ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a, Rönesans Barajı’ndan Sahra Çölü’ne kadar uzanan kapsamlı Afrika stratejisini açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
TT

ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda şimdiye kadar Afrika’ya yönelik en kapsamlı stratejisini ortaya koydu. Yönetim, İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) eğitim ve destek aldığı belirtilen Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanması ile ona bağlı silahlı unsurlara sert uyarılarda bulunarak yeni yaptırımlar uygulanabileceği mesajını verdi. Trump yönetimi ayrıca, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos’un kısa süre önce sunduğu girişim temelinde Libya krizinin çözülebileceği yönünde iyimser olduğunu ifade etti. Boulos’un aynı zamanda Mısır ile Etiyopya arasındaki Rönesans Barajı anlaşmazlığının çözümü ve Batı Sahra meselesinin özerklik girişimi temelinde sonuçlandırılması için de çok yönlü diplomatik temaslar yürüttüğü belirtildi.

Söz konusu yazılı açıklamalar, Trump yönetiminden üst düzey bir yetkilinin Şarku’l Avsat’ın sorularına verdiği yanıtlar kapsamında paylaşıldı. Açıklamalarda, Somali’nin toprak bütünlüğünün korunmasına verilen destekten, Sahel ve Afrika Boynuzu’nda giderek güçlenen terör örgütleriyle mücadeleye kadar kıtanın en acil krizlerine yönelik yoğun diplomatik çabalara yer verildi.

Sudan ve İran

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkili, Sudan konusunda askeri bir çözümün mümkün olmadığı yönünde net mesaj verdi. Yetkili, “ABD, Sudan’daki korkunç çatışmayı sona erdirmeye kararlıdır. Bu krizin askeri bir çözümü yoktur. Çatışan taraflar, ön koşul öne sürmeksizin şiddeti sona erdirecek ve Sudan halkının maruz kaldığı büyük insani acıları hafifletecek müzakereye dayalı bir çözüme yönelmelidir” ifadelerini kullandı.

Yetkili, Trump liderliğindeki Washington’ın ortakları ve diğer uluslararası aktörlerle birlikte, insani ateşkesin sağlanması ve çatışmaları körükleyen dış askeri desteğin sona erdirilmesi için çalıştığını belirtti. ABD’nin aynı zamanda insani yardımların engelsiz biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamayı, sivil yönetime geçiş sürecini desteklemeyi ve kalıcı barışın tesis edilmesini hedeflediğini kaydetti. Sudan’ın ancak barış ve istikrar ortamında bağımsız bir sivil yönetime yeniden kavuşabileceğini, ülkenin birliğini koruyabileceğini ve halkının beklentilerini karşılayabileceğini vurgulayan yetkili, bunun tek çıkış yolu olduğunu ifade etti.

dvfb fgrb
Sudan İslam Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

ABD’li yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz mart ayında ‘küresel terör örgütü’ ve ‘yabancı suç örgütü’ olarak sınıflandırdığını belirttiği Sudan Müslüman Kardeşler yapılanmasının rolüne de değindi. Yetkili, örgütün ‘Sudan’daki çatışmanın çözümüne yönelik çabaları baltalamak ve radikal İslamcı ideolojisiyi yaymak amacıyla sivillere karşı aşırı şiddet kullandığını’ öne sürerek, “Mensuplarının önemli bir bölümü DMO’dan eğitim ve destek aldı. Bu kişiler sivillere yönelik toplu infazlar gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, ABD yönetiminin Eylül 2025’te Müslüman Kardeşler’e bağlı olduğu belirtilen “Berâ bin Mâlik Tugayı’nı, ‘Sudan’daki acımasız savaştaki rolü ve İran’la bağlantıları’ gerekçesiyle yaptırım listesine aldığını hatırlattı. İran’ı ‘teröre en fazla destek veren ülke’ olarak nitelendiren yetkili, Tahran yönetiminin DMO aracılığıyla dünya genelinde ‘kötü niyetli faaliyetleri finanse edip yönlendirdiğini’ iddia etti.

ABD’nin, İran yönetimi ile Müslüman Kardeşler’in uzantılarının terör faaliyetlerine katılmasını veya bu faaliyetlere destek vermesini sağlayacak kaynaklardan mahrum bırakmak için elindeki tüm araçları kullanacağını vurgulayan yetkili, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanmalarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının, örgütün farklı ülkelerdeki kollarının neden olduğu şiddet ve istikrarsızlıkla mücadeleye yönelik kararlı çabaların bir parçası olduğunu söyledi. Gerektiğinde yeni terör örgütü tanımlamalarının da yapılabileceğini belirtti.

ABD’li yetkili, Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesinin, Müslüman Kardeşler’in bazı kollarının veya diğer unsurlarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının değerlendirilmesine yönelik süreci başlattığını ifade etti. İlerleyen dönemde ilave adımların atılabileceğini kaydeden yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ‘Washington’ın grupları gerçek niteliklerine göre; terörü destekleyen ya da bizzat terör örgütü olan yapılar şeklinde sürekli gözden geçirdiği’ yönündeki açıklamasını hatırlattı.

Libya konusunda iyimserlik

Libya, Trump yönetiminin Afrika’daki öncelikli gündem maddeleri arasında yer almaya devam ediyor. Özellikle Boulos’un sunduğu ve olumlu karşılanan girişim, Washington’ın Libya politikasında öne çıkan başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor. Boulos’un girişiminin ardından atılacak bir sonraki adım ve rakip iki hükümet arasındaki krizin yakında sona erip ermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan ABD’li yetkili, söz konusu çabalara verilen olumlu tepkiler konusunda temkinli iyimserlik taşıdıklarını ifade etti. Yetkili, bu kapsamda Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nın 18 Haziran’da yayımladığı açıklamanın yanı sıra, Temsilciler Meclisi (TM) üyeleri ile belediye başkanlarının daha sonra yaptıkları destek açıklamalarına dikkat çekti. Libyalıların devlet kurumlarının birleştirilmesinin sağlayacağı faydaları somut biçimde ortaya koyduğunu belirten yetkili, ulusal ölçekte ortak bir bütçe üzerinde anlaşmaya varılmasını ve Libya’nın doğu ile batısındaki askeri unsurların ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) öncülüğünde düzenlenen ortak tatbikatlara birlikte katılmasını bu sürecin önemli kazanımları arasında gösterdi.

juyjku
Dibeybe hükümetinin Savunma Bakanlığı Müsteşarı Abdusselam ez-Zubi, ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutan Yardımcısı ile Massad Boulos arasında, 25 Haziran (X)

ABD’li yetkili, Washington’ın Libya’da ‘yapıcı tüm taraflarla çalışmayı sürdüreceğini’ ve Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’na (UNSMIL) destek vererek ülkenin yeniden birleşik bir yönetime kavuşması ve ulusal seçimlerin yapılması için gerekli koşulların oluşturulmasına katkı sağlayacağını belirtti. Yetkili, “Birlik, kalıcı istikrar ve demokratik meşruiyetin en güçlü temelidir. Her türlü ilerleme kapsayıcı olmalı ve nihai olarak Libyalılar tarafından belirlenmelidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Boulos, son olarak X platformunda yaptığı paylaşımda, Trump yönetiminin LUO Genel Komutanlığı’nın ABD’nin Libya’daki diplomatik çabalarına verdiği desteği yüksek takdirle karşıladığını ifade etti. Boulos, Libyalıların mevcut siyasi çıkmazdan çıkmayı ve kalıcı barış ile ulusal birlik sağlamayı hak ettiğini, ayrıca güvenilir ve başarılı seçimlere giden bir sürecin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Boulos, LUO Genel Komutanlığı’nın yayımladığı açıklamayı da memnuniyetle karşıladığını belirterek, bu açıklamanın birlik, barış ve refah için daha önemli ve cesur adımlar atma yönünde bir irade ortaya koyduğunu söyledi.

Mısır ve Rönesans Barajı

ABD’li yetkili, ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri üzerindeki Rönesans Barajı krizine yönelik yakın vadede bir çözüm planı hazırlayıp hazırlamadığına ilişkin soruya, Trump’ın konuyla ilgili hassasiyetinin altını çizerek yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Nil Nehri’nin Mısır ve halkı için taşıdığı hayati önemi bildiğini ve uzun vadede Mısır, Sudan ve Etiyopya’nın su ihtiyaçlarını karşılayacak bir sonuç elde edilmesine katkı sağlamak istediğini belirtti. Bu ifadeler, Washington’ın arabuluculuk rolünü daha etkin şekilde üstlenmesine açık kapı bırakırken, henüz somut bir plan veya takvim açıklanmadığına da işaret etti.

Öte yandan, Somaliland bölgesinde İsrail varlığına yönelik artan bölgesel tepkiler ve Washington’ın bölgenin bağımsızlığını destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya yanıt veren yetkili, dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. ABD’nin Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, Somaliland’i de kapsayacak şekilde tanımaya devam ettiğini vurgulayan yetkili, buna karşılık İsrail’in de diğer egemen devletler gibi diplomatik ilişki kurma hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Çölde çözüm

ABD’li yetkili, Trump’ın yıllar önce Fas’ın Sahra bölgesine ilişkin ‘tarihi kararına’ ve ABD’nin tutumunun devam edip etmediğine dair soruya yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdığını ve Washington’ın, Fas tarafından sunulan ciddi, güvenilir ve gerçekçi özerklik önerisini adil ve kalıcı bir çözümün temeli olarak desteklemeyi sürdürdüğünü ifade etti. ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nin 2797 sayılı kararının uygulanmasını desteklemeye devam ettiğini ve BM öncülüğündeki süreci güçlü şekilde benimsediğini belirten yetkili, BM Genel Sekreteri’nin Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın çabalarını da takdir etti. Yetkili, De Mistura’nın sürece katılımının, iyi niyetli müzakerelerin kolaylaştırılması ve her iki tarafın da kabul edebileceği, bölgesel istikrarı güçlendirecek barışçıl ve kalıcı bir çözüme ulaşılması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.

sdtrhbt
Somali’deki eş-Şebab hareketi, bölgesel güvenlik ve denizcilik güvenliğine yönelik riskleri artırıyor. (AFP)

ABD’li yetkili, ABD’nin Afrika’daki terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadeleye ilişkin soruya yanıt verirken, Somali’deki eş-Şebab, Nijerya’daki Boko Haram, Sahel bölgesindeki Nusret el-İslam ve’l-Müslimin ve DEAŞ ile El Kaide bağlantılı diğer gruplara karşı sürdürülen operasyonlara dikkat çekti. Yetkili, AFRICOM Komutanı General Dagvin Anderson’ın Somali’deki Amerikan hava operasyonlarına ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, bu saldırıların ABD’nin ortaklarına kritik destek sağladığını ve aynı zamanda ABD çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi.

Yetkili ayrıca AFRICOM’un, Nijerya’daki güvenlik tehditlerinin bertaraf edilmesi için ABD’nin özel kabiliyetlerini ortaklarla birlikte kullandığını ifade etti. ABD-Nijerya güvenlik iş birliğinin güçlü bir örnek olduğunu vurgulayan yetkili, bu ülkenin ABD’den yalnızca Washington’ın sağlayabileceği istihbarat, gözetleme, keşif ve istihbarat entegrasyonu gibi özel kapasitelere ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ortaklarla birlikte çalışıldığında daha etkili sonuçlar alındığını belirten yetkili, bu tür iş birliklerinin terör tehditlerine karşı başarı sağladığını ifade etti.

Yetkili son olarak, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ile daha güçlü bir bölgesel iş birliği teşvik ettiklerini belirterek, terörle etkin mücadele için askeri koordinasyonun ve istihbarat paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.