Türk-İsrail rekabeti ve yeni Ortadoğu'nun oluşumu

Türkiye, İsrail'i “terör devleti” olarak nitelendiriyor, İsrail ise Ankara'yı “yeni İran” olarak adlandırıyor

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Türk-İsrail rekabeti ve yeni Ortadoğu'nun oluşumu

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Türkiye İsrail'i ilk kez 1949'da tanıdı ve iki ülke arasındaki ilişkiler, içinde bulunduğumuz 2026 yılı başlarında tarihi stratejik ortaklıktan açık ve uzun vadeli bir stratejik rekabete dönüştü. Bu radikal değişim, 7 Ekim 2023 saldırısı ve Gazze Savaşı'ndan sonra, Tel Aviv'in Türkiye'yi özellikle Suriye'de bölgesel nüfuzuna yönelik artan bir tehdit olarak algılamasıyla gerçekleşti.

2025-2026'ya gelindiğinde, diplomatik anlaşmazlık, İsrail'in Türkiye'yi “yeni İran” olarak nitelendiren açıklamalarıyla birlikte Suriye, Doğu Akdeniz ve Washington'un stratejik koridorlarında nüfuz için yapısal bir rekabete dönüştü. Buna rağmen, özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki güçlü kişisel ilişki göz önüne alındığında, Amerikan baskısı nedeniyle doğrudan gerilim sınırlı kalmayı sürdürüyor.

1. Bölgesel nüfuzu genişletme

Suriye, en öne çıkan saha

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesi, yoğun bir rekabetin kapısını araladı. Türkiye, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni hükümeti güçlü, birleşik bir merkezi devlet kurma konusunda destekliyor; silah, istihbarat ve teknik yardım sağlıyor. Suriye'de askeri üsler kurmayı da planlamıştı, ancak İsrail saldırılarından sonra bu planları geçici olarak durdurdu. Ayrıca “yeni Suriye” ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması imzalamayı hedefliyor.

Suudi Arabistan, İsrail ile herhangi bir ilişkiyi reddetmeye ve onu tanımayı Filistin devletinin kuruluşu ile sonuçlanacak barış görüşmelerine bağlamaya devam ediyor. Aynı zamanda Riyad, Ankara'ya her zamankinden daha çok yaklaşıyor

İsrail ise Esed'in devrilmesinden sonraki ilk yedi ayda 988 hava saldırısı ve topçu bombardımanı gerçekleştirdi; bu, önceki yıllarda Esed rejimi döneminde gerçekleştirdiği saldırıların ortalama üç katı. İsrail, Türkiye'nin Suriye’de kurmak üzere olduğu hava üslerini hedef aldı, güney Suriye'deki varlığını genişletti ve özerklik isteyen Dürzi milislerine destek verdi. İsrail, yeni Suriye'yi hareket özgürlüğünü sınırlayacak potansiyel bir tehdit olarak görüyor ve Türkiye veya İran'ın burada herhangi bir şekilde nüfuz sahibi olmasını önlemek için Suriye'yi zayıf ve parçalanmış halde tutmaya çalışıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO zirvesi sırasında yapılan görüşme, 8 Temmuz 2026 (Reuters)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO zirvesi sırasında yapılan görüşme, 8 Temmuz 2026 (Reuters)

Doğu Akdeniz ve Libya

Burada Türkiye, “Mavi Vatan” doktrinini uyguluyor ve 2019'da Libya ile MEB anlaşması imzaladı ve bunu Suriye ile genişletmeyi hedefliyor. İsrail, Yunanistan ve GKRY arasındaki artan askeri iş birliği (Aralık 2025'te ortak tatbikatlar) nedeniyle “kuşatılma” korkusu yaşıyor. İsrail, Doğu Akdeniz Gaz Forumu gibi Akdeniz'deki enerji ittifaklarının bir parçası.

Diğer bölgeler

Somali: Türkiye'nin 2017'den beri Somali'de askeri üssü bulunuyor; İsrail ise Somaliland'ı tanıyan ilk ülke oldu ve ABD raporlarına göre şu anda orada bir askeri üs inşa ediyor.

Kızıl Deniz, Yemen ve Sudan: Vekil güçler aracılığıyla aralarında dolaylı bir rekabet bulunuyor.

Bu genişleme, rekabeti durumsal olmaktan ziyade yapısal hale getiriyor.

 2. İttifaklar kurma

İsrail:

Ortak askeri tatbikatlar ve iş birliği yoluyla Yunanistan ve GKRY, ayrıca BAE ve Hindistan ile ittifaklarını güçlendirdi. İran'a kıyasla üstün askeri yetenekleri, ona rekabet avantajı sağladı ve İran ile bir savaş durumunda askeri ürünleri için Körfez pazarları bulması bekleniyor.

Suudi Arabistan, İsrail ile herhangi bir ilişkiyi reddetmeye ve onu tanımayı Filistin devletinin kuruluşu ile sonuçlanacak barış görüşmelerine bağlamaya devam ediyor. Aynı zamanda Riyad, savunma sektörü de dahil olmak üzere Ankara'ya her zamankinden daha çok yaklaşıyor.

Türkiye, düşük maliyet ve kanıtlanmış savaş performansı sayesinde Afrika, Asya ve Ortadoğu'da pazar payını artırırken, İsrail yüksek teknoloji sektörlerindeki hakimiyetini sürdürüyor

Türkiye:

Katar ile ittifakını güçlendirdi, ancak Tahran ile doğrudan çatışmaya girmekten kaçındı ve İran tehditlerine karşı müttefiklerini desteklemekten uzak durdu. Ankara, Azerbaycan ile askeri ortaklığını genişletti ve Dağlık Karabağ'da insansız hava araçları (İHA) ile somut başarılar elde etti. Türkiye ayrıca Somali'deki askeri üssü aracılığıyla Güney Kızıldeniz'de varlığını sürdürüyor, ancak Bab’ul Mendeb'deki Yemen Husi krizine müdahale etmedi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Türkiye, yeni Suriye hükümetine verdiği kapsamlı destek ile orada da güçlü bir varlığa sahip. Ankara, Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bazı Arap devletleriyle ilişkilerini geliştirme girişimlerinde başarı elde etti ve dizginsiz İsrail'e karşı istikrarlı bir güç olarak konumlandı.

Hem İsrail hem de Türkiye Washington'da nüfuz kazanmak için yarışıyor, ancak Ankara şu anda Erdoğan'ın Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanırken, ABD-İsrail ilişkileri Netanyahu ve Trump arasında İran ve Lübnan krizlerinin çözümü konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle gergin durumda.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Girit'teki Suda Körfezi Deniz Üssü'ne varıyor, 23 Mart 2026 (AFP)Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Girit'teki Suda Körfezi Deniz Üssü'ne varıyor, 23 Mart 2026 (AFP)

3. Askeri sanayi ve rekabet

Her iki ülke de bu alanda önemli ihracatçı güçler, ancak insansız hava araçları ve insansız sistemler pazarlarında rekabet halindedirler.

Türkiye

Muazzam bir başarı elde etti. Savunma ve havacılık alanında ihracatı 2025 yılında 10 milyar doları aşarak 2021’deki ihracat rakamının neredeyse üç katına ulaştı ve 2026 için de sürekli büyüme öngörülüyor. Baykar önde gelen bir şirket ve TB2 insansız hava aracı 30'dan fazla ülkede konuşlandırılmış olup Ukrayna, Libya, Suriye ve Azerbaycan'da başarıyla kullanıldı.

Bazı tahminlere göre Türkiye, düşük fiyatlar ve esnek ihracat koşullarıyla (ve daha az siyasi koşulla) dünyanın silahlı insansız hava araçlarının yaklaşık yüzde 65'ini tedarik ediyor. Suudi Arabistan, Ankara için askeri üretimde önemli bir ortak haline geldi.

İsrail

Savunma ihracatında rekor seviyeye ulaştı (bazı haberlere göre 2025 yılında yaklaşık 19,2 milyar dolar). Heron gibi insansız hava araçları, Demir Kubbe, füzeler, siber yetenekler ve istihbarat gibi gelişmiş teknolojilerde üstünlüğe sahip. BAE ve Hindistan gibi ülkelerle üretim ortaklıkları bulunuyor.

Rekabet

Türkiye, düşük maliyet ve kanıtlanmış savaş performansı sayesinde Afrika, Asya ve Türkiye'nin NATO ile entegrasyonunu derinleştirmeye çalışmasıyla dolaylı bir silahlanma yarışı yaşanıyor.

Trump, İsrail'in güçlü itirazlarına rağmen, Türkiye'ye F-35 savaş uçakları satma ve yaptırımları kaldırma konusunda büyük bir açılım gösterdi. Netanyahu, anlaşmanın “askeri dengeyi bozacağı” konusunda uyardı

4. Siyasi pozisyonlar ve diplomatik gerilim

Türkiye

Hamas'ı siyasi olarak destekledi ve İsrail'i “terör devleti” ve “soykırımcı” olarak nitelendirdi. Kasım 2024'te tüm diplomatik ilişkilerini kesti. Ağustos 2025'te İsrail uçaklarına hava sahasını kapattı ve ticareti kesti. Kasım 2025'te, Netanyahu ve 36 İsrailli yetkili hakkında soykırım suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı. Şubat 2026'da ise bir İsrail casus hücresini çökertti.

İsrail

Türkiye'yi “çifte standart” uygulamakla (Kıbrıs'ı işgal etmek ve Suriye'ye müdahale etmek) itham ederken, Netanyahu da Türkiye'yi “Ermeni soykırımı” yapmakla suçladı. Şubat 2026'da Naftali Bennett gibi İsrailli yetkililer, Türkiye'yi İsrail'i kuşatmaya çalışan “yeni İran” olarak tanımladı. İsrail basınında yaklaşan Türk tehdidini ele alan haber ve makaleler arttı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Donald Trump'ı Ankara Havalimanı'nda karşılıyor, 7 Temmuz 2026 (Reuters)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Donald Trump'ı Ankara Havalimanı'nda karşılıyor, 7 Temmuz 2026 (Reuters)

5. Trump'ı memnun etme çabası ve ABD ile ilişkiler

Türkiye, Erdoğan ve Trump arasındaki yakın kişisel ilişkiden (Trump'ın “dostluk” ve “karşılıklı saygı” olarak tanımladığı) faydalandı.

Erdoğan, Trump'ı 2024’deki zaferi için tebrik eden ilk isimlerden biriydi.

Erdoğan, Eylül 2025'te Beyaz Saray'ı ziyaret etti.

Ekim 2025'te Trump, Türkiye'yi Mısır, Katar ve ABD ile birlikte Gazze ateşkesinin dört garantöründen biri ve yeniden inşa ile uluslararası istikrar çabalarında potansiyel bir ortak olarak adlandırdı. Türkiye, Hamas'ı anlaşmayı kabul etmeye ikna etmeye yardımcı oldu.

Türkiye için F-35 krizi

Temmuz 2026'da Ankara'daki NATO zirvesinden kısa bir süre önce veya zirve sırasında, Trump, İsrail'in güçlü itirazlarına rağmen, Türkiye'ye F-35 savaş uçakları satma ve yaptırımları kaldırma konusunda büyük bir açılım gösterdi. Netanyahu, anlaşmanın “askeri dengeyi bozacağı” konusunda uyardı ve Türkiye'yi “dost olmayan bir müttefik” olarak tanımladı. Erdoğan, ABD'nin vaatlerini yerine getireceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti. Trump ayrıca, İran ile gerilimin artması bağlamında, Türkiye'nin İsrail ve ABD'ye karşı bir savaşa katılmasını kendisinin engellediğini iddia etti.

Türkiye şu anda askeri üretim kapasitesinin esnekliğinden ve Trump ile olan ilişkisinden faydalanırken, İsrail teknolojik üstünlüğüne, Batı ve Körfez’deki ittifaklarına güveniyor

Türkiye, İran ile gerilimi artırma konusunda temkinli davrandı ve ABD güçlerinin Türkiye'deki askeri üssünü İran'a doğrudan saldırılar düzenlemek için kullandığı yönündeki haberlere rağmen savaşa girmedi. Türkiye bu haberleri reddetti ve İran da çatışmanın başında Türk topraklarını hedef alsa da daha sonra saldırılarını durdurdu. Ankara, Suriye'de ve F-35 programı konusunda Trump ile iyi ilişkilerinden faydalanarak avantaj elde etmeye çalışıyor.

Gelecek beklentileri

Türk-İsrail rekabeti yapısal ve uzun süreli hale geldi ve Gazze'nin ötesine, Suriye'ye, Doğu Akdeniz'e ve küresel nüfuz alanlarına yayıldı. İsrail baskısının yeni hükümeti zayıflatabileceği ve kaosa veya doğrudan Türk müdahalesine kapı açabileceği Suriye'deki yanlış bir hesap, en büyük riski oluşturuyor.

Porto Riko, Ceiba'daki eski Roosevelt Roads Deniz Üssü'nde ABD Deniz Piyadelerine bağlı iki F-35 uçağı pistte ilerliyor, 29 Ekim 2025 (Reuters)Porto Riko, Ceiba'daki eski Roosevelt Roads Deniz Üssü'nde ABD Deniz Piyadelerine bağlı iki F-35 uçağı pistte ilerliyor, 29 Ekim 2025 (Reuters)

Buna rağmen, ABD'nin rolü sayesinde yakın vadede bir doğrudan gerilim olasılığı düşük olmayı sürdürüyor. Trump, Erdoğan'ın kendisine duyduğu saygı nedeniyle “ben başkan olduğum sürece bu olmayacak” diye ısrar ediyor. Rekabet, Suriye'deki çatışmaları durdurma mekanizması gibi gerilimi azaltma mekanizmalarıyla yönetilebilir, ancak İran zayıflatıldıktan sonra yeni Ortadoğu'yu şekillendirmeye devam edecektir.

Türkiye şu anda askeri üretim kapasitesinin esnekliğinden ve Trump ile olan ilişkisinden faydalanırken, İsrail teknolojik üstünlüğüne, Batı ve Körfez’deki ittifaklarına güveniyor. Ancak gelecek, Gazze ve Suriye'deki gelişmelere ve Washington'un iki müttefiki arasında ne kadar denge kurabileceğine bağlı.

Bu rekabet sadece diplomatik bir anlaşmazlık değil, gelecekteki bölgesel düzenin şekli üzerine bir mücadeledir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
TT

Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)

ABD ile varılan ateşkes anlaşmasının ardından İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları giderek derinleşiyor. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ABD-İran savaşı sonrasında oluşan öfke, Washington ile herhangi bir uzlaşmayı reddeden sertlik yanlısı kanat ile yeni dönemi yönetmeye çalışan siyasi liderler arasında iç mücadeleye dönüştü.

Habere göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçen hafta Tahran’da İran eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde tabutun yanında yürürken, siyah giysiler giyen bazı katılımcılar doğrudan kendisini hedef alarak “Müzakerecilere ölüm” sloganı attı.

CNN, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de cenaze töreni sırasında taşlı saldırıya uğradığını, ‘hain’ ve ‘ilkelerini satan kişi’ suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasının ardından tören alanından ayrılmak zorunda kaldığını aktardı.

Habere göre, üst düzey yetkililerin cenaze töreninde maruz kaldığı bu tepki, son aylarda İran’ın sertlik yanlısı çevrelerinde giderek güç kazanan bir görüşü yansıtıyor. Söz konusu görüşe göre savaş sırasında ABD ile müzakere eden ve anlaşmayı imzalayan İranlı yöneticiler, rejime karşı ‘yumuşak darbe’ gerçekleştiriyor. Bu süreçte yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ise ya güvenlik endişeleri nedeniyle ya da bazı iddialara göre görevini yerine getiremediği için kamuoyundan uzak kaldığı belirtiliyor.

Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)

Radikaller, yeni liderliği Hamaney’in mirasını terk etmekle suçluyor

Habere göre cenaze törenine yoğun katılım sağlayan sertlik yanlısı kesimler, İranlı yetkililerin Ali Hamaney’in öldürülmesinin intikamını almak yerine, Mücteba Hamaney’in talimatlarına aykırı olduğunu savundukları ateşkes anlaşmasını imzalayarak teslim olduklarına inanıyor.

Ancak oğul Hameney kamuoyu önüne çıkmamayı sürdürdü. Yetkililer müzakereleri yürütürken veya ülkeyi yönetirken onun adına yönetse de o, halka doğrudan bir hitap etmedi ve otoritesini tesis ettiğini kanıtlayacak kamuoyu önünde bir görüntü vermedi.

Haberde sertlik yanlısı çevreler, Mücteba Hamaney’in yokluğunda ülkeyi yöneten ve İran’ı temsil eden mevcut siyasi kadroyu, parlamentonun çalışmalarını askıya alarak nüfuzunu artırmayı planlamakla, müzakereler sırasında Hamaney’in talimatlarını göz ardı etmekle ve son dönemde sertlik yanlısı grupların önemli bir güç merkezi haline gelen sokak gösterilerini dağıtmaya çalışmakla suçluyor.

Ali Hamaney’in cenaze töreninden birkaç gün önce, sert söylemleriyle tanınan İran Milletvekili Mahmud Nebeviyan, X platformundaki paylaşımında, “İran halkına uyarı: Bir darbe mi geliyor?” ifadelerini kullandı.

Nebeviyan, birkaç gün sonra yaptığı başka bir paylaşımda ise “Hamaney’e veda ettiğimiz bu günlerde, kanının intikamı için bayrağı yükseltiyor ve darbeye karşı kararlılıkla duruyoruz” dedi.

Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)

Mücteba’nın yokluğu, rejim içinde çatışmanın önünü açıyor

Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesiyle birlikte, savaş sonrası dönemde İran’ın yönetiminde başlıca isimler, Baş Müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi oldu.

ABD’de yaşayan İran uzmanı ve “İranlılar Ne İstiyor?” adlı kitabın yazarı Arash Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, bu isimlerin yönetim tarzından rahatsız olan sertlik yanlılarının, yeni dini lidere ulaşamamaları nedeniyle söz konusu yetkilileri darbe hazırlığı yapmakla suçladığını söyledi.

Azizi, “Mücteba’nın kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesi, onunla doğrudan temas kuramadıkları anlamına geliyor. Bu da fiilen Kalibaf ve müttefiklerinin ülkeyi yönettiği izlenimini doğuruyor. Bu nedenle sertlik yanlıları, Kalibaf ile Pezeşkiyan’ı Mücteba’ya karşı darbe planlamakla suçluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Radikalleri iktidar merkezlerinden uzaklaştırmak

Geçtiğimiz salı günü, ABD ile varılan mutabakata sert şekilde karşı çıkan Nebeviyan, anlaşmayı eleştiren bir başka milletvekiliyle birlikte İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’ndaki görevinden alındı.

Nebeviyan, daha önce İran’ın müzakere heyetinde yer almasına rağmen daha sonra görüşmelere karşı çıktı. Geçen ay imzalanmadan önce anlaşma metnini basına sızdırarak süreci engellemeye çalıştığı da öne sürüldü.

Nebeviyan, İran’ın ABD ile yürüttüğü müzakerelerde heyetin, Dini Lider tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgileri’ göz ardı ettiğini savundu. CNN, Nebeviyan’ın konuya ilişkin görüşünü alamadığını belirtti.

Nebeviyan ve benzer görüşteki isimler, gözlemcilerin sıklıkla ‘aşırı devrimciler’ olarak tanımladığı Paydari Cephesi’ne mensup. Bu grup, kendisini Batı yanlısı monarşiyi devirerek İran İslam Cumhuriyeti’ni kuran 1979 Devrimi’nin temel ilkelerinin koruyucusu olarak görüyor.

CNN’e konuşan uzmanlara göre, İran’daki mevcut yönetim bu sertlik yanlısı çevreleri siyasi olarak etkisizleştirmeye çalışıyor.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olarak görev yapan Hamid Rıza Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, “Kalibaf’ın bu sertlik yanlısı isimleri sistemin dışına itmek için nüfuzunu kullandığını görüyoruz. Bu kesimler rejim açısından artık ciddi bir maliyet oluşturuyor ve özellikle ülkedeki istikrarsızlığın arttığı bir dönemde iç anlaşmazlıkları kamuoyuna taşıyorlar” dedi.

Sayıları sınırlı olmasına rağmen söz konusu grubun parlamento ile İran devlet televizyonu da dahil olmak üzere ülkenin çeşitli kurumlarında etkili pozisyonlarda bulunduğu belirtiliyor. Devlet televizyonunun son dönemde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a yönelik eleştirel yayınlar yaptığına dikkat çekilirken, bu sertlik yanlısı akımın toplumdaki gerçek destek düzeyinin ise belirsizliğini koruduğu ifade edildi.


Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Mısır'ın bölgedeki askeri gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabaları desteklediğini ve ABD ile İran arasındaki krizin diplomatik yollarla çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamaya göre Bakan Abdulati görüşmede, "ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptına bağlı kalınmasının, gerilimi azaltmak ve bölgede güvenlik ile istikrarı güçlendirmek adına yapıcı bir adım olduğunu" belirtti.

Dün gerçekleşen görüşmenin, bölgesel gelişmeleri takip etmek ve iki ülke arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla yapıldığı ifade edildi. ABD'li temsilci Witkoff’un ise Mısır’ın bölgesel istikrarı sağlama çabalarını ve Kahire'nin diyalog ortamını desteklemek için ilgili taraflarla yürüttüğü koordinasyonu takdirle karşıladığı kaydedildi.

Mısır’ın diplomatik trafiği yoğunlaşıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz pazar günü el-Alameyn’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’i ağırlamış, ardından salı günü Bahreyn ve Katar’a ziyaretler gerçekleştirmişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Sisi, bu görüşmelerde "Mısır'ın bölgesel istikrarı korumak ve mevcut gerilimi düşürmek için yoğun çaba harcadığını" belirterek, krizlerin barışçıl yollarla çözülmesinin önemini vurgulamıştı.

Bakan Abdulati dün ayrıca Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgedeki artan gerilimin güvenlik ve istikrar üzerindeki ciddi riskleri ele alınırken, tansiyonu düşürme ve müzakere sürecine geri dönme çabaları değerlendirildi.

"Gerilimi düşürün" çağrısı

İki bakan, bölgenin daha fazla gerilime sürüklenmemesi ve çatışma alanının genişlememesi için "tırmanıştan kaçınılması" gerektiği konusunda mutabık kaldı. Siyasi çözüm yollarının krizleri aşmak için en uygun yöntem olduğu üzerinde duran bakanlar, önümüzdeki dönemde istikrarı desteklemek amacıyla yakın istişare ve koordinasyonun sürdürülmesi kararını aldı.

Öte yandan Kahire yönetimi, geçtiğimiz günlerde bazı Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen İHA ve füze saldırılarını kınayan çeşitli açıklamalar yapmış, bu eylemleri "Arap devletlerinin egemenliğini ihlal eden ve bölgedeki tansiyonu artıran tehlikeli gelişmeler" olarak nitelendirmişti.


Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
TT

Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)

Pakistan ve Kuveyt, geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde çalışıyor.

Reuters'ın aktardığına göre Pakistan, enerji işbirliği ve yatırım karşılığında Kuveyt'e savaş jeti ve drone vermeyi değerlendiriyor.  

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan kaynaklar, görüşmelerin henüz erken aşamada olduğunu ve İran savaşının süreci karmaşıklaştırabileceğini söylüyor.

İki ülke arasındaki görüşmeler, Pakistan'ın geçen yıl Suudi Arabistan'la imzaladığı karşılıklı savunma anlaşmasının ardından geldi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla İslamabad yönetimi, bu anlaşma yüzünden ülkenin savaşa çekilmesinden endişeleniyor.

İran destekli Husilerin pazartesi günü Suudi Arabistan'a saldırmasının ardından nükleer silaha sahip Pakistan, Tahran'la iletişime geçerek saldırıları durdurmasını istedi. İran'a gönderilen mesajda, Suudi Arabistan'a düzenlenen saldırıların Pakistan'a yapılmış sayılacağı uyarısında bulunuldu.

İslamabad yönetimi, anlaşma kapsamında mayısta Riyad'da 8 bin askeri personel, savaş uçağı filosu ve hava savunma sistemi göndermişti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in geçen yıl eylülde imzaladığı anlaşma, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefliyor.

Pakistan'ın Kuveyt'le savunma anlaşmasıysa sınırlı. 2023'te imzalanan anlaşma kapsamında ortak tatbikat ve eğitim yapılıyor.

Ancak Ortadoğu'da artan tehditler nedeniyle Kuveyt yönetimi, Riyad-İslamabad anlaşmasına benzer şekilde Pakistan'dan daha güçlü güvenlik taahhütleri istiyor.

Pakistanlı bir yetkili, Kuveyt'in "binlerce asker, savaş uçağı, insansız hava aracı ve hava savunma sistemi istediğini" söylüyor. Talebin değerlendirildiğini belirtirken, şimdilik Kuveyt'e asker gönderilmesinin planlanmadığını vurguluyor.

Son dönemde İran'ın misillemelerinin hedefindeki Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine yönelik artan soru işaretleri nedeniyle alternatif savunma ortakları arıyor. Büyük bir orduya sahip olan ve kendi savaş uçaklarını üretebilen Pakistan, bölgedeki ülkeler için giderek daha cazip bir seçeneğe dönüşüyor.

Riyad ve İslamabad arasındaki anlaşma, İsrail'in Katar'a saldırmasının ardından yapılmıştı. Türkiye'nin de bu anlaşmaya katılabileceğine dair haberler çıkmıştı.

Diğer yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında "dörtlü ittifak" çalışmaları da gündemde. Mısır ve Türkiye, haziranda ortak tatbikat düzenlemiş, ardından 13-14 Temmuz'da savunma işbirliği ve savunma sanayi için iki anlaşma imzalamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Islamabad