ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

ABD Hazine Bakanlığı, 5 kuruluş ve 16 yetkiliye yaptırım uyguladı

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
TT

ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı dün, Hizbullah'ın mali yapısıyla bağlantılı 5 mali kuruluş, 16 yetkili ve isim hakkında yaptırım kararı aldığını duyurdu. Bu adım, Hizbullah’ın finansman kaynaklarını kurutmayı hedefleyen kapsamlı bir tırmanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Yaptırımlar, Hizbullah'ın mali yapısının iki merkezi kurumu olan ‘Karz'ul Hasen’ ve ‘Beyt'ul Mal’ı da kapsıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Karz'ul Hasen'i sivil toplum kuruluşu görünümü altında faaliyet gösteren ancak ‘bankacılık hizmetlerine benzer finansal hizmetler sunan, şekli hesaplar ve aracılar üzerinden fon alan ve bu fonları Hizbullah'ın askeri ile siyasi faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanan’ bir kuruluş olarak nitelendirdi.

Beyt'ul Mal ise bakanlığın tanımıyla Hizbullah'ın gayri resmi hazinesi ve Hizbullah'ın varlıklarını yönetiyor, fonlarını işletiyor ve grubun geleneksel bankacılık sistemiyle arasında köprü işlevi görüyor. Beyt'ul Mal'ın finansal faaliyetleri, Hizbullah Genel Sekreteri'nin doğrudan denetimine tabi bulunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı, bu kuruluşları ‘Lübnan ekonomisinden döviz emmekle, ülkenin ihtiyaç duyduğu kaynakları Hizbullah ağına doğrudan aktararak likidite krizini daha da derinleştirmekle’ itham etti.

Yaptırım uygulanan kişiler

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasında yaptırım uygulanan 16 yetkili arasında öne çıkan isimler yer alıyor. Bunların başında Hizbullah'ın Merkezi Finans Birimi'ni yöneten İbrahim Ali Daher geliyor. Bu birim, Hizbullah’ın Lübnan içinde ve dışında yürüttüğü terör faaliyetlerinin finansmanı da dahil olmak üzere Hizbullah'ın genel bütçesini ve harcamalarını denetliyor. Merkezi Finans Birimi, Hizbullah'ın dünya genelindeki gelirlerini topluyor, Hizbullah'ın tüm birimlerinin ve bölümlerinin bütçelerini yönetip denetliyor ve tüm Hizbullah üyelerinin mali haklarının ödenmesini koordine ediyor.

fdvfvev
İsrail’in hava saldırısı düzüenlediği Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ul Hasen Vakfı’na ait binalardan birinin enkazı, Ekim 2024 (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Yaptırımlar, Karz'ul Hasen yetkililerini de kapsıyor. Kuruluşun İcra Direktörü Adil Muhammed Mansur ve Ahmed Muhammed Yezbek ile Abbas Hasan Garib, Mustafa Habib Harb, İzzet Yusuf Akar, Hasan Şehata Osman, Samer Hasan Fevaz, Ali Muhammed Karnib, Ni'me Ahmed Cemil ve İsa Hüseyin Kasır bu isimler arasında yer alıyor.

Beyt'ul Mal yetkilileri de yaptırım listesine alındı. Bu yetkililer, resmi finans sistemi içinde yüz milyonlarca dolarlık havale gerçekleştirirken Lübnan ve ABD bankalarındaki ortak hesapları kullanarak ABD’nin daha önce uyguladığı yaptırımlara karşın on yılı aşkın bir süre zarfında 500 milyon doların üzerinde fon hareketine imkân tanıdılar.

Devre dışı bırakma yöntemlerinin engellenmesi

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında yaptırımların yalnızca hedef alınan kuruluş ve kişilerin ABD içindeki varlıklarını dondurmakla sınırlı kalmadığını, Hizbullah'ın resmi finans sistemini atlatmak için başvurduğu kanalları da devre dışı bırakmayı amaçladığını vurguladı. Özellikle ‘Hizbullah'a yıllar boyunca yaptırımlar altında mali bir çıkış yolu sağlayan döviz büfesi, altın merkezleri ve gayri resmi ticaret ağları’ bu kapsamda ele alınıyor.

Bu adım, ‘ticari veya hayır amaçlı faaliyet görünümü altında’ çalışan Hizbullah bağlantılı kişi ve ağları hedef alan benzer Amerikan tedbirlerinin bir devamı niteliğinde. Washington, bu sürecin bütününü Hizbullah'ın ‘mali oksijenini kesmek’ olarak tanımlıyor.

hty5jy6
Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki ‘Önce Lübnan’ yazılı reklam panolarından biri yakılmaya çalışıldı (AFP)

Bu yeni yaptırımlar aynı zamanda siyasi bir ağırlık da taşıyor. Söz konusu yaptırımlar, Lübnan'ın egemenliğini yeniden tesis etmeye, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya ve altyapısını tasfiye etmeye yönelik bir süreç oluşturmayı hedefleyen İsrail ve Lübnan arasında varılan ‘çerçeve anlaşmanın’ imzalanmasının ardından gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi yetkilileri, anlaşmanın korunmasının ‘yalnızca sahada güvenlik düzenlemelerini değil, güvenlik boyutuna paralel olarak Hizbullah'ı yeniden güçlendirmek ya da anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalışmak amacıyla fon yönlendiren ve sivil cepheler kullanan ağlara yönelik baskının sıkılaştırılmasını da kapsayan çift kulvarlı bir stratejiyi’ gerektirdiğine dikkati çekti.

ABD yönetiminden bir kaynak, bu yaptırımlara ilişkin Şark'ul Avsat'a yaptığı açıklamada “Bu yaptırımlar Hizbullah'a gayri resmi finansmandan yararlanma döneminin kapandığı yönünde güçlü bir mesaj iletirken aynı zamanda Lübnan makamlarına da paralel mali ağlara yönelik her türlü hoşgörünün daha güçlü Amerikan baskısıyla karşılanacağını bildiriyor" ifadelerini kullandı.



İspanya ve Çin'in yakınlaşması Brüksel'i endişelendiriyor

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, son 4 yılda Çin'e 4 kez giderek Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüştü (Reuters)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, son 4 yılda Çin'e 4 kez giderek Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüştü (Reuters)
TT

İspanya ve Çin'in yakınlaşması Brüksel'i endişelendiriyor

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, son 4 yılda Çin'e 4 kez giderek Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüştü (Reuters)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, son 4 yılda Çin'e 4 kez giderek Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüştü (Reuters)

İspanya ve Çin arasındaki yakınlaşma, yeni stratejik ortaklıklar arayan Avrupa Birliği'ni (AB) endişelendiriyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez son 4 yılda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le 4 kez görüştü ve Donald Trump'ın iki yıl önce yeniden başkan seçilmesinden bu yana AB'nin Çin'le ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini savundu.

Ancak BBC'nin analizine göre Çin'i stratejik rakip ve jeopolitik tehdit olarak gören bazı AB ülkeleri, Madrid'in Pekin'le yakınlaşmasını endişeyle takip ediyor.

Bu ülkelerin, Çinli şirketlere pazarını açan İspanya'yı, kendi ekonomik çıkarlarını Avrupa'nın ortak çıkarlarının önüne koymakla suçladığı yazılıyor.

Fransa, Çin'le ticarette daha sıkı önlemleri savunurken Almanya ve İspanya daha ılımlı bir tutum sergileme eğiliminde.

Çin-İspanya ilişkileri üzerine çalışan hukukçu Victor Cortizo'ya göre Madrid yönetimi, Çin'den yatırım çekerek ekonomisini güçlendirmek istiyor. Böyle bir yaklaşımın İspanya için kendi çıkarlarına odaklanan Avrupalı müttefiklerle dayanışma yoluna gitmekten daha cazip hale geldiğini savunuyor.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler hızla büyüyor. Çin özellikle ülkedeki batarya fabrikaları ve otomobil üretim tesislerine yatırımı artırıyor. Çinli otomobil üreticisi Chery, iki yıl önce ilk Avrupa üretim ve operasyon merkezini İspanya'da kurarak iflas etmiş İspanyol otomobil firması Ebro'nun yeniden faaliyete geçmesini sağlamıştı.

Çinli batarya şirketi Hithium, Navarra'ya yatırım yapmayı planlarken, Ningde merkezli CATL da Zaragoza'da lityum-demir-fosfat batarya fabrikası projesine ortak oluyor.

Bazı AB ülkeleriyse bu yatırımların Pekin'e Avrupa pazarında Çin menşeli elektrikli otomobillere uygulanan gümrük vergilerini atlatma fırsatı sunacağını savunuyor.

Madrid merkezli düşünce kuruluşu Elcano Kraliyet Enstitüsü'nden Çin uzmanı Miguel Otero ise Fransa, Almanya ve İtalya'nın da Çin'le stratejik ilişkilerini geliştirmek istediğine dikkat çekiyor.

Otero'ya göre ABD'ye artık tam olarak güvenemeyen Avrupa ülkeleri ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın analizinde de Brüksel'in, Madrid ve Pekin arasında son yıllarda güçlenen işbirliğine yaklaşımı eleştirilmişti.

AB'nin "siyasi gürültü" nedeniyle İspanya'nın Çin'e yaklaşımında benimsediği "pragmatizm ve açıklığı" görememesinin Brüksel-Pekin ilişkilerinin geleceğine zarar verdiği ifade edilmişti.   

Independent Türkçe, BBC, Reuters, Global Times


İran misillemeye hazırlanıyor: Ortadoğu dışındaki hedefler de masada

Kaynaklara göre Devrim Muhafızları, Ortadoğu dışındaki hedefleri de vurabilir (Reuters)
Kaynaklara göre Devrim Muhafızları, Ortadoğu dışındaki hedefleri de vurabilir (Reuters)
TT

İran misillemeye hazırlanıyor: Ortadoğu dışındaki hedefler de masada

Kaynaklara göre Devrim Muhafızları, Ortadoğu dışındaki hedefleri de vurabilir (Reuters)
Kaynaklara göre Devrim Muhafızları, Ortadoğu dışındaki hedefleri de vurabilir (Reuters)

İran, ABD'nin tekrar saldırıya geçmesi durumunda kapsamlı misilleme hazırlığı yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan İranlı üst düzey yetkililer, Tahran'ın diplomatik çözüme öncelik verdiğini ancak Washington'ın tutumu yüzünden sürecin çıkmaza sürüklendiğini söylüyor.

Kaynaklara göre üst düzey komutanlar, olası bir saldırı durumunda yapılacak misilleme için potansiyel hedefleri belirliyor.

Bu kapsamda bölgede ABD'yle bağlantılı varlıkların ötesinde, Beyaz Saray'ın askeri operasyonlarını destekleyen ülkelerin ve muhtemelen Ortadoğu dışındaki bölgelerin hedef alınabileceği aktarılıyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Hamidrıza Azizi, İran yönetimi için "Sembolik bir yanıt vermek yerine caydırıcılığı yeniden tesis etme amacıyla gerilimi tırmandırmaya kararlı görünüyorlar" diyor.

Yetkililer, Tahran yönetiminin Lübnan, Yemen ve Irak'taki müttefiklerine kapsamlı misilleme operasyonları için hazırlık yapma talimatı gönderdiğini de söylüyor.

Diğer yandan analize göre halihazırda ABD ablukası ve yaptırımlar nedeniyle zor durumdaki İran ekonomisi, ikinci bir saldırı dalgasını kaldıramayabilir.

İran, Hürmüz Boğazı'nın kademeli olarak açılması için 7 günlük ateşkes teklif etmiş ancak ABD bunu reddetmişti.

İki ülke arasında arabuluculuk yapan Katar, görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik çabaların sürdüğünü bildirmişti.

Diğer yandan Axios'un salı günkü (29 Eylül) haberinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın kasımda ABD'de düzenlenecek ara seçimin ardından İran'a büyük çaplı bir askeri harekat başlatabileceği öne sürülmüştü.

Trump, perşembe günü (1 Ekim) Time’de yayımlanan söyleşisinde de 3 Kasım’daki ara seçim sonrası İran’a bombardımanı tekrar başlatabileceğini ifade etti. Ayrıca "İran'ı yok edebileceğine” yönelik açıklamaları hatırlatılan ABD Başkanı, "Evet, bunu yapabilirim. Bu mümkün" dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise açıklamalara tepki göstererek Trump’ın dünya görüşünün küresel barış için tehdit oluşturduğunu söyledi.

Amerikan donanması, İran’a baskıyı artırmak için bölgeye üçüncü uçak gemisini de gönderecek.

Wall Street Journal’ın aktardığına göre bölgede görev yapan USS George H.W. Bush ve USS George Washington’a katılacak USS Theodore Roosevelt kasım sonunda Ortadoğu’ya varacak. Böylelikle ABD ordusu bölgeye yaklaşık 10 bin asker daha sevk etmiş olacak.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Tesnim


ABD'deki Küba asıllı zenginler Havana'nın düşmesini bekliyor

Küba halkı, Amerikan ambargosu nedeniyle derinleşen bir yakıt krizi ve su sıkıntısıyla boğuşuyor (Reuters)
Küba halkı, Amerikan ambargosu nedeniyle derinleşen bir yakıt krizi ve su sıkıntısıyla boğuşuyor (Reuters)
TT

ABD'deki Küba asıllı zenginler Havana'nın düşmesini bekliyor

Küba halkı, Amerikan ambargosu nedeniyle derinleşen bir yakıt krizi ve su sıkıntısıyla boğuşuyor (Reuters)
Küba halkı, Amerikan ambargosu nedeniyle derinleşen bir yakıt krizi ve su sıkıntısıyla boğuşuyor (Reuters)

Varlıklı Küba asıllı Amerikalılar, Havana yönetiminin düşmesini bekliyor.

BBC'nin haberine göre ABD'nin Florida eyaletindeki zengin Kübalı Amerikalılar, komünist yönetimin düşmesi halinde ada ekonomisinin nasıl yeniden yapılandırılacağına ilişkin planlar hazırlıyor.

Bu yıl nisanda kurulan Küba-Amerikan Ulusal Ticaret Odası'nın (CANCC) Miami'deki 4. toplantısı, önde gelen Kübalı-Amerikalı iş insanlarını bir araya getirdi.

BBC'nin irtibata geçtiği CANCC Başkanı Juan Omar Sixto, amaçlarının ülkenin en önde gelen Küba asıllı Amerikalı iş insanlarını aynı çatı altında toplamak olduğunu söylüyor.

"Rejim düştüğünde Küba'da olmayı hedeflediklerini" belirten Sixto, genç yaşta ülkeden kaçtığını belirterek, adada yeni bir yönetim kurulması halinde yapılacak yatırımlar üzerinde çalıştıklarını ifade ediyor.

CANCC, bir Küba Borsası kurulmasını önerirken enerji altyapısından gıda güvenliğine kadar çeşitli alanlarda komiteler oluşturdu.

Sixto, Küba göçmeni bir aileden gelen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya yakın bazı isimlerle temas halinde olduklarını da belirtiyor.

Küba'nın yeniden yapılandırılmasına ilişkin planların merkezinde, devrim sonrasında kamulaştırılan toprakların mülkiyeti de bulunuyor.

ABD'deki Küba Şeker Fabrikası Sahipleri Ulusal Birliği (National Association of Sugar Mill Owners of Cuba) Başkanı Nicolas Gutierrez, geçmişte ellerinden alınan toprakların yeniden üretime kazandırılması gerektiğini savunuyor.

Diğer yandan Miami Üniversitesi'nden tarihçi Mike Bustamante, Küba'da rejim değişikliğinin Washington'ın öne sürdüğü kadar yakın olmayabileceğini vurguluyor.

ABD'nin ocak ayından bu yana Küba'ya uyguladığı petrol ablukasının ada halkının yaşamını son derece zorlaştırdığını fakat henüz ülkede siyasi bir kırılma yaratacak koşulları oluşturmadığını söylüyor.

Havana yönetimi, ülkedeki ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm amacıyla 175 maddelik bir reform paketi hazırlandığını haziranda duyurmuştu. Paket kapsamında özel sektördeki bürokrasinin azaltılması, kamu yönetiminde küçülmeye gidilmesi ve yurtdışında yaşayan Kübalılara yabancı yatırımcılarla eşit haklar tanınması öngörülüyor.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, bu adımın Washington'ın baskısıyla atıldığına yönelik eleştirileri reddederek reform paketinin "yenilikçi sosyalist modeli geliştirdiğini" söylemişti.

Independent Türkçe, BBC, Granma