Çekilme ile güvenlik kuşağı arasında: İsrail Lübnan'daki senaryolarını test ediyor

Tel Aviv, sorumluluğun Lübnan ordusuna devredilmesinin Hizbullah'la mücadele hazırlığını bir testi olarak kullanılabileceğini değerlendiriyor

İsrail ve ABD bayraklarının bir arada bulunduğu bir bilimsel toplantı; arka planda Güney Lübnan’daki yıkılmış binalar (AP) 
İsrail ve ABD bayraklarının bir arada bulunduğu bir bilimsel toplantı; arka planda Güney Lübnan’daki yıkılmış binalar (AP) 
TT

Çekilme ile güvenlik kuşağı arasında: İsrail Lübnan'daki senaryolarını test ediyor

İsrail ve ABD bayraklarının bir arada bulunduğu bir bilimsel toplantı; arka planda Güney Lübnan’daki yıkılmış binalar (AP) 
İsrail ve ABD bayraklarının bir arada bulunduğu bir bilimsel toplantı; arka planda Güney Lübnan’daki yıkılmış binalar (AP) 

Emel Şehade

İsrailli liderlerin dün tampon bölgeden çekilmeme ve İsrail ordusunun Lübnan'da hareket serbestisini koruma konusunda peş peşe savurduğu tehditler, Tel Aviv'in Hizbullah tarafından inşa edilen tünellerin sorumluluğunu Lübnan ordusuna devretme ve ordunun Hizbullah üyelerini kontrol altına alıp bölgede varlık gösterme kapasitesini ölçme konusundaki inisiyatifine ilişkin pek çok soru işareti doğurdu. İsrail'in planlarına göre bu süreç Kefer Tibnit beldesinden başlayacak.

Bir siyasi yetkiliye göre İsrail, sorumluluğun Lübnan ordusuna devredilmesinin, ordunun Hizbullah meselesini alenen ve emsal teşkil edecek biçimde ele alma konusundaki kapasite ve kararlılığının sınanmasında kullanılabileceğini değerlendiriyor. Yetkili, “Bu, Lübnan ordusunun Hizbullah meselesini açıkça ve emsalsiz bir biçimde ele alma kapasitesi ve motivasyonunun mihenk taşı olabilir” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte güvenlik kurumu Lübnan ordusunun başarısına kuşkuyla yaklaşıyor. İsrail'in öne sürdüğü gerekçeye göre geçmiş deneyimler başarısızlıkla sonuçlandı; Lübnan ordusu gerek kapasite kısıtlamaları gerekse irade eksikliği nedeniyle Hizbullah'a karşı hareket etmekte güçlük çekti.

Güvenlik ve siyasi istişarelerin ardından bir askeri yetkili tarafından kamuoyuna duyurulan bu inisiyatif, İran-ABD mutabakat muhtırası çerçevesinde Lübnan dosyasının nasıl ele alınacağına dair tartışmalar sırasında gündeme geldi. İsrail'in amacı hem müzakerelerde elini güçlü tutacak baskı unsurlarını korumak hem de ordusunu Lübnan'dan çekmeye ve savaşı sona erdirmeye zorlayabilecek olası bir Amerikan kararını son gelişmelere karşın önceden savuşturmak.

Birden fazla askeri yetkiliye göre Lübnan'daki durum karmaşık bir yapı arz ediyor ve bu cephede uzun soluklu askeri faaliyetler gerektiriyor. Toplantıda varılan mutabakata göre İsrail ordusunun ulaştığı bölgelerin büyük çoğunluğunda, özellikle Beauvoir (Beaufort) Kalesi, Kefer Tibnit beldesi, Cebel Ali et-Tahir ve diğer noktalarda keşfedilen tüneller ciddi zorluklar oluşturuyor. Bu zorluklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsviçre’deki ABD-İran müzakereleri öncesinde İsrail'den Lübnan'da ateşkese uymasını istemesiyle daha da derinleşti. Askeri yetkililere göre bu durum İsrail ordusunu kısıtlarken onu günlük tehlikeyle baş başa bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail basınında yer alan haberler, tünel imha planlarının karmaşık bir yapı taşıdığını ve kara ile hava kuvvetlerinin ortak operasyonlarını gerektirdiğini, ayrıca tünellere kuvvet göndererek içeri girmeyi ve Hizbullah unsurlarıyla yaşanması beklenen çatışmalarla yüz yüze gelmeyi zorunlu kıldığını ortaya koydu. Lübnan'ın güneyinde artan kayıplar nedeniyle İsrail komutanlığı, askerleri bu tehlikeden korumak amacıyla söz konusu operasyonları engellemeye çalışıyor.

İsrail, Hizbullah'ın tünellere patlayıcılar dahil çeşitli tuzaklar kurduğunu değerlendiriyor. Bu durum Tel Aviv'i söz konusu görevin sorumluluğunu Lübnan ordusuna devretmeye yöneltti. Asıl hedef askerleri tehlikeden uzak tutmak olsa da Tel Aviv bu adımın aynı zamanda Lübnan'a yönelik müzakerelerde, İsrail'in öne sürdüğü koşulların kabulü için baskı kaldıracı işlevi görecek bir pazarlık kartına dönüşmesini istiyor.

Orduya tam yetki

İsrail'de pazartesi günü Lübnan'daki askerlerin operasyonel bir plan ya da strateji olmaksızın maruz kaldığı tehlikeler gün yüzüne çıktıktan sonra yaşanan fırtınalı tartışmaların ve ABD-İran müzakereleri sürecinde varılan mutabakat çerçevesinde özel bir ateşkes mekanizması kurulacağının duyurulmasının ardından Başbakan Binyamin Netanyahu yarım dakikayı aşmayan bir video kaydıyla kamuoyuna çıkmak zorunda kaldı. Netanyahu bu açıklamasında ordunun Lübnan'da kalmaya devam edeceğini ve güvenlik bölgesinden çekilme olmayacağını ilan etti.

Netanyahu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuda benden ve Savunma Bakanı'ndan çıkan talimatlar son derece açık. Ordu, Güney Lübnan'da karşılaşabileceği ya da hedef alınabileceği her türlü tehdide anında müdahale etmek için tam ve mutlak bir hareket serbestisine sahiptir. Güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinden kuvvetlerin çekilmesi söz konusu değildir; ordu her türlü saha gelişmesiyle başa çıkmak için tam yetkiye sahip.”

sdcfvgthyj
Lübnan'ın güneyinde İsrail'in düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman sütunları, 20 Haziran 2026 (Reuters)

Netanyahu'nun açıklamaları, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in kapalı görüşmelerde İsrail ordusunun Mavi Hat'tan çekilmesinin kuzeye yönelik sızma tehditlerinin yeniden baş göstermesine yol açacağı uyarısının ardından geldi. Zamir, ordu kuvvetlerinin varlığının tehdidi ortadan kaldırdığını, çekilme halinde Hizbullah'ın çitlerin gerisine yeniden döneceğini belirtti.

Bu aşamada siyasi kanat, orduyla birlik mesajı veriyor. Bu da Netanyahu’nun açıklaması için ek bir gerekçe oluşturdu. Savunma Bakanı Yisrael Katz da aynı tutumu dile getirerek İsrail'in hedefinin Mavi Hat sınırları içinde kalmak olduğunu açıkladı.

Öte yandan son iki gün içinde istihbarat servisi başkanları ile siyasi kanat arasında bir dizi istişare gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra Washington ile İsrail arasındaki müzakerelerin yeniden başlamasından önce Tel Aviv ile Washington arasında da görüşmeler yapıldı. Görüşmelere ilişkin bilgi sahibi üst düzey yetkililerden edinilen bilgilere göre bu aşamada İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinden çekilmesi yönünde herhangi bir Amerikan talebi iletilmedi. Ancak ordunun 10 kilometre hattının gerisinde faaliyet gösterdiği bazı bölgelerden, aralarında Beaufort Kalesi'nin de bulunduğu noktalarda kısmi çekilmeler inceleniyor.

Görüşmelere vakıf kaynaklara göre bu konuda görüş ayrılıkları söz konusu. Bir kesim Beaufort Kalesi'nin sembolik önemi nedeniyle tutunmaya devam edilmesi gerektiğini savunurken diğerleri buradan çekilmenin Lübnan ile ilişkilerin onarılması yönünde İsrail'den gelen proaktif bir mesaj olarak algılanabileceğini ileri sürüyor.

Tüm bunların arkasındaki daha büyük hedef, Amerikan inisiyatiflerinin ve emirlerinin dayatılmasını beklemek yerine proaktif bir İsrail inisiyatifiyle Washington'daki Lübnan görüşmelerine ulaşmak.

Durumu bilen bir yetkili, İsrail heyetinin Amerikalıların daha önce netleştirdiği hususu açıkça ileteceğini belirtti. ABD, uzlaşı koşulu olarak İsrail'den Mavi Hat'tan çekilmesini talep etmiyor.

Kontrolün sürdürülmesi

Koalisyon ve muhalefet partilerinden İsrailli siyasetçiler Lübnan'dan çekilmeme konusunda tek sesle hareket ederken ABD tarafından kısıtlanan ordunun Lübnan'daki görevini tamamlamak üzere serbest bırakılması yönündeki sesler giderek yükseliyor.

Israel Hayom gazetesindeki bir rapor, durumdan haberdar bir askeri yetkilinin Lübnan’dan herhangi bir çekilmenin İsrail ve vatandaşları için güvenlik tehdidi oluşturduğunu ve bu konuda taviz verilmeyeceğinin açıkça ilan edilmesi gereken bir kırmızı çizgi niteliği taşıdığını değerlendirdiğini aktardı. Rapora göre Tahran, ‘İsrail ordusu Lübnan'da yeterli serbestlikle hareket ettiği sürece ahtapotun bir kolu daha parçalanıyor. Bu süreci durdurmak ve Trump ile Netanyahu arasındaki uçurumu derinleştirmek amacıyla İran, Trump'ın hassas noktasına, yani Hürmüz Boğazı'na baskı uygulamaya geri dönüyor. Zira Trump'ın dönem ortası seçimlerini kaybetme korkusuyla petrol fiyatlarını düşürmek zorunda kalacağını kavradılar. Bu nedenle en azından söylem düzeyinde boğazın açılmasını İsrail'in Lübnan'dan çekilmesine bağlıyorlar’ şeklinde anlıyor.

Rapora göre İsrailliler çekilmeyi kırmızı çizgi olarak görüyor. Bir siyasi yetkili de ordunun kuzey sakinlerini korumak için gereken süre boyunca Lübnan'ın güneyinde güvenlik kuşağında kalmayı sürdüreceğini teyit etti. Bu tutum Netanyahu ve Katz tarafından dile getirildi. Tüm güvenlik ve askeri kurumlar ile siyasi yapının bütünü de bu tutumda ısrar ediyor.

Beyaz Saray'a yakın bir İsrail kaynağı, ABD'nin İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmesini talep etmesinin yalnızca zaman meselesi olduğunu öngörüyor. Kaynağa göre böyle bir talep, İsrail'i ve Başbakan Binyamin Netanyahu'yu son derece zor bir ikilemle karşı karşıya getirecek ve belki de İsrail'in bu savaşta yenilgisinin açıkça ilanı anlamına gelecek.



Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
TT

Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Fransa Meteoroloji Kurumu, pazartesiyi salıya bağlayan gecenin ülke tarihinde kaydedilen en sıcak gece olduğunu açıkladı. Aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ülkedeki bir nükleer santralde de faaliyetler durduruldu.

Santral sözcüsünün yaptığı açıklamaya göre, pazartesi akşamı Fransa'daki bir nükleer enerji santralinde sıcak hava dalgasına bağlı "çevresel kısıtlamalar" nedeniyle üretim durduruldu.

Ülkenin güneybatısındaki Golfech Nükleer Santrali, her biri 1,3 gigavat kapasiteli iki basınçlı su reaktöründen oluşuyor ve reaktörlerin soğutulmasında Garonne Nehri'nin suyu kullanılıyor.

scfgt
Elektrikli bisikletiyle Béziers'deki su fıskiyeleri arasından geçen bir kişi, sıcak hava dalgası sırasında serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Reaktörlerden biri, Garonne Nehri'ndeki su sıcaklığının salı günü 28 dereceye ulaşmasının beklendiği gerekçesiyle pazartesi akşamı devre dışı bırakıldı. Diğer reaktör ise mayıs ayından bu yana bakım nedeniyle kapalı olduğundan santral fiilen tamamen durmuş durumda.

2006 yılında çıkarılan bir kararnameye göre, enerji santralinden deşarj edilen su sonrasında nehir sıcaklığının 28 santigrat dereceyi aşmaması gerekiyor. Bu uygulama, nehirdeki bitki ve hayvan yaşamını korumayı amaçlıyor.

Fransa'daki 52 nükleer reaktörün sürekli olarak soğutulması gerektiğinden, bu tesisler deniz kıyılarında veya büyük su yolları yakınında inşa edildi.

Şiddetli sıcak hava dalgaları sırasında nehir sularının aşırı ısınması, Fransa Elektrik Kurumu'nu (EDF) su yollarının daha fazla ısınmasını önlemek amacıyla elektrik üretimini azaltmaya veya tamamen durdurmaya zorlayabiliyor.

Çevresel nedenlerle uygulanan bu duruşlar ve üretim kısıtlamalarının EDF'nin yıllık elektrik üretimi üzerindeki etkisi şu anda yaklaşık yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Ancak iklim değişikliğine uyum sağlayacak önlemler alınmaması halinde bu kaybın 2035 yılına kadar ortalama yüzde 1,4'e, 2050 yılına kadar ise yüzde 1,5'e yükselmesi bekleniyor.

fgthyju
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında bir grup genç, Saint-Martin Kanalı'na köprüden atlayarak serinliyor. (AFP)

Fransa'yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ulusal elektrik şirketi, ülkenin güneydoğusundaki Bugey Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer tesislerde de üretimin azaltılmasını değerlendiriyor.

BM'den acil iklim çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, küresel ısınmanın sınırlandırılması için dünyanın acilen daha güçlü adımlar atması gerektiğini söyledi.

Salı günü Londra'da düzenlenen iklim konferansında konuşan Guterres, dünyanın küresel ısınmayla mücadelede "çok daha acil" hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, fosil yakıtları enerji ve iklim krizlerinin "yıkıcı temel nedeni" olarak nitelendirdi.

Guterres, "Hem iklim krizini hem de enerji krizini besleyen fosil yakıtlara dayalı bir sisteme artık güvenemeyiz." dedi.

Roma kırmızı alarma geçti

İtalya Sağlık Bakanlığı ise salı günü Roma ve Milano'nun da aralarında bulunduğu 15 kent için aşırı sıcak nedeniyle en yüksek seviyedeki "kırmızı alarm" ilan edildiğini, bu sayının çarşamba günü 16'ya yükseleceğini duyurdu.

En yüksek uyarı seviyesi olan kırmızı alarm kapsamında bakanlık, hafif yemekler tüketilmesini, günün en sıcak saatlerinde kapalı alanlarda kalınmasını ve vücudun soğuk suyla serinletilmesini tavsiye etti.

Avrupa, bu hafta etkisini giderek artıran yeni bir sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Birçok ülke önleyici tedbirler alırken, Fransa pazartesi günü haziran ayı için tarihinin en yüksek ortalama sıcaklığını kaydetti.

Bu, Batı Avrupa'yı bir aydan kısa süre içinde etkileyen ikinci sıcak hava dalgası oldu. Bilim insanları, insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin özellikle sıcak hava dalgaları başta olmak üzere aşırı hava olaylarının şiddetini artırdığı konusunda görüş birliği içinde bulunuyor.


Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı
TT

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, salı günü yaptığı açıklamada İran'ın gelecekte uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak nükleer denetimlere izin vermeyi kabul ettiğini öne sürdü. Ancak Tahran yönetimi bu iddiayı reddetti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise daha önce yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail ve ABD tarafından bombalanan nükleer tesislerde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetim yapmasına izin vermeyeceğini söylemişti.

Trump ayrıca sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD'nin gerektiğinde İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden uygulayabilmek amacıyla Hürmüz Boğazı'nda gemilerini konuşlu tutacağını belirtti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, İsviçre'de ABD ile yürütülen teknik görüşmelerin tamamlandığını açıkladı. Görüşmeler sonunda, yaptırımların kaldırılması, nükleer dosya, yeniden imar ve ekonomik kalkınma ile izleme ve uygulama başlıklarında dört çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarından öne çıkanlar:

  • İran, gelecekte çok uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak en üst düzey nükleer denetimlere izin vermeyi tamamen kabul etti.
  • Bu düzenleme "nükleer bütünlüğü" güvence altına alacak. İran bunu kabul etmezse yeni bir müzakere süreci olmayacak.
  • İran, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını ve yeni bir deniz ablukası uygulanmamasını kabul etti.
  • Gerekmesi halinde ablukayı yeniden uygulayabilmek için tüm gemiler bölgede tutulacak.
  • ABD Hazine Bakanlığı tarafından serbest bırakılacak fonlar, Washington'un kontrolündeki bir emanet hesabında tutulacak ve yalnızca ABD'den mısır, buğday, soya fasulyesi gibi gıda ürünleri ile tıbbi malzeme satın alınmasında kullanılacak.
  • Pazartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan 19 milyon varil petrol sevk edildi.

İran ile Umman'ın ortak açıklaması:

  • Hürmüz Boğazı'na ilişkin tüm düzenlemelerin, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin egemenliğine ve egemenlik haklarına tam saygı göstermesi gerektiğini vurguluyoruz.
  • Boğazın yönetimi ve buna ilişkin maliyetler konusunda bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ve ilgili diğer taraflarla görüşmeler yürütülecek.
  • Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz trafiğine açık ve güvenli bir su yolu olarak korunmasına bağlılığımızı yineliyor; deniz güvenliği, seyrüsefer serbestisi ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ediyoruz.

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
TT

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)

İyad el-Anbar

Tom Barrack'ın birkaç gün önce Bağdat'a yaptığı ziyaret, önceki ziyaretlerinden farklıydı. Anayasal görev süresi sona ermiş olan önceki hükümetle yaptığı görüşmelerin aksine, Barrack, Hükümet Sarayı'nda başbakan olarak tam yetkiye sahip Ali el-Zeydi ile görüştü. Bu nedenle Barrack, “X” platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ziyaretinin amacının “ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak hükümetine desteğini iletmek” ve ayrıca, “iki taraf arasındaki ilişki için yeni ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek amacıyla Irak ve ABD arasındaki stratejik ortaklığı” görüşmek olduğunu açıkladı.

ABD Özel Temsilcisi’nin Bağdat ve Erbil'deki görüşmelerinin ayrıntılarına ilişkin spekülasyonlar ve sızıntılar bir yana, Tom Barrack yanında, ana hedefi Irak'taki Amerikan varlığını yeniden yapılandırmak olan bir dizi dosya taşıyordu. Zira Irak'ta yeni bir ABD stratejisi şekillenmeye başlıyor ve bu strateji, askeri varlığa odaklanmaktan ziyade yeniden siyasi varlığı önceliklendiriyor. Bu değişim, güçlü siyasi varlığı nedeniyle 2003'ten beri Irak siyaseti, güvenliği ve ekonomisinin birçok yönünü şekillendirebilen İran'ın Irak'taki nüfuzuna bir karşı duruş gibi görünüyor.

Tom Barrack'ın diplomasiye Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından girdiği doğru. Ancak Barrack'ın geçmişi hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanları da içeriyor. Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi önemli bölgesel oyuncularla mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün, bölge halkına fayda sağlayan ve onları çatışmalara devam etmekten uzaklaştıran ekonomik fırsatlar ile savaşların bitirilmesi olduğuna inanıyor. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'de iktidara gelmesinden sonra Şam ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerin kurulmasındaki rolü de yadsınamaz.

Bununla birlikte, Barrack'ın en zorlu görevi Irak olabilir, çünkü İran nüfuzunun uzantıları güvenlik ortamına derinden yerleşmiş durumda. İranlılar, 11 Kasım 2025 seçimlerinden sonra yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili ABD’nin şartları fırtınasına boyun eğseler bile, “direniş ekseni”nin çeşitli fraksiyonları aracılığıyla güçlü varlıkları onlar için en önemli ve Amerikalıların gözünde en tehlikeli kozları olmaya devam ediyor.

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Barrack'ın ziyareti ve Başbakan Ali Zeydi ile görüşmesi, Başkan Trump'ın Bağdat ve Washington arasındaki ortaklığın geleceğini görüşmek üzere temmuz ortasında Beyaz Saray'da Zeydi'yi ağırlamayı sabırsızlıkla beklediğini gösteriyor. Yine açıklamaya göre, görüşmede, silahın devletin elinde toplanması dosyasına ve Irak'ın, devletin yetkisi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı örgütlerin ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesine yönelik planlarının uygulanması konularına odaklanıldı. Ayrıca, Amerikan şirketlerinin Irak'ta petrol ve elektrik sektörlerine yatırım yapmaları için prosedürlerin tamamlanması gerektiği de vurgulandı.

Hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanlarda deneyime sahip olan Tom Barrack’ın, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün ekonomik fırsatlar ile bitirilmesi olduğuna inanıyor

Washington ziyareti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin Irak'tan ne istediği çok açık ve artık spekülasyonlara veya kapalı toplantılar hakkında dolaşan sızıntılara tabi bir mesele değil. Birinci, ikinci ve üçüncü olarak Irak’tan istenilen silahın devletin elinde toplanmasıdır. Ne var ki Zeydi hükümeti henüz bu Amerikan talebini uygulamaya yönelik stratejisini açıklamadı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı silahlı fraksiyonlar, silahlı faaliyetlerini siyasi faaliyetlerinden ayırma girişimlerini duyurmuş olsalar da, silahsızlanma ve silahlarını devlete teslim etme ile ilgili detaylar belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmayı reddeden silahlı fraksiyonlar da pozisyonlarını koruyorlar. Silahlarıyla ilgili yeni görüşmelere katılma yönünde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.

Zeydi hükümetinin 14 bakanla güvenoyu almasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, kalan dokuz bakanlık hâlâ boş. Ve bu günlerde bunlara atama yapılacağından da söz edilmiyor. İronik bir şekilde, güvenlik ve silahın devletin elinde toplanması dosyalarını yönetmek için en önemli iki bakanlık olan Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına henüz bir bakan atanmadı!

İç siyasi ortam ile Irak'ın dış politikasına yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiye gelince, Bağdat'ta birbirini takip eden hükümetlerin sorunu, uluslararası ve bölgesel tanınma olmadan iktidar meşruiyetlerinin eksik olduğuna inanmalarıdır. Bu nedenle, dış ziyaretler ve komşu devlet başkanlarıyla yapılan ikili görüşmeler, devletin yüksek çıkarları ile bağlantılı siyasi bir bağlamdan ziyade, hükümetin ve iktidarının tanınması olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin kalkınma projelerini ne ölçüde etkilediği veya paralel silahlı fraksiyonlara karşı devletin kontrolünü yeniden kazanması çabalarını ne ölçüde ilerlettiği önemsiz. Bunun yerine, sosyal ve siyasi meşruiyetinde bir çöküş yaşayan yönetici sınıf için siyasi bir kazanım olarak görülüyor.

bgnjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Bağdat'ta ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Zeydi hükümetinin Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi, ABD, İsrail ve İran arasındaki değişken çatışmadan savaşı sona erdirmek için bir ön barış anlaşmasının imzalanmasına geçişin ardından, bölge için kritik bir dönüm noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak, bu ziyaretin ABD yönetiminin hükümete verdiği desteği yinelemesinden, Bağdat ile Washington arasındaki stratejik ortaklığın teyit edilmesinden ve silahın devletin elinde toplanması meselesinin ele alınmasından öte bir sonuç vermesi olası görünmüyor.

İronik bir şekilde, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili karmaşık konular, siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor. Zira Zeydi hükümeti henüz başlangıç ​​aşamasında. Kararları hükümeti etkileyen etkili siyasi taraflar, ABD ile ilişki konusunda belirsiz bir tutum sergiliyor: Hem ekonomik hem de güvenlik düzeyinde tam teşekküllü bir ortaklık mı istedikleri, yoksa “Büyük Şeytan ABD” sloganı ile siyasi kazanımlarını korumak için şartlarını kabul etme çıkarları arasında halen tereddüt mü ettikleri belirsiz.

Tahran'dan önce Washington

Zeydi'nin Beyaz Saray ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesi eğer ertelenmezse, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin dış ziyaretlerinin ilk durağı Washington olacak. Böylece İbrahim el-Caferi'den sonra göreve gelen ve dış gezilerine ABD'den değil İran'dan başlayan önceki başbakanların teamüllerini bozan ilk başbakan olacak.

Zeydi, Irak'ta ABD ve İran arasındaki nüfuz yönetiminin yalnızca kendi hükümetinin kararlarıyla ilgili bir mesele olmadığının farkında. Aksine, bu, İran'ın siyasi aktörler ve silahlı fraksiyonlar üzerindeki etkisini de içeren karmaşık bir konu. Ancak Amerikan nüfuzunun boyutu, Bağdat hükümetine baskı yapmaktan ve kararlarını ve tercihlerini etkilemekten ibaret.

ABD'nin Irak'taki yaklaşımı, Trump yönetiminin nüfuz alanlarının Tahran'ın nüfuz alanlarından ayrılması için öncelikli gördüğü konulara ilişkin doğrudan baskıya dayanıyor. Ancak bu, hükümetin imzalayıp uygulamaya geçireceği bir başkanlık kararnamesi veya yürütme emrinin konusu olacak bir mesele değil. Aksine, iki ülke arasındaki resmi ve diplomatik çerçeveler aracılığıyla ikili ilişkilerin mantığını aşan karmaşık bir sorunlar ağıdır. İran nüfuzunun kolları Irak'ta silah ve siyaset düzeyinde açıkça görülse de, dolar ve petrol kaçakçılığıyla bağlantılı ekonomik mafyalar şeklinde faaliyet gösteren arka kanallar, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak için gerçek bir yüzleşme ve varlıklarını ortadan kaldırmak için somut adımlar gerektiriyor.

İroni şu ki, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden tanımlanması gibi karmaşık konular siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor

 Zeydi, göreve seçilmesi ve hükümetinin kurulması konusunda İran'ın tarafsızlığından faydalanmalı. İran, Irak'taki değişiklikler ile bir adım geriye atma politikasıyla başa çıkıyor gibi görünüyor. Irak dosyasının yönetimiyle ilgili dış politikasını yeniden değerlendirme aşamasında da olabilir. 40 günlük savaştan sonra İran'ın Irak'a yaklaşımı, askeri perspektiften ziyade siyasi perspektife öncelik vermeye doğru kayıyor olabilir. Bundan sonra İran, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği sıfır toplamlı oyun mantığından vazgeçerek, Irak'ta ABD ile nüfuz paylaşımına dayalı bir ortaklığı kabul edebilir. Bu dönemin, belki de Irak'taki müttefikleriyle olan ilişkilerinde sadakati siyasi zekâ ve stratejinin önüne koymanın ötesine geçmeyi gerektirdiğine inanıyor.

Kısacası, ABD ile ateşkes anlaşmasına vardıktan sonra İran, bölgesel çevresiyle ilişkisini tanımlamada yeni bir aşamaya girecektir. Ancak Irak söz konusu olduğunda, İran'ın ulusal güvenliğine dair vizyonu ile Irak arasındaki bağların tamamen koparılmasını kabul edemez, zira ne tarih ne de coğrafya buna izin verir. Fakat ekonomik bağları korumak karşılığında askeri ve bir ölçüde siyasi nüfuzunun azaltılmasını kabul edebilir; çünkü ekonomik bağları çöküşten kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Buna karşılık, ABD, İran'ın Irak'taki askeri nüfuzunun azaltılmasının iyi bir başlangıç ​​olduğuna ve gerisinin de kendiliğinden geleceğine inanıyor.

Yeni Irak hükümetinin, dış ilişkileri yönetmeye, savaş yerine gerilimi azaltma konusunda anlaşmalarından sonra Tahran ile Washington ile ilişkileri belirlemeye yönelik vizyonunu, keza iç anlaşmazlıklarla boğuşan ve dış müdahaleye açık hibrit bir güvenlik sistemini yönetmeye dair görüşlerini henüz kimse bilmiyor. Zeydi hükümeti, Amerikalıları ve İranlıları Irak'ın bir çekişme noktası değil, bir buluşma noktası olması gerektiğine ikna etme zorluğuyla karşı karşıya. Bu, öncelikle Irak'ın siyasi yapısını düzene koymayı ve ardından rekabet eden taraflar arasında kontrole değil, ortaklığa dayalı bir eksen olması için ekonomiyi canlandırmayı gerektiriyor. Ancak, devletin dış politikada karar alma yetkisini birden fazla kurumun, partinin ve liderin gasp ettiği bir ülkede yaşarken, bu nasıl başarılabilir?