Refik Huri
Suriye, toprak, halk ve kurumlar bakımından birleşmiş, tek bir ülke olmaya mahkumdur. Ancak, halkı ve kurumları kontrol etmek, coğrafi birliği sadece biçimsel hale getiriyor ve kurumları boş yapılara dönüştürüyor. Sorun bir merkezileşme veya ademi merkeziyetçilik değil. Sorun, her ikisinin de doğasıdır. Bütün siyasi yelpazeyi kapsayan bir iktidar paylaşımı olmadan merkezileşme, diktatörlüktür ve patlamaya davettir. Coğrafi olmayan temellere dayalı ademi merkeziyetçilik ise devlet öncesi döneme dönüş demektir. Demokrasi ve vatandaşlık olmadan, her ikisi birlikte, sadece “kabileler” arasında güçlerine göre bölüştürülen veya aralarından en güçlü olanlar tarafından ele geçirilecek “ganimet” için mücadeleden ibarettir.
Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır. İdeolojik düşüncesinde ve siyasi eyleminde temelde milliyetçilik ve etniklik ikiliğine hapsolmuştur. Bir yandan, Arap birliği projesi ve ancak bir Arap ümmeti-devleti kurulmasıyla bir anavatan haline gelecek bir ümmetin “ülkeleri” arasında bir “ülke”dir. Öte yandan, kendisini bu ümmetin eylem merkezi ve Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın dediği gibi “Arapçılığın atan kalbi” olarak görmektedir. İronik bir şekilde, ulus-devlet çağrıları ister Arap ister İslami ister Suriye milliyetçisi olsun, ümmet-devlet çağrılarının yerini alarak günümüzde baskın model haline geldi; oysa Suriye bir ulus-devlet kurmada yetersiz kalmıştır.
Bunun nedeni, Suriye'nin bölünmeyi ve birliği, parçalanmayı ve başkalarıyla birleşmeyi deneyimlemiş olmasıdır. Fransız Mandası döneminde dört devlete bölünmüştü: Şam Devleti, Halep Devleti, Alevi Devleti ve Dürzi Devleti. Ancak bu bölünme, Suriye halkının iradesi ve o dönemdeki liderlerinin, özellikle Sultan Paşa el-Atraş ile ve Şeyh Salih el-Ali'nin kararlılığı karşısında dayanamadı. Bağımsızlığın ardından Suriye, 1958'de Mısır ile kısa süreli bir birlik kurdu ve bu birlik 1961 sonbaharında sona erdi. Birliğin çöküşü ve hem Irak'ta hem de Suriye'de Baas Partisi'nin iktidara gelmesinin ardından, Mısır, Suriye ve Irak arasında üçlü bir federasyon kurma girişimleri oldu, ancak bu çabalar hayata geçirilmeden başarısız oldu. Suriye ve Irak arasındaki birlik girişimleri bile başarısız oldu ve Suriye ile Irak Baas partileri arasında düşmanlığa dönüştü.
Esed ailesinin uzun süren iktidarı boyunca Suriye, Hama'da görüldüğü gibi korkunç katliamlarla bastırılan kanlı ayaklanmalara karşı şiddet ve baskı yoluyla birliğini korudu. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan sonra ülke, dört ordu ve çeşitli milislerin ülkenin farklı bölgelerini kontrol etmesiyle parçalanmaya sürüklendi. Arap Baharı devrimleri olarak adlandırılan olaylar sırasında ortaya çıkan bir teoriye göre, Suriye'de sonuç, eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in elde etmeyi umduğunun tam tersi oldu.
Barışçıl göstericilere karşı şiddete başvurmakta aceleci davrandı ve ayaklanmanın militaristleşmesine bel bağladı. Zira militaristleşme kaçınılmaz olarak “radikalizm ve mezhepçiliğe” yol açar, böylece ılımlıları marjinalleştirir ve sertlik yanlıları alanı ele geçirir. Bu da Arapları ve Batı'yı keskin bir seçimle karşı karşıya bıraktı; iktidarda kalma umuduyla rejim veya köktencilik. Ancak oyun, rejimin çöküşü ve Esed'in kaçmasıyla sona erdi. ABD ve Türkiye daha sonra iktidarı, Ebu Muhammed el-Culani (gerçek adı olan Ahmed Şara ortaya çıkmadan önce) liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam'a devretti. Şara da başkanlığı üstlendi.
Şam'ın Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmesi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bir anlaşmaya varmasının ardından beklenen bir sonraki adım, Suveyda ve batıdaki sahil bölgesi sorunlarına bir çözüm bulmaktır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmek, ABD ve Türkiye'nin gözetiminde askeri eylem ve siyasi bir anlaşmanın birleşimini gerektirirken, Suveyda ve sahil bölgesinde uzlaşma tamamen siyasi olmalıdır, aksi takdirde hiç gerçekleşmeyecektir.
Uzlaşıdan daha önemli olan sonrasıdır. Cumhurbaşkanı Şara, uzun bir izolasyon ve yaptırım döneminden sonra Suriye'yi dış dünyaya ve dış dünyayı Şam'a açmada olağanüstü bir başarı elde etmiş olsa da şimdi asıl zorluk bu dışa açılımı içe açılımla tamamlamaktır. Konuşmalarla değil, eylemlerle. Vaatlerle değil, geçiş aşamasında gerekli olanı inşa ederek.
Asgari şart, merkezi bir otoritede gerekli ortaklık, merkezi olmayan yönetimde ise esnek bir performanstır. Liberal bir ekonomik sistem için net vizyon, modern yatırım yasaları ve adil, şeffaf ve bağımsız bir yargı gerekiyor; aksi takdirde yatırımlar sadece kağıt üzerinde kalacaktır. En önemlisi, uzun bir durgunluk döneminden sonra siyasi hayatı canlandırmak için bir anayasa ve siyasi partiler yasası hazırlanmalı ki böylece insanlar geçiş aşamasının sonunda onları neyin beklediğini bilebilirler
Daha da önemlisi, demokrasi inşa edilmeden önce “demokrasi” terimini kullanmaktan kaçınılmaya son verilmesidir. Bu, nüfusunun yüzde 90'ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede insanların karşı karşıya kaldığı acil mali, ekonomik ve sosyal sorunları ele almaktır.
Şam Kitap Fuarı'nı ziyaret eden herkes her türden kitabın mevcut olduğunu gördü, ancak ziyaretçilerin yarısından fazlasının kadın olduğunu, buna karşılık personel veya konuşmacılar arasında tek bir kadının bile bulunmadığını fark etti.
Diyalog ve tartışmaya açık olmakla ilgili övgüler, merhum Lübnan başbakanı Dr. Salim el-Hoss'un şu sözünü hatırlatıyor: “Lübnan'da özgürlük çok, demokrasi azdır.”
Suriye'deki denklem ise bir sonraki duyuruya kadar, az özgürlük ve hiç demokrasi şeklindedir ve her iki durumda bu bir sorundur.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yerel seçimlerde oy kullanırken… Ramallah, 25 Nisan 2026 (DPA)
14 Mayıs 2026’da Gazze şehrindeki el-Ezher Üniversitesi’nde düzenlenen hareketin sekizinci kongresine katılan Filistinli bir kadın, Fetih Hareketi bayrağını sallıyor. (Reuters)
25 Nisan 2026’da yapılan yerel seçimlerde, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde bir oy verme merkezinin yakınında bulunan Filistinliler (AP)
Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde savaş nedeniyle yerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampta, omzunda eşyalarını taşıyan bir Filistinli, enkazların yanından geçiyor. (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Tıp Kompleksi’nde, bir çadırı hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden yakınının ardından göz yaşı döken Filistinli bir kadın (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta kaplarına su dolduran iki çocuk (AP)
İsrail saldırısında hedef alınan bir aracı inceleyen Filistinliler, Gazze, 9 Temmuz 2026 (Reuters)