Trump'ın hayali barışı ve İran'ın hegemonya ile yüzleşmesi

Çöl kumları kadar hızla değişen Ortadoğu'da sabit bir şey yoktur

Trump ne el sıkışma ne de ortak fotoğrafın olduğu İsviçre müzakerelerinde, önündeki en basit sembolik işaretleri okumak zorundaydı (AFP)
Trump ne el sıkışma ne de ortak fotoğrafın olduğu İsviçre müzakerelerinde, önündeki en basit sembolik işaretleri okumak zorundaydı (AFP)
TT

Trump'ın hayali barışı ve İran'ın hegemonya ile yüzleşmesi

Trump ne el sıkışma ne de ortak fotoğrafın olduğu İsviçre müzakerelerinde, önündeki en basit sembolik işaretleri okumak zorundaydı (AFP)
Trump ne el sıkışma ne de ortak fotoğrafın olduğu İsviçre müzakerelerinde, önündeki en basit sembolik işaretleri okumak zorundaydı (AFP)

Refik Huri

ABD ile İran arasındaki "mutabakat zaptı"nın elbette iki farklı nüshası yok; ancak her iki ülkenin yetkililerinden gelen açıklamalar, tarafların sanki farklı metinleri okuduğu izlenimini veriyor. Mutabakattaki karşılıklı taahhütlere ilişkin açıklamalardaki bu çelişki, aslında her iki tarafın birbirleriyle olan ilişkilere bakışındaki daha derin bir zıtlığın dışa vurumundan ibaret.Başkan Donald Trump, Şah'ın devrilmesinden bu yana Amerika'nın kaybettiği "mücevheri" geri kazandığı ve seleflerinin başaramadığı bir şeyi, yani İran ile barışı sağladığı yanılgısına düşüyor. Hatta öyle ki, "Ortadoğu'da son üç bin yıldır ilk kez barış inşa ettiğini" hayal ediyor.

Yeri bilinmeyen Dini Lider Mücteba Hamaney ve “İslam Cumhuriyeti”nin kurmaylarına gelince, onlar ABD'ye karşı düşmanlık dolu tarihsel bir hafıza ile yüklenmiş durumdalar ve ABD'yi Batı Asya'dan kovmak için onunla mücadele etmenin, İmam Humeyni tarafından tanımlanan devrimin temellerinden biri olduğunu anlıyorlar. İran’a karşı savaşın başında ABD tarafından suikasta uğrayan Dini Lider Ali Hamaney, ABD ile müzakereyi “ne akıllıca ne bilgece ne de onurlu” olarak değerlendirirken, oğlu Mücteba savaşın ve sonrasının koşulları nedeniyle müzakerelere izin verdi.

Şah'ın devrilmesinden bu yana “İran'ı kim kaybetti?” sorusuyla ilgili tartışma devam ediyor. Sadece Carter mı, yoksa ondan önceki ve sonraki başkanlar ve derin devlet mi kaybetti? Şah'ın sarayındaki ABD büyükelçisi ve eski CIA direktörü Richard Helms, İran'ın “dünyanın jeopolitik merkezi” ve “çarkın anahtarı” olduğuna ve geri kazanılması gerektiğine inanıyordu. Condoleezza Rice ise tam tersini düşünüyordu: İran “totaliter bir devlettir ve onun şartlarını kabul ederek Sovyetler Birliği ile yaptığımız hatayı tekrarlamamamız gerekiyor.”

Obama ve Biden'ın amacı, nükleer anlaşma yoluyla Tahran ile ilişkileri yeniden kurmak ve Clinton ve oğul Bush'un İran'ı “şer eksenine” yerleştiren politikalarını tersine çevirmekti. Trump ise yıkıcı bir savaştan sonra İran ile mümkün olan en iyi ilişkileri kurmak için İran'ı “şeytanlaştırarak” ve “istikrarsızlık eksenine” yerleştirerek işe başladı.

İran İslam Cumhuriyeti ise tam tersi yönde ilerliyor. Tarihçi Ali Ansari, “İran” adlı kitabında, “İngilizlerin, Rusların ve Amerikalıların emperyalist emellerinin yabancı müdahaleye karşı şüpheyi körüklediğini” belirtiyor. Vali Nasr ise “İran'ın Büyük Stratejisi” adlı kitabında, “İran'ın stratejik vizyonunun İslami ideolojiyi yaymaktan ziyade bölgesel rekabetlerde ulusal güvenlikle ilgili olduğunu” söylüyor. Bir Pakistanlı gazeteci Humeyni'ye devrimin faydasını sorduğunda, Humeyni “Artık kararlar Sovyetler Birliği veya ABD ile değil, Tahran'da alınıyor” diye yanıt vermişti.

Savaştan önce bile İranlılar, ABD’nin istihbarat servisinin General Zahidi'nin darbesiyle 1953'te petrolü millileştiren milliyetçi başbakan Muhammed Musaddık'ı devirip Şah'ı yeniden tahta oturtmasını affetmemişlerdi. 1979'da Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğine yapılan baskın, Rafsancani ve Hamaney için sürpriz olmuştu ve sonuçlarından endişe duymuşlardı. Ancak Homa Katouzian'ın “İran ve Devrim” adlı kitabında belirttiği gibi, Humeyni, elçiliği işgal eden öğrencileri desteklemeleri yönünde talimat verdi; çünkü bu eşi benzeri görülmemiş eylemi “İslami hareketin egemenliğini pekiştirmek, devrimin solcu ve laik ortaklarını marjinalleştirmek, siyasi sahneyi yeniden şekillendirmek ve elbette ABD ile yüzleşmek adına bir dönüm noktası” olarak görüyordu.

“İran ekonomisini küresel ekonomik döngüye yeniden entegre etmek” isteyen Trump, el sıkışma ve ortak fotoğrafın olmadığı İsviçre görüşmelerinde önündeki en basit sembolik işaretleri okumak zorundaydı. Tahran'ın görüşmelerden, özellikle de beş Amerikan taahhüdünün yerine getirilmesinden başka bir şey istediğine dair hiçbir şey yok. “Nihai bir anlaşmaya” doğru görüşmelerdeki her gelişme, barış da dahil olmak üzere Tahran’ı zor durumda bırakacak konuların gündeme gelmesine neden olacaktır. İran barışın sadece savaşın sonu olmadığını biliyor ve savaşı sona erdirip ABD'nin tekrar savaşa dönmemesini sağlamaya önem veriyor. Müzakereler sırasında iki kez savaşa başvurması göz önüne alındığında, Washington'un davranışlarına ilişkin derin şüphelerini açıkça dile getiriyor. Hatta şimdi Amerikan hegemonyasına karşı harekete geçmenin daha fazla gerekli olduğunu düşünüyor.

Trump'ın, Napolyon Savaşları'ndan sonra 1815'te “Avrupa Konsorsiyumu”nu düzenleyen Metternich'in 19. yüzyıldaki güç dengesine dayanan dersini öğrenmesi zor olacak; zira Metternich “Devrimci bir güçle barış olmaz” demişti.

Son yüzyıllarda eşi benzeri görülmemiş bir şekilde devrimci, ideolojik ve dini bir güçle barış yapabileceğini hayal ediyor. Ancak en fazla Trump'ın kendi kararıyla sonuçlandırılmamış bir savaştan sonra yeni bir çatışma yönetimi biçimi elde edebilir. Trump daha ilk haftadan İran'ı “ezdiğini” ve donanmasını, hava kuvvetlerini veya güçlü hava savunmasını yerle bir edip güçsüz bıraktığını defalarca söyleyerek övünüyor.

Her iki taraf da zafer iddiasında bulunuyorsa, sonuçlandırılmamış bir savaşta tam bir zaferden bahsetmek yanılsamadır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre birçok uzmanın vurgulamaya eğilimli olduğu denklem şudur: ABD askeri olarak kazandı ama stratejik olarak kaybetti, İran ise askeri olarak kaybetti ama stratejik olarak kazandı. Çöl kumları kadar hızlı değişen Ortadoğu'da hiçbir şey sabit değil. Trump'ın büyük açıklamalarının ortasındaki ironi, ABD yönetimi içinde ve dışında mutabakat zaptının stratejik işlevinin, savaşta olduğu gibi daha derinden dahil olmak değil, ABD'nin Ortadoğu'daki yüklerini ve taahhütlerini azaltmak olduğuna inanan uzmanların olmasıdır.



Trump, gece atıştırma takıntısının ortaya çıkmasına "çok öfkelendi"

McDonald's hayranı Trump, işçi sınıfındaki seçmenleriyle yakınlık kurmak için beslenme tercihlerini kullanmıştı (Reuters)
McDonald's hayranı Trump, işçi sınıfındaki seçmenleriyle yakınlık kurmak için beslenme tercihlerini kullanmıştı (Reuters)
TT

Trump, gece atıştırma takıntısının ortaya çıkmasına "çok öfkelendi"

McDonald's hayranı Trump, işçi sınıfındaki seçmenleriyle yakınlık kurmak için beslenme tercihlerini kullanmıştı (Reuters)
McDonald's hayranı Trump, işçi sınıfındaki seçmenleriyle yakınlık kurmak için beslenme tercihlerini kullanmıştı (Reuters)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

ABD Başkanı Donald Trump'ın, kendisini yakından takip eden gazetecilerin yazdığı yeni bir kitap hakkında, yönetimindeki yetkililerin basına konuşmasını yasakladığı iddia ediliyor. Kitap, ABD Başkanı'nı gece geç saatlerde atıştırdığı yiyeceklerin ambalajlarını ve paketlerini yatak odasında ortalığa bırakmakla suçluyor.

New York Times muhabirleri Maggie Haberman ve Jonathan Swan'ın Trump'ın ikinci dönemini ele aldığı yeni kitabı Regime Change: Inside the Imperial Presidency of Donald Trump'ta (Rejim Değişimi: Donald Trump'ın Emperyal Başkanlığının İç Yüzü) yazarlar, Beyaz Saray personelinin Trump'ın atıştırma alışkanlıklarının ardından ortalığı temizlemeye zorlandığını iddia ediyor.

Haberman ve Swan kitaplarında "Gece atıştırmayı seven başkan, sık sık bir dizi boş patates cipsi paketini, Starbucks ambalajlarını ve dondurma kutularını çöp kutusuna ya da yere bırakıyor" diye yazıyor.

Trump'ın atadığı üst düzey bir yetkilinin Zeteo muhabiri Asawin Suebsaeng'e söylediği üzere Trump bu iddialara o kadar "öfkelendi" ki, personelin basın mensuplarıyla kitap hakkında konuşmasını yasakladı.

The Independent cevap hakkı için Beyaz Saray'la temasa geçti.

Kitapta Haberman ve Swan, "Trump'ın zaman zaman Beyaz Saray'a ait som gümüş mutfak gereçlerini çöpe attığını" keşfeden Beyaz Saray personelinin, başkanın yatak odasındaki çöp kutularını takip etmek zorunda kaldığını öne sürüyor.

Okuyucuları, Trump'ın ikinci döneminin ilk yılındaki Beyaz Saray'ın iç dünyasına götüren kitap, Trump'ın günlük alışkanlıklarına dair başka iddialar da içeriyor. Bunlar arasında banyolara halı konması talebi de yer alıyor, ki duşlardan dolayı sürekli ıslanan bu halıların düzenli olarak değiştirilmesi gerekiyor.

Trump'ın atadığı, ismi açıklanmayan üst düzey yetkili, iddiaya göre başkanın kendisi hakkında yazılan "her şeyi gördüğünü" ve bunun "onu çok iğrenç gösterdiğini" Zeteo'ya söyledi.

Yetkili, "Çöpler ve banyo bölümlerini biliyor ve bunların yayımlanmasının tam bir saçmalık olduğunu düşünüyor" dedi.

Başkan, bu haberlerin hiçbirini kamuoyu önünde ne doğruladı ne de yalanladı ancak diyet kola ve McDonald's gibi sağlıksız gıdaları sevdiği uzun zamandir bilinirken, bunları zaman zaman siyasi manevralarında da kullanmıştı.

Trump, 2024 başkanlık kampanyası sırasında işçi sınıfındaki seçmenlere hitap etmeyi amaçlayan tanıtım kampanyası kapsamında önlük giyip, önceden seçilmiş McDonald's müşterilerine patates kızartması dağıtmıştı. Önceki aylarda ise "bahşişlere vergi yok" diye bilinen politikasını vurgulamak için DoorDash üzerinden McDonald's siparişi vermişti.

ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Robert F. Kennedy Jr. geçen aylarda katıldığı The Katie Miller Podcast'te başkanın beslenme tercihlerini doğrulayarak onun "her zaman diyet kola içtiğini" iddia etmişti.

Miller'a konuşan Kennedy, "Başkanla ilgili asıl ilginç şey, McDonald's gibi gerçekten sağlıksız yiyecekler, şekerlemeler ve diyet kola tüketmesi" demişti. 

Nasıl hayatta kaldığını bilmiyorum ama hayatta.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Rus şahinler seslerini yükseltiyor: “Ukrayna’ya nükleer füze atalım”

Putin, Zelenski'nin birebir görüşme talebini reddetmişti (Reuters)
Putin, Zelenski'nin birebir görüşme talebini reddetmişti (Reuters)
TT

Rus şahinler seslerini yükseltiyor: “Ukrayna’ya nükleer füze atalım”

Putin, Zelenski'nin birebir görüşme talebini reddetmişti (Reuters)
Putin, Zelenski'nin birebir görüşme talebini reddetmişti (Reuters)

Rusya'daki şahinler, Vladimir Putin'e Ukrayna'ya karşı daha sert askeri adımlar atması için baskı yapıyor.

Ukrayna'nın son haftalarda Moskova, St. Petersburg ve Kırım'a düzenlediği uzun menzilli drone saldırılarının ardından Rusya'da milliyetçi ve savaş yanlısı çevreler seslerini daha da yükseltti.

Muhafazakar oligark Konstantin Malofeyev, Ukrayna'nın geçen hafta Moskova'daki petrol rafinerisini vurmasının ardından Kremlin'e nükleer silah kullanma çağrısı yaptı:

Gerçek anlamda savaşmaya başlamamız için daha ne olması gerekiyor? Ukraynalılar savaş halinde, bu yüzden ellerindeki her şeyle saldırıyorlar. Atalarımızın tam da bu amaçla ulusun tüm gücünü seferber ederek geliştirip stokladığı nükleer silahları neden kullanmıyoruz?

Bazı milliyetçiler de ABD arabuluculuğunda yürütülen ancak tıkanan müzakerelerde "İran modelinin" uygulanmasını istedi.

Savaş yanlısı blog yazarlarından Yuri Barançik, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'ye Rusya'ya saldırıları artırması için yeşil ışık yaktığını öne sürdü.

Ukrayna lideri, 25 Haziran'daki açıklamasında Rusya'yı savaşı sonlandırmaya zorlamayı hedefleyen 40 günlük saldırı planını onayladığını duyurmuştu.

Telegram'daki paylaşımında, ""Ukrayna cuntası, Moskova'ya yönelik sistematik hava saldırılarına Washington'dan onay almadan hayatta başlayamazdı" ifadelerini kullanan Barançik, şöyle devam etti:

Peki Trump, Zelenski'ye neden böyle bir yeşil ışık yaktı? Cevap çok basit: İran, Trump'ı köşeye sıkıştırdı, o da küçük düşürücü bir mutabakatı imzalamak zorunda kaldı. Şimdi Trump öfkesini bir an önce birinden çıkarmak zorunda. Başka seçeneğimiz yok, ya biz Trump'ı alt ederiz, ya da o bizi alt eder.

Reuters'ın analizine göre Putin, radikal söylemlere belirli ölçüde izin verse de bu açıklamalar kamuoyunda beklentileri yükselterek savaşla ilgili karar süreçlerini karmaşıklaştırabilir. Ukrayna'ya yönelik askeri harekatın genişletilmesi için artan baskı, Kremlin'in diplomatik görüşmeler için kapıyı açık bırakma

Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ağustosta Alaska'da görüşmüş ancak ateşkese yönelik somut bir adım atılamamıştı. Öte yandan Trump, görüşmenin ardından Donbas bölgesinde toprak tavizleri için Kiev'e baskıyı artırmış, Ukrayna ise buna yanaşmayacağını açıklamıştı.

Uzmanlara göre Kremlin, şahin çevrelerin baskısına direnerek Alaska'da başlayan süreci tamamen terk etmek istemiyor.

Putin, salı günkü açıklamasında Donetsk bölgesindeki stratejik Kostantinovka kentini ele geçirmelerinin an meselesi olduğunu iddia etmişti. Ayrıca Ukrayna'yla İstanbul'da 2022'de yapılan görüşmeler çerçevesinde barış müzakerelerine hazır olduklarını bildirmişti.

Independent Türkçe, Reuters, Sky News


Vance, Watergate skandalının etkisini küçümsedi: Günümüzde bir başkanı deviremezdi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
TT

Vance, Watergate skandalının etkisini küçümsedi: Günümüzde bir başkanı deviremezdi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Watergate skandalının siyasi etkisini küçümseyen açıklamalarıyla tartışma yarattı. Vance, ABD Eski Başkanı Richard Nixon'ın istifasına yol açan skandalın bugün yaşanması halinde en fazla 12 saat boyunca gündemde kalacağını savundu. Ayrıca Nixon'ın, "derin devlet" olarak nitelediği yapı tarafından Beyaz Saray'dan ayrılmaya zorlandığını öne sürerek, aynı kurumların Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde de benzer girişimlerde bulunduğunu iddia etti.

Şarku’l Avsat’ın The Telegraph'tan aktardığına göre Vance, "Watergate bugün yaşansaydı, en fazla 12 saat konuşulacak bir haber olurdu. Bunun bir başkanın görevden ayrılmasına yol açacağı düşüncesi çılgınlık" ifadelerini kullandı.

ABD Başkan Yardımcısı bu açıklamaları, Kaliforniya eyaletinin Yorba Linda kentindeki Richard Nixon Vakfı'nda yaptığı konuşmada dile getirdi. Nixon'ın siyasi mirasının son dönemde yeniden değerlendirildiğini ve adeta bir "yeniden doğuş" yaşadığını söyleyen Vance, "Richard Nixon'ı derin devletin nasıl devirdiğine bakarsanız, bunun Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde aynı çevrelerin yapmaya çalıştıklarından çok da farklı olmadığını görürsünüz. İki olay arasında benzerlikler var" dedi.

Richard Nixon, 9 Ağustos 1974'te görevinden istifa ederek ABD tarihinde bu şekilde görevinden ayrılan tek başkan oldu. Oysa Nixon, yalnızca iki yıl önce yapılan seçimlerde 50 eyaletten 49'unu kazanarak ezici bir zafer elde etmişti.

Başkanlığı döneminde Vietnam Savaşı'nın sona erdirilmesi gibi önemli dış politika başarılarına imza atan Nixon'ın siyasi kariyeri, Watergate skandalının gölgesinde sona erdi.

Skandal, Haziran 1972'de beş kişinin Washington'daki Watergate binasında bulunan Demokratik Ulusal Komite merkezine gizlice girerken yakalanmasıyla başladı. Şüphelilerin dinleme cihazı yerleştirmeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. Nixon'ın baskını bizzat planladığına veya önceden haberdar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamakla birlikte, soruşturmanın üzerini örtme girişimlerine katıldığı daha sonra ortaya çıktı.

Beyaz Saray'daki ses kayıt sistemiyle kaydedilen ve "kesin kanıt" olarak anılan ses kayıtlarında, Nixon ile danışmanlarının Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nı (CIA), Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) soruşturmasını engellemek amacıyla kullanmayı görüştükleri belgelendi.

Kongre tarafından görevden alınma ihtimalinin güçlenmesi üzerine Nixon, 9 Ağustos 1974'te istifa etti.

Konuşmasında Nixon'a duyduğu hayranlığı da dile getiren Vance, "Richard Nixon'ı her zaman sevdim" dedi. Vance, kendisiyle Nixon arasında genç yaşta senatör seçilmeleri, 40'lı yaşlarında başkan yardımcılığına gelmeleri, çok satan kitaplar yazmaları ve "medya tarafından sevilmemeleri" gibi benzerlikler bulunduğunu söyledi.

Vance, Nixon'ın "derin devlet" tarafından görevden uzaklaştırıldığını savunsa da eski başkan, yıllar sonra Watergate skandalındaki ahlaki sorumluluğunu kabul etmiş ve yaşananlardan dolayı pişmanlık duyduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Vance'in açıklamaları, Watergate gibi tarihi bir skandalın günümüzde yalnızca birkaç saat gündemde kalacağını öne sürmesinin, 1970'lere kıyasla kamu denetimi ve siyasi hesap verebilirlik standartlarının gerilemesini gösterdiğini savunan siyasetçiler ve yorumcular tarafından geniş çapta eleştiri aldı.