İran, ABD ile yaşadığı gerilimde bölgedeki vekil güçlerini harekete geçirebileceği mesajını verdi. Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat zaptı kapsamındaki tüm taahhütlerini askıya aldığını açıklayarak, yalnızca birkaç hafta süren diplomatik süreci fiilen sona erdirdi.
Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani dün yayımladığı açıklamada, ‘direniş cephelerinin’ komutan ve mensuplarının, liderleri Mücteba Hamaney’in önderliğinde faaliyetlerini sürdürdüğünü duyurdu.
Bu açıklama, bir gün önce İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’e atfedilen yazılı mesajın yayımlanmasının ardından geldi. Söz konusu mesajda, İran ile ‘direniş cephesinin’ ABD’ye ‘unutulmayacak dersler’ verebilecek güce sahip olduğu ifade edildi.
Tahran, ‘direniş cephesi’ ifadesini Irak, Lübnan ve Yemen’deki müttefik silahlı grupları kapsayacak şekilde, bölgede kendisine yakın grupları tanımlamak için kullanıyor.
Hamaney’in açıklaması, geçtiğimiz haziran ayında başlatılan müzakere sürecinin çökmesinin ardından İran’ın bölgesel müttefiklerini devreye sokabileceğine işaret ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 17 Haziran’da mutabakat zaptını imzalamıştı. Taraflar, ateşkesi kalıcı hale getirmeyi ve 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmayı hedefliyordu.
Ancak Hürmüz Boğazı, deniz ulaşım güzergâhları, deniz ablukası, mali düzenlemeler ve güvenlik garantilerine ilişkin anlaşmazlıklar, mutabakatın kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesini engelledi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ülkesinin mutabakat zaptı kapsamındaki tüm yükümlülüklerini durdurduğunu ve anlaşmanın hiçbir maddesini artık uygulamadığını açıkladı.
Garibabadi, mutabakatı ilk ihlal eden tarafın ABD olduğunu savunarak, İran’ın önceliğinin artık Washington’ın baskılarına karşı koymak olduğunu söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de daha önce yaptığı açıklamada, Washington mutabakata bağlı kalmadığı sürece Tahran’ın da anlaşmaya uymayacağını ifade etmişti.
ABD ise mutabakattan resmen çekildiğini duyurmadı. Ancak Başkan Donald Trump ateşkesin sona erdiğini açıklarken, Washington yönetimi o tarihten bu yana söz konusu mutabakatı, İran’ın ihlal ettiği ve siyasi zeminini kaybetmiş bir anlaşma olarak değerlendiriyor.
Tahran, Washington’ı ekonomik ve mali taahhütlerinden geri adım atmakla ve mutabakatta öngörülen anlaşmazlık çözüm mekanizmasını işletmemekle suçluyor.
Buna karşılık ABD, İran’ı mutabakatı deniz trafiğine kısıtlamalar getirmek ve Hürmüz Boğazı’nın yönetimindeki rolünü pekiştirmek amacıyla kullanmaya çalışmakla itham ediyor.
Farklı şartlarda bir mutabakat
Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin anlaşmazlık ve ticari gemilerin İran saldırılarına maruz kalması, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarını yeniden başlatmasının başlıca nedenleri arasında gösterildi.
Garibabadi, Tahran’ın, Umman kara sularına giden ve buradan gelen gemiler için önerilen güney güzergâhını kendi onayı olmadan kabul etmeyeceğini belirterek, ülkesinin su yolundaki egemenliğini ‘her ne pahasına olursa olsun’ koruyacağını söyledi.
Garibabadi ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın tamamındaki mayın temizleme sorumluluğunun İran’a ait olduğunu ifade etti.
Söz konusu öneri, gemilerin Tahran’ın boğaz geçişi için oluşturduğu düzenlemelerden bağımsız olarak, Umman kıyılarına yakın bir rotayı kullanmasını öngörüyordu. Ancak İran, bu girişimi kendi rolünü devre dışı bırakmaya ve deniz trafiği üzerindeki nüfuzunu azaltmaya yönelik bir adım olarak değerlendirdi. Garibabadi, Umman’a giden ve Umman’dan gelen gemiler için önerilen güzergâhın İran tarafından kabul edilmediğini vurguladı.
Garibabadi, Tahran’ın mutabakat zaptı kapsamında Washington ile yeni bir görüşme gerçekleştirmediğini ve müzakerelerin yeniden başlatılması için herhangi bir girişimde bulunmayacağını da sözlerine ekledi.

Tahran yönetimi, yeni bir müzakere sürecine girme ihtimalini ise açık şekilde dışlamadı. İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı ve eski DMO Komutanı Muhsin Rızai, bundan sonraki olası görüşmeler için yeni bir mutabakat zaptının hazırlanması gerektiğini, çünkü koşulların değiştiğini ve haziran ayında varılan uzlaşmaya dönmenin artık mümkün olmadığını söyledi.
Rızai, Tahran açısından gündemdeki konuların artık yalnızca mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerle sınırlı olmadığını belirterek, savaşın yol açtığı zararların tazmini ile ‘intikam’ olarak nitelediği başlıkların da müzakere gündemine eklendiğini ifade etti.
ABD’nin anlaşmayı uygulama niyetinde olmadığını öne süren Rızai, Washington’ın baskı ile müzakereyi eş zamanlı yürüterek İran’dan ilave tavizler koparmayı hedeflediğini savundu.
Rızai, İran’a 12 milyar dolar sağlanmasına yönelik haftalar süren görüşmelerin, Tahran’ın söz konusu kaynağı fiilen kullanmasını engelleyen kısıtlamalar nedeniyle sonuçsuz kaldığını iddia etti.
Yaklaşık 20 saat süren İslamabad görüşmelerinin tamamen nükleer dosyaya odaklandığını belirten Rızai, bundan sonraki müzakerelerin farklı bir mutabakat zaptı temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Rızai, değişen koşullar nedeniyle tazminat ve ‘intikam’ konularının artık İran’ın resmi tutumunun bir parçası haline geldiğini dile getirdi.
Rızai ayrıca, ‘savaş ve müzakereyi birlikte yürütme’ politikasının sona erdiğini belirterek, Tahran’ın olası yeni görüşmelere dönüşün maliyetini artırmayı ve bunu yeni güvence mekanizmalarına bağlamayı hedeflediği mesajını verdi.
Rızai, ABD’nin saldırılarını iki ya da üç gün daha sürdürmesi halinde İran’ın sınırlı karşılıklardan çıkarak ‘taarruz ve tam yıkım’ aşamasına geçeceğini öne sürdü. İran’ın şimdiye kadar tüm askeri kapasitesini kullanmadığını savunan Rızai, ABD operasyonlarının sürmesi durumunda kara kuvvetleri ve diğer askeri unsurların da devreye sokulabileceğini söyledi.
Rızai, İran’ın bir gün içinde bin füze ve iki bin insansız hava aracı (İHA) fırlatma kapasitesine sahip olduğunu iddia etti. Ancak bu kapasitenin kullanımının operasyonel değerlendirmelere ve komutanlığın belirleyeceği takvime bağlı olduğunu, bunun da ‘nihai darbe’ olarak nitelendirdiği saldırının zamanlamasıyla ilgili olduğunu ifade etti.
ABD’nin geniş çaplı füze ve İHA saldırılarına hazırlıklı olması gerektiğini söyleyen Rızai, olası bir kara harekâtının önceki operasyonlardan daha sert bir karşılıkla karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Rızai ayrıca, Washington’ın deniz ablukasının yanı sıra Hark Adası’nı veya nükleer tesisleri hedef almak ya da gelecekteki müzakerelerde baskı unsuru olarak kullanmak amacıyla İran topraklarının bir bölümünü işgal etmek gibi seçenekleri de değerlendirdiğini öne sürdü.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın yönetiminde söz sahibi olmayı ve dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri üzerinde kontrol sağlamayı amaçladığını savunan Rızai, İran’ın yanı sıra Rusya, Çin ve bazı Avrupa ülkelerinin de buna izin vermeyeceğini iddia etti.
Rızai, Washington’ın başlangıçtaki hedefinin İran’ı işgal etmek, mevcut yönetimi devirmek ve ülkeyi Ahvaz’dan Buşehr ve Bender Abbas’a uzanan petrol bölgesini de kapsayacak şekilde beş ayrı bölgeye ayırmak olduğunu ileri sürdü. Ancak ABD’nin, bu hedeflere kısa sürede ulaşmanın mümkün olmadığını görmesi üzerine stratejisini değiştirdiğini öne sürdü.
Yeni liderlik için bir sınav
Mutabakat zaptının çökmesi, İran yönetimi içinde anlaşmanın kabul edilmesine ilişkin sorumluluk konusunda görüş ayrılıklarını da ortaya çıkardı. Anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra yazılı bir mesaj yayımlayan Mücteba Hamaney, mutabakata ilişkin ‘farklı bir görüşe’ sahip olduğunu belirterek, anlaşmanın kabul edilmesine ilişkin sorumluluğun Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi üyelerine ait olduğunu ifade etti.
Bu açıklamayla Hamaney, mutabakatı en başından itibaren tam anlamıyla sahiplenmekten kaçınmış oldu. ABD saldırılarının yeniden başlaması ve İslamabad mutabakatının çökmesiyle birlikte, özellikle yeni Dini Lider’in siyasi arenada görünür olmaması nedeniyle DMO’nun nüfuzu ve karar alma süreçlerindeki etkisi yeniden gündeme geldi.
Öte yandan, Washington ile varılan mutabakat nedeniyle Pezeşkiyan hükümetinin, İran’daki muhafazakâr ve sertlik yanlısı çevrelerden yeni bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalması bekleniyor.

Hamaney, son mesajında söz konusu eleştirileri ‘değerli bir sermaye’ olarak nitelendirdi. Ancak bu eleştirilerin ülke içindeki birlik ve bütünlüğü zedeleyecek bir ayrışmaya dönüşmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Başta Çin, Pakistan ve Katar olmak üzere arabulucu ülkeler ise müzakerelerin yeniden başlatılması ve tarafların gerilimi düşürmesi yönündeki çağrılarını sürdürüyor.
Buna karşın, yeni bir görüşme turunun ne zaman başlayacağına ilişkin herhangi bir işaret ortaya çıkmış değil. Taraflardan hiçbiri de haziran ayında imzalanan mutabakat zaptına yeniden dönmeye hazır olduğuna dair bir açıklama yapmadı.
İran, ABD’nin mutabakatı baskıyı sürdürmek ve Tahran’dan daha fazla taviz koparmak amacıyla kullandığını savunurken, Washington ise İran’ın anlaşmayı deniz trafiği üzerindeki denetim rolünün tanınmasını sağlamak için kullanmaya çalıştığı görüşünü dile getiriyor.