İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.



Koalisyon, Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplanmalarını hedef almakla tehdit ettiği iddialarını yalanladı

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplanmalarını hedef almakla tehdit ettiği iddialarını yalanladı

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, terör örgütü Husilerin Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplulukların toplandığı alanları hedef almakla tehdit ettiği yönündeki iddialarının asılsız olduğunu bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü yaptığı açıklamada, Husilerin ortaya attığı iddiaların “hiçbir gerçeklik payı bulunmayan asılsız iddialar” olduğunu belirterek bunları tümüyle reddettiklerini ifade etti.

El-Maliki, söz konusu iddiaların içeriği ve gündeme getirildiği zamanlama itibarıyla kamuoyunu yanıltmaya, Husilerin yaşadığı krizleri ve uygulamalarını gölgede bırakmaya, ayrıca Yemen’in köklü aşiretlerini kendi çatışmalarına sürüklemeye yönelik devam eden girişimleri yansıttığını kaydetti.

Yemen aşiretlerinin ülkenin toplumsal ve tarihsel dokusunun asli bir unsuru ve sağlam bir dayanağı olmaya devam edeceğini vurgulayan el-Maliki, aşiretlerin Suudi Arabistan ile Yemen halkları arasında kardeşlik ve iletişim köprülerinden biri olduğunu belirtti.

El-Maliki, iki halkı din, komşuluk, tarih ve ortak kader bağlarının bir araya getirdiğine dikkati çekerek bu ilişkilerin, dezenformasyon kampanyalarının veya ayrılık ve düşmanlık tohumları ekme girişimlerinin zedeleyemeyeceği kadar derin olduğunu ifade etti.

Koalisyonun açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güvenliği ve istikrarına yönelik tutumunun değişmediği, Yemen halkıyla arasındaki tarihî ve kardeşlik bağlarını korumaya önem verdiği vurgulandı.

Açıklamada, bu yaklaşımın iki halkın çıkarlarını koruyarak güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, Yemen aşiretlerinin istismar edilmesini veya Yemenlilerin güvenlik, barış ve kalkınma yönündeki beklentilerine hizmet etmeyen çatışmalara sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi.

Koalisyon Sözcüsü el-Maliki, “Gerçekler, dezenformasyon kampanyalarından daha açık olmaya devam edecek. İki kardeş halk arasındaki kardeşlik bağları da fitne ve ayrılık yaratmaya yönelik tüm girişimlere karşı sağlamlığını koruyacaktır” ifadelerini kullandı.


Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi BM’yi endişelendiriyor

Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
TT

Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi BM’yi endişelendiriyor

Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz kenti çevresinde çatışmaların tırmanmasından endişe duyduğunu belirtti. Guterres, söz konusu gelişmelerin sivillere büyük acılar yaşattığını ve bölgesel gerilimi artırdığını vurguladı.

Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, evlerin, hastanelerin, okulların, havalimanlarının ve enerji tesislerinin hedef alınmasına son verilmesini istedi. Çatışmaların tırmanmasının insani acıları derinleştirdiği uyarısında bulunan Guterres, bunun enerji piyasaları, tedarik zincirleri ve finansal sistemler üzerinde de etkili olduğunu, dünya genelinde yaşam maliyetine ilişkin baskıları artırdığını ifade etti.

Genel Sekreter, Yemen’de itidal çağrısında bulunarak siyasi çözüm için bir perspektif oluşturulması gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarına dikkati çeken Guterres, çatışmaların durdurulması, uluslararası hukuka uyulması, sivillerin korunması ve uluslararası deniz ulaşımının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Avrupa’dan dayanışma

Avrupa Parlamentosu üyeleri, perşembe günü kabul ettikleri kararda Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve Yemen’deki meşru hükümeti desteklediklerini teyit etti. Üyeler, iki ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik taahhütlerini yineledi.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını şiddetle kınadı. Enerji altyapısını, Kızıldeniz’deki ticari gemileri ve Babülmendep Boğazı’nı hedef alan saldırıların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukukun açık ihlalleri olduğunu belirtti.

Üyeler ayrıca Yemen’deki askeri tırmanışı kınayarak saldırıların çok sayıda Yemenli sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığını, ülkedeki insani krizi daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, Avrupa Birliği Konseyi’ne Husilerin siyasi ve askeri kanatlarıyla birlikte liderliğinin, askeri ve güvenlik birimlerinin de AB’nin terör örgütleri listesine alınması çağrısında bulundu. Üyeler ayrıca Husilerin finansman kanallarının dağıtılmasını, mali kaynaklarının ve ekonomik varlıklarının dondurulmasını, faaliyetlerini kolaylaştıran kuruluşların varlıklarına da el konulmasını istedi.

Kararda Husilere, Yemen içinde ve dışında tüm düşmanca faaliyetlerini derhal durdurma ve toprakları kontrol altına almaya yönelik her türlü hedeften vazgeçme çağrısı yapıldı. Ayrıca Avrupa Birliği ile Körfez’deki ortakları arasında güvenlik ve savunma alanlarındaki iş birliğinin güçlendirilmesi istendi.


Irak, İran’ın sınır geçiş noktalarına yönelik kısıtlamaları artırıyor

Basra vilayetinde İran ile Irak arasındaki Şelemçe Sınır Kapısı. (AFP)
Basra vilayetinde İran ile Irak arasındaki Şelemçe Sınır Kapısı. (AFP)
TT

Irak, İran’ın sınır geçiş noktalarına yönelik kısıtlamaları artırıyor

Basra vilayetinde İran ile Irak arasındaki Şelemçe Sınır Kapısı. (AFP)
Basra vilayetinde İran ile Irak arasındaki Şelemçe Sınır Kapısı. (AFP)

Bağdat’ta, ABD’nin Irak yönetimine daha fazla sınır kapısını kapatması ve İran’a yönelik kısıtlamaları artırması için sürekli baskı uyguladığı yönündeki iddiaların gölgesinde, İran ile bir sınır kapısının kapatıldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Iraklı bir kaynak, Irak hükümetinin dün ülkenin güneyindeki Şeyb Sınır Kapısı’nı kapattığını bildirdi. İranlı bir yetkili ise Irak ile sınır kapılarının yolcu geçişlerine açık olduğunu, ancak tır ve kamyonların geçişlerinde gecikmeler yaşandığını söyledi.

İki siyasi kaynak, ABD’nin Bağdat yönetimine İran ile arasındaki bütün sınır kapılarını kapatması yönünde baskı yaptığını belirtti. Kaynaklardan biri, “ABD Hazine Bakanlığı bu konuyu, Zeydi geçen ay New York’tayken gündeme getirdi” dedi.

Irak hükümet sözcüsü Haydar el-Abudi ise İran ile Şeyb Sınır Kapısı’nın kapatılmasının geçici olduğunu belirterek, “Verimliliği artırmak amacıyla gerçekleştirilen bu işlem tamamen idari niteliktedir ve siyasi bir anlam yüklenmesini gerektirmemektedir” açıklamasında bulundu.