Amr İmam
ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ile Etiyopya arasındaki Nil anlaşmazlığı dosyasına yeniden el attı. Bu gelişme, söz konusu çatışmanın niteliğinde ve sınırlarında derin bir dönüşümün yaşandığı dönemle eş zamanlı gerçekleşti.
İki ülke arasındaki gerçek savaş artık eskisi gibi yalnızca Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı etrafında dönmüyor. Kademeli olarak çok daha geniş ve tehlikeli bir alana, Kızıldeniz'deki hâkimiyet ve nüfuz mücadelesine taşındı.
Trump, 17 Haziran'da Fransa’nın Evian kentinde G7 Zirvesi'nin aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmede, Hedasi Barajı meselesinde Mısır’ın tutumuna açık destek verdi.
Nil Nehri gereğinden fazla kurumaya başladı ve biz bunun hakkında konuşmak için buradayız" diyen Trump, ilk döneminde anlaşmazlığı çözmeye neredeyse ulaştığını da vurguladı ve ikinci döneminde yeniden deneyeceğini taahhüt etti.
Trump’ın Hedasi Barajı dosyasını ele alması ilk kez değil. Daha önce eski Amerikan yönetimlerini barajın finansmanından sorumlu tutmuş, başka bir vesilede de yol açtığı krize son vermek için çalışacağını vaat etmişti.
17 Haziran'da yeniden alevlenen bu ilgi, yönetiminin Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini yeniden biçimlendiren bir anlaşmazlıkta söz sahibi olmak istediğini ortaya koyuyor.
Mısır, barajın inşasının 2011 yılında başlamasından bu yana Etiyopya'yı inşaat ve işletme sürecini düzenleyecek bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için kapsamlı çabalar harcadı. Kahire’nin, bu yönde bir anlaşmanın önünü açabilecek her türlü Amerikan baskısını memnuniyetle karşılayacağından kuşku yok.
Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.
Etiyopya, barajı fiilen işletmeye açtı; bu durum Mısır'ı, özellikle yağmur mevsimi öncesinde su salınım operasyonlarında koordinasyon eksikliği nedeniyle ciddi zorluklarla yüz yüze bıraktı. Addis Ababa’nın geçen yıl bu operasyonları Kahire ile koordine etmemesi, Mısır ve Sudan'da çeşitli sorunlara yol açtı.
Mısır ise kuraklık dönemlerinde barajdan bırakılması gereken su miktarları konusunda Etiyopya ile net bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon hem Mısırlıları susuzluktan korumak hem de tarım ürünlerini hasar görmekten kurtarmak açısından hayati önem taşıyor. Burada şu daha kapsamlı soru yeniden gündeme geliyor: Baraj meselesinde bir uzlaşıya varmak iki ülke arasındaki gerilimi yatıştırmak için yeterli olur mu?
Nil'den vazgeçiş
Su kıtlığı en yoğun yaşanan ülkeler arasında yer alan Mısır, su ihtiyacının yaklaşık yüzde 97'sini Nil Nehri'nden karşılıyor. Bu nedenle Kuzey Afrika'daki baraj inşaatının yol açacağı herhangi bir doğal akış azalması geçici bir sorun olarak değerlendirilemez; varoluşsal nitelikte tehdit ve derin bir kaygı kaynağı oluşturuyor.
Mısır geçen on yıl boyunca barajın inşası ve işletilmesinin sonuçlarına uyum sağlamak için büyük miktarlarda kaynak harcadı. Bu süreçte sulama sistemlerinin modernize edilmesi, deniz suyu arıtma kapasitesinin genişletilmesi ve her yıl üçlü arıtmadan geçirilen tarımsal atık sulara olan bağımlılığın artırılması gibi çeşitli adımlar atıldı.

Ancak Afrika Boynuzu'ndaki güç dengelerinin değişmesi ve Kızıldeniz'deki rekabetin kızışması, Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmayı yeni bir evreye taşıyor. Bu evrede baraj, çok daha derin bir krizin boyutlarından birine ve iki ülke arasındaki çok daha karmaşık ve tehlikeli çatışmaların yüzüne dönüşüyor.
Bu çatışmalar Afrika Boynuzu'ndaki güç dinamiklerini yeniden çiziyor ve bölgenin sınırlarını aşan ittifakların doğuşuna zemin hazırlıyor. Aynı zamanda Kızıldeniz güvenliği, Aden Körfezi'nin denetimi ve Süveyş Kanalı'nın geleceğiyle de sıkı sıkıya bağlantılı.
Etiyopya'nın Kızıldeniz hırsları
Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.
Baraj, Etiyopya'ya Nil havzasında, özellikle Mısır ve Sudan karşısında daha güçlü bir nüfuz dayatma kapasitesi kazandırıyor. Aynı zamanda Nil'e ortalama yüzde 60 oranında su taşıyan Mavi Nil üzerinde denetim imkânı da sağlıyor.
Mısır, Eritre ve Somali ile sağlam ittifaklar kurarak Afrika Boynuzu'nda önemli kazanımlar elde etti. Bu iki ülke, Etiyopya'nın mevcut dönemdeki en sert rakipleri arasında yer alıyor.
Hedasi Barajı’nın işletmeye açılmasıyla birlikte Etiyopya bir sonraki stratejik hedefine, yani Kızıldeniz’e doğrudan erişime yöneldi. Bunda başarı sağlarsa Mısır'ın iki hayat damarı olan Nil Nehri ve Süveyş Kanalı üzerinde nüfuz kazanmış olacak.
Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki Refah Partisi’nin son genel seçimlerde elde ettiği zafer, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma çabalarına güç kattı. Parti, çatışmaların gölgesinde, muhalefet partilerine yönelik baskı suçlamaları ve sınırlı katılım ortamında yapılan haziran başındaki seçimlerden ezici çoğunlukla çıktı.
Meşru kaygılar
Mısır ile Afrika Boynuzu arasındaki mesafe 2 bin 400 kilometreyi aşıyor. Etiyopya’nın Nil üzerindeki denetimini güçlendirme ve Kızıldeniz'e ulaşma çabaları karşısında Mısır'ın öfkesini ve kaygısını, iki ülke arasındaki çatışmanın derinliğini ve niteliğini bilmeyenler için anlamak güçleşebilir.

Etiyopya, Mısır'ın Nil'deki yıllık su kotasına erişimini zorlaştırdığında kalabalık nüfuslu bir devletin istikrarını sarsıyor ve en temel kaynaklarından birine el atıyor. Mısırlı diplomatların bu yıllık kotayı güvence altına alma savaşını sürekli olarak ‘varoluşsal’ bir mesele olarak nitelendirmesinin nedeni de tam budur.
Mısır ile Etiyopya arasındaki tarihsel rekabetten bağımsız olarak Hedasi Barajı deneyimi, Mısırlılarda Addis Ababa'nın niyetlerine derin bir kuşku bıraktı; üstelik bu kuşku, Mısır ekonomisinin hayati dayanaklarından biri olan Süveyş Kanalı'nın bulunduğu Kızıldeniz'de tutunma arayışındaki Etiyopya'nın ardından geliyor.
Dışarıdan bakıldığında Mısır'ın Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki varlığına karşı çıkışı, Kahire ile Addis Ababa arasındaki ikili bir mesele gibi görünebilir. Oysa özünde bu, hayati öneme sahip bir deniz geçidi üzerindeki denetim için sürdürülen uluslararası bir yarışın parçasıdır; bu yarışın sonuçları Mısır'ın stratejik çıkarlarını koruma ya da bu yolda tökezleme kapasitesini belirleyecek.
İki ülkenin odağının Kızıldeniz'e kayması, Afrika Boynuzu’nu çatışma alanı olarak terk ettikleri anlamına gelmiyor. Kızıldeniz, birbiriyle bağlantılı ve süregelen bir savaşın yeni cephesi; bir cephede kazanılan zafer diğerinde kapı aralayabilir ya da ana aktörleri çatışmalarını yeni sahalara taşımaya yönlendirebilir.
Mısır'ın karşı hamlesi
Mısır, Etiyopya'nın bu dönemdeki en sert rakipleri olan Eritre ve Somali ile güçlü ittifaklar kurmayı başararak, Afrika Boynuzu’nda önemli kazanımlar elde etti. Bu ittifaklar Mısır'a Afrika Boynuzu’nda askeri bir dayanak noktası sağlamanın yanı sıra Kahire'nin söz konusu ülkelerin Kızıldeniz kıyısında bulunan limanlarındaki varlığını pekiştirme imkânı tanıyor.
Belki de Amerikalı Başkanı'nın teklifi, Rönesans Barajı'nın geniş çaplı jeopolitik oyunun açılış hamlesi olmaktan ibaret olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi; oysa bu oyun birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çekiyor.
Kahire bunu liman geliştirme ve bu ülkelerle lojistik iş birliği anlaşmaları zinciriyle hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu varlık Etiyopya'nın Kızıldeniz'e açılan yolunu daraltmakta ve ona ayrılıkçı Somaliland bölgesi de dahil sınırlı seçenekler bırakıyor.
Öte yandan İsrail, Somaliland'ı tanıyarak ve bölgeye Etiyopya kökenli kuvvetler konuşlandırarak bu çatışmanın tam merkezine giriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gelişme Mısır'ın hesaplarını karmaşıklaştırırken, Etiyopya'yı da benzer adımlar atmaya teşvik ediyor; aynı zamanda Kızıldeniz üzerindeki çok taraflı yarışın boyutlarını da gözler önüne seriyor.

Bu tablo, Mısır-Etiyopya rekabetinin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz ve Kızıldeniz'deki varlık yarışının artık egemenlik, nüfuz ve dünyanın en kritik deniz geçitlerinden biri üzerindeki denetim etrafında dönen çok taraflı ve yüksek riskli bir yüzleşmeye dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Aynı zamanda Sudan'daki iç savaşa Tahran'ın da dahil olmasıyla birlikte, İran'ın Mısır'ın güney sınırındaki bu ülkede büyüyen varlığı tabloyu daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu durum Kızıldeniz üzerindeki çatışmayı daha girift kılıyor ve yeni cephelere yayılma ihtimalini artırıyor.
Bütün bunlar, Başkan Trump'ın Rönesans Barajı anlaşmazlığını çözmeye yönelik teklifinin bölgeye barış getirip getiremeyeceği ya da Mısır ile Etiyopya arasındaki görüş ayrılıklarını sona erdirip erdiremeyeceğine dair sorunun ne denli sınırlı kaldığını gösteriyor.
Belki de ABD Başkanı Trump’ın teklifi, Hedasi Barajı'nın birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çeken daha geniş çaplı jeopolitik oyunun yalnızca açılış hamlesi olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi.
ABD bu büyük jeopolitik oyunu ele almak için harekete geçmedikçe barajla ilgili herhangi bir anlaşma, Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz'in geleceğinin hızla şekillendiği çatışmada geçici bir ateşkesten öteye geçen anlam taşımaz.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.