Emel Şehade
İsrailli liderlerin dün tampon bölgeden çekilmeme ve İsrail ordusunun Lübnan'da hareket serbestisini koruma konusunda peş peşe savurduğu tehditler, Tel Aviv'in Hizbullah tarafından inşa edilen tünellerin sorumluluğunu Lübnan ordusuna devretme ve ordunun Hizbullah üyelerini kontrol altına alıp bölgede varlık gösterme kapasitesini ölçme konusundaki inisiyatifine ilişkin pek çok soru işareti doğurdu. İsrail'in planlarına göre bu süreç Kefer Tibnit beldesinden başlayacak.
Bir siyasi yetkiliye göre İsrail, sorumluluğun Lübnan ordusuna devredilmesinin, ordunun Hizbullah meselesini alenen ve emsal teşkil edecek biçimde ele alma konusundaki kapasite ve kararlılığının sınanmasında kullanılabileceğini değerlendiriyor. Yetkili, “Bu, Lübnan ordusunun Hizbullah meselesini açıkça ve emsalsiz bir biçimde ele alma kapasitesi ve motivasyonunun mihenk taşı olabilir” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte güvenlik kurumu Lübnan ordusunun başarısına kuşkuyla yaklaşıyor. İsrail'in öne sürdüğü gerekçeye göre geçmiş deneyimler başarısızlıkla sonuçlandı; Lübnan ordusu gerek kapasite kısıtlamaları gerekse irade eksikliği nedeniyle Hizbullah'a karşı hareket etmekte güçlük çekti.
Güvenlik ve siyasi istişarelerin ardından bir askeri yetkili tarafından kamuoyuna duyurulan bu inisiyatif, İran-ABD mutabakat muhtırası çerçevesinde Lübnan dosyasının nasıl ele alınacağına dair tartışmalar sırasında gündeme geldi. İsrail'in amacı hem müzakerelerde elini güçlü tutacak baskı unsurlarını korumak hem de ordusunu Lübnan'dan çekmeye ve savaşı sona erdirmeye zorlayabilecek olası bir Amerikan kararını son gelişmelere karşın önceden savuşturmak.
Birden fazla askeri yetkiliye göre Lübnan'daki durum karmaşık bir yapı arz ediyor ve bu cephede uzun soluklu askeri faaliyetler gerektiriyor. Toplantıda varılan mutabakata göre İsrail ordusunun ulaştığı bölgelerin büyük çoğunluğunda, özellikle Beauvoir (Beaufort) Kalesi, Kefer Tibnit beldesi, Cebel Ali et-Tahir ve diğer noktalarda keşfedilen tüneller ciddi zorluklar oluşturuyor. Bu zorluklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsviçre’deki ABD-İran müzakereleri öncesinde İsrail'den Lübnan'da ateşkese uymasını istemesiyle daha da derinleşti. Askeri yetkililere göre bu durum İsrail ordusunu kısıtlarken onu günlük tehlikeyle baş başa bırakıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail basınında yer alan haberler, tünel imha planlarının karmaşık bir yapı taşıdığını ve kara ile hava kuvvetlerinin ortak operasyonlarını gerektirdiğini, ayrıca tünellere kuvvet göndererek içeri girmeyi ve Hizbullah unsurlarıyla yaşanması beklenen çatışmalarla yüz yüze gelmeyi zorunlu kıldığını ortaya koydu. Lübnan'ın güneyinde artan kayıplar nedeniyle İsrail komutanlığı, askerleri bu tehlikeden korumak amacıyla söz konusu operasyonları engellemeye çalışıyor.
İsrail, Hizbullah'ın tünellere patlayıcılar dahil çeşitli tuzaklar kurduğunu değerlendiriyor. Bu durum Tel Aviv'i söz konusu görevin sorumluluğunu Lübnan ordusuna devretmeye yöneltti. Asıl hedef askerleri tehlikeden uzak tutmak olsa da Tel Aviv bu adımın aynı zamanda Lübnan'a yönelik müzakerelerde, İsrail'in öne sürdüğü koşulların kabulü için baskı kaldıracı işlevi görecek bir pazarlık kartına dönüşmesini istiyor.
Orduya tam yetki
İsrail'de pazartesi günü Lübnan'daki askerlerin operasyonel bir plan ya da strateji olmaksızın maruz kaldığı tehlikeler gün yüzüne çıktıktan sonra yaşanan fırtınalı tartışmaların ve ABD-İran müzakereleri sürecinde varılan mutabakat çerçevesinde özel bir ateşkes mekanizması kurulacağının duyurulmasının ardından Başbakan Binyamin Netanyahu yarım dakikayı aşmayan bir video kaydıyla kamuoyuna çıkmak zorunda kaldı. Netanyahu bu açıklamasında ordunun Lübnan'da kalmaya devam edeceğini ve güvenlik bölgesinden çekilme olmayacağını ilan etti.
Netanyahu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu konuda benden ve Savunma Bakanı'ndan çıkan talimatlar son derece açık. Ordu, Güney Lübnan'da karşılaşabileceği ya da hedef alınabileceği her türlü tehdide anında müdahale etmek için tam ve mutlak bir hareket serbestisine sahiptir. Güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinden kuvvetlerin çekilmesi söz konusu değildir; ordu her türlü saha gelişmesiyle başa çıkmak için tam yetkiye sahip.”

Netanyahu'nun açıklamaları, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in kapalı görüşmelerde İsrail ordusunun Mavi Hat'tan çekilmesinin kuzeye yönelik sızma tehditlerinin yeniden baş göstermesine yol açacağı uyarısının ardından geldi. Zamir, ordu kuvvetlerinin varlığının tehdidi ortadan kaldırdığını, çekilme halinde Hizbullah'ın çitlerin gerisine yeniden döneceğini belirtti.
Bu aşamada siyasi kanat, orduyla birlik mesajı veriyor. Bu da Netanyahu’nun açıklaması için ek bir gerekçe oluşturdu. Savunma Bakanı Yisrael Katz da aynı tutumu dile getirerek İsrail'in hedefinin Mavi Hat sınırları içinde kalmak olduğunu açıkladı.
Öte yandan son iki gün içinde istihbarat servisi başkanları ile siyasi kanat arasında bir dizi istişare gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra Washington ile İsrail arasındaki müzakerelerin yeniden başlamasından önce Tel Aviv ile Washington arasında da görüşmeler yapıldı. Görüşmelere ilişkin bilgi sahibi üst düzey yetkililerden edinilen bilgilere göre bu aşamada İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinden çekilmesi yönünde herhangi bir Amerikan talebi iletilmedi. Ancak ordunun 10 kilometre hattının gerisinde faaliyet gösterdiği bazı bölgelerden, aralarında Beaufort Kalesi'nin de bulunduğu noktalarda kısmi çekilmeler inceleniyor.
Görüşmelere vakıf kaynaklara göre bu konuda görüş ayrılıkları söz konusu. Bir kesim Beaufort Kalesi'nin sembolik önemi nedeniyle tutunmaya devam edilmesi gerektiğini savunurken diğerleri buradan çekilmenin Lübnan ile ilişkilerin onarılması yönünde İsrail'den gelen proaktif bir mesaj olarak algılanabileceğini ileri sürüyor.
Tüm bunların arkasındaki daha büyük hedef, Amerikan inisiyatiflerinin ve emirlerinin dayatılmasını beklemek yerine proaktif bir İsrail inisiyatifiyle Washington'daki Lübnan görüşmelerine ulaşmak.
Durumu bilen bir yetkili, İsrail heyetinin Amerikalıların daha önce netleştirdiği hususu açıkça ileteceğini belirtti. ABD, uzlaşı koşulu olarak İsrail'den Mavi Hat'tan çekilmesini talep etmiyor.
Kontrolün sürdürülmesi
Koalisyon ve muhalefet partilerinden İsrailli siyasetçiler Lübnan'dan çekilmeme konusunda tek sesle hareket ederken ABD tarafından kısıtlanan ordunun Lübnan'daki görevini tamamlamak üzere serbest bırakılması yönündeki sesler giderek yükseliyor.
Israel Hayom gazetesindeki bir rapor, durumdan haberdar bir askeri yetkilinin Lübnan’dan herhangi bir çekilmenin İsrail ve vatandaşları için güvenlik tehdidi oluşturduğunu ve bu konuda taviz verilmeyeceğinin açıkça ilan edilmesi gereken bir kırmızı çizgi niteliği taşıdığını değerlendirdiğini aktardı. Rapora göre Tahran, ‘İsrail ordusu Lübnan'da yeterli serbestlikle hareket ettiği sürece ahtapotun bir kolu daha parçalanıyor. Bu süreci durdurmak ve Trump ile Netanyahu arasındaki uçurumu derinleştirmek amacıyla İran, Trump'ın hassas noktasına, yani Hürmüz Boğazı'na baskı uygulamaya geri dönüyor. Zira Trump'ın dönem ortası seçimlerini kaybetme korkusuyla petrol fiyatlarını düşürmek zorunda kalacağını kavradılar. Bu nedenle en azından söylem düzeyinde boğazın açılmasını İsrail'in Lübnan'dan çekilmesine bağlıyorlar’ şeklinde anlıyor.
Rapora göre İsrailliler çekilmeyi kırmızı çizgi olarak görüyor. Bir siyasi yetkili de ordunun kuzey sakinlerini korumak için gereken süre boyunca Lübnan'ın güneyinde güvenlik kuşağında kalmayı sürdüreceğini teyit etti. Bu tutum Netanyahu ve Katz tarafından dile getirildi. Tüm güvenlik ve askeri kurumlar ile siyasi yapının bütünü de bu tutumda ısrar ediyor.
Beyaz Saray'a yakın bir İsrail kaynağı, ABD'nin İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmesini talep etmesinin yalnızca zaman meselesi olduğunu öngörüyor. Kaynağa göre böyle bir talep, İsrail'i ve Başbakan Binyamin Netanyahu'yu son derece zor bir ikilemle karşı karşıya getirecek ve belki de İsrail'in bu savaşta yenilgisinin açıkça ilanı anlamına gelecek.


