ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a, Rönesans Barajı’ndan Sahra Çölü’ne kadar uzanan kapsamlı Afrika stratejisini açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
TT

ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda şimdiye kadar Afrika’ya yönelik en kapsamlı stratejisini ortaya koydu. Yönetim, İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) eğitim ve destek aldığı belirtilen Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanması ile ona bağlı silahlı unsurlara sert uyarılarda bulunarak yeni yaptırımlar uygulanabileceği mesajını verdi. Trump yönetimi ayrıca, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos’un kısa süre önce sunduğu girişim temelinde Libya krizinin çözülebileceği yönünde iyimser olduğunu ifade etti. Boulos’un aynı zamanda Mısır ile Etiyopya arasındaki Rönesans Barajı anlaşmazlığının çözümü ve Batı Sahra meselesinin özerklik girişimi temelinde sonuçlandırılması için de çok yönlü diplomatik temaslar yürüttüğü belirtildi.

Söz konusu yazılı açıklamalar, Trump yönetiminden üst düzey bir yetkilinin Şarku’l Avsat’ın sorularına verdiği yanıtlar kapsamında paylaşıldı. Açıklamalarda, Somali’nin toprak bütünlüğünün korunmasına verilen destekten, Sahel ve Afrika Boynuzu’nda giderek güçlenen terör örgütleriyle mücadeleye kadar kıtanın en acil krizlerine yönelik yoğun diplomatik çabalara yer verildi.

Sudan ve İran

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkili, Sudan konusunda askeri bir çözümün mümkün olmadığı yönünde net mesaj verdi. Yetkili, “ABD, Sudan’daki korkunç çatışmayı sona erdirmeye kararlıdır. Bu krizin askeri bir çözümü yoktur. Çatışan taraflar, ön koşul öne sürmeksizin şiddeti sona erdirecek ve Sudan halkının maruz kaldığı büyük insani acıları hafifletecek müzakereye dayalı bir çözüme yönelmelidir” ifadelerini kullandı.

Yetkili, Trump liderliğindeki Washington’ın ortakları ve diğer uluslararası aktörlerle birlikte, insani ateşkesin sağlanması ve çatışmaları körükleyen dış askeri desteğin sona erdirilmesi için çalıştığını belirtti. ABD’nin aynı zamanda insani yardımların engelsiz biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamayı, sivil yönetime geçiş sürecini desteklemeyi ve kalıcı barışın tesis edilmesini hedeflediğini kaydetti. Sudan’ın ancak barış ve istikrar ortamında bağımsız bir sivil yönetime yeniden kavuşabileceğini, ülkenin birliğini koruyabileceğini ve halkının beklentilerini karşılayabileceğini vurgulayan yetkili, bunun tek çıkış yolu olduğunu ifade etti.

dvfb fgrb
Sudan İslam Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

ABD’li yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz mart ayında ‘küresel terör örgütü’ ve ‘yabancı suç örgütü’ olarak sınıflandırdığını belirttiği Sudan Müslüman Kardeşler yapılanmasının rolüne de değindi. Yetkili, örgütün ‘Sudan’daki çatışmanın çözümüne yönelik çabaları baltalamak ve radikal İslamcı ideolojisiyi yaymak amacıyla sivillere karşı aşırı şiddet kullandığını’ öne sürerek, “Mensuplarının önemli bir bölümü DMO’dan eğitim ve destek aldı. Bu kişiler sivillere yönelik toplu infazlar gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, ABD yönetiminin Eylül 2025’te Müslüman Kardeşler’e bağlı olduğu belirtilen “Berâ bin Mâlik Tugayı’nı, ‘Sudan’daki acımasız savaştaki rolü ve İran’la bağlantıları’ gerekçesiyle yaptırım listesine aldığını hatırlattı. İran’ı ‘teröre en fazla destek veren ülke’ olarak nitelendiren yetkili, Tahran yönetiminin DMO aracılığıyla dünya genelinde ‘kötü niyetli faaliyetleri finanse edip yönlendirdiğini’ iddia etti.

ABD’nin, İran yönetimi ile Müslüman Kardeşler’in uzantılarının terör faaliyetlerine katılmasını veya bu faaliyetlere destek vermesini sağlayacak kaynaklardan mahrum bırakmak için elindeki tüm araçları kullanacağını vurgulayan yetkili, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanmalarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının, örgütün farklı ülkelerdeki kollarının neden olduğu şiddet ve istikrarsızlıkla mücadeleye yönelik kararlı çabaların bir parçası olduğunu söyledi. Gerektiğinde yeni terör örgütü tanımlamalarının da yapılabileceğini belirtti.

ABD’li yetkili, Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesinin, Müslüman Kardeşler’in bazı kollarının veya diğer unsurlarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının değerlendirilmesine yönelik süreci başlattığını ifade etti. İlerleyen dönemde ilave adımların atılabileceğini kaydeden yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ‘Washington’ın grupları gerçek niteliklerine göre; terörü destekleyen ya da bizzat terör örgütü olan yapılar şeklinde sürekli gözden geçirdiği’ yönündeki açıklamasını hatırlattı.

Libya konusunda iyimserlik

Libya, Trump yönetiminin Afrika’daki öncelikli gündem maddeleri arasında yer almaya devam ediyor. Özellikle Boulos’un sunduğu ve olumlu karşılanan girişim, Washington’ın Libya politikasında öne çıkan başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor. Boulos’un girişiminin ardından atılacak bir sonraki adım ve rakip iki hükümet arasındaki krizin yakında sona erip ermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan ABD’li yetkili, söz konusu çabalara verilen olumlu tepkiler konusunda temkinli iyimserlik taşıdıklarını ifade etti. Yetkili, bu kapsamda Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nın 18 Haziran’da yayımladığı açıklamanın yanı sıra, Temsilciler Meclisi (TM) üyeleri ile belediye başkanlarının daha sonra yaptıkları destek açıklamalarına dikkat çekti. Libyalıların devlet kurumlarının birleştirilmesinin sağlayacağı faydaları somut biçimde ortaya koyduğunu belirten yetkili, ulusal ölçekte ortak bir bütçe üzerinde anlaşmaya varılmasını ve Libya’nın doğu ile batısındaki askeri unsurların ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) öncülüğünde düzenlenen ortak tatbikatlara birlikte katılmasını bu sürecin önemli kazanımları arasında gösterdi.

juyjku
Dibeybe hükümetinin Savunma Bakanlığı Müsteşarı Abdusselam ez-Zubi, ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutan Yardımcısı ile Massad Boulos arasında, 25 Haziran (X)

ABD’li yetkili, Washington’ın Libya’da ‘yapıcı tüm taraflarla çalışmayı sürdüreceğini’ ve Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’na (UNSMIL) destek vererek ülkenin yeniden birleşik bir yönetime kavuşması ve ulusal seçimlerin yapılması için gerekli koşulların oluşturulmasına katkı sağlayacağını belirtti. Yetkili, “Birlik, kalıcı istikrar ve demokratik meşruiyetin en güçlü temelidir. Her türlü ilerleme kapsayıcı olmalı ve nihai olarak Libyalılar tarafından belirlenmelidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Boulos, son olarak X platformunda yaptığı paylaşımda, Trump yönetiminin LUO Genel Komutanlığı’nın ABD’nin Libya’daki diplomatik çabalarına verdiği desteği yüksek takdirle karşıladığını ifade etti. Boulos, Libyalıların mevcut siyasi çıkmazdan çıkmayı ve kalıcı barış ile ulusal birlik sağlamayı hak ettiğini, ayrıca güvenilir ve başarılı seçimlere giden bir sürecin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Boulos, LUO Genel Komutanlığı’nın yayımladığı açıklamayı da memnuniyetle karşıladığını belirterek, bu açıklamanın birlik, barış ve refah için daha önemli ve cesur adımlar atma yönünde bir irade ortaya koyduğunu söyledi.

Mısır ve Rönesans Barajı

ABD’li yetkili, ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri üzerindeki Rönesans Barajı krizine yönelik yakın vadede bir çözüm planı hazırlayıp hazırlamadığına ilişkin soruya, Trump’ın konuyla ilgili hassasiyetinin altını çizerek yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Nil Nehri’nin Mısır ve halkı için taşıdığı hayati önemi bildiğini ve uzun vadede Mısır, Sudan ve Etiyopya’nın su ihtiyaçlarını karşılayacak bir sonuç elde edilmesine katkı sağlamak istediğini belirtti. Bu ifadeler, Washington’ın arabuluculuk rolünü daha etkin şekilde üstlenmesine açık kapı bırakırken, henüz somut bir plan veya takvim açıklanmadığına da işaret etti.

Öte yandan, Somaliland bölgesinde İsrail varlığına yönelik artan bölgesel tepkiler ve Washington’ın bölgenin bağımsızlığını destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya yanıt veren yetkili, dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. ABD’nin Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, Somaliland’i de kapsayacak şekilde tanımaya devam ettiğini vurgulayan yetkili, buna karşılık İsrail’in de diğer egemen devletler gibi diplomatik ilişki kurma hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Çölde çözüm

ABD’li yetkili, Trump’ın yıllar önce Fas’ın Sahra bölgesine ilişkin ‘tarihi kararına’ ve ABD’nin tutumunun devam edip etmediğine dair soruya yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdığını ve Washington’ın, Fas tarafından sunulan ciddi, güvenilir ve gerçekçi özerklik önerisini adil ve kalıcı bir çözümün temeli olarak desteklemeyi sürdürdüğünü ifade etti. ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nin 2797 sayılı kararının uygulanmasını desteklemeye devam ettiğini ve BM öncülüğündeki süreci güçlü şekilde benimsediğini belirten yetkili, BM Genel Sekreteri’nin Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın çabalarını da takdir etti. Yetkili, De Mistura’nın sürece katılımının, iyi niyetli müzakerelerin kolaylaştırılması ve her iki tarafın da kabul edebileceği, bölgesel istikrarı güçlendirecek barışçıl ve kalıcı bir çözüme ulaşılması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.

sdtrhbt
Somali’deki eş-Şebab hareketi, bölgesel güvenlik ve denizcilik güvenliğine yönelik riskleri artırıyor. (AFP)

ABD’li yetkili, ABD’nin Afrika’daki terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadeleye ilişkin soruya yanıt verirken, Somali’deki eş-Şebab, Nijerya’daki Boko Haram, Sahel bölgesindeki Nusret el-İslam ve’l-Müslimin ve DEAŞ ile El Kaide bağlantılı diğer gruplara karşı sürdürülen operasyonlara dikkat çekti. Yetkili, AFRICOM Komutanı General Dagvin Anderson’ın Somali’deki Amerikan hava operasyonlarına ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, bu saldırıların ABD’nin ortaklarına kritik destek sağladığını ve aynı zamanda ABD çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi.

Yetkili ayrıca AFRICOM’un, Nijerya’daki güvenlik tehditlerinin bertaraf edilmesi için ABD’nin özel kabiliyetlerini ortaklarla birlikte kullandığını ifade etti. ABD-Nijerya güvenlik iş birliğinin güçlü bir örnek olduğunu vurgulayan yetkili, bu ülkenin ABD’den yalnızca Washington’ın sağlayabileceği istihbarat, gözetleme, keşif ve istihbarat entegrasyonu gibi özel kapasitelere ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ortaklarla birlikte çalışıldığında daha etkili sonuçlar alındığını belirten yetkili, bu tür iş birliklerinin terör tehditlerine karşı başarı sağladığını ifade etti.

Yetkili son olarak, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ile daha güçlü bir bölgesel iş birliği teşvik ettiklerini belirterek, terörle etkin mücadele için askeri koordinasyonun ve istihbarat paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.



Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
TT

Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)

Rusya lideri Vladimir Putin, Ukrayna'nın yoğunlaşan saldırılarıyla patlak veren akaryakıt kıtlığını kontrol altına almaya çalışıyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Ukrayna'nın son dönemde uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle Moskova, St. Petersburg, Kırım ve Sibirya gibi farklı yerlerdeki petrol rafinerilerini vurması Rusya'daki akaryakıt kıtlığını derinleştiriyor.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nden Sergey Vakulenko, Ukrayna'nın saldırıları nedeniyle 20 Haziran itibarıyla Rusya'nın petrol işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 28'inin devre dışı kaldığını belirtiyor.

Dünyanın en büyük ikinci ham petrol ihracatçısı ve en büyük üçüncü rafine petrol ürünleri ihracatçısı olan Rusya, artık ithalata geçmeyi planlıyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında yakıt ithal etmek için görüşme başlattıklarını belirtti ancak hangi ülkelerle temas halinde olduklarını söylemedi.

Analize göre Rusya'nın devasa yakıt ihtiyacını ancak Hindistan'daki gibi rafineriler karşılayabilir. Hindistan'dan deniz yoluyla petrol tedarikinin haftalar sürebileceği, Rus ekonomisine yük bindirebileceği belirtiliyor.

Moskova'da yaşayan analist Andrey Kolesnikov şunları söylüyor:

Yakıt konusunda açıkça bir toplumsal kriz var ve bu durum siyasi bir boyuta da dönüşebilir. Fakat şu ana kadar ciddi sonuçlar ortaya çıkmadı.

Putin de pazar günkü açıklamasında ülkede sürücüler ve işletmeler açısından akaryakıt tedarikindeki sorunların devam ettiğini belirtti. Ukrayna'nın İHA ve füze saldırılarını "terör eylemi" diye niteledi.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü'nden (SWP) ekonomist Janis Kluge, "Kriz o kadar yaygın hale geldi ki, Putin'in bu konuyu ele almaması tehlikeli olurdu" ifadelerini kullanıyor.

Diğer yandan yakıt krizinin, Rusya'da eylülde yapılması planlanan Devlet Duması seçimlerinden önce patlak verdiğine de dikkat çekiliyor.

Rus ordusu, Ukrayna saldırılarını durdurmak için drone komuta merkezlerini hedef alıyor. Rus devletine ait haber ajansı TASS'ın aktardığına göre Sumi oblastında Ukrayna ordusuna ait en az 10 drone komuta merkezi son bir haftada yok edildi.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TASS, AP


İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
TT

İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)

İsrail'le Lübnan'ın ABD arabuluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşma, çatışmaları sonlandırmak yerine çıkmaza sürükleyebilir.

Beyrut ve Tel Aviv yönetimleri, İsrail'in işgal ettiği tüm Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesini öngören çerçeve anlaşmayı 26 Haziran'da imzalamıştı.

İsrail de bunun karşılığında Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun ülkenin güneyinde kontrolü sağlamasını şart koşuyor.

Hizbullah lideri Naim Kasım ise anlaşmayı eleştirerek İsrail ülkeden çekilene dek savaşmayı sürdüreceklerini bildirmişti.

Suudi Arabistan'a ait Arab News'a konuşan Hizbullah milletvekili Hasan İzzeddin, Lübnan Anayasası'nın 52. maddesi uyarınca cumhurbaşkanının, Lübnan'ın diplomatik ilişkiler kurduğu devletlerle müzakere etme hakkına sahip olduğunu belirtiyor. İki ülke arasında diplomatik bağ bulunmadığından görüşmelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürüyor.

Reuters'ın analizinde, Hizbullah'ın silah bırakmamaya yanaşmaması sebebiyle İsrail'in ülkeden çekilmeyebileceğine, bunun da barış getirmek yerine sürecin tıkanmasına yol açabileceğine dikkat çekiliyor.

İsrail devlet televizyonu KAN da adını paylaşmadığı kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun anlaşmada pilot bölge olarak belirlenen Lübnan'ın güneyindeki Zavtar ve Ferrun'dan çekilmesinin ertelenebileceğini aktardı.

Çerçeve anlaşma Beyrut yönetimini zor durumda bırakıyor. Hükümetin veya ordunun İran destekli Hizbullah'a zorla silah bıraktırması mümkün görünmüyor. Böyle bir senaryoda ülke tekrar iç savaşa da sürüklenebilir.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan üst düzey bir Lübnanlı siyasetçi "Bu bir anlaşma değil, dayatılmış bir çözümdür" diyor.

Beyrut merkezli analist Michael Young, "Bu anlaşma tüm yükü Lübnan'ın omuzlarına bırakıyor" diyerek, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde süresiz olarak kalmasına imkan tanıdığını ekliyor.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'ndan Lübnanlı akademisyen Fawaz Gerges, anlaşmanın yapısal açıdan kusurlu olduğunu belirtiyor.

Gerges, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde yaklaşık 8 ila 10 kilometrelik bir tampon bölgeyi halihazırda oluşturduğunu hatırlatıyor.

Bu anlaşma nedeniyle tampon bölgenin kalıcı hale gelebileceğini ve işgalin diplomatik meşruiyet kazanabileceğini vurguluyor.

Independent Türkçe, Reuters, Arab News


Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
TT

Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)

Uzmanlar ve analistlere göre İran'da karar alma mekanizması, ABD-İsrail savaşının ilk günlerinde dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana siyasi ve askeri yetkililerden oluşan dar bir grubun elinde bulunuyor.

Uzmanlar Meclisi, mart ayında Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'i babasının yerine dini lider seçti. Ancak savaş sırasında yaralanması nedeniyle göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba'nın yönetimde ne ölçüde etkili olduğu henüz netlik kazanmadı.

İşte Tahran'daki güç piramidinde karar alma sürecini yönlendirdiği düşünülen başlıca isimler:

Dini Lider Mücteba Hamaney

Mücteba Hamaney, babasının yerine geçerek teorik olarak İran'ın en üst siyasi ve dini makamına geldi. Ömür boyu sürdürülen bu görev, ülkenin temel politikalarında son sözü söyleme yetkisini de beraberinde getiriyor.

df
Tahran'da düzenlenen bir gösteride dini lider Mücteba Hamaney'in fotoğrafını taşıyan İranlı bir kadın. (EPA)

Ancak nüfuzunun boyutu hâlâ belirsizliğini koruyor. Değerlendirmeler, yaklaşık 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten babasının sahip olduğu mutlak otorite düzeyine henüz ulaşamadığı yönünde.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

2024 yılında, helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin ardından yapılan seçimlerle göreve gelen Mesud Pezeşkiyan, İran siyasetindeki daha ılımlı kanadın temsilcisi olarak görülüyor.

Bununla birlikte cumhurbaşkanlığı makamı, ülkenin en güçlü siyasi pozisyonu anlamına gelmiyor. İran'da temel stratejik konularda nihai karar dini lidere ait. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak görev yapıyor ve kararları dini liderin onayına sunulan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık ediyor.

ABD ile yürütülen müzakerelerde İran heyetine Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderlik etse de, ABD ile varılan mutabakat zaptını ABD Başkanı Donald Trump gibi uzaktan imzalayan isim Pezeşkiyan oldu.

Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf

Mücteba Hamaney'in kamuoyundan uzak kalması nedeniyle Kalibaf, fiilen İran yönetiminin öne çıkan yüzü olarak değerlendiriliyor.

Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD-İran görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, İslamabad ve Cenevre'deki müzakere turlarına katıldı, aynı kapsamda Katar ve Umman'a ziyaretlerde bulundu.

sdferb
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. (AP)

Görüşmeler doğrudan aynı masa etrafında yürütülmesine rağmen Kalibaf, ABD heyetiyle birlikte medya önüne çıkmamaya özen gösterdi.

Yaklaşık otuz yıldır İran yönetiminin merkezinde yer alan Kalibaf, Devrim Muhafızları'nın füze birliği komutanlığı, Tahran Emniyet Müdürlüğü, Tahran Belediye Başkanlığı ve son olarak Parlamento Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Siyasi hırsıyla tanınan Kalibaf, cumhurbaşkanlığına üç kez aday oldu ancak seçilemedi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Abbas Arakçi, 2024 yılında, helikopter kazasında yaşamını yitiren Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın yerine göreve getirildi.

Kalibaf ile birlikte ABD ile yürütülen müzakerelerde İran'ı temsil eden Arakçi, aynı zamanda savaş sürecinde İran'ın hem uluslararası medyada hem de sosyal medya platformlarında en görünür isimlerinden biri oldu.

dfrgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Diplomasiye geçmeden önce Devrim Muhafızları saflarında görev yapan Erakçi, İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nde siyaset düşüncesi alanında doktora yaptı. Daha önce eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif başkanlığındaki heyette yer alarak 2015 nükleer anlaşmasına uzanan müzakerelerde de görev aldı.

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi

Eski içişleri ve savunma bakanı Ahmed Vahidi, bir yıldan kısa sürede Devrim Muhafızları'nın üçüncü komutanı oldu.

Son savaşın ilk gününde selefi Muhammed Pakpur, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında ise Hüseyin Selami öldürüldü.

Bu nedenle Vahidi'nin savaş boyunca kamuoyu önünde görünmekten kaçındığı değerlendiriliyor.

Vahidi adına Devrim Muhafızları Komutanı sıfatıyla yalnızca tek bir açıklama yayımlandı. 19 Mart'taki açıklamada, Besic Güçleri Komutanı Gulam Rıza Süleymani'nin ölümü nedeniyle taziye mesajı paylaşıldı.

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadr

Muhammed Bakır Zülkadr, kamuoyu önünde oldukça sınırlı görünmesine rağmen, bu durum nüfuzunun zayıf olduğu anlamına gelmiyor.

İran'ın en üst düzey güvenlik makamı kabul edilen bu göreve, selefi ve deneyimli müzakereci Ali Laricani'nin mart ayında düzenlenen İsrail saldırısında öldürülmesinin ardından atandı.

Laricani'nin aksine kariyerini Devrim Muhafızları bünyesinde geçiren Zülkadr'ın atanması, karar alma mekanizmalarında Devrim Muhafızları'nın ağırlığının daha da arttığı şeklinde yorumlandı.

Daha önce Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevini yürütüyordu.

Yargı Erki Başkanı Muhsini Ejei

Diğer üst düzey yöneticilerin aksine, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, savaş süresince İran devlet televizyonlarında sık sık görüldü.

Sakin üslubuyla dikkat çeken Ejei, savaş sırasında casusluk ve yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği suçlamalarıyla açılan davalarda idam kararlarının daha hızlı verilmesi çağrısında bulundu.

Uzun yıllardır insan hakları örgütlerinin sert eleştirilerine hedef olan Ejei, geniş çaplı insan hakları ihlallerini denetlemekle suçlanıyor.

Yakında Yargı Erki Başkanlığı'ndaki ilk beş yıllık görev süresi dolacak olan Ejei'nin yeniden atanıp atanmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu konunun, yeni dini lider Mücteba Hamaney döneminin başlangıcında devlet kurumlarında beklenen kapsamlı değişikliklerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.