Formula 1, Britanya'daki mabedinde: Silverstone

Formula 1 Britanya Grand Prix'sinde 5 Britanyalı sürücü yarışacak: Lewis Hamilton, George Russell, Lando Norris, Oliver Bearman ve Arvid Lindblad (Reuters)
Formula 1 Britanya Grand Prix'sinde 5 Britanyalı sürücü yarışacak: Lewis Hamilton, George Russell, Lando Norris, Oliver Bearman ve Arvid Lindblad (Reuters)
TT

Formula 1, Britanya'daki mabedinde: Silverstone

Formula 1 Britanya Grand Prix'sinde 5 Britanyalı sürücü yarışacak: Lewis Hamilton, George Russell, Lando Norris, Oliver Bearman ve Arvid Lindblad (Reuters)
Formula 1 Britanya Grand Prix'sinde 5 Britanyalı sürücü yarışacak: Lewis Hamilton, George Russell, Lando Norris, Oliver Bearman ve Arvid Lindblad (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba, bu hafta 2026 Formula 1 Britanya Grand Prix'sine yakından bakıyoruz. 

Formula 1 takviminde bazı yarışlar sadece puan dağıtır, bazıları da tarihe geçer. Silverstone ise bunların çok ötesinde bir anlam taşır. Çünkü burası sadece bir yarış pisti değil; Formula 1'in doğduğu yer.

Bugün tüm dünyanın ekran başında takip ettiği dünya şampiyonası, 13 Mayıs 1950'de ilk kez burada start aldı. Aradan geçen 76 yılın ardından Silverstone sporun kalbi olmayı sürdürüyor.

Bu hafta sonu yine motor sesleri Northamptonshire semalarını dolduracak. Tribünlerde 565 bini aşması beklenen seyirciyle Formula 1 tarihinin en kalabalık hafta sonlarından biri yaşanabilir.

Ancak Silverstone'u özel yapan yalnızca bu atmosfer değil. Bu pistin her metresinde geçmişten bugüne uzanan ayrı bir hikaye saklı.

Silverstone'un hikayesi yarış pisti olarak başlamadı. II. Dünya Savaşı sırasında burası RAF Silverstone adıyla kullanılan bir hava üssüydü.

Pistin bugünkü ana hatlarını oluşturan bölüm ise o dönemde savaş uçaklarının kullandığı üçgen biçimli pistlerden oluşuyordu.

Savaş sona erdiğinde havaalanı sessizliğe büründü. Kimse birkaç yıl sonra dünyanın en önemli yarış pistlerinden birine dönüşeceğini tahmin etmiyordu.

1947 yılında bir grup yarış tutkunu, kullanılmayan havaalanının pistlerini yarış rotasına dönüştürerek kendi aralarında bir yarış düzenledi. Bu organizasyon, Silverstone tarihindeki ilk motor sporları etkinliği olarak kabul ediliyor.

Yarış sırasında sürücülerden Maurice Geoghegan piste çıkan bir koyuna çarptı. Çarpmanın etkisiyle koyun hayatını kaybederken Geoghegan'ın aracı da ağır hasar aldı. Olayın ardından yarış, tarihe "Mutton Grand Prix" (Koyun Grand Prix'si) adıyla geçti.

Bir yıl sonra Kraliyet Otomobil Kulübü pisti kiralayarak daha profesyonel organizasyonlar düzenlemeye başladı.

1950'de ise Formula 1 Dünya Şampiyonası'nın ilk yarışı burada gerçekleştirildi. O günden sonra Silverstone yalnızca Britanya'nın değil, tüm motor sporlarının sembollerinden biri haline geldi.

Yıllar içinde pist birçok kez değişti. Güvenlik gerekçesiyle virajlar yeniden tasarlandı, yeni bölümler eklendi, pit alanı taşındı. Ancak Silverstone'un ruhu hiç değişmedi. Hâlâ yüksek hız, cesaret ve kusursuz tempo isteyen bir pist olarak görülüyor.

Pilotların en çok zorlandığı bölüm, peş peşe gelen Copse, Maggots ve Becketts virajları. Formula 1 otomobilleri burada neredeyse nefes almadan sağa-sola yön değiştiriyor.

Sürücüler birkaç saniye boyunca vücutlarını adeta koltuğa yapıştıran yaklaşık 5G'lik bir yanal kuvvete maruz kalıyor ve en küçük hata bile yarışın kaderini değiştirebiliyor.

Silverstone'un bir başka özelliği ise Britanya havası. Sabah güneş altında başlayan bir yarışın birkaç dakika içinde yağmur altında devam etmesi burada kimseyi şaşırtmıyor.

Son iki Britanya Grand Prix'sinde yağmurun stratejileri tamamen değiştirmesi bunun en güncel örneklerinden biri. Bu yüzden Silverstone'da sadece hızlı olmak yetmiyor; doğru anda doğru kararı verebilmek de en az hız kadar önemli.

Bu sezon da rekabetin içinde öne çıkan pek çok başlık var.

Geçen hafta Avusturya’da kazanan George Russell, evindeki mücadeleye kariyerinin belki de en özgüvenli dönemlerinden biriyle geliyor.

Sezon başında genç takım arkadaşı Kimi Antonelli karşısında zorlanan İngiliz pilot, Avusturya'daki zaferle hem moral buldu hem de şampiyonluk yarışında yeniden iddialı olduğunu gösterdi.

İlginç olan ise Russell'ın bugüne kadar Silverstone'da hiç podyuma çıkamamış olması. Kendi taraftarı önünde ilk zaferini kazanmak onun için kariyerindeki en anlamlı başarılardan biri olabilir.

Diğer tarafta ise sezonun en büyük sürprizi Kimi Antonelli var. Henüz 19 yaşındaki İtalyan pilot, Silverstone'a şampiyona lideri olarak geliyor. Avusturya'da sıralama turlarında yaptığı küçük hata pahalıya mal olsa da hız konusunda hâlâ en güçlü isimlerden biri olduğunu kanıtladı.

Üstelik Silverstone'un Antonelli için ayrı bir anlamı var. İlk Formula 2 zaferini burada kazandı ve Mercedes yönetimi de onu Formula 1 koltuğuna layık gördüğüne bu pistte karar verdi. Genç pilot şimdi aynı pistte dünya şampiyonluğu yolunda kritik puanlar toplamaya çalışacak.

Ferrari cephesinde ise daha temkinli bir hava var.

Barselona'da Ferrari kariyerinin ilk zaferini elde eden Lewis Hamilton, bu kez taraftarının önüne çıkacak. Hamilton bu pistte 9 kez zafere ulaşsa da gerçekçi konuşuyor.

Ferrari'nin özellikle düzlük hızında rakiplerinin gerisinde kaldığını ve bu pistte bunun ciddi dezavantaj yaratacağını açıkça dile getiriyor.

Yine de Silverstone denince akla gelen ilk isim hâlâ Hamilton. En çok pole pozisyonu alan ve en çok yarış kazanan pilot unvanını elinde bulunduruyor. 2020'de pistin start-finiş düzlüğüne "Hamilton Straight" adının verilmesi de bunun en büyük göstergesi. Bir pilotun adının Formula 1'in doğduğu pistte yaşatılması, spor tarihinde çok az kişiye nasip olacak bir onur.

McLaren ise yine evinde güçlü destek görecek. Geçen yıl burada kazanan Lando Norris için kurulan 16 bin kişilik "Landostand" tribününde biletler günler öncesinden tükendi.

Norris kendisini hâlâ “sadece yarışmayı seven bir çocuk” diye tanımlıyor ama artık onu destekleyen onbinlerce taraftar var. Britanya'nın Formula 1'e olan sevgisi belki de en net bu görüntüde kendini gösteriyor.

Silverstone aynı zamanda sprint hafta sonuna ev sahipliği yapacak. Yani takımların hata yapma lüksü her zamankinden daha az olacak.

Cuma günü 14.30'daki tek antrenmanın ardından 18.30'da sprint sıralaması başlayacak. Cumartesi 14.00'te sprint yarışı, 18.00'de ana yarışın sıralama turları yapılacak. Kısacası daha ilk günden itibaren tempoyu zirvede göreceğiz.

Formula 1'in bugün geldiği nokta teknoloji, bütçeler ve mühendislik açısından bambaşka bir seviyede olabilir. Ancak Silverstone bize hâlâ bu sporun özünü hatırlatıyor.

Bir zamanlar savaş uçaklarının kalktığı pistte bugün dünyanın en iyi pilotları sınırlarını zorluyor. 1947'de bir koyunun yarışın kahramanı olduğu havaalanı, artık Formula 1'in yüz binlerce taraftarın doldurduğu mabedi haline gelmiş durumda.

Belki bu hafta sonu Russell evindeki ilk zaferini kazanacak. Belki Antonelli şampiyonluk yürüyüşünü sürdürecek. Belki de Hamilton, Ferrari ile taraftarına unutulmaz bir gün yaşatacak.

Kim kazanırsa kazansın değişmeyecek tek gerçek şu: Burası yalnızca bir yarış pisti değil; bu sporun başladığı yer, geçmişiyle bugünü aynı asfalt üzerinde buluşturan yaşayan bir tarih sahnesi.

Kaynaklar: Silverstone, F1



Hep birlikte gökyüzüne: Katalonya'nın insan kuleleri

Castells geleneğinde kulenin en tepesine çıkan enxaneta, elini havaya kaldırarak insan kulesinin tamamlandığını gösteriyor (AP)
Castells geleneğinde kulenin en tepesine çıkan enxaneta, elini havaya kaldırarak insan kulesinin tamamlandığını gösteriyor (AP)
TT

Hep birlikte gökyüzüne: Katalonya'nın insan kuleleri

Castells geleneğinde kulenin en tepesine çıkan enxaneta, elini havaya kaldırarak insan kulesinin tamamlandığını gösteriyor (AP)
Castells geleneğinde kulenin en tepesine çıkan enxaneta, elini havaya kaldırarak insan kulesinin tamamlandığını gösteriyor (AP)

Çağatay Koparal Spor Editörü, Çeviri ve Dış Haberler Servisi 

Adrenalin'den herkese merhaba. Sıradışı sporlar serimizin bu bölümünde Katalonya'daki İnsan Kulesi Festivali'ni inceliyoruz.

Bir meydanda yüzlerce insanın toplandığını düşünün. Ortada ne bir futbol sahası ne de bir pist var. Bunun yerine insanlar birbirlerine kenetleniyor, omuz omuza veriyor ve birkaç dakika içinde kalabalığın ortasından dev bir insan kulesi yükselmeye başlıyor.

En alt bölümde onlarca kişi yapıyı ayakta tutarken, daha hafif ve çevik olanlar birbirlerinin üzerinden tırmanıyor. En tepede ise küçük bir çocuk beliriyor ve elini havaya kaldırıyor. Castell tamamlanmış oluyor.

Katalonya'nın en sıradışı geleneklerinden biri olan castells, kelime anlamıyla "kaleler" demek. Ancak burada taştan duvarlar yerine insanlardan oluşan kaleler kuruluyor.

Bu kuleler yalnızca görsel olarak etkileyici değil; aynı zamanda güç, denge, cesaret, güven ve ekip çalışmasının sınırlarını zorlayan bir gösteri niteliğinde.

Castells geleneğinin kökeni 18. yüzyılda Tarragona çevresindeki Camp de Tarragona bölgesine uzanıyor. Geleneğin Katalonya'daki ilk yazılı kaydı 1712'de Valls kentinde görülüyor.

Kökeninin ise Valensiya bölgesindeki daha eski Muixeranga geleneğine dayandığı düşünülüyor. Zamanla Valls, Tarragona ve Vilafranca del Penedès gibi kentlere yayılan castells, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Katalonya'nın diğer bölgelerinde de yaygınlaştı.

Bugün Katalonya genelinde 100'den fazla castell ekibi bulunuyor ve yıl boyunca yüzlerce gösteri düzenleniyor.

Hatta her yıl 10 binden fazla castell kuruluyor. Bu nedenle karşılaşılan manzara birkaç kişinin eğlence amacıyla birbirinin omzuna çıkmasından çok daha fazlası.
 

İnsan kulesi yapımı son derece tehlikeli görünse de kurulan kulelerin yüzde 3'ünden azı yıkılıyor (AP)
İnsan kulesi yapımı son derece tehlikeli görünse de kurulan kulelerin yüzde 3'ünden azı yıkılıyor (AP)

Castells, kendi ekipleri, antrenmanları, yarışmaları ve gelenekleri bulunan büyük bir topluluğa dönüşmüş durumda.

Bir castell'in nasıl kurulduğuna bakıldığında ise işin ne kadar ciddi olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Kulenin en altındaki bölüme pinya adı veriliyor. Pinya, yapının temelini oluşturan ve aynı zamanda yukarıdaki insanların düşmesi durumunda onları korumaya çalışan insanlardan oluşuyor.

Üst katlara çıkıldıkça insan sayısı azalıyor, ancak görev de zorlaşıyor. En tepede ise son derece hafif ve çevik çocuklar yer alıyor. Enxaneta adı verilen en üstteki çocuk yerine ulaşıp bir elini havaya kaldırdığında kule kurulmuş kabul ediliyor.

Fakat iş burada bitmiyor. Bir castell'in başarılı sayılması için yalnızca kurulması değil, kontrollü biçimde tamamen bozulması da gerekiyor.

Hatta kulenin dağılması çoğu zaman en riskli bölüm olarak kabul ediliyor. Üst seviyelerdeki insanlar birer birer aşağı inerken, aşağıdakiler yapının dengesini korumaya devam ediyor.

Bu nedenle castells'in temelinde 4 kavram bulunuyor: Güç, denge, cesaret ve sağduyu.

Kulenin tabanındaki insanların güçlü olması gerekiyor. Yukarı çıktıkça ise daha hafif, çevik ve dengeli kişiler tercih ediliyor.

Fakat fiziksel özellikler tek başına yeterli değil. Bir kuleci, ağırlığını taşıyan kişiye güvenmek zorunda. Aynı şekilde aşağıdaki kişi de üzerinde duranın hareketlerine güveniyor. Bir kişinin hatası onlarca kişiyi etkileyebileceği için koordinasyon büyük önem taşıyor.

Bu noktada castells'in tarihinde önemli bir değişim yaşandı: Kadınların bu geleneğe dahil olması.

Uzun süre erkeklerin egemen olduğu castell dünyasında kadınların yer alması başlangıçta kolay olmadı. Ancak özellikle 1980'lerden itibaren kadınların ekiplerde daha fazla yer alması, kulelerin yapısını da değiştirdi.

Kadınların üst seviyelerde yer almasıyla daha hafif ve güçlü yapılar kurulmaya başlandı. Bu değişim, daha önce ulaşılması neredeyse hayal edilen 9 ve 10 katlı kulelerin kurulmasına da katkı sağladı.

Üstelik kadınlar yalnızca kulenin üst bölümlerinde değil, pinya ve forro adı verilen destek katmanlarında da görev alıyor.

Tepeye çıkan tüm çocukların kask takması zorunlu (AP)
Tepeye çıkan tüm çocukların kask takması zorunlu (AP)

Böylece yapının alt bölümlerindeki toplam ağırlığın azaltılması mümkün oluyor. Casteller dünyasındaki bu dönüşüm, geleneğin neden zaman içinde değişebilen canlı bir kültür olduğunu da gösteriyor.

Kulecilerin kendilerine özgü kıyafetleri de var. Beyaz pantolon, takımın rengindeki gömlek, bele sarılan uzun faixa (kuşak) ve genellikle başta kullanılan bir mendil bu kıyafetin temel parçaları.

Özellikle faixa yalnızca geleneksel bir aksesuar değil; tırmananlar için aynı zamanda tutunabilecekleri bir destek noktası.

Kuleyi oluşturan insanlar ise gösteri sırasında çıplak ayakla tırmanıyor. Bunun nedeni hem dengeyi daha iyi sağlayabilmek hem de yukarı çıkarken alttaki kişinin vücudunu daha iyi hissedebilmek.

Castells'in en etkileyici taraflarından biri ise tek bir kişinin başarısının neredeyse hiçbir anlam ifade etmemesi. En üstteki çocuk bütün dikkatleri üzerine çekse de onun oraya ulaşabilmesi, aşağıdaki onlarca kişinin kusursuz biçimde çalışmasına bağlı. Bu nedenle casteller dünyasında ekip ruhu her şeyin önünde geliyor.

Bu anlayış Katalonya'nın önemli meydanlarında düzenlenen diada castellera adı verilen gösterilerde açıkça görülüyor.

Gösteri başlamadan önce meydanda büyük bir kalabalık toplanıyor. Ardından müzik eşliğinde kule yükselmeye başladığında ortam bir anda sessizleşiyor. Enxaneta elini kaldırdığında ise meydan büyük bir coşkuyla yankılanıyor.

Castells yalnızca gösterilerden ibaret de değil. İki yılda bir Tarragona'da düzenlenen Concurs de Castells, bu dünyanın en büyük organizasyonlarından biri.

Yaklaşık 50 ekip yarışmada yer alırken, en başarılı 12 ekip büyük final niteliğindeki etkinlikte karşı karşıya geliyor. Burada amaç yalnızca mümkün olan en yüksek kuleyi yapmak değil; zorlu yapıları başarıyla kurup tamamlayarak rakiplerden daha yüksek puan toplamak.

Bu geleneğin dünya çapındaki öneminin kabul edilmesi de uzun sürmedi. UNESCO, 16 Kasım 2010'da castells'i İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası ilan etti.

Belki de castells'i bu kadar etkileyici yapan şey tam olarak burada yatıyor. Dışarıdan bakıldığında insanların birbirlerinin omuzlarına çıkarak kule oluşturduğu tuhaf ve tehlikeli bir gösteri gibi görünüyor. Fakat biraz daha yakından bakıldığında bunun yüzlerce yıllık bir gelenek, ciddi fiziksel hazırlık ve kusursuz bir takım çalışmasının birleşimi olduğu görülüyor.

Çünkü castell'de en güçlü kişi en yukarı çıkmıyor. En hafif olan çıkıyor. En cesur olan da tek başına kazanamıyor. Onun başarısı, aşağıda birbirine güvenen onlarca insanın omuzlarında yükseliyor.

Ve belki de bu yüzden Katalonya'nın insan kuleleri, gökyüzüne ulaşmaya çalışan bir spor gösterisinden çok daha fazlasını anlatıyor: Tek başına yükselemeyeceğinizi, bazen başkalarının omuzlarına güvenmeniz gerektiğini.

Kaynaklar: Catalunya, UNESCO, AP                © The Independentturkish


Infantino'ya "FIFA'yı korkuyla yönetiyorsun" eleştirisi

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Infantino'ya "FIFA'yı korkuyla yönetiyorsun" eleştirisi

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

FIFA, Başkan Gianni Infantino’yu eleştiren üst düzey bir yöneticinin kurumdan ayrılmasının ardından "korku iklimiyle yönetilmekle" suçlanıyor.

Kevin Lamour, FIFA'nın baş operasyon sorumlusu görevinden pazartesi günü ayrıldı. Bu ayrılık, Infantino'nun Dünya Kupası'ndaki ticari hisseleri satma planlarının FIFA çalışanlarını "aldattığını" söylemesinden sadece birkaç hafta sonra gerçekleşti.

Lamour, bu planları eleştirmiş ve konu hakkında bilgilendirilmeyen FIFA çalışanlarının "hor görülmekten ve sindirilmekten daha iyisini hak ettiğini" söylemişti. Ayrıca bu konuda konuştuktan sonra "o gece rahat uyuyabileceğini" de belirtmişti.

Infantino'nun liderliğindeki FIFA'yı uzun zamandır eleştiren Norveç Futbol Federasyonu Başkanı Lise Klaveness, Associated Press'e kovulduğuna inandığı Lamour'ın FIFA yönetimindekilerin Infantino'nun emirlerini yerine getirmesini eleştirdiğini söyledi.

FIFA, pazartesi günü yaptığı açıklamada Lamour'a iki yıllık hizmeti için teşekkür etmiş ve "FIFA'yla baş operasyon sorumlusu Kevin Lamour arasındaki çalışma ilişkisi sona ermiştir" diyerek ayrılığı doğrulamıştı.

Associated Press'e konuşan Klaveness, "Şimdi onu kapının önüne koydular ve bizden hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz bekleniyor. Bu kabul edilemez; bu, korkuyla yönetmektir" dedi.

Şimdi FIFA liderlerine ve yöneticilerine, futbolun çıkarlarına aykırı olduğunu bildikleri emirlere boyun eğmemeleri çağrısında bulunmalıyız.

The Independent Lamour'la son görüşmeyi Infantino'nun değil, FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafstrom'un yaptığını pazartesi günü aktarmıştı. Grafstrom ayrıca Lamour'un ayrılışını e-posta yoluyla FIFA personeline bildirmişti.

Klaveness, Associated Press'e Grafstrom'un "açıkça başkan tarafından baskı altında tutulduğunu" söyledi.

Bu bir istifa değil, açıkça işten çıkarma.

Bu ay Grafstrom, Rabat'taki acil toplantının ardından FIFA'nın açıklamasını imzalamıştı. Açıklamada Infantino'nun Dünya Kupası planlarıyla ilgili "hatalar" için özür dilediği ancak üst düzey FIFA yöneticilerinin ona "desteklerini yineledikleri" belirtilmişti.

cdfvghyj
Lise Klaveness, FIFA'yı "korkuyla yönetmekle" suçladı (Reuters)

Klaveness, Infantino'nun Dünya Kupası planlarına karşı çıkmadaki rolünü övdü. Bu planlar büyük tepkiler üzerine iptal edilmişti. Lamour, 31 Temmuz'daki ilk açıklamasında, muhalefetini dile getirerek işini kaybetmeye razı olduğunu söylemişti.

Klaveness, "Projenin iptal edilmesi için onun açıklaması gerekliydi" dedi.

Ortada olan, çok önemli bir şey söyledi ve yaşananları bize yöneticilerden birinin anlatması çok önemliydi. Böylece bunun FIFA'nın kendisi değil, sadece bir kişi olduğunu anladık.

The Independent, yorum almak için FIFA'yla iletişime geçti.

Independent Türkçe


Barcelona’da 9 numara bilmecesi: Flick, golcü eksikliğini giderebilecek mi?

Barcelona’da 9 numara bilmecesi: Flick, golcü eksikliğini giderebilecek mi?
TT

Barcelona’da 9 numara bilmecesi: Flick, golcü eksikliğini giderebilecek mi?

Barcelona’da 9 numara bilmecesi: Flick, golcü eksikliğini giderebilecek mi?

İspanya La Liga şampiyonu Barcelona, şampiyonluk unvanını savunacağı yeni sezon öncesinde güçlü bir kadroyla hazırlıklarını sürdürürken, hücum hattında önemli bir boşlukla karşı karşıya. Katalan ekibinin kadrosunda üst düzey, klasik bir santrforun bulunmaması dikkat çekiyor.

Barcelona, La Liga’daki sezonun ilk maçında gelecek pazar Elche ile karşılaşacak. Ancak kulüp, yeni bir forvet transferi konusunda henüz kararını vermiş değil. Bu durum, Barcelona’nın sezonu sürekli olarak “9 numara” pozisyonunda görev yapacak bir oyuncu olmadan geçirme ihtimalini gündeme getiriyor.

Katalan ekibi, sözleşmesinin sona ermesinin ardından ABD MLS takımlarından Chicago Fire’a transfer olan Polonyalı Robert Lewandowski’yi kaybetti. Ferran Torres de yaklaşık 50 milyon avro (42,7 milyon sterlin) karşılığında Paris Saint-Germain’e transfer oldu. Torres, geçen sezon 49 maçta 21 gol atmış ve Lewandowski’nin forvet pozisyonundaki alternatiflerinden biri olmuştu.

Şarku’l Avsat’ın  BBC’den aktardığı habere göre Barcelona, Lewandowski’nin ayrılığının ardından Atletico Madrid’in Arjantinli golcüsü Julian Alvarez’i transfer listesinin ilk sırasına yerleştirdi. Ancak Madrid ekibinin oyuncuyu kadroda tutma konusundaki kararlılığı nedeniyle transfer oldukça zor görünüyor.

dfgrthy
Hansi Flick (DPA)

Alvarez, Dünya Kupası sırasında Atletico Madrid’den ayrılma isteğine ilişkin sinyaller vermişti. Ancak özellikle Real Madrid’in de oyuncuyla ilgilenmeye başlamasının ardından Atletico yönetimi tavrını net biçimde ortaya koydu. Kulübün CEO’su Miguel Angel Gil Marin, Alvarez’in 200 milyon avro (yaklaşık 170,8 milyon sterlin) karşılığında dahi satılık olmadığını açıkladı.

Bu tutumun Barcelona’yı alternatif isimler üzerinde çalışmaya yönelttiği belirtilirken, Alman teknik direktör Hansi Flick de hücumdaki eksikliğin giderilmesi için kulübün “bir şeyler yapması gerektiğini bildiğini” söyledi.

Flick’in elindeki alternatifler

Flick’in mevcut kadro içerisinde başvurabileceği çeşitli seçenekler bulunuyor. Bunların başında genç yıldız Lamine Yamal geliyor. Alman teknik adam, Yamal’ı zaman zaman “sahte 9” pozisyonunda denese de oyuncuyu sağ kanatta kullanmayı tercih ediyor. Yamal, takımın hücumdaki en önemli silahlarından biri olmayı sürdürüyor.

Yamal geçen sezon 24 gol atarken, İspanya Milli Takımı ile de Dünya Kupası şampiyonluğu yaşadı. Ancak oyuncunun en büyük tehdit oluşturduğu bölge sağ kanat. Burada rakip beklerle bire bir mücadeleye girebilen Yamal, içeriye kat ederek pozisyon üretebiliyor ve takım arkadaşlarına gol fırsatları hazırlayabiliyor.

7kkl
Lamine Yamal (Reuters)

Dani Olmo da sahte 9 olarak görev yapabilecek oyuncular arasında bulunuyor. Flick daha önce Brezilyalı Raphinha’yı da “merkezi” bir pozisyonda kullanmıştı. Fermin Lopez ise hücum hattında daha ileri bir rolde görev yapabilir.

Yeni transferler Anthony Gordon ve Karim Adeyemi ise hızları ve savunma arkasına yaptıkları koşularla dikkat çekiyor. Ancak iki oyuncu da geleneksel anlamda bir santrfor niteliği taşımıyor.

Flick, bir başka seçenek olarak son derece hareketli bir hücum hattına yönelebilir. Bu sistemde oyuncular sürekli pozisyon değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozabilir ve rakip stoperlerin arasında sabit bir santrfor bulunmayabilir.

Bu yaklaşım Barcelona’yı rakip savunmalar açısından daha zor bir takım haline getirebilir. Ancak kulübün önceliğinin yine de uzman bir santrfor transfer etmek olduğu belirtiliyor.

Gözler Gyökeres’te

Barcelona’nın gündemindeki isimlerden biri de Arsenal’in İsveçli golcüsü Viktor Gyökeres.

Arsenal daha önce Gyökeres’i, Julian Alvarez transferinin de dahil olabileceği bir takas formülünde değerlendirmişti. Ancak Arjantinli yıldızın transferinin çıkmaza girmesi, Barcelona’nın dikkatini İsveçli golcüye çevirmesine neden olabilir.

Gyökeres, geçen yaz Portekiz ekibi Sporting’den Arsenal’e transfer olmuş ve bonuslarla birlikte toplam 73 milyon avroya (64 milyon sterlin) ulaşan bir bedelle İngiliz ekibinin yolunu tutmuştu. İsveçli forvet, ilk sezonunda 21 gol kaydederken Arsenal de Premier Lig şampiyonluğuna ulaşmıştı.

Ancak Barcelona’nın, yalnızca bir sezonun ardından Gyökeres’i bırakması için Arsenal’i ikna edebilmek adına önemli bir mali taahhütte bulunması gerekecek.

Lautaro ve Luis Suárez de listede

Barcelona’nın değerlendirdiği diğer seçenekler arasında Inter’in Arjantinli forveti Lautaro Martinez ile Sporting’in Kolombiyalı golcüsü Luis Suárez de bulunuyor.

Barcelona yönetimi, 1 Eylül’de kapanacak transfer döneminden önce hücum hattındaki boşluğu dolduracak bir çözüm bulmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Flick’in elinde mevcut kadroyla bu açığı kapatabilecek çeşitli taktik seçenekler bulunuyor. Ancak klasik bir santrforun yokluğu, özellikle Barcelona’nın sezon boyunca tüm kulvarlarda mücadele etmeyi hedeflediği düşünüldüğünde, Katalan ekibinin karşılaşacağı en önemli sorunlardan birine dönüşebilir.