Emir Hüseyin Mir İsmaili
Bir yandan İran rejimi ile ABD arasında Doha'da yeni bir müzakere turu yapılacağının duyurulurken diğer yandan İran'ın iktidar yapısındaki bölünmeler her zamankinden daha belirgin hale geldi. Bu anlaşmazlıklar artık Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin kapalı kapılar ardındaki toplantılarıyla ya da parlamento ve Dini Liderlik (Rehberlik) Makamı'nın gündemleriyle sınırlı kalmayıp sokağa, dini kurumlara, devlet radyo televizyonuna, ilahiyat okullarına, Uzmanlar Meclisi'ne, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ve hatta eski İran Dini Rehberi Ali Hamaney'in yakın çevresine kadar yayılmış durumda.
Bu bölünme, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Cumhurbaşkanı Mesut Pezişkiyan hükümetinin savaşı sona erdirme ve istikrarı yeniden tesis etmenin yolu olarak sunduğu ABD ile mutabakat muhtırası etrafında kümeleniyor. Buna karşılık rejimin ideolojik ve askeri tabanından önemli bir kesim bu muhtırayı, yeni Dini Lider (Rehber) Mücteba Hamaney'in vizyonunu da aşan bir ‘geri adım’ ya da yeni bir ‘zehir kadehi’ olarak görüyor.
Anlaşmazlığın en belirgin odak noktası, Mücteba Hamaney'e atfedilen ve 19 Haziran tarihini taşıyan mektup oldu. Mektupta, Hamaney'in ABD ile mutabakat muhtırasının metnine ilişkin ilke olarak farklı bir görüşe sahip olduğu, ancak nihayetinde Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Mesut Pezişkiyan'ın değerlendirmesine dayanarak müzakerelerin sürdürülmesini onayladığı ifade edildi. Bu kısa ve muğlak ifade, kısa sürede muhtıra karşıtlarının elinde siyasi bir araca dönüştü. İran Şura Meclisi’nin Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi ve anlaşmayı reddeden akımın önde gelen isimlerinden Mahmud Nebeviyan, pazartesi günü kaleme aldığı bir yazıda “Yetkililer belli bir menfaat gördüklerinde, Rehber ise farklı bir görüşteyken, söz konusu menfaat tam da fesadın ta kendisinden başka bir şey değil” ifadelerini kullandı. DMO’nun Kum kentindeki komutanlarından Hüseyin Yekta ise “İran rejimine yeni bir zehir kadehi içirilmesine izin verilmemeli” şeklinde konuştu. Meşhed Cuma imamı Ahmed Alamulhuda da geçtiğimiz cuma hutbesinde "Müzakereciler şehit imamın katiliyle nasıl anlaşma yapabilir?" diye sordu.
Bu söylem yalnızca siyasi şahsiyetlerle sınırlı kalmadı. İlahiyat Okulları Yönetim Merkezi de bir bildiri yayımlayarak ABD'nin taahhütlerinden en küçük bir sapma göstermesi halinde müzakerelerden çekilmenin dini, akli ve hukuki bir zorunluluk haline geleceğine dair uyararak sert bir karşılık verilmesi çağrısında bulundu. Merkez, Dini Lider Mücteba Hamaney'e atfedilen mektubun onun görüşü ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerinin tutumu arasındaki farklılığı yansıttığı yorumunda bulundu. Bu yorum, iktidar piramidinin zirvesindeki anlaşmazlığın dini kurumların söylemine yansımasını gözler önüne seriyor.
Tüm bunların yaşandığı ortamda ‘Keşverdust Revakı’ meselesi öne çıktı. Bu mekân, Tahran'ın Keşverdust Caddesi'nde son aylarda dini toplantılara ve yas törenlerine ev sahipliği yapıyor. İran merkezli haber sitesi Jamaran’ın haberlerine göre beyaz kefen giyen ve kendilerini ‘şehit Dini Lider’in kanının intikamcıları’ olarak tanıtan bir grup kadın Meşhed'den Tahran'a gelerek üç gün süren bir oturma eylemi başlattı. Sert sloganlar atan kadınlar geceleri de alanda kalarak revakın günlük yas törenlerini sekteye uğrattı. Mekânı yönetenler, yatıştırma ve arabuluculuk girişimlerine rağmen protestocuların alanı terk etmeyi reddettiklerini ve bunun üzerine gerginliğin daha da tırmanmasını önlemek amacıyla revakı kapatmak zorunda kaldıklarını duyurdu.
Hükümeti destekleyen akıma yakınlığıyla bilinen haber sitesi Ruyedad24, yaşananların salt bir dini gerilimden ibaret olmadığını, aksine ‘Direniş Cephesi’ne yakın akım ile müzakerelerin sürdürülmesini destekleyen güçler arasındaki rejim içi nüfuz çatışmasının bir boyutunu yansıttığını değerlendirdi. Siteye göre eylemciler mutabakat muhtırasının iptalini ve Dini Lider’in direktifleri olarak nitelendirdikleri talimatlara uyulmasını talep etti. Bu talepler artık devlet radyo televizyonu, dini kurumlar, kamuoyunun açık alanları ve resmi kurumların bildirilerinde giderek daha güçlü yankı buluyor.
Bu gelişme, yakın zamana kadar siyasi elit çevrelerle sınırlı kalan anlaşmazlığın kamuya açık alanlara ve dini etkinliklere sızdığını ortaya koyuyor. Bu da İran rejimi içindeki bölünmenin kapsamının genişlediğine işaret ediyor. Son günlerde İran devlet radyo televizyonu bu iç çatışmanın en belirgin sahnelerinden birine dönüştü. Mutabakat muhtırasına karşı çıkan isimlerin defalarca kez konuk olarak alınması ve müzakere karşıtı tutumların öne çıkarılması, güvenlik kökenli yöneticilerin ve üst düzey yetkililerin büyük çoğunluğunu oluşturduğu yayın kurulunun hükümet ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne karşı cephe aldığı izlenimini güçlendiriyor.
Aynı bağlamda, İran Dini Lideri’nin genel yayın yönetmenini bizzat atadığı Keyhan gazetesi, Hüseyin Şeriatmedari'nin kaleme aldığı bir makaleyi yayımladı. Şeriatmedari makalesinde İran müzakere heyetinin ilk talebi olarak ABD Başkanı Donald Trump'ın yargılanmak üzere İran'a iade edilmesini öne sürmesi gerektiğini savundu ve heyetin müzakere turlarında Amerikan yönetimi temsilcilerini kabul etmeyi reddetmesini de önerdi.
Bu bölünmelerin yansımaları parlamentoya da sıçradı. Kamran Gazanferi, Hamid Resai ve Hüseyin Samsami dahil bazı milletvekilleri parlamentonun oturumlarının askıya alınmasını eleştirerek oturumlar yeniden başlamadığı takdirde meclis binası önünde oturma eylemi düzenlemekle tehdit etti. Video konferans yöntemiyle yapılan gayri resmi bir toplantıda Resai açıkça “Parlamentoyu tatil etme yetkisi kimde?” diye sordu. Samsami ise elektronik mevzuat sisteminin bakanların ifadesinin talep edilmesi ya da parlamento bildirgelerinin çıkarılması taleplerinin kaydedilmesini bile engellediğini vurguladı. Eleştirmenler bu adımın yasama organının çalışmaları üzerindeki kısıtlamaların boyutunu gözler önüne serdiğini öne sürdü.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre oturma eyleminin nihayetinde sona erdirilmesine karşın eylem çağrısının yapılmış olması bile bir kısım milletvekilinin mutabakat muhtırasına ilişkin karar alma sürecinden dışlandıklarını ve ülkenin en önemli siyasi ve güvenlik dosyalarından birinin şekillendirilmesinde artık ortak olmadıklarını hissettiklerini yansıtıyor. Eleştiri ve baskıların şiddeti, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ı bunlara alenen yanıt vermeye itti.
Kalibaf, müzakerelerin İsviçre'de sürdüğü 22 Haziran'da sosyal medya platformu X üzerinden paylaştığı mesajda şunları yazdı:
“Televizyonda iyi bir programda, müzakere heyetinin İsviçre'ye gidemeden Mehrabad Havalimanı'nın kapatılmasını temenni edenleri izledim. Bu değerli isimlere şunu söylüyorum: İsviçre'ye gitmeseydik, Lübnan'daki Müslümanlar ve Şiiler arasında her an daha fazla kan akardı.”
Uzmanlar Konseyi de bu tartışmadan payını aldı. Konseyin bazı üyeleri, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının İran rejiminin yükümlülüklerine aykırı olduğunu vurgulayan ve bu konuda herhangi bir gevşekliğe karşılık verileceğini uyaran bir bildiri yayımladı. Bildiride ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun öldürülmesine atıflar da yer aldı. Ancak Konseyin Genel Sekreterliği, birkaç saat içinde bildirinin Konseyin benimsediği mekanizmalara uygun biçimde yayımlanmadığını ve yayımlanmadan önce Başkanlık Kurulu'na ya da Genel Sekreterliğe sunulması gerektiğini belirten bir açıklama yayımladı. Bu kısmi geri adım, İran'ın en üst yönetim kurumlarında hüküm süren kargaşa ve bölünmüşlüğün ek bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Tahran milletvekili Abdulhüseyin Ruh'ul Emini'nin aktardıkları ise anlaşmazlıkların mutabakat muhtırasının ilanından sonra değil, hazırlık aşamasında başladığını ortaya koyuyor. Milletvekili, anlaşmanın metninin Mücteba Hamaney ile müzakere heyeti arasında 25 kez gidip geldiğini, müzakerelerin etrafındaki gizlilik nedeniyle tüm tarafların yalnızca sınırlı bilgiye erişebildiğini söyledi. Bu anlatı doğruysa, mutabakat muhtırasının iktidar piramidi içinde tam bir uzlaşının ürünü olmadığına, aksine karar alma merkezleri arasında uzun ve çetrefilli iç müzakerelerin sonunda şekillendiğine işaret ediyor.
Bu tabloya paralel olarak Tahran ve Washington'dan gelen mesajlar birbiriyle çelişti. İran Dini Lideri'nin miras ve yaygınlaştırma ofisi üyesi Mehdi Fazaili geçtiğimiz pazar İran devlet televizyonuna verdiği röportajda son askeri gelişmeler ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması dahil bir dizi koşulun yerine getirilmesi beklentisiyle İran'ın teknik müzakere turunu iptal ettiğini açıkladı. Ancak televizyon kanalı AlHadath, Reuters ve Axios başta olmak üzere çeşitli medya kuruluşları Amerikalı yetkililerden müzakerelerin durmadığını ve iki taraf arasındaki mesajlaşmanın kesintisiz sürdüğünü aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü, İran'ın görüşme talep ettiğini ve Doha'da iki tarafın temsilcileri arasında bir toplantı gerçekleştirileceğini duyurdu. Beyaz Saray, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın müzakerelere katılacağını teyit etti. Öte yandan İran Büyükelçisi Kazım Garibabadi iki taraf arasında teknik düzeyde bir toplantı yapılacağına dair haberleri yalanladı.
Tüm bu karmaşık tablonun içinde İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezişkiyan, mutabakat muhtırasının başarısının maddelerine tam uyum sağlanmasına ve eksiksiz uygulanmasına bağlı olduğunu yazdı; üzerinde anlaşılan metni aşan açıklamaların müzakereleri ilerletmediğini vurguladı. Bu mesajın, Washington'a olduğu kadar müzakere sürecine çeşitli kürsülerden saldırmayı sürdüren rejim içi muhaliflerine de yönelik olduğu anlaşılıyor.
Tüm bu gelişmeler, iç çelişkilerle boğuşan bir rejimin tablosunu gözler önüne seriyor. İran'ın güneyindeki askeri çatışmalar, medyada tırmanan gerilim, beyaz kefenli protestocuların oturma eylemleri, milletvekillerinin tehditleri, ilahiyat okullarının tutumları, Uzmanlar Konseyi'nin bildirisi ve yetkililer arasındaki müzakere sürecine dair çelişkili açıklamalar aynı anda yaşanıyor. Mücteba Hamaney'in dört aydır kamuoyu önünden uzak kalması ve karar alma sürecindeki gerçek konumunu saran belirsizliğin gölgesinde, yıllardır kapalı kapılar ardında süren nüfuz çatışması artık sokağa, televizyon ekranlarına, parlamentoya, Hürmüz Boğazı'na ve Doha'daki müzakere masasına taşınmış durumda.
*Bu makale Independent Farsça’dan alınmıştır