederken, Birleşik Arap Emirlikleri de Ulusal Yapay Zeka Eğitim Girişimi'ni başlattı. Kazakistan ise yapay zekanın benimsenmesini ulusal bir hayatta kalma meselesi olarak niteledikten sonra yeni bir eğitim stratejisini uygulamaya koyuyor.

Avrupa'da ise İspanya, "Dijital İspanya" stratejisi kapsamında müfredatını güncelleyerek yapay zeka okuryazarlığına odaklanıyor.

Birleşik Krallık Eğitim Bakanı Bridget Phillipson da Eğitim Bakanlığı'nın, GCSE (Genel Orta Öğretim Sertifikası) ve A-level (İleri Düzey Eğitim Genel Sertifikası) sınavlarının yanı sıra veri bilimi ve yapay zeka alanında yeni bir yeterlilik sertifikası getirme olasılığını değerlendirdiğini geçen yıl açıklamıştı.

Ülkenin ulusal müfredatta son 10 yıldır yaptığı en kapsamlı revizyonun önümüzdeki yıl yayımlanması ve Eylül 2028'de uygulamaya geçmesi planlanıyor.

Phillipson o zaman yaptığı açıklamada, "Ulusal müfredatın güncellenmesinin üzerinden 10 yıldan uzun süre geçti" demişti.

Gençlerin günümüzün zorluklarıyla başa çıkabilecek donanıma sahip olmaları, böylece hayatın sunduğu heyecan verici fırsatları yakalayabilmeleri her zamankinden daha kritik önemde.

Independent Türkçe


İran’ı ABD’yle anlaşmanın ardından neler bekliyor?

ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
TT

İran’ı ABD’yle anlaşmanın ardından neler bekliyor?

ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)
ABD'deki 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Yeni Zelanda-İran maçı öncesi hükümet karşıtları protesto düzenlemişti (Reuters)

ABD ve İran arasında cuma günü imzalanması planlanan ateşkes mutabakatının bölgedeki gerilimi hafifletmesi beklenirken, Tahran yönetimi öfkeli bir halkla ve ekonomik krizle karşı karşıya.

İran riyalinin ABD doları karşısında dibe vurmasıyla Aralık 2025'te patlak veren geniş çaplı protestolar ülkeyi sarsmıştı.

ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre gösterilerde çıkan olaylarda 5 bin 500'den fazla kişi hayatını kaybetti.

İran Şehit ve Gaziler Vakfının Adli Tıp Kurumu tarafından 21 Ocak'ta yapılan açıklamadaysa can kaybının 3 bin 117 olduğu bildirilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri müdahale tehditleri, İsrail'le 28 Şubat'ta başlatılan ortak saldırılarla gerçeğe dönüşmüştü.

Trump, pazar akşamı Truth Social'dan yaptığı paylaşımda İran'la anlaşmaya varıldığını bildirdi. Tahran yönetimi, mutabakat zaptının cuma günü İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalanacağını, bu kapsamda Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin de eski haline döndürüleceğini açıkladı.

Anlaşmanın detayları henüz bilinmiyor ancak ABD'nin, İran'ın 24 milyar dolarlık dondurulmuş malvarlığını serbest bırakabileceği ve petrol yaptırımlarını kaldırabileceği öngörülüyor.

Reuters analizine göre İran halkı, anlaşmanın ekonomik koşullarda somut bir iyileşme yaratmasını bekliyor. Adının paylaşılmaması şartıyla ajansa konuşan İranlı üst düzey yetkililerden biri, halkın "savaştan ve ekonomik sıkıntılardan bıktığını" vurguluyor. Elde edilecek fonların büyük olasılıkla yeniden inşa çalışmaları, bankalara likidite sağlanması ve geniş kapsamlı ekonomik destek için kullanılacağını söylüyor.

Kaynaklar, Tahran yönetiminin yaşam standartlarının iyileştirilmemesi halinde protestoların yeniden alevlenebileceğinin farkında olduğunu belirtiyor.

Yetkililerden bazıları, İran'ın anlaşmayı ve Hürmüz'ü tekrar açmayı bu ekonomik sıkıntıları hafifletebilmek için kabul ettiğini savunuyor. Berlin merkezli düşünce kuruluşu Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü'nden Hamidrıza Azizi, "İran'daki dini yönetimin asıl sorunları savaş bitince başlayacak" diyor. 

Diğer yandan savaş nedeniyle Devrim Muhafızları'nın yönetim üzerindeki gücünün arttığı hatırlatılıyor. Analistlere göre Devrim Muhafızları, rejimin ayakta kalmasına katkı sağlayacak bir anlaşmaya sıcak bakıyor. Buna karşılık ultra muhafazakar Paydari Cephesi, özellikle Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ABD'yle yürütülecek müzakerelere mesafeli yaklaşıyor.

Tahran liderliğinin, savaşta destek aldığı daha şahin kanadı müzakerelere ve anlaşmanın rejimin yararına olacağına ikna etmesi gerekeceği yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Tesnim