Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Uluslararası bir kararın rehin aldığı kriz

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
TT

Trump'ın Libya anlaşması: Doğu ile batı arasında “zorla evlilik”

Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’nın açılış töreninde, Libya Ortak Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Manaf Saad

Libya kamuoyu, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin yeni Libya Özel Temsilcisi ve ülkedeki BM Destek Misyonunun (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh'in açıkladığı Libya krizine çözüm bulmayı amaçlayan yol haritasını pek coşkulu karşılamadı. Tetteh’ten önce sekizden fazla BM özel temsilcisi bu görevi üstlenmiş, ancak 2011 yılından bu yana siyasi, güvenlik ve ekonomik çalkantılarla boğuşan ülkede durumu düzeltmeyi başaramamıştı.

Libya kamuoyunun pek çok kesiminden UNSMIL’e yönelik sert ve tekrar eden eleştirilere karşın Libya'daki çözümün artık Libyalıların ya da uluslararası temsilcilerin karşı koyamayacağı ya da en azından yumuşatamayacağı bölgesel ve uluslararası müdahalelere rehin olduğunu vurgulamak gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) ya da Libya dosyasına dahil taraflar arasındaki dış toplantılardan yayımlanan tüm siyasi bildirilerde çözümün sahipliğinin ve liderliğinin Libyalılara ait olması gerektiği ısrarla vurgulanıyor olsa da bu açıklamalar, kararın Libya'ya değil uluslararası alana ait olduğu sade gerçeğini gizleyemiyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter geçtiğimiz yıl, Libya krizi çözümünün tellerine dokunmaya çalıştığında kasım ayı sonlarında on Batılı ve bölgesel ülkenin yayımladığı bir bildiri, Hafter'in Libya'nın sorunlarına yerli çözüm söylemi altında cumhurbaşkanlığı hedeflerine ters düştü. Bildiride, çözümün bölgesel ve uluslararası destek gören ülkenin batısındaki diğer Libyalı tarafları da kapsaması gerektiğini vurgulandı. Bildirinin yayımlanmasından bir hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos, bildirinin arkasında kendisinin olduğunu açıkladı. Boulos geçtiğimiz yılın eylül ayından itibaren Trablus ve Bingazi ailelerini bir araya getiren ve bu çözümün siyasi, askeri ve ekonomik ayrıntılarına her iki tarafın da destek verdiği bir formül arayışına girmişti.

Boulos bu süreçteki çabasını bu yılın ocak ayında Paris'te düzenlenen bir başka toplantıda da teyit etti. Toplantıya bir tarafta Halife Hafter'in oğlu ve babasının yerine LUO Başkomutanı görevini üstlenen Saddam Hafter, diğer tarafta Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin yeğeni ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe katıldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Boulos, o günden beri, geçtiğimiz nisan ayında ülkenin doğusu ve batısındaki iki ana taraf arasında birleştirilmiş kalkınma harcamaları konusunda imzalanan önemli bir anlaşmayı içeren planını uygulamaya devam etti. Anlaşma, devletin genel harcama tablolarının kabul edilmesini öngörüyor. Bunun ardından Libya’nın batısındaki ve doğusundaki silahlı güçler, ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı'nın (AFRICOM) denetiminde Sirte kentinde düzenlenen Flintlock-2026 Tatbikatı’na katıldı.

Son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümet başkanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevini elde edeceğini gösteriyor.

Massad Boulos, Libya'daki siyasi, güvenlik ve ekonomi kurumlarını birleştirme sürecinde ilerlemeyi sürdürdüğünü pek çok açıklamasında dile getirmeye devam ettiyse de planının ayrıntılarını açıklamadı. Bununla birlikte son aylarda sızdırılan bilgiler, Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik hükümetin başbakanlığı görevini sürdürmeye devam edeceğini, Saddam Hafter'in ise Başkanlık Konseyi başkanlığı görevine getirileceğini gösteriyor.

Boulos'un Libya'daki girişimleri, geçtiğimiz 20 Haziran Cumartesi günü Mısır'ın El-Alemeyn kentinde Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla katıldığı toplantının gündeminden ayrı görünmüyor. Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Hasan Mahmud Reşad, El-Alemeyn toplantısının ertesi günü, Trablus'u ziyaret etti ve burada Başbakan Dibeybe ve UBH’den diğer yetkililerle görüştü. Bu ziyaret, Mısır'ın Libya'daki olası siyasi değişimlerin merkezinde yer aldığını, ülkenin batısıyla ilişkilerini geliştirdiğini ve kendisini LUO Genel Komutanlığı'yla yakın ilişkilere hapsetmediğini gösterdi. Bu durum, son dönemde Genel Komutanlığın Sudan'daki Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) silah ve yakıt tedarik etmesiyle de gölgelendi. Kahire bunu, geçici Askeri Konsey Başkanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusunu desteklediği için Mısır'ın ulusal güvenliğine ciddi bir müdahale olarak değerlendiriyor.

dervefv
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’u kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Türkiye, bölgede -özellikle Libya dosyasında- tansiyonu düşürmeye yönelik mutabakatlara ulaştıktan sonra harekete geçti. Bu süreç çerçevesinde iki ülkenin istihbarat servisi başkanları doğu ve batıyı ziyaret etti ve bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu hareketlilik, doğu ve batı arasında iktidar paylaşımına yönelik Amerikan planının konuşulduğu bir döneme denk geldi. Bu da yeni dengeler için herhangi bir uzlaşının yalnızca bir tarafı değil, Mısır ile Türkiye'yi de kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Reşad, 22 Haziran'dan dört gün önce, Trablus'ta UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile pek çok askeri ve güvenlik yetkilisiyle görüştü. Bu görüşme, Reşad'ın Kahire'de doğu kampındaki LUO Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Massad Boulos ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu durum, Kahire ile Libya'nın batısı arasındaki yakınlaşmanın artık açıkça görülür hale geldiğini gösterdi. Bu yakınlaşma, doğu kampıyla varılan mutabakatlar eşliğinde sürüyor. Mısır, Libya kurumlarının kapsamlı bir Libya-Libya süreciyle birleştirilmesini destekliyor. Uluslararası kararların uygulanması doğrultusunda tüm yabancı kuvvet ve paralı askerlerin Libya topraklarından çekilmesini ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en kısa sürede yapılmasına zemin hazırlanmasını gerekli görüyor. Bunu da Libya’nın güvenliğini Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirdiğinden yapıyor.

Bu gelişmelere, Türkiye'nin Libya politikasında köklü bir dönüşüm eşlik etti. Doğu Libya ile doğrudan iletişim kanalları açıldı. 23 Haziran Salı günü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Libya'ya gitti. Trablus'ta Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Dibeybe’nin yanı sıra askeri ve güvenlik yetkilileriyle, Bingazi'de ise Tümgeneral Saddam Hafter ile görüştü. Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarının yeniden birleştirilmesi için görüşleri yakınlaştırmaya ve herhangi bir siyasi uzlaşının sürdürülebilirliğini güvence altına almaya çalışıyor. Türkiye'nin şu anda izlediği batı ve doğu Libya arasında yakınlaşma yaratma çizgisi, 2019 yılında Trablus ile imzaladığı tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Muhtırası’nın ardından yıllarca Libya'nın batı kampını desteklemesinin ardından ciddi bir dönüşümü temsil ediyor.

İtalya Dış Güvenlik ve İstihbarat Servisi Başkanı Giovanni Caravelli de Trablus'u ziyaret ederek Dibeybe ile görüştü. Görüşmede Caravelli, İtalyan hükümetinin Libya ile ortak ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda koordinasyon ve iş birliğini sürdürme konusundaki kararlılığını teyit ederken Dibeybe, ‘istikrarı desteklemek, kurumların birliğini korumak ve Libya halkının beklentilerini gerçekleştirecek siyasi süreci ilerletmek için uluslararası çabaların ve tutumların koordinasyonunun önemini’ vurguladı.

Bu bölgesel ve uluslararası hareketliliğin öncesinde iç siyasette de bir gelişme yaşandı. Başkanlık Konseyi, Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) başkanlarının imzaladığı sürpriz bir üçlü bildiri, Hanna Tetteh'in 18 Haziran'da BMGK’ya yaptığı brifingden iki gün önce yayımlandı. Bildiri, mevcut kurumsal yapıyı korurken önümüzdeki yılın şubat ayında parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilmesini öneren bir girişimi içeriyordu. Üç başkan, plan metnini BM özel temsilcisine ileterek üzerinde baskı kurma niyetlerini teyit etti. Bu adım, Bingazi'deki Saddam Hafter ekibini, üç başkanın girişimine sert bir yanıt olarak Genel Komutanlık aracılığıyla Boulos planına açıkça destek veren bir bildiri yayımlamaya yöneltti. Bunun ardından Temsilciler Meclisi'nden 47 üyenin, Washington'ın girişimiyle ilgili Trablus ve Bingazi taraflarını desteklediklerinden Amerikan çabasını selamladıklarını duyuran bir bildiri yayımlaması da sürpriz olmadı.

Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden gelmiyor. Rusya da bu plandan tedirgin; çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BM Güvenlik Konseyi ve Berlin sürecinin dışından geliyor.

Bu desteğin içinde Libya'da siyasal İslam liderlerinden biri olan Abdulhakim Belhac de yer aldı. O da Trablus'tan Boulos planına desteğini dile getirdi, ancak planın ayrıntılarının açıklanması çağrısında bulundu. Bununla birlikte Belhac'ın bu önemli tutumunun, Libya Müftüsü ve radikal İslamcı akımın lideri Sadık el-Giryani'nin tutumundan farklı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Giryani, Saddam Hafter'i Başkanlık Konseyi başkanlığına getirmeyi hedefleyen Boulos planına sert biçimde karşı çıktı. Bu karşı çıkışta Abdulhamid ed-Dibeybe'nin kendisinin de mensubu olduğu Misrata grupları da Giryani'ye güçlü destek verdi.

Bu bağlamda ülkenin batısında, doğusunda ve güneyinde sivil-demokratik akıma bağlı siyasi aktivistler ve partilerin temsil ettiği sessiz çoğunluğun görüşlerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu kesimler, Dibeybe ve Hafter ailelerinin iktidarın dümenini tutmaya ve devlet kurumlarını kontrol etmeye devam etmesine güçlü biçimde karşı çıkıyor. Bu muhalefet, BMGK Uzmanlar Komitesi'nin geçtiğimiz nisan ayında yayımladığı raporun ardından daha da güçlendi. Rapor, iki ailenin yetkilileri ve yardımcılarının işlediği ağır insan hakları ihlallerini ve yasadışı petrol kaçakçılığı ile satış suçlarını özellikle kınadı; bu suçların ülkenin kamu güvenliği, siyasi ve ekonomik istikrarına zarar verdiğini vurguladı.

sdfdv
Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Ulusal Petrol Kurumu Vekil Başkanı Mesud Süleyman Musa, 17 yıl sonra ilk kez yeni petrol arama ve üretim lisanslarının verildiğini duyurmak için Trablus'ta düzenlenen basın toplantısında yan yana, 11 Şubat 2026 (AFP)

Libyalıların bildiği acı gerçek ise Boulos’un girişimi uygulanması halinde ufukta umut ışığı görünmüyor olması. Başbakan Dibeybe, kendilerini doğrudan etkileyen ve günlük yaşamlarında acı çektikleri geçim koşullarını düzeltme niyeti göstermedi. Tam tersine kendisi ve etrafındaki çevre, iktidarda kalmalarının asıl motivasyonu olan kamu kaynaklarını yağmalama konusundaki kararlılıklarını sergiledi. Bingazi'de Mareşal Halife Hafter'in oğullarının kontrol ettiği paralel hükümet ve diğer kurumlarda da durum aynı.

Genel gidişatı kontrol eden bu güçlerin hiçbiri yerel bankalardaki nakit sıkışıklığına çözüm bulmaya, Libya dinarının dolar karşısındaki değer kaybının fiyat artışı ve enflasyona yol açmasına, tekrarlanan akaryakıt krizlerine, saatlerce süren elektrik kesintilerine, başkentte ve diğer bölgelerde sivillerin yaşamına son veren milis çatışmalarının önüne geçmeye ya da ülkenin her köşesinde kamu özgürlüklerinin olmamasına karşı harekete geçmedi.

Bununla birlikte Boulos planına yönelik itirazlar yalnızca Libya içinden yapılmadı. Rusya da bu plan karşısında tedirgin. Çünkü plan, kendisinin de parçası olduğu BMGK ve Berlin sürecinin dışından geliyor. Boulos’un görüşme ve koordinasyon ağı Batılı ve bölgesel ülkeleri kapsarken ülkenin doğusunda askeri olarak konuşlanan Rusları dışlıyor. Rusya, Libya'nın siyasi ve askeri kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen tüm bu çabaların nihayetinde ilk aşamada Rus askeri varlığını ülkenin doğusunda ve güneyinde kısıtlamayı, sonraki aşamada ise tümüyle sonlandırmayı amaçladığının farkında.

Boulos planı, hesapta olmayan engellerle yüzleşmediği takdirde Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir; aksi halde mevcut durgunluk sürmeye devam edebilir.

Bu nedenle Hanna Tetteh kendisini karmaşık bir tablonun içinde buluyor. İçeride Libya kamuoyunun geniş bir kesiminin yaşadığı sorunların önemini ve ağırlığını bilen ve bunlarla köklü çözümler aracılığıyla yüzleşmeyi isteyen Tetteh, BMGK’ya yaptığı son brifingde bunları açıkça dile getirdi. Bununla birlikte Tetteh’in Boulos planıyla uyum sağlamaya yöneldiği görülüyor. Bu doğrultuda son dönemde her iki aileden dört üyeyi açıkça temsil edecek bir küçük komite oluşturdu. Tetteh, bu komitenin geçtiğimiz yıl ilan ettiği yol haritasının uygulanmasının önündeki bazı asılı zorlukların aşılmasını sağlayabileceğini umuyor. Tetteh, bu komitenin geçen yıl Libyalı hukuk ve siyaset uzmanlarından oluşturduğu istişari komite tavsiyeleri temelinde değişiklik gerektiren parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim yasaları üzerinde anlaşmaya ulaşmasını arzu ediyor. Küçük komite bunu başarırsa seçim yasaları sorununun aşılmasının ardından BM yol haritasının kapsadığı bir aşama olan birleşik hükümetin kurulmasının önü açılacak.

İç ve dış zorlukların boyutu ne olursa olsun ABD'nin çözüm çabaları karşısında Libya, İran'daki savaşın tetiklediği küresel enerji krizinin ardından ABD'nin gözünde öncekinden çok daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Amerikalılar, Libya'nın şu an 1,5 milyon varil olan günlük petrol üretimini 2030 yılına kadar 3 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Bu beklentiler, Boulos'u Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) aracılığıyla ConocoPhillips ve Chevron gibi büyük Amerikan şirketleriyle yeni arama ve sondaj anlaşmaları imzalamaya yöneltti. ABD yönetimi, Trablus'taki Abdulhamid ed-Dibeybe hükümetinin terörle mücadele alanındaki iş birliğini de göz ardı etmiyor. Hükümet, son dönemde 2012 yılında Bingazi'deki ABD Konsolosluğu binasına düzenlenen saldırıya karışmakla suçlanan Libya vatandaşı Mera'i Salih el-Arfi'yi ABD'ye teslim etti. Bu gelişme, geçtiğimiz şubat ayında aynı saldırıya katıldığı gerekçesiyle aranan Zubeyr el-Bukuş'un teslim edilmesinin ardından yaşandı.

Önümüzdeki haftalar ve aylar, son derece karmaşık bir krize ilişkin pek çok soruya yanıt verecek. Boulos planı, hesapta olmayan engellerle karşılaşmadığı sürece Libya'daki durgun suları hareketlendirebilir. Aksi halde ise bu durgunluk sürmeye devam edebilir.



Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
TT

Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husilerin Babülmendep bölgesinde kontrolünde tuttuğu son mevzileri ele geçirmeye yaklaşırken, Lahic vilayetinde çatışmalar şiddetlendi. Husiler, Babülmendep'e doğru ilerleyebilmek ve Tur el-Baha ilçesine ulaşmak amacıyla Lahic'in Mukatira ilçesinde hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Amalika Tugayları, Babülmendep'te Husilerin elinde kalan sınırlı sayıdaki mevziye yönelik operasyonlarını sürdürürken, hükümet güçleri ve Halk Direnişi birlikleri de Taiz ve Lahic cephelerinde şiddetlenen çatışmalara girdi. Husiler, son günlerde kaybettikleri mevzileri geri almak ve batı kıyısına hâkim stratejik bölgelere doğru yeni ilerleme hatları açmak için girişimlerde bulunuyor.

Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını ve Taiz cephesinin sorumluluğunu yeniden düzenleyen kararlar aldı. Son haftalarda bazı mevzilerde yaşanan başarısızlıkların ardından alınan kararlar, siyasi liderliğin ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar “Yemen Şafağı” operasyonunun sürdürüleceğini yinelediği bir döneme denk geldi.

Sahadaki kaynaklara göre Husilerin Babülmendep'te elinde yalnızca bir ana mevzi ile az sayıda milisin bulunduğu birkaç tepe kaldı.

fbg
Taiz kenti çevresinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında bir Yemen askeri (AFP)

Kaynaklar, hükümet güçlerinin bu noktaların kontrolünü tamamen ele geçirmeye yaklaştığını, ancak Husilerin bölgeye döşediği yoğun mayın ve el yapımı patlayıcıların ilerlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Askerler için ciddi tehdit oluşturan patlayıcıların temizlenmesinin, operasyonların tamamlanması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

Amalika Tugayları, Babülmendep Boğazı'na ve uluslararası deniz ulaşım güzergâhlarına hâkim konumu nedeniyle stratejik önem taşıyan bu bölgedeki Husi varlığını tamamen sona erdirmek için operasyonlarını sürdürüyor.

Husiler Lahic'in kuzeyinde saldırılarını yoğunlaştırıyor

Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira cephesinde Husiler, salı günü şafak vakti Memşah bölgesinde hükümet güçlerinin mevzilerine şiddetli bir saldırı düzenledi. Ancak 4. Hazım Tugayı ile 1. Komando Ulusal Direniş Tugayı birlikleri saldırıyı püskürttü. Böylece Husilerin aynı noktaya iki gün içinde düzenlediği ikinci saldırı da başarısızlıkla sonuçlandı. Örgüt, pazartesi günü de aynı mevziyi hedef almıştı.

Askerî kaynaklar, hükümet güçlerinin eş zamanlı olarak Nasıra bölgesindeki Savaliha dağlarında bulunan Husi mevzilerini orta ve ağır silahlarla hedef aldığını bildirdi. Saldırılarda Husilerin personel ve askerî teçhizat bakımından kayıplar verdiği belirtildi.

Askerî kaynaklardan alınan bilgilere göre hükümet güçleri, Nasıra cephesindeki Kızıl Su Deposu bölgesinde bazı mevzileri geri alarak Husi unsurlarını bölgeden çıkardı. Topçu birlikleri de Sakhir mevzilerinde Husilere ait toplanma noktalarını ve askerî araçları hedef aldı. Muayık ve Anan bölgelerinde ise çatışmalar devam etti.

scdfvg
Yemen ordusu, Husi saldırılarına karşı Taiz kentindeki mevzilerini koruyor (AFP)

Çatışmalar Kurbe ve Heycet el-Abd hatlarına da yayıldı. Husiler, Turbe ve Vaziiye yönünden askerî araçlar sevk ederek hükümet güçlerinin mevzilerine ilerlemeye çalıştı. Ancak hükümet güçleri saldırıyı püskürttü. Saatler süren çatışmaların ardından Husi unsurları Şerc bölgesinde durduruldu.

Hayfan ilçesindeki Ebus cephesinde de Kerb ve Memşah dağları çevresinde çatışmalar yaşandı. Hükümet güçleri, Husi saldırılarını püskürterek saldırganlara personel ve teçhizat kaybı verdirdi.

Son gelişmeler, Husilerin Babülmendep'te karşılaştıkları baskıya rağmen Lahic'in kuzeyindeki Mukatira cephesine ve buraya bağlı diğer hatlara ağırlık verdiğini gösteriyor. Örgüt, hükümet güçlerinin savunma hatlarını aşarak yeni bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.

Taiz cephesinin komuta yapısı değiştirildi

Cephelerdeki gelişmelerin ardından Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını yeniden düzenleyen ve Taiz cephesinin yönetimini değiştiren kararlar aldı. Kararlarla, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birindeki askerî sorumluluklar yeniden dağıtıldı.

2026 tarihli 247 sayılı karar uyarınca Albay Macdi Munadıl Sabit Ahmed, Tur el-Baha Askerî Ekseni komutanlığına ve 1. Vatan Kalkanı Kuvvetleri Tugayı komutanlığına atandı. Ahmed'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

Albay Bessam Abdu Said Salim el-Hark, eksenin kurmay başkanlığına ve 4. Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci Mukbil Muhammed Said eş-Şattaf da eksenin harekât sorumlusu olarak görevlendirildi.

246 sayılı kararla ise Tuğgeneral Reşad Ahmed İsmail el-Yusufi, Yüksek Askerî Komite üyeliğine ve Taiz cephesi sorumluluğuna atandı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bu görevde Tümgeneral Yusuf eş-Şeraci'nin yerini aldı.

Taiz çevresindeki çatışmalar sürüyor

Taiz kentinin güneyinde hükümet güçleri, Halk Direnişi birliklerinin desteğiyle Akruz cephesinde bazı stratejik mevzileri yeniden ele geçirdi. Nube ve Seyb bölgeleri ile Mübarek Tepesi, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Çatışmalarda Husilerin ağır kayıplar verdiği bildirildi.

Hükümet güçleri, Misrah ilçesindeki Hubeyl es-Sarm bölgesinde mevzilerine yönelik Husi saldırısını da püskürttü. Vilayetin diğer cephelerinde ise çatışmalar devam etti.

Öte yandan savaş uçakları, Cebel Habşi kavşağında ağaçların altında konuşlanan Husi unsurlarını ve askerî araçlarını hedef aldı. Sahadaki bilgilere göre hava saldırılarında doğrudan kayıplar meydana geldi.

vfgb
Cevf vilayetindeki cephe hatlarında görev yapan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Husiler ise Şakab köylerini havan toplarıyla bombaladı. Saldırılarda bazı evler zarar görürken, bölge sakinleri arasında korku ve panik yaşandı.

Taiz kentinin çevresindeki cephelerde hükümet güçleri ve yerel savaşçılar, kentin giriş ve çıkış noktalarındaki savunma mevzilerini korumayı sürdürüyor. Bölgede topçu ateşi ve aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Kent çevresindeki Husi saldırılarının görece azalması, örgütün Mukatira ve Tur el-Baha cephelerindeki çatışmalara yoğunlaşmasıyla aynı döneme denk geldi. Böylece askerî operasyonların ağırlığı Taiz çevresindeki diğer cephelere kaydı.

Yemen Başkanlık Konseyi: Operasyon hedeflerine ulaşılıncaya kadar sürecek

Siyasi cephede Yemen Başkanlık Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini yineledi. Bu hedeflerin başında Husi darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında sağlanması geliyor.

Reşad el-Alimi başkanlığında, tüm konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, hükümet güçleri, askerî birlikler ve Halk Direnişi unsurlarının Suudi Arabistan öncülüğündeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle Cevf, Marib ve batı kıyısı cephelerinde ilerleme kaydettiği, Taiz'de ise direnişin sürdüğü belirtildi.

Resmî medyanın aktardığına göre toplantıda, Husilerin askerî saldırılarındaki tırmanış ele alındı. Devlet kurumları ve sivil tesislere yönelik füze ve İHA saldırıları, kent ve köylere yönelik saldırıların genişletilmesi, Taiz kuşatmasının sürdürülmesi ve yerleşim bölgelerinin bombalanması değerlendirildi. Uluslararası su yolları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler de toplantının gündeminde yer aldı.

Başkanlık Konseyi, Husilerin saldırıları karşısında cephelerde gösterilen direnişin Suudi Arabistan'ın desteğiyle sürdürüldüğünü vurguladı. Konsey, Riyad yönetiminin hükümet güçlerine verdiği desteğin yanı sıra Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarını da takdir etti.

Konsey ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan vatandaşlara, örgütün milis devşirme ve eleman kazanma faaliyetlerini reddetmeleri, çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine izin vermemeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, silah bırakarak Husiler saflarında savaşmayı bırakanlar için ilan edilen prosedürler çerçevesinde güvenli dönüş yolunun açık olduğu da vurgulandı.


Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin tehditleri ve Afrika Boynuzu'ndaki terör örgütleriyle koordinasyonunun, milisleri uluslararası düzeyde kararlı bir tutum sergilenmesini gerektiren sınır aşan bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.

Ez-Zuba, salı günü Paris'te Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Remi Ferro ile bir araya geldi. Görüşmede Yemen'deki son gelişmelerin yanı sıra Husilerin sivil yerleşimlere ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik terör eylemlerindeki tırmanış ele alındı.

Yemen Dışişleri Bakanı, Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmasının yol açtığı insani dramı da gündeme getirdi. Ez-Zuba ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanları ile insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin kaçırılması ve işkenceye maruz bırakılması gibi ihlallere dikkat çekti. Bu eylemlerin son olarak Muhammed eş-Şami'nin hayatına mal olduğunu belirtti.

Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Ferro ise Fransa ve Avrupa Birliği'nin (AB), sahadaki değişimlere uyum sağlayacak yeni bir Yemen politikası benimsemeye önem verdiğini ifade etti. Ferro, ülkesinin Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerini reddettiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmî haber ajansından aktardığı habere göre görüşmede, Yemen'deki gelişmeler ve Husilerin bölgesel güvenliğe yönelik tehditleri üzerinde duruldu.


Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı
TT

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen İçişleri Bakanlığı, salı günü, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerle birlikte çalışan 21 yabancı uzman bulunduğunu açıkladı. Bakanlık, bunlardan 14'ünün İran Devrim Muhafızları Ordusu, 7'sinin ise Lübnan Hizbullahı mensubu olduğunu bildirdi.

Yemen'in 6 vilayetine dağılan uzmanların, Husilerin finansman, silahlandırma ve eğitim faaliyetlerinde görev aldığı belirtildi. Açıklamaya göre bu kişiler, doğrudan denetim ve gözetimin yanı sıra operasyonların planlanması ve yönetilmesine, milislerin askerî kapasitesinin geliştirilmesine de katılıyor. Uzmanların ayrıca Yemen'de uzun vadeli nüfuz oluşturmayı, siyasi, örgütsel, toplumsal ve medya faaliyetleri aracılığıyla Husilere bağlılık ağları ve yapılar kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Yemen İçişleri Bakanlığı, söz konusu faaliyetlerin Yemen'i Arap çevresinden uzaklaştırmayı amaçladığını vurguladı.

Yabancı uzmanların görev alanları arasında operasyon yönetimi, komuta-kontrol sistemleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyor. Ayrıca gözetleme sistemleri, haberleşme altyapısı, elektronik harp, ikmal ağları ve askerî bileşenlerin kaçakçılığı da uzmanların faaliyet gösterdiği alanlar arasında sıralandı.

Uzmanların deniz operasyonlarının koordinasyonunda ve ticari gemilerin hedef olarak belirlenmesinde de rol aldığı belirtildi. Açıklamada, patlayıcı yüklü teknelerin geliştirilmesi, otonom denizaltıların tasarlanması, mayın döşeme faaliyetleri ve milis unsurlarına askerî taktikler konusunda eğitim verilmesinin de bu kişilerin görevleri arasında bulunduğu ifade edildi. Söz konusu eğitimlerin, şehirlerin kuşatılması ve şehir savaşlarına yönelik olduğu kaydedildi.

Öte yandan, Yemen'de meşru yönetimi destekleyen Arap Koalisyonu salı günü, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini duyurdu.

Bu gelişme, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı bir balistik füze ile Riyad bölgesine yönelen iki İHA'nın bir gün önce engellenmesinin ardından yaşandı.