90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

Sivil hükümet, birleşik ordu, çatışmanın iki tarafının ilk onayı ve çekilme maddesi konusunda anlaşmazlık

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
TT

90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)

ABD yönetimi ile Sudan hükümeti arasında karşılıklı olarak paylaşılan belgelerin sızdırılması, Sudanlılar arasında sivillerin yaşadığı insani krizin bir kısmını hafifletebilecek bir ateşkese ulaşılabileceğine dair umutları yeniden canlandırdı. Ancak söz konusu belgeler, ülkenin savaşı sona erdirmeye gerçekten yaklaşıp yaklaşmadığı ya da yeni girişimin önceki barış çabalarıyla aynı akıbete uğrayıp uğramayacağı konusunda geniş çaplı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Reuters’ın, üst düzey Sudanlı yetkililere dayandırdığı haberine göre, yetkililer sızdırılan belgelerin içeriğini doğruladı. Belgeler, tarafların girişimin genel ilkeleri üzerinde büyük ölçüde uzlaştığını, ancak şehirlerde konuşlu bulunan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) geleceği konusunda temel bir anlaşmazlık yaşandığını ortaya koydu. Belgelerin sızmasının ardından tarafların tutumları farklılık gösterdi. Sudan hükümeti ateşkes fikrine şartlı destek verirken, ABD’den gelen açıklamalar çelişkili bir görünüm sergiledi. Washington önce Hartum’un öneriyi reddettiğini belirtirken, daha sonra hükümetin teklifi kabul ettiğini açıkladı. Buna rağmen tarafların ateşkes konusunda nihai bir anlaşmaya varması halen uzak bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD, insani yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak, sivillerin korunmasını güçlendirecek ve kalıcı ateşkese yönelik müzakerelerin önünü açacak 90 günlük acil bir insani ateşkes ilan edilmesini önerdi. Plan, kalıcı ateşkesin ardından sivil otoritenin öncülüğünde bir siyasi geçiş süreci başlatılmasını ve bunun seçimlerle sonuçlanmasını öngörüyor.

dfvgthyju
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Sudan hükümeti ise sızdırılan belgeye göre, öneriye onay vermesini, ABD planında öngörülen sınırlı çekilmeler yerine HDK’nin 11 Mayıs 2023’ten bu yana kontrol altına aldığı tüm kentlerden tamamen çekilmesi şartına bağladı.

25 Haziran tarihini taşıyan ve Sudan hükümetine atfedilen belgede, ABD girişiminin birçok temel ilkesiyle mutabakat sağlandığı görüldü. Bunlar arasında çatışmanın askerî yöntemlerle çözülemeyeceğinin kabul edilmesi, ülke genelinde ateşkes ilan edilmesi, ABD başkanlığında; Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’nin üyeliğinde bir koordinasyon komitesi kurulması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek, insani yardımların ulaştırılmasını ve sivillerin korunmasını güvence altına alacak BM gözetim mekanizmasının oluşturulması yer alıyor.

Bununla birlikte Sudan’ın yanıtında temel şart olarak, HDK’nin kontrol altına aldığı tüm kentlerden çekilmesi öne çıktı. Belgeye göre sonraki güvenlik düzenlemeleri kapsamında bu güçlerin geri çekilmesi, terhis edilmesi, silahsızlandırılması ve unsurlarının BM gözetiminde yeniden topluma kazandırılması öngörülüyor. Aynı zamanda Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin tek ulusal ordusu olarak korunması ve diğer silahlı oluşumların bu yapı bünyesine entegre edilmesi talep ediliyor.

Sızdırılan belgeler, taraflar arasındaki anlaşmazlığın görünürde tek bir maddeyle sınırlı olmasına rağmen girişimin özünü ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. ABD önerisi, derhal ateşkes ilan edilmesini, ardından özellikle Kuzey Darfur ve Kuzey Kordofan eyaletlerinde insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak sınırlı çekilmeler ve kuvvetlerin yeniden konuşlandırılmasını öngörüyor. Kalıcı ateşkes anlaşması çerçevesindeki askerî düzenlemelerin ise daha sonraki müzakerelerde ele alınması planlanıyor. Buna karşılık Sudan hükümeti, ateşkesin uygulanmasının ön koşulu olarak HDK’nin kentlerden tamamen çekilmesini ve sahadaki askerî kontrol haritasının değiştirilmesini şart koşuyor.

aWFEWGF
Beşli Mekanizma’nın Sudan üzerine yakın zamanda düzenlenen Berlin Konferansı’na katılan üyeleri (X)

Görüş ayrılığı yalnızca askerî çekilmelerle sınırlı değil. ABD’nin önerisi, bağımsız ve seçimle iş başına gelmiş sivil bir hükümete karşı hesap verebilir tek bir ulusal ordunun kurulmasını öngörürken, Sudan’ın yanıtında silahlı kuvvetlerin mevcut Sudan hükümetine bağlı kalması esas alınıyor.

Reuters’ın aktardığına göre ABD önerisi, Müslüman Kardeşler ile ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan milis unsurlarının süreç dışında tutulmasını da içeriyor. Buna karşılık Sudan’ın sunduğu belgede, belirli grup ya da örgütlerin adı verilmeden daha genel bir ifadeyle ‘şiddet yanlısı aşırılıkçı gruplar’ tanımı kullanılıyor.

26 Haziran’da düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunda, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Sudan Egemenlik Konseyi’nin ateşkes önerisinin son versiyonunu reddettiğini açıklamıştı. Ancak BM Sudan Özel Temsilcisi’nin, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın çekilmelere ilişkin bir takvim ve barış planı içeren resmi yanıt gönderdiğini belirtmesinin ardından Boulos, Burhan’ın girişimi kabul etmesini memnuniyetle karşıladığını söyledi. Boulos, “Burhan’ın son barış önerisini reddetmek yerine kabul ettiğini duymaktan memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullanırken, girişimin Sudan Dışişleri Bakanı ve Egemenlik Konseyi üyeleriyle istişare içinde, Mısır’la koordinasyon halinde hazırlandığını ve Suudi Arabistan tarafından da memnuniyetle karşılandığını belirtti.

Bu yaklaşım farklılığı, tarafların ‘kabul’ kavramını farklı yorumlamasından kaynaklanıyor. Hartum yönetimi, genel çerçeveyi benimseyip HDK’nin çekilmesini şart koşmasını önerinin şartlı kabulü olarak değerlendirirken, Washington bu şartın, ön koşulsuz ve derhal ateşkes öngören girişimin temelini değiştirdiği görüşünü savunuyor. Bu nedenle taraflar, ortak bir nihai metin üzerinde uzlaşmaktan halen uzak görünüyor.

Burhan da cuma günü Omdurman’da yaptığı son açıklamada, girişime ilişkin tutumunu netleştirmedi. Burhan, hükümetinin verdiği yanıtın içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin kendisine dayatılan ya da Sudan halkının güvenlik ve barışını sağlamayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Burhan, ‘saldırganlar ve isyancılar’ olarak nitelediği unsurlar etkisiz hale getirilinceye kadar askerî operasyonların süreceğini vurguladı.

Belgelerin sızdırılması, Egemenlik Konseyi üyesi Şemseddin Kebaşi ile Boulos arasında Kahire’de yapıldığı öne sürülen ve kamuoyuna açıklanmayan görüşmeye ilişkin tartışmalarla aynı döneme denk geldi. Siyasi çevrelerde görüşmeye ilişkin iki farklı iddia öne çıktı. İlk iddiaya göre Kebaşi, Burhan’ın bilgisi dışında Boulos ile görüştü ve toplantının ayrıntılarını kendisiyle paylaşmadı. Buna karşılık Al Arabiya televizyonunun Kebaşi’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberde, görüşmenin Boulos’un talebi üzerine, Burhan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği ve toplantının içeriği hakkında Burhan’a bilgi verildiği belirtildi. Sudan veya ABD tarafından söz konusu iddiaları doğrulayan ya da yalanlayan resmî bir açıklama yapılmadı.

Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Dörtlü Mekanizma tarafından sunulan yol haritasının ‘bugüne kadarki en önemli, en kapsamlı ve en sağlam girişim’ olduğunu söyledi. Yusuf, ateşkes sürecini engelleyen tarafa yönelik uluslararası baskı artmadığı sürece yakın dönemde kayda değer bir ilerleme sağlanmasının zor olduğunu ifade etti.

HDK için koşullar

Buna karşılık HDK, ABD’nin ateşkes girişimi ya da orduya atfedilen yanıt hakkında resmî bir açıklama yapmadı. Ancak kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir HDK yetkilisi, Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin kendilerine ulaştığını, girişimi memnuniyetle karşıladıklarını ve yazılı bir yanıt sunduklarını söyledi. Yetkili, yanıtın içeriği ile çekilme şartına ilişkin tutumlarına dair ayrıntı vermedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka üst düzey HDK kaynağı ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, kontrol ettikleri kentlerden çekilmelerinin ‘müzakere konusu olmadığını’ belirtti. Kaynak, herhangi bir ateşkesin tarafların mevcut mevzilerini koruması esasına dayanması gerektiğini, yeniden konuşlanma ve silahsızlanma gibi konuların ise kalıcı ateşkes müzakereleri kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti.

Siyasi analist Muhammed Latif’e göre, ABD ve bölge ülkelerinden gelen baskılar, giderek ağırlaşan insani kriz, tarafları destekleyen bölgesel aktörlerin askerî zafer elde etmenin güç olduğuna kanaat getirmesi, sivil güçlerin taleplerinin artması ile Sudan’ın bölünmesi ve devlet kurumlarının çökmesi yönündeki endişelerin büyümesi, ateşkese ulaşılması ihtimalini güçlendiren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte Latif, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tarafların müzakere masasında avantaj sağlamak amacıyla stratejik öneme sahip bölgelerde çatışmaları sürdürmesinin ve ateşkesin yeniden silahlanma, yeni savaşçıların saflara katılması ya da askerî yeniden konuşlanma için kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmaları üzerindeki anlaşmazlıkların girişimin başarısını sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.

Latif ayrıca, silahlı unsurların geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasının, her iki tarafın liderliğinin tüm savaşçı gruplar üzerinde tam kontrol kurmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu durumun, küçük bir grubun ateşkesi ihlal etmesi ya da sınırlı bir çatışmanın yaşanması halinde anlaşmanın tamamen çökmesine yol açabileceğini ifade eden Latif, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan iç ve dış aktörlerin de çıkarlarına aykırı görmeleri durumunda herhangi bir ateşkesi başarısızlığa uğratabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyledi.

FRGTHY
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

Mevcut veriler, Sudan’ın artık yazılı öneriler, resmî yanıtlar, kesintisiz siyasi temaslar ve artan uluslararası baskılarla şekillenen bir müzakere sürecine girdiğini gösteriyor. Ancak bu durum, savaşın sona ermesinin yakın olduğu anlamına gelmiyor. Sudan ordusu, HDK’nin kentlerden çekilmesini ateşkesin temel ön koşulu olarak görmeyi sürdürürken, HDK bu şart konusunda henüz resmî bir tutum açıklamadı. Buna karşın, resmî olmayan açıklamalar grubun bu talebe sıcak bakmadığına işaret ediyor.

Bu çerçevede Sudan, nihai bir ateşkes anlaşmasına ulaşmaktan ziyade, önceki girişimlere kıyasla daha ciddi bir müzakere turuna yaklaşmış görünüyor. Sürecin başarısı ise arabulucuların çekilmelere ilişkin geçiş niteliğinde bir uzlaşı formülü geliştirebilmesine, uygulanabilir denetim ve güvence mekanizmaları oluşturmasına ve her iki tarafı da hiçbirine önceden askerî ya da siyasi avantaj sağlamayacak bir ateşkesi kabul etmeye ikna edebilmesine bağlı olacak.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.