Hedasi Barajı'ndan Kızıldeniz'e: Mısır-Etiyopya çatışması nasıl dönüştü

Trump, Nil Nehri dosyasını yeniden açıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
TT

Hedasi Barajı'ndan Kızıldeniz'e: Mısır-Etiyopya çatışması nasıl dönüştü

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ile Etiyopya arasındaki Nil anlaşmazlığı dosyasına yeniden el attı. Bu gelişme, söz konusu çatışmanın niteliğinde ve sınırlarında derin bir dönüşümün yaşandığı dönemle eş zamanlı gerçekleşti.

İki ülke arasındaki gerçek savaş artık eskisi gibi yalnızca Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı etrafında dönmüyor. Kademeli olarak çok daha geniş ve tehlikeli bir alana, Kızıldeniz'deki hâkimiyet ve nüfuz mücadelesine taşındı.

Trump, 17 Haziran'da Fransa’nın Evian kentinde G7 Zirvesi'nin aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmede, Hedasi Barajı meselesinde Mısır’ın tutumuna açık destek verdi.

Nil Nehri gereğinden fazla kurumaya başladı ve biz bunun hakkında konuşmak için buradayız" diyen Trump, ilk döneminde anlaşmazlığı çözmeye neredeyse ulaştığını da vurguladı ve ikinci döneminde yeniden deneyeceğini taahhüt etti.

Trump’ın Hedasi Barajı dosyasını ele alması ilk kez değil. Daha önce eski Amerikan yönetimlerini barajın finansmanından sorumlu tutmuş, başka bir vesilede de yol açtığı krize son vermek için çalışacağını vaat etmişti.

17 Haziran'da yeniden alevlenen bu ilgi, yönetiminin Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini yeniden biçimlendiren bir anlaşmazlıkta söz sahibi olmak istediğini ortaya koyuyor.

Mısır, barajın inşasının 2011 yılında başlamasından bu yana Etiyopya'yı inşaat ve işletme sürecini düzenleyecek bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için kapsamlı çabalar harcadı. Kahire’nin, bu yönde bir anlaşmanın önünü açabilecek her türlü Amerikan baskısını memnuniyetle karşılayacağından kuşku yok.

Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.

Etiyopya, barajı fiilen işletmeye açtı; bu durum Mısır'ı, özellikle yağmur mevsimi öncesinde su salınım operasyonlarında koordinasyon eksikliği nedeniyle ciddi zorluklarla yüz yüze bıraktı. Addis Ababa’nın geçen yıl bu operasyonları Kahire ile koordine etmemesi, Mısır ve Sudan'da çeşitli sorunlara yol açtı.

Mısır ise kuraklık dönemlerinde barajdan bırakılması gereken su miktarları konusunda Etiyopya ile net bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon hem Mısırlıları susuzluktan korumak hem de tarım ürünlerini hasar görmekten kurtarmak açısından hayati önem taşıyor. Burada şu daha kapsamlı soru yeniden gündeme geliyor: Baraj meselesinde bir uzlaşıya varmak iki ülke arasındaki gerilimi yatıştırmak için yeterli olur mu?

Nil'den vazgeçiş

Su kıtlığı en yoğun yaşanan ülkeler arasında yer alan Mısır, su ihtiyacının yaklaşık yüzde 97'sini Nil Nehri'nden karşılıyor. Bu nedenle Kuzey Afrika'daki baraj inşaatının yol açacağı herhangi bir doğal akış azalması geçici bir sorun olarak değerlendirilemez; varoluşsal nitelikte tehdit ve derin bir kaygı kaynağı oluşturuyor.

Mısır geçen on yıl boyunca barajın inşası ve işletilmesinin sonuçlarına uyum sağlamak için büyük miktarlarda kaynak harcadı. Bu süreçte sulama sistemlerinin modernize edilmesi, deniz suyu arıtma kapasitesinin genişletilmesi ve her yıl üçlü arıtmadan geçirilen tarımsal atık sulara olan bağımlılığın artırılması gibi çeşitli adımlar atıldı.

dfbgthy
Etiyopya'nın Goba kentinde bulunan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı, 19 Şubat 2022 (AFP)

Ancak Afrika Boynuzu'ndaki güç dengelerinin değişmesi ve Kızıldeniz'deki rekabetin kızışması, Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmayı yeni bir evreye taşıyor. Bu evrede baraj, çok daha derin bir krizin boyutlarından birine ve iki ülke arasındaki çok daha karmaşık ve tehlikeli çatışmaların yüzüne dönüşüyor.

Bu çatışmalar Afrika Boynuzu'ndaki güç dinamiklerini yeniden çiziyor ve bölgenin sınırlarını aşan ittifakların doğuşuna zemin hazırlıyor. Aynı zamanda Kızıldeniz güvenliği, Aden Körfezi'nin denetimi ve Süveyş Kanalı'nın geleceğiyle de sıkı sıkıya bağlantılı.

Etiyopya'nın Kızıldeniz hırsları

Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.

Baraj, Etiyopya'ya Nil havzasında, özellikle Mısır ve Sudan karşısında daha güçlü bir nüfuz dayatma kapasitesi kazandırıyor. Aynı zamanda Nil'e ortalama yüzde 60 oranında su taşıyan Mavi Nil üzerinde denetim imkânı da sağlıyor.

Mısır, Eritre ve Somali ile sağlam ittifaklar kurarak Afrika Boynuzu'nda önemli kazanımlar elde etti. Bu iki ülke, Etiyopya'nın mevcut dönemdeki en sert rakipleri arasında yer alıyor.

Hedasi Barajı’nın işletmeye açılmasıyla birlikte Etiyopya bir sonraki stratejik hedefine, yani Kızıldeniz’e doğrudan erişime yöneldi. Bunda başarı sağlarsa Mısır'ın iki hayat damarı olan Nil Nehri ve Süveyş Kanalı üzerinde nüfuz kazanmış olacak.

Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki Refah Partisi’nin son genel seçimlerde elde ettiği zafer, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma çabalarına güç kattı. Parti, çatışmaların gölgesinde, muhalefet partilerine yönelik baskı suçlamaları ve sınırlı katılım ortamında yapılan haziran başındaki seçimlerden ezici çoğunlukla çıktı.

Meşru kaygılar

Mısır ile Afrika Boynuzu arasındaki mesafe 2 bin 400 kilometreyi aşıyor. Etiyopya’nın Nil üzerindeki denetimini güçlendirme ve Kızıldeniz'e ulaşma çabaları karşısında Mısır'ın öfkesini ve kaygısını, iki ülke arasındaki çatışmanın derinliğini ve niteliğini bilmeyenler için anlamak güçleşebilir.

fj67
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, genel seçimler sırasında Etiyopya'nın Oromia Bölgesi'ndeki Jima'da bulunan bir oy verme merkezinde oy kullanırken, 1 Haziran 2026 (Reuters)

Etiyopya, Mısır'ın Nil'deki yıllık su kotasına erişimini zorlaştırdığında kalabalık nüfuslu bir devletin istikrarını sarsıyor ve en temel kaynaklarından birine el atıyor. Mısırlı diplomatların bu yıllık kotayı güvence altına alma savaşını sürekli olarak ‘varoluşsal’ bir mesele olarak nitelendirmesinin nedeni de tam budur.

Mısır ile Etiyopya arasındaki tarihsel rekabetten bağımsız olarak Hedasi Barajı deneyimi, Mısırlılarda Addis Ababa'nın niyetlerine derin bir kuşku bıraktı; üstelik bu kuşku, Mısır ekonomisinin hayati dayanaklarından biri olan Süveyş Kanalı'nın bulunduğu Kızıldeniz'de tutunma arayışındaki Etiyopya'nın ardından geliyor.

Dışarıdan bakıldığında Mısır'ın Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki varlığına karşı çıkışı, Kahire ile Addis Ababa arasındaki ikili bir mesele gibi görünebilir. Oysa özünde bu, hayati öneme sahip bir deniz geçidi üzerindeki denetim için sürdürülen uluslararası bir yarışın parçasıdır; bu yarışın sonuçları Mısır'ın stratejik çıkarlarını koruma ya da bu yolda tökezleme kapasitesini belirleyecek.

İki ülkenin odağının Kızıldeniz'e kayması, Afrika Boynuzu’nu çatışma alanı olarak terk ettikleri anlamına gelmiyor. Kızıldeniz, birbiriyle bağlantılı ve süregelen bir savaşın yeni cephesi; bir cephede kazanılan zafer diğerinde kapı aralayabilir ya da ana aktörleri çatışmalarını yeni sahalara taşımaya yönlendirebilir.

Mısır'ın karşı hamlesi

Mısır, Etiyopya'nın bu dönemdeki en sert rakipleri olan Eritre ve Somali ile güçlü ittifaklar kurmayı başararak, Afrika Boynuzu’nda önemli kazanımlar elde etti. Bu ittifaklar Mısır'a Afrika Boynuzu’nda askeri bir dayanak noktası sağlamanın yanı sıra Kahire'nin söz konusu ülkelerin Kızıldeniz kıyısında bulunan limanlarındaki varlığını pekiştirme imkânı tanıyor.

Belki de Amerikalı Başkanı'nın teklifi, Rönesans Barajı'nın geniş çaplı jeopolitik oyunun açılış hamlesi olmaktan ibaret olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi; oysa bu oyun birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çekiyor.

Kahire bunu liman geliştirme ve bu ülkelerle lojistik iş birliği anlaşmaları zinciriyle hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu varlık Etiyopya'nın Kızıldeniz'e açılan yolunu daraltmakta ve ona ayrılıkçı Somaliland bölgesi de dahil sınırlı seçenekler bırakıyor.

Öte yandan İsrail, Somaliland'ı tanıyarak ve bölgeye Etiyopya kökenli kuvvetler konuşlandırarak bu çatışmanın tam merkezine giriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gelişme Mısır'ın hesaplarını karmaşıklaştırırken, Etiyopya'yı da benzer adımlar atmaya teşvik ediyor; aynı zamanda Kızıldeniz üzerindeki çok taraflı yarışın boyutlarını da gözler önüne seriyor.

cdfg
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Kahire’de Eritreli mevkidaşı Osman Salih Muhammed ve Somalili mevkidaşı Ahmed Ma’lem el-Faki ile birlikte düzenlediği basın toplantısında konuşma yaparken, 11 Ocak 2025 (AFP)

Bu tablo, Mısır-Etiyopya rekabetinin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz ve Kızıldeniz'deki varlık yarışının artık egemenlik, nüfuz ve dünyanın en kritik deniz geçitlerinden biri üzerindeki denetim etrafında dönen çok taraflı ve yüksek riskli bir yüzleşmeye dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Sudan'daki iç savaşa Tahran'ın da dahil olmasıyla birlikte, İran'ın Mısır'ın güney sınırındaki bu ülkede büyüyen varlığı tabloyu daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu durum Kızıldeniz üzerindeki çatışmayı daha girift kılıyor ve yeni cephelere yayılma ihtimalini artırıyor.

Bütün bunlar, Başkan Trump'ın Rönesans Barajı anlaşmazlığını çözmeye yönelik teklifinin bölgeye barış getirip getiremeyeceği ya da Mısır ile Etiyopya arasındaki görüş ayrılıklarını sona erdirip erdiremeyeceğine dair sorunun ne denli sınırlı kaldığını gösteriyor.

Belki de ABD Başkanı Trump’ın teklifi, Hedasi Barajı'nın birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çeken daha geniş çaplı jeopolitik oyunun yalnızca açılış hamlesi olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi.

ABD bu büyük jeopolitik oyunu ele almak için harekete geçmedikçe barajla ilgili herhangi bir anlaşma, Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz'in geleceğinin hızla şekillendiği çatışmada geçici bir ateşkesten öteye geçen anlam taşımaz.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.


Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?