İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
TT

İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)

İsrail'le Lübnan'ın ABD arabuluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşma, çatışmaları sonlandırmak yerine çıkmaza sürükleyebilir.

Beyrut ve Tel Aviv yönetimleri, İsrail'in işgal ettiği tüm Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesini öngören çerçeve anlaşmayı 26 Haziran'da imzalamıştı.

İsrail de bunun karşılığında Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun ülkenin güneyinde kontrolü sağlamasını şart koşuyor.

Hizbullah lideri Naim Kasım ise anlaşmayı eleştirerek İsrail ülkeden çekilene dek savaşmayı sürdüreceklerini bildirmişti.

Suudi Arabistan'a ait Arab News'a konuşan Hizbullah milletvekili Hasan İzzeddin, Lübnan Anayasası'nın 52. maddesi uyarınca cumhurbaşkanının, Lübnan'ın diplomatik ilişkiler kurduğu devletlerle müzakere etme hakkına sahip olduğunu belirtiyor. İki ülke arasında diplomatik bağ bulunmadığından görüşmelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürüyor.

Reuters'ın analizinde, Hizbullah'ın silah bırakmamaya yanaşmaması sebebiyle İsrail'in ülkeden çekilmeyebileceğine, bunun da barış getirmek yerine sürecin tıkanmasına yol açabileceğine dikkat çekiliyor.

İsrail devlet televizyonu KAN da adını paylaşmadığı kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun anlaşmada pilot bölge olarak belirlenen Lübnan'ın güneyindeki Zavtar ve Ferrun'dan çekilmesinin ertelenebileceğini aktardı.

Çerçeve anlaşma Beyrut yönetimini zor durumda bırakıyor. Hükümetin veya ordunun İran destekli Hizbullah'a zorla silah bıraktırması mümkün görünmüyor. Böyle bir senaryoda ülke tekrar iç savaşa da sürüklenebilir.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan üst düzey bir Lübnanlı siyasetçi "Bu bir anlaşma değil, dayatılmış bir çözümdür" diyor.

Beyrut merkezli analist Michael Young, "Bu anlaşma tüm yükü Lübnan'ın omuzlarına bırakıyor" diyerek, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde süresiz olarak kalmasına imkan tanıdığını ekliyor.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'ndan Lübnanlı akademisyen Fawaz Gerges, anlaşmanın yapısal açıdan kusurlu olduğunu belirtiyor.

Gerges, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde yaklaşık 8 ila 10 kilometrelik bir tampon bölgeyi halihazırda oluşturduğunu hatırlatıyor.

Bu anlaşma nedeniyle tampon bölgenin kalıcı hale gelebileceğini ve işgalin diplomatik meşruiyet kazanabileceğini vurguluyor.

Independent Türkçe, Reuters, Arab News



Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
TT

Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)

Rusya lideri Vladimir Putin, Ukrayna'nın yoğunlaşan saldırılarıyla patlak veren akaryakıt kıtlığını kontrol altına almaya çalışıyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Ukrayna'nın son dönemde uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle Moskova, St. Petersburg, Kırım ve Sibirya gibi farklı yerlerdeki petrol rafinerilerini vurması Rusya'daki akaryakıt kıtlığını derinleştiriyor.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nden Sergey Vakulenko, Ukrayna'nın saldırıları nedeniyle 20 Haziran itibarıyla Rusya'nın petrol işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 28'inin devre dışı kaldığını belirtiyor.

Dünyanın en büyük ikinci ham petrol ihracatçısı ve en büyük üçüncü rafine petrol ürünleri ihracatçısı olan Rusya, artık ithalata geçmeyi planlıyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında yakıt ithal etmek için görüşme başlattıklarını belirtti ancak hangi ülkelerle temas halinde olduklarını söylemedi.

Analize göre Rusya'nın devasa yakıt ihtiyacını ancak Hindistan'daki gibi rafineriler karşılayabilir. Hindistan'dan deniz yoluyla petrol tedarikinin haftalar sürebileceği, Rus ekonomisine yük bindirebileceği belirtiliyor.

Moskova'da yaşayan analist Andrey Kolesnikov şunları söylüyor:

Yakıt konusunda açıkça bir toplumsal kriz var ve bu durum siyasi bir boyuta da dönüşebilir. Fakat şu ana kadar ciddi sonuçlar ortaya çıkmadı.

Putin de pazar günkü açıklamasında ülkede sürücüler ve işletmeler açısından akaryakıt tedarikindeki sorunların devam ettiğini belirtti. Ukrayna'nın İHA ve füze saldırılarını "terör eylemi" diye niteledi.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü'nden (SWP) ekonomist Janis Kluge, "Kriz o kadar yaygın hale geldi ki, Putin'in bu konuyu ele almaması tehlikeli olurdu" ifadelerini kullanıyor.

Diğer yandan yakıt krizinin, Rusya'da eylülde yapılması planlanan Devlet Duması seçimlerinden önce patlak verdiğine de dikkat çekiliyor.

Rus ordusu, Ukrayna saldırılarını durdurmak için drone komuta merkezlerini hedef alıyor. Rus devletine ait haber ajansı TASS'ın aktardığına göre Sumi oblastında Ukrayna ordusuna ait en az 10 drone komuta merkezi son bir haftada yok edildi.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TASS, AP


Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
TT

Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)

Uzmanlar ve analistlere göre İran'da karar alma mekanizması, ABD-İsrail savaşının ilk günlerinde dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana siyasi ve askeri yetkililerden oluşan dar bir grubun elinde bulunuyor.

Uzmanlar Meclisi, mart ayında Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'i babasının yerine dini lider seçti. Ancak savaş sırasında yaralanması nedeniyle göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba'nın yönetimde ne ölçüde etkili olduğu henüz netlik kazanmadı.

İşte Tahran'daki güç piramidinde karar alma sürecini yönlendirdiği düşünülen başlıca isimler:

Dini Lider Mücteba Hamaney

Mücteba Hamaney, babasının yerine geçerek teorik olarak İran'ın en üst siyasi ve dini makamına geldi. Ömür boyu sürdürülen bu görev, ülkenin temel politikalarında son sözü söyleme yetkisini de beraberinde getiriyor.

df
Tahran'da düzenlenen bir gösteride dini lider Mücteba Hamaney'in fotoğrafını taşıyan İranlı bir kadın. (EPA)

Ancak nüfuzunun boyutu hâlâ belirsizliğini koruyor. Değerlendirmeler, yaklaşık 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten babasının sahip olduğu mutlak otorite düzeyine henüz ulaşamadığı yönünde.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

2024 yılında, helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin ardından yapılan seçimlerle göreve gelen Mesud Pezeşkiyan, İran siyasetindeki daha ılımlı kanadın temsilcisi olarak görülüyor.

Bununla birlikte cumhurbaşkanlığı makamı, ülkenin en güçlü siyasi pozisyonu anlamına gelmiyor. İran'da temel stratejik konularda nihai karar dini lidere ait. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak görev yapıyor ve kararları dini liderin onayına sunulan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık ediyor.

ABD ile yürütülen müzakerelerde İran heyetine Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderlik etse de, ABD ile varılan mutabakat zaptını ABD Başkanı Donald Trump gibi uzaktan imzalayan isim Pezeşkiyan oldu.

Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf

Mücteba Hamaney'in kamuoyundan uzak kalması nedeniyle Kalibaf, fiilen İran yönetiminin öne çıkan yüzü olarak değerlendiriliyor.

Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD-İran görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, İslamabad ve Cenevre'deki müzakere turlarına katıldı, aynı kapsamda Katar ve Umman'a ziyaretlerde bulundu.

sdferb
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. (AP)

Görüşmeler doğrudan aynı masa etrafında yürütülmesine rağmen Kalibaf, ABD heyetiyle birlikte medya önüne çıkmamaya özen gösterdi.

Yaklaşık otuz yıldır İran yönetiminin merkezinde yer alan Kalibaf, Devrim Muhafızları'nın füze birliği komutanlığı, Tahran Emniyet Müdürlüğü, Tahran Belediye Başkanlığı ve son olarak Parlamento Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Siyasi hırsıyla tanınan Kalibaf, cumhurbaşkanlığına üç kez aday oldu ancak seçilemedi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Abbas Arakçi, 2024 yılında, helikopter kazasında yaşamını yitiren Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın yerine göreve getirildi.

Kalibaf ile birlikte ABD ile yürütülen müzakerelerde İran'ı temsil eden Arakçi, aynı zamanda savaş sürecinde İran'ın hem uluslararası medyada hem de sosyal medya platformlarında en görünür isimlerinden biri oldu.

dfrgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Diplomasiye geçmeden önce Devrim Muhafızları saflarında görev yapan Erakçi, İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nde siyaset düşüncesi alanında doktora yaptı. Daha önce eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif başkanlığındaki heyette yer alarak 2015 nükleer anlaşmasına uzanan müzakerelerde de görev aldı.

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi

Eski içişleri ve savunma bakanı Ahmed Vahidi, bir yıldan kısa sürede Devrim Muhafızları'nın üçüncü komutanı oldu.

Son savaşın ilk gününde selefi Muhammed Pakpur, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında ise Hüseyin Selami öldürüldü.

Bu nedenle Vahidi'nin savaş boyunca kamuoyu önünde görünmekten kaçındığı değerlendiriliyor.

Vahidi adına Devrim Muhafızları Komutanı sıfatıyla yalnızca tek bir açıklama yayımlandı. 19 Mart'taki açıklamada, Besic Güçleri Komutanı Gulam Rıza Süleymani'nin ölümü nedeniyle taziye mesajı paylaşıldı.

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadr

Muhammed Bakır Zülkadr, kamuoyu önünde oldukça sınırlı görünmesine rağmen, bu durum nüfuzunun zayıf olduğu anlamına gelmiyor.

İran'ın en üst düzey güvenlik makamı kabul edilen bu göreve, selefi ve deneyimli müzakereci Ali Laricani'nin mart ayında düzenlenen İsrail saldırısında öldürülmesinin ardından atandı.

Laricani'nin aksine kariyerini Devrim Muhafızları bünyesinde geçiren Zülkadr'ın atanması, karar alma mekanizmalarında Devrim Muhafızları'nın ağırlığının daha da arttığı şeklinde yorumlandı.

Daha önce Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevini yürütüyordu.

Yargı Erki Başkanı Muhsini Ejei

Diğer üst düzey yöneticilerin aksine, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, savaş süresince İran devlet televizyonlarında sık sık görüldü.

Sakin üslubuyla dikkat çeken Ejei, savaş sırasında casusluk ve yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği suçlamalarıyla açılan davalarda idam kararlarının daha hızlı verilmesi çağrısında bulundu.

Uzun yıllardır insan hakları örgütlerinin sert eleştirilerine hedef olan Ejei, geniş çaplı insan hakları ihlallerini denetlemekle suçlanıyor.

Yakında Yargı Erki Başkanlığı'ndaki ilk beş yıllık görev süresi dolacak olan Ejei'nin yeniden atanıp atanmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu konunun, yeni dini lider Mücteba Hamaney döneminin başlangıcında devlet kurumlarında beklenen kapsamlı değişikliklerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.


Eisenkot ve Bennett, Netanyahu'nun "İran nükleer bomba" iddiasını yalanladı

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
TT

Eisenkot ve Bennett, Netanyahu'nun "İran nükleer bomba" iddiasını yalanladı

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)

İsrail kamuoyu, seçim kampanyalarının ilk sert polemiklerinden birine tanık oldu. Başbakan Binyamin Netanyahu, son iki savaş sırasında İran'ın nükleer bomba kullanmasını engellediğini öne sürerken, rakipleri Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett bu iddiayı yalanlayarak ayrıntılı biçimde çürüttü. İki siyasetçi, Netanyahu'nun seçmenleri korkutmak için kibirli söylemler ve gösterişe dayalı bir siyaset izlediğini öne sürdü.

Netanyahu, kendisine yakınlığıyla bilinen Kanal 14'e verdiği röportajda, İran'ın nükleer silaha ulaştığını ileri sürdü.

"İran'a iki kez girdim ve elimizde bulunan nükleer bombalarla bizi yok etmelerini engelledim. Gerekirse üçüncü kez de olur. Ben başbakan olduğum sürece İran nükleer silaha sahip olmayacak." ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü Herzliya Ulusal Dayanıklılık Konferansı'nda konuşan Eisenkot ise Netanyahu'nun "gerçeği söylemediğini" belirterek İran'ın herhangi bir nükleer bombaya sahip olmadığını söyledi.

Netanyahu'nun İsrail kamuoyunu ve seçmenleri korkutmak amacıyla hayali bir gerçeklik yarattığını savunan Eisenkot, başbakanı gerçeklerden kopmak ve güçlü lider görüntüsü vermek için hayal dünyasında yaşamakla suçladı. Eisenkot, bunun da Netanyahu'nun aslında ne kadar zayıf olduğunun ortaya çıkmasının ardından yaşandığını öne sürdü.

dgth
Eski başbakanlar ve İsrail muhalefetinin liderleri Naftali Bennett (solda) ile Yair Lapid, 20 Mayıs'ta İsrail Parlamentosu'nda (Knesset) düzenlenen oturuma katılıyor. (AP)

Bennett ise aynı konferansta konuya daha ayrıntılı değinerek, "Dün İran'ın nükleer bombalara sahip olduğunu söyleyen birini dinledik. Bu bir yalandır ve geçmişi sonradan yeniden yazma girişimidir. Gerçek şu ki Netanyahu, İran'ın askeri kapasitesini geliştirme sürecini ihmal etti" dedi.

2021 yılında başbakanlık görevini devraldığında "şoke edici" bir tabloyla karşılaştığını anlatan Bennett, İran'ın nükleer programına karşı herhangi bir plan bulamadığını söyledi.

Bennett"Bir kez sordum, iki kez sordum ama Netanyahu bana hiçbir cevap vermedi. Görevi , devralırken kendisiyle yaptığım devir teslim görüşmesi sadece 20 dakika sürdü. Bana söyleyecek hiçbir şeyi yoktu" diye konuştu.

Bennett, ABD'nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesinin üzerinden üç yıl geçtiğini hatırlatarak şunları söyledi:

"Netanyahu'nun, İranlıların atabileceği adımları hesaba katan bir askeri güç oluşturmak için hiçbir çaba göstermediğini gördüm. Ne bir operasyon planı vardı, ne ayrılmış bir bütçe ne de Tahran'ın yeniden nükleer silahlanma yönünde ilerlemesi halinde nükleer kapasitesini yok etmeye uygun silah sistemleri geliştirilmişti."

İran'a ilişkin istihbarat değerlendirmelerinin son derece endişe verici olduğunu, buna karşılık İsrail'in elinde herhangi bir yanıt bulunmadığını belirten Bennett, "Bu tam anlamıyla bir kâbusa dönüşmüştü. Bu yüzden yaptığım ilk şey işe koyulmak oldu" dedi.

İlk adım olarak İsrail savunma sanayisinin yöneticilerini toplantıya çağırdığını anlatan Bennett, İran'a yönelik olası bir saldırıda ihtiyaç duyulan yeni silahların geliştirilmesini istediğini söyledi.

xsdvb

İkinci adımın ise İran rejimini zayıflatmaya yönelik kapsamlı bir plan hazırlamak olduğunu belirten Bennett, "Mossad ve Ulusal Güvenlik Konseyi ile birlikte onlarca farklı çalışma hattı oluşturduk ve bunları, bir dönem Sovyetler Birliği'nin çökertilmesi amacıyla uygulanan 'Reagan stratejisi' doğrultusunda ilerlettik. Planımız çok sayıda gizli ve açık adımı içeriyordu" ifadelerini kullandı.

Bennett daha sonra cebinden, Ocak 2022'de hazırladığı planın yer aldığı notu çıkararak kamuoyuna gösterdi. Planda, İran'daki göstericilere, yönetimin erişimi kestiği dönemlerde kullanılmak üzere alternatif bir internet ağı sağlanmasına ilişkin maddeyi de açıkladı.

Netanyahu'nun röportajı ters tepti

Salı akşamı yayımlanan ve Netanyahu'yu özellikle savaş döneminde değiştirilmemesi gereken güçlü bir lider olarak öne çıkarmayı amaçlayan televizyon röportajı ise beklenen etkinin aksine aleyhine sonuçlandı.

İsrailli yorumcular, Netanyahu'nun halktan koptuğu izlenimi verdiğini, açıklamalarında çok sayıda gaf yaptığını ve kibirli bir tavır sergilediğini dile getirdi.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Netanyahu'ya büyük hayranlığıyla bilinen sunucu Yanon Magal'ın, "7 Ekim 2023 saldırısından bu yana sende ne değişti?" sorusu oldu.

Netanyahu kısa bir sessizliğin ardından, "Kilo verdim." yanıtını verdi.

Stüdyoda sessizlik hâkim olurken, ne sunucu ne de salondaki destekçileri güldü; aksine şaşkınlık içinde kaldılar.

Maariv gazetesi yazarı Miki Levin ise çarşamba günkü köşe yazısında, "Bu adam gerçeklikle bağını tamamen kaybetmiş durumda. 7 Ekim'de tek bir günde 1.200 İsrailli öldürüldü. Hamas'ın işlediği vahşetin etkileri hâlâ tüm toplumu sarsıyor. Yas tutan aileler, çok sayıda yaralı, rehineler, yıkılmış evler ve hâlâ travma yaşayan insanlar var. Sen ise başbakan olarak kilo vermekle meşgulsün" ifadelerini kullandı.

Levin, "Eğer şaka yapıyorsan bu komik değil. Nitekim seni 'Bibi, İsrail'in kralıdır' sloganlarıyla karşılayan destekçilerin bile gülmedi; ağızları açık şekilde şaşkınlık içinde kaldılar" değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu ise röportajın ilerleyen bölümünde, İsrail'i "devleti olan bir ordudan" "ordusu olan bir devlete" dönüştürdüğünü söyledi. Bu sözler, güvenlik kurumlarının üst düzey yöneticilerine yönelik dolaylı bir eleştiri olarak yorumlandı.