Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Zamanlama ve finansman soruları baş gösterdi

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi (GGK), geçtiğimiz cuma günü Yemen'in güneyindeki Aden, Mukella ve Seyyun şehirlerinde ‘vesayeti reddetmek ve işgale karşı çıkmak’ adını verdiği ‘milyonluk gösteri’ aracılığıyla Yemen sahnesinde yeniden boy gösterme girişimini bir kez daha tekrarladı.

Riyad önderliğindeki Arap koalisyonunun desteklediği meşru Yemen hükümeti yetkilileri, gösterilerin içindeki kargaşa, şiddet olayları ve saldırılara karşın ‘barışçıl’ gösterilere müdahale etmedi. Pek çok aktivist tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre polis ve güvenlik kuvvetleri, göstericileri dağıtmak ve onlarla hükümeti destekleyen kalabalıklar arasındaki çatışmaları sona erdirmek amacıyla yalnızca havaya uyarı ateşi açmakla yetindi.

GGK yanlılarının gösterileri, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydî'nin fotoğraflarının yanı sıra Yemen hükümetine ve Suudi Arabistan'a yönelik karşıt sloganlar taşıdı. Bu sloganlar, Riyad önderliğindeki koalisyonun Yemen meşruiyetine verdiği destek ile koalisyonun Yemen'in güney vilayetlerinde siyasi ve güvenlik normalleşmesini yeniden sağlamak için gösterdiği büyük çabayı reddediyordu. GGK, bu çabalar kapsamında hükümet bütçelerini güçlendirmek, temel hizmetleri desteklemek ve özellikle çöl ve sahil bölgelerindeki o kavurucu yaz aylarında su ve elektrik hizmetlerini ayakta tutmak amacıyla cömert mali ve ayni yardımlar sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre GGK aktivistleri, Hadramut ve diğer bölgelerde hükümeti ve Riyad önderliğindeki Arap Koalisyonu’nu destekleyen karşı gösterileri de engellemeye çalıştı. Öte yandan bazı karşı taraf üyeleri Zubeydî'nin fotoğraflarını ve GGK bayraklarını indirip yırttı ve yaktı.

Geçtiğimiz cuma günü Aden ve Hadramut'taki GGK gösterilerinde hâkim olan coşkuya ve GGK’nın rakiplerinin bunları küçümseme girişimlerine karşın bu gelişmeler, girişimin tekrarlanmasının ardındaki güdü, bunu finanse eden taraf ve başlatıldığı zamanlama konusunda gerçek sorular doğurdu.

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı darbeci Husilerin fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu. Bununla birlikte bu değerlendirme, Yemen’in kuzeyinde ve güneyinde yaşananlar arasındaki bağlantıya ilişkin belgelenmiş kanıtlar olduğunu varsaymak yerine bu olayların eş zamanlılığını, siyasi ve toplumsal etki girişiminin ötesine geçerek orta ve uzun vadede bölgesel çıkarlara hizmet eden jeopolitik bir gerçeklik yaratmayı hedefleyen dış müdahalelerin sürdüğünün göstergesi olarak ele alıyor.

GGK başkanlık kurulu, 9 Ocak 2026 Cuma günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan ‘GGK’nın ve tüm ana ile alt kurul ve organlarının feshedildiğini’ açıklamıştı. Kurulun açıklaması ayrıca yurt içi ve yurt dışındaki tüm konsey ofislerinin kapatıldığını ve Suudi Arabistan himayesinde kapsamlı bir güney-güney konferansı düzenlenmesine hazırlık yapılarak ‘adil güney hedefini’ gerçekleştirme yolunda çalışmalara başlandığını duyuruyordu.

Pek çok uzman ve hukukçu, GGK’nın kamuoyunda yeniden boy göstermesinin hem daha önce ilan ettiği ‘fesih’ kararından geri adım atması hem de ‘adil güney hedefine’ hizmet edecek yeni bir çerçeve içinde faaliyet sürdüreceğine dair taahhüdünün ihlali niteliği taşıdığını değerlendiriyor. Söz konusu hedef üzerinde, aylardır büyük çoğunluğu Riyad'da bulunan temsilcilerine karşın Riyad’da umut edilen güney-güney konferansını bir türlü toplayamayan güney siyasi, toplumsal ve aşiret güçlerinin büyük bölümünün birbirinden ayrışan görüş ve tasarımları bulunuyor.

Bir kesim, GGK'nın iç ve dış tüm kurumlarını ve ofislerini kapatacağını duyurmasının GGK’yı o tarihten itibaren ‘yasaklanmış bir yapı’ statüsüne soktuğunu ve geçmiş on yıl boyunca meşru hükümet bünyesinde bulunurken bu hükümete karşı ‘silahlı isyan’ yürütmesinden dolayı hesap vermesi gerektiğini savunmuştu. GGK Başkanı Zubeydi, hükümetin en yüksek kurumu olan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin üyesi olmuş, GGK üyelerinin büyük çoğunluğu ise art arda kurulan hükümetlerde bakanlık koltuklarının büyük bölümünü ele geçirmiş, taraftarları da yurt içindeki atamalarda ve üst düzey makamlar ile yurt dışındaki büyükelçiliklerde aslan payını almıştı.

cd89l9
Yemen hükümetine bağlı askerler, Husiler tarafından yıllardır Taiz kentine uygulanan kuşatmanın sona erdirilmesini talep eden protesto gösterisinde Aden'de Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin fotoğrafının yer aldığı bir pano önünde nöbet tutarken, 25 Mayıs 2022 (AFP)

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı Husi darbeci fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu.

Yemen hükümeti, (feshedilen) GGK’nın başkanını ‘yolsuzluk, milyarlarca dolara el koyma ile başta Aden şehri olmak üzere kamu arazileri ve devlet binalarını gasp etmekle’ ciddi biçimde suçlamış ve tüm bu para ile mülkleri geri almak için onu yargıya sevk edeceğine söz vermişti. Ancak bu yönde atılan tek adım medyaya yansıyan açıklama ve haberlerden ibaret kaldı. Bir kesim bu durumun GGK'yı iç kesimlerindeki bazı taraftarları ve destekçileri meşru hükümete meydan okumaya ve geçici başkent Aden'deki cumhurbaşkanlığı sarayındaki varlığına yönelik tehdit söyleminin dozunu artırmaya sevk ettiğini değerlendiriyor. Üstelik bu tırmanma, hükümetteki kuzey liderliğine hakaret yağdırılması ve üzerlerindeki dini ibareler ve sembolik değerleri bir yana, destekçi komşu ülkelerin bayraklarının yakılmasına kadar vardı.

Tepkiler

Yemen'in iç kamuoyunun güney vilayetlerinde yaşanan olaylara tepkisi her zamanki gibi farklılık gösterdi. Bir kesim bu olayları meşru bulurken pek çoğu olayların ‘yapay’ olduğunu ve Yemen'in geleceği ile güneyin bu gelecekteki yerini tartışacak bir güney-güney konferansına hazırlık sürecinde güney sakinlerinin gerçek bir siyasi mağduriyetini yansıtmadığını öne sürdü. ‘Yasaklı’ GGK’nın gösterilerini başlı başına derin bölünmeler ve güney illerinin büyük çoğunluğunu ağır biçimde etkileyen geçim krizleri nedeniyle ‘zaten gergin olan toplumsal barışı daha da bozmaya yönelik bir girişim’ olarak nitelendiren başka kesimler de oldu. Pek çok kişi ise özellikle GGK aktivistlerinin bu krizi insanları ‘evlerindeki yüksek sıcaklıktan kaçmak için’ ve serinletme amacıyla klima çalıştıracak elektrik olmadığı için meydanlara çıkmaya davet ederek istismar etmeye çalıştığı bir dönemde elektrik santralleri ve su istasyonlarını çalıştırmak için büyük miktarda petrol ve motorin göndererek bölgelerine yardım koşan Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları kınayarak reddetti.

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Hadramut'un Mukella şehrindeki son protestolarda yaşanan ‘kayıplara duyduğu kaygıyı’ dile getirerek BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu brifingde bu kayıpların koşullarının soruşturulması çağrısında bulundu. Grundberg, bu zorlu koşulların aşılması için ‘Yemen'in güneyindeki halklar arasında ortak bir anlayışa’ varılması gerektiğini vurgulayarak bazı Yemen taraflarının ‘bölgesel gelişmelere’ bahis oynamasının ‘kimsenin hâkim olamayacağı bir fırtınaya bahis oynamak’ anlamına geldiğine de işaret etti. Bu ifadenin, görünürde son ABD-İsrail-İran savaşında Husilerin İsrail'e yönelik sonuçsuz saldırılarına gönderme yaptığı değerlendiriliyor.

7klı98l
GGK destekçileri, Yemen’in Aden kentinde düzenlenen bir yürüyüş sırasında Güney Yemen bayraklarını dalgalandırırken, 2 Ocak 2026 (AP)

GGK, daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de kaybetti. Aden'i tüm Yemen için hatta yalnızca güney için bile çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesine yol açtı.

Yine başa dönüldü

GGK’ya bağlı güçler geçtiğimiz yılın aralık ayında Yemen'in doğusundaki Hadramut ve Mehre vilayetlerine saldırdı. Bu hamle, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydi'nin bu iki ilin Suudi Arabistan ile olan karmaşık sosyal ve siyasi iç içe geçmişliğini ağır biçimde yanlış değerlendirmesi olarak nitelendirildi. Suudi Arabistan bu iki ilin en büyük ve en yakın komşusuydu. Zubeydi, bu hatanın bedelini bizzat ödedi ve GGK’daki bazı yoldaşlarıyla birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Taraftarlarına ‘Mehre-Hadramut seferinin Yemen'den İngiltere'nin ardından ikinci bağımsızlığın ilanına ramak kaldığını ilan ettiği güney’ anlamına geleceğini vaat etmiş olan GGK’nın hayalleri ve özlemleri yerle bir oldu. GGK’nın bazı taraftarları, Suudi Arabistan'ı ‘gerekçesiz’ ve Yemen hükümetiyle koordinasyon sağlanmaksızın başlatılan bu saldırı karşısında yerel güçleri destekleyerek araya girmek suretiyle bu hayali suya düşürmekle suçladı.

GGK böylece daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de yitirdi. Aden'i tüm Yemen ya da en azından güney için çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesiyle noktalandı. Gerçek şu ki GGK liderliğinin büyük bölümü eski konumlarını, çıkarlarını ve ayrıcalıklarını yitirdi. Bu durumun onların hoşuna gitmemesi ya da seyirci kalması beklenemez.

Bugün tüm bunlar karşısında yapılması gereken en doğru hareket GGK liderliğinin geçmişteki düşünce biçimi ve çalışma tarzı konusunda sorumlu bir özeleştiri yapması olur. Yemen hükümetinin de gerçekçi ve akılcı çözüm yollarına yönelmesi gerekiyor. Hepsinden önemlisi herkesin, ‘herhangi bir devletin, ne başka savaşlar doğuran savaşlarla ne de yalnızca nefret kültürü, öç alma ve intikam güdüleri bırakan siyasi şiddetle ne de coğrafi haritaları ve tarihin gerçeklerini hiçbir koşulda değiştiremeyecek olan kaosu körüklemekle yeniden inşa edilemeyeceğini’ anlaması gerekiyor.



Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
TT

Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Libya’da, Ukrayna basınında yer alan ve batıdaki Misrata kentinde bulunan bir askeri üssün Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere yönelik saldırılarda kullanıldığını öne süren haberlerin ardından siyasi ve güvenlik endişeleri arttı. Gözlemciler ise ülkenin Moskova ile Kiev arasındaki çatışmanın içine çekilmesi konusunda uyarıda bulunuyor.

Söz konusu endişeler, CNN’in yayımladığı bir haberin ardından daha da arttı. CNN, Libya’da bulunduğunu belirttiği “Ukraynalı bir deniz İHA operatörünün”, biriminin Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere saldırmak üzere Misrata’daki bir askeri üssü kalkış noktası olarak kullandığını ve bunun karşılığında yerel güçlere eğitim verdiğini söylediğini aktardı.

Cumartesi günü yayımlanan haberde, “istihbarat kaynakları ve Ukraynalı askeri yetkililere” dayandırılan bilgilere göre, deniz İHA’ları konusunda uzman Ukraynalı unsurlar 2025 yılının sonlarından bu yana Libya’nın batısında bulunuyor.

Batı Libya’daki makamlar aylardır gündeme getirilen iddialara ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı sessizliğini bozarak Misrata askeri üssünün dış taraflara veya çıkarlara yönelik operasyonlarda kullanıldığı yönündeki “iddiaları” yalanladı.

Savunma Bakanlığı’nın açıklaması, Ukrayna merkezli “UNITED24 Media” platformunun 6 Eylül’de yayımladığı ve Ukrayna’nın Libya’dan havalanan 12 İHA ile yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”yı Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef aldığı yönündeki iddiaların ardından geldi.

Ulusal Birlik Savunma Bakanlığı cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, “Misrata askeri üssünün veya herhangi bir ulusal askeri tesisin Libya devletinin egemenlik görevleri dışında herhangi bir saldırının başlatılması ya da herhangi bir tür askeri operasyonun gerçekleştirilmesi amacıyla kullanılmasına izin veren hiçbir anlaşma, düzenleme veya koordinasyonun bulunmadığını kesin bir dille reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu, mart ayından bu yana Akdeniz’de Rus yük gemilerinin Libya topraklarından kalkan İHA’larla hedef alındığına ilişkin haberlerin ikinci kez gündeme gelmesi. İddialar, Libya’nın Rusya-Ukrayna çatışmasının içine çekilmesi yönündeki siyasi ve güvenlik endişelerini artırıyor.

Bununla birlikte, Savunma Bakanlığı, Başbakan Abdülhamid Dibeybe’nin de yürüttüğü bakanlık sıfatıyla yaptığı açıklamada, gündeme getirilen tüm iddialara ilişkin olarak “hiçbir yabancı tarafa herhangi bir ülke veya taraf aleyhine düşmanca eylemlerde bulunmak amacıyla Libya topraklarını, tesislerini, hava sahasını veya karasularını kullanma izni vermediğini” vurguladı. Bakanlık ayrıca hiçbir ulusal askeri tesisin bu amaçla tahsis edilmediğini veya kullanılmadığını belirtti.

Sorumlu taraf kim?

Askeri araştırmacı Şerefeddin Ali el-Alvani, Libya’nın batısındaki Trablus, Misrata ve Zaviye gibi kentleri “devlet içinde devlet” olarak nitelendiriyor. Alvani, grupların, milislerin ve mevcut durumdan fayda sağlayan tüm kesimlerin “para karşılığında açık silah pazarının anahtarlarını elinde tuttuğunu” belirtiyor.

cdgbthynj
Mart ayından bu yana Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Alvani, bunun yalnızca Ukrayna yapımı silah ve İHA ticaretiyle sınırlı olmadığını, “her şeyin mubah hale geldiği bir karaborsa ekonomisini canlandırdığını” ifade ediyor.

Alvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu gerçeklik, Libya’daki askeri ve güvenlik kurumlarını birleştirme çabalarının başarıya ulaşması ve tüm silah depolarının Genel Komutanlığın çatısı altında toplanmasıyla sona erebilir” dedi.

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti 6 Eylül’de, “Trablus ve Zaviye’deki petrol depoları ile Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin dağıtıldığını” açıklamıştı.

Özellikle hükümete muhalif kesimler arasında “tartışma ve şüphelerin” sürdüğü bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti, Savunma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “nitelikli güvenlik ve istihbarat operasyonunun” sonucunda Libyalı ve yabancı 5 kişinin yakalandığını ve petrol depolarını hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin çökertildiğini bildirmişti.

Eski Libya Savunma Bakanı Muhammed el-Bergasi ise daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”nın Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef alındığı iddia edilen 12 İHA’nın Libya topraklarından havalandığı ihtimalini dışlamıştı.

Bergasi, “Bu İHA’ların denizdeki bir geminin üzerinden havalanmış olması daha muhtemel. Çünkü bunların çalıştırılması için pist veya karada bulunan fırlatma platformlarına ihtiyaç yok” değerlendirmesinde bulundu.

Bergasi’nin değerlendirmesinin yanı sıra güvenlik uzmanları da “söz konusu İHA’ların Libya’dan havalandığını gösteren gerçek bir kanıt bulunmadığını” belirtiyor.

Daha önce de “kimliği belirsiz İHA’lar” Trablus ve Zaviye’deki petrol tesislerinin yanı sıra Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef almıştı. Saldırıların arkasında kimin bulunduğuna ilişkin belirsizlik sürerken, dikkat çeken nokta ise İHA’ların Libya’nın diğer bölgeleri yerine yalnızca ülkenin batısındaki kritik tesislere yönelmesi oldu.

 Mart ayındaki saldırı

Rusya’ya ait “Arctic Metagaz” isimli tanker, mart ayının başlarında Libya açıklarında ağır hasar almıştı. Rusya Ulaştırma Bakanlığı o dönemde yaptığı açıklamada, Arktik bölgesindeki Murmansk Limanı’ndan sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan tankerin “Ukrayna donanmasına ait İHA’ların saldırısına uğradığını” ve saldırıda kullanılan silahların “Libya kıyılarından fırlatıldığını” açıklamıştı.

Rus haber ajansı Interfax da dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yardımcılarından Nikolay Patruşev’in, Akdeniz’de Rusya’ya ait sıvılaştırılmış doğal gaz tankerine düzenlenen saldırıyı “uluslararası terör eylemi” olarak nitelendirdiğini aktarmıştı.

Şüphelerin arttığı ve Ukrayna’nın Libya’nın batısındaki varlığına ilişkin iddiaların önüne geçilmek istendiği bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakanlığı, “dost ülkelerle gerçekleştirilen her türlü askeri iş birliği ve teknik eğitimin resmi ve yasal çerçevelere tabi olduğunu” vurguladı.

Bakanlık ayrıca “Libya devletinin egemenliğine tam bağlılığını” ve “Libya topraklarının, ulusal güvenliği veya ülkenin dış ilişkilerini tehlikeye atabilecek eylemler için bir üs olarak kullanılmasını reddettiğini” belirtti.

Fransa’nın RFI radyosu tarafından geçen nisan ayında hazırlanan araştırma da Ukrayna ile Rusya arasındaki Afrika’daki “gizli çatışmanın” boyutlarını ele almış ve Libya’nın bu mücadelenin yeni sahnelerinden birine dönüştüğüne dikkat çekmişti.


Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Yeni Delhi’de pazar günü sona eren BRICS Zirvesi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasında ikili görüşme gerçekleşmeden tamamlandı. İki ülke arasındaki gerilimin merkezinde Nil Nehri ve Etiyopya’nın Mısır’ın su payını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeden inşa ettiği Hedasi (Rönesans) Barajı bulunuyor.

Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a görüşmenin gerçekleşmemesinin Mısır’ın Etiyopya’ya yönelik güven eksikliğini ve Addis Ababa’nın kriz yönetimine ilişkin itirazlarını açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Uzmanlar ayrıca Mısır’ın BRICS kapsamındaki diplomatik girişimlerinde su meselesini ve uluslararası hukuka saygının önemini gündeme getirmesinin, Kahire’nin tutumunu sürdürdüğünü ve Etiyopya’nın tek taraflı adımlarını reddettiğini gösterdiğine dikkat çekti.

Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde, aşağı kıyıdaş ülke olan Mısır’la koordinasyon sağlamadan bir baraj inşa etmeye başlamasının ardından gerildi. Yaklaşık on yıl süren müzakereler 2024’te iki ülke arasında donduruldu. Etiyopya’nın Nil Nehri üzerinde yeni barajlar inşa etme niyetini açıklamasıyla gerilim yeniden tırmandı. Mısır ise bunu kabul etmesinin mümkün olmadığını ve su kaynakları üzerindeki haklarını savunmak için meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu defalarca açıkladı.

dfvyj
Mısır Cumhurbaşkanı, cumartesi akşamı Güney Afrikalı mevkidaşıyla görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı ve resmi Etiyopya Haber Ajansı’nın açıklamalarına göre Sisi ve Abiy Ahmed, BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerle çeşitli ikili görüşmeler gerçekleştirdi ancak birbirleriyle baş başa bir görüşme yapmadı.

Hatta zirvenin resmi aile fotoğrafında dahi Sisi ile Abiy Ahmed birbirlerinden ayrı konumlandı. Etiyopya Başbakanı ikinci sırada, Sisi ise ön sırada yer aldı. Kameralara iki lider arasında kısa bir sohbet dahi yansımadı.

Mısır Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Ahmed Alaa Fayid, zirve sırasında liderler arasındaki görüşmelerin önceden yapılan koordinasyonla gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Fayid, “BRICS Zirvesi’nde Etiyopya Başbakanı ile bir görüşme yapılmadı” dedi. İki ülke arasındaki ilişkilerin “en iyi döneminde olmadığını” belirten Fayid, ilişkilerin geçmişte daha iyi olduğu dönemlerin bulunduğunu ifade etti.

Ulusal Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Buhayri ise Sisi ile Abiy Ahmed arasında zirve kapsamında görüşme gerçekleşmemesinin, Mısır’ın mevcut Etiyopya hükümetine duyduğu güven eksikliğini yansıttığını söyledi.

dfrgthyj
Etiyopya Başbakanı, BRICS Zirvesi’ndeki konuşması sırasında (Etiyopya Haber Ajansı)

Buhayri, Etiyopya hükümetinin Mısır ile su meselesinin çözülme ihtimaline ilişkin herhangi bir olumlu işaret vermediğini belirterek, Etiyopya barajı dosyasının iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin geleceğini belirleyen en önemli unsur olmaya devam edeceğini ifade etti.

Buhayri’ye göre görüşmenin gerçekleşmemesi, Mısır’ın Etiyopya’ya “mevcut politikalarını ve uzlaşmaz ve düşmanca tutumlarını sürdürmesinin siyasi ilişkilerdeki durgunluğun devam etmesine yol açacağı” yönünde doğrudan bir mesaj vermesi anlamına geliyor.

Etiyopyalı siyasi analist Abdüşşekur Abdüssamed de iki ülke arasındaki ilişkilerdeki durgunluğun ve ihtilaflı konularda uzlaşma perspektifinin bulunmamasının görüşmenin yapılmamasının nedenlerinden biri olduğunu belirtti. Abdüssamed ayrıca görüşmenin medyada “olumlu olmayan” bir şekilde ele alınmasına ilişkin kaygıların da etkili olmuş olabileceğini söyledi.

Mısır BRICS’te su dosyasını gündeme taşıdı

Sisi ile Abiy Ahmed arasındaki ikili görüşmenin su anlaşmazlığı nedeniyle gerçekleşmemesine rağmen su meselesi, Mısır’ın zirve kapsamında yürüttüğü ikili temasların gündeminde yer aldı.

Sisi, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile bir araya geldi. Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından cumartesi akşamı yayımlanan açıklamaya göre iki lider, güvenlik ve istikrarın desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine yönelik çabaların yoğunlaştırılmasının önemini vurguladı.

Sisi ve Ramaphosa, Mısır ile Güney Afrika’nın özellikle Afrika ortak çalışmalarının güçlendirilmesi ve uluslararası platformlarda Afrika ülkelerinin tutumlarının ortaklaştırılması konusunda sorumluluk üstlendiğini belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “Su meselesiyle ilgili olarak iki taraf, uluslararası hukuk kurallarına saygı gösterilmesi ve bölgesel güvenlik ve istikrarı koruyacak şekilde ülkelerin haklarının güvence altına alınması için çalışılması gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın BRICS görüşmelerinde su haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurgulaması, Buhayri’ye göre Kahire’nin bu konudaki resmi tutumunu yansıtıyor.

Buhayri, Nil sularının Mısır halkı açısından “bir ölüm kalım ve varoluş meselesi” olduğunu belirterek Kahire’nin Nil Nehri üzerindeki haklarından tamamen vazgeçmeyeceğini ve özellikle su dosyasında Mısır’ın ulusal güvenliğine zarar verecek herhangi bir taviz veremeyeceğini söyledi.

Buhayri, BRICS çatısı altındaki diplomatik girişimlerin özellikle Güney Afrika, Çin ve Rusya başta olmak üzere örgüt üyesi ülkelerin tutumlarını harekete geçirmeyi ve Etiyopya’ya baskı yapılmasını amaçladığını belirtti.

Buna göre Kahire, Etiyopya’nın Nil Nehri üzerindeki Mısır’ın su haklarını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki taleplerine yanıt vermesi için Addis Ababa üzerinde baskı oluşturulmasını hedefliyor.

İlişkilerin yeniden düzelmesi ihtimali

Bu karamsar tabloya rağmen Fayid, Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin yeniden eski seviyesine dönebileceğini göz ardı etmedi.

Fayid, bunun için iki ülke arasındaki işbirliğinin, Etiyopya’nın kalkınma arzusuyla Mısır’ın su haklarına zarar vermeme yükümlülüğünü aynı anda gözeten bir düzeye taşınması gerektiğini vurguladı.


Geoffrey Hinton’dan Husilere

Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
TT

Geoffrey Hinton’dan Husilere

Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)

İbrahim Hamidi

Yapay zekânın öncülerinden ve Nobel Ödülü sahibi Geoffrey Hinton, geliştirilmesine katkıda bulunduğu teknolojiye karşı uyarıda bulunuyor: Yapay zekâ, insanlığın yok olmasına yol açabilir. Bu kaçınılmaz bir son değil; fakat temennilerin değil algoritmaların adamından gelen ürkütücü bir uyarı.

Açıklamaları kısa ve öz. Sözleri hesaplı. Ağzından çıkan her bir kelimenin ağırlığını biliyor; sanki bir genelkurmay başkanı ya da bir istihbarat teşkilatı başkanı gibi. Dünya eskiden ne yapacağını beklerdi, şimdiyse ne söyleyeceğini bekliyor. Hinton’ın reçetesi ise net: ‘Ejderha’ ve ‘Kartal’, bu varoluşsal tehdide karşı iş birliği yapmalı.

Peki, bu şu an mümkün mü?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası düzen, onlarca yıl altında yaşadığı ilkeler üzerine kuruldu. Devletler, egemenlik, sınırlar, uluslararası hukuk, kurumlar, ittifaklar ve milislere karşı duran devletler vardı. Soğuk Savaş’ın en kızgın anlarında bile ABD ve Sovyetler Birliği silahlanma yarışına giriyor, nüfuz mücadelesi veriyor ve vekalet savaşları yürütüyordu; fakat küresel bir nükleer savaşı önlemenin ortak bir çıkar olduğunu anlamışlardı. Seçenek, zafer ile yok oluş arasında kaldığında, iş birliği bir zorunluluk haline gelir.

Bu denklem artık değişiyor. Avrupa’da, Ortadoğu’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da pek çok savaş giderek tırmanıyor. Hinton bizi gelecekte yaratıcısının denetiminden çıkabilecek bir makineyle olası bir savaşa karşı uyarırken; gözümüzün önündeki dünya, insanoğlunun bugünün savaşlarını yönetmekten ve gidişatı dizginlemekten ne kadar aciz olduğuna dair her gün yeni bir kanıt sunuyor.

Çağımızı, son Husi macerasından daha yoğun bir şekilde özetleyen bir tablo bulmak zor. Silah geliştirmek üzerine çalışan bir Husi hücresi; aralarında bir balistik füzenin de bulunduğu silahlanma programları için yönlendirme, seyrüsefer ve kontrol yazılımları geliştirmeye yardımcı olması amacıyla en gelişmiş yapay zekâ uygulamalarından biri olan Anthropic’in Claude Code sistemini kullandı. Güdümlü bir füze denemesi başarısız olduğunda ise hücre, başarısızlığın nedenlerini analiz etmek için yine yapay zekâya başvurdu.

İkinci çelişki ise şu: Dünyanın en yoksul ve en çalkantılı bölgelerinden birindeki savaşçılar, silah geliştirmeye yardımcı olması için insan teknolojisinin en gelişmiş ürünlerinden birini kullanıyor; yanı başlarında ise küresel ticaretin en önemli kapılarından biri olan Babu’l Mendeb duruyor. Kıyısında konuşlanmış bir milis gücü, geleceğin teknolojisinin temel bileşenlerini taşıyan gemileri tehdit edebiliyor ve onları Asya ile Avrupa arasındaki rotalarına binlerce kilometre eklemeye zorluyor.

Yapay zekâ sanal bir dünyadan ibaret değil. Algoritmaların arkasında devasa bir maddi dünya yatar: Çipler, veri merkezleri, elektrik, kritik mineraller, fabrikalar, gemiler ve kıtalar arasına uzanan tedarik zincirleri. İnsanlık tarihinin en gelişmiş teknolojisi, nihayetinde limanlara, boğazlara, deniz rotalarına, ana damarlara ve ‘yalnız bir kurdun’, bir milis üyesinin ya da bir savaşın fırlattığı tek bir füze veya İHA ile altüst olabilecek ikmal yollarına bağımlıdır.

İşte Hinton ile Husiler burada buluşuyor. Birincisi soruyor: Makine bizden daha akıllı hale gelir ve insana başkaldırırsa insanlığı nasıl koruyacağız? Yemen ise daha basit ve daha acil bir soru ortaya atıyor: Bir milis gücünün insanlık için hayati bir damarı ele geçirmesini engelleyecek kuralları koymaktan bile acizken, makine için nasıl kural koyacağız?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hinton’ın uyarısı sadece yapay zekâyla ilgili değil. Bugün makinenin insandan daha akıllı hale gelmesinden korkuyoruz. Fakat daha yakın olan tehlike, makine giderek akıllanırken dünyamızın kendi yarattığı gücü yönetme yeteneğini kaybetmesi olabilir. Hinton, yakın zamanda ABD’de bir araya gelecek olan Trump ve Şi Cinping’den teknoloji kuralları üzerinde anlaşmalarını istiyor; bu sırada iki süper güç ise çipler, yapay zekâ, silahlanma, denizler ve nüfuz için yarışmayı sürdürüyor.

Teknoloji sınırları kaldırıyor, siyaset ise onları yeniden inşa ediyor. Yapay zekâ küresel bir iş birliğine ve istikrara ihtiyaç duyuyor. Ekonomi küresel tedarik zincirlerine ihtiyaç duyarken hükümetler gümrük vergilerine ve korumacılığa geri dönüyor. Sorunlar giderek daha küresel hale gelirken, bazı çözümler milislerin elinde rehine kalıyor.

Elimizde 21. yüzyılın teknolojisi var; ancak bazı yönleriyle 19. yüzyıla geri dönen bir siyaset anlayışına sahibiz. Uluslararası bir geçidin, kendi savaşlarında ve İran’ın savaşında bir cepheye dönüşebileceğine karar veren milisler var. Geoffrey Hinton’dan Husilere uzanan bu tablo, çağımızın en büyük çelişkilerinden biri.