ABD ile Etiyopya'daki Tigray Geçici Bölgesel Yönetimi arasında siyasi krizin işaretleri

TPLF, TIRA eski Başkanı Korgeneral Tesfay, ABD’nin Addis Ababa Büyükelçisi ile görüşmesini engelledi. Kaynaklar, bu adımın Washington ile ilişkilere etkisi olmayacağını öngörürken analistler, bunun ABD'nin krize dair bakış açısının şekillenmesine katkı sa

ABD’nin Addis Ababa Büyükelçisi’nin Tigray Bölgesi’ne yaptığı ziyaret sırasında (TIRA Enformasyon Bakanlığı) 
ABD’nin Addis Ababa Büyükelçisi’nin Tigray Bölgesi’ne yaptığı ziyaret sırasında (TIRA Enformasyon Bakanlığı) 
TT

ABD ile Etiyopya'daki Tigray Geçici Bölgesel Yönetimi arasında siyasi krizin işaretleri

ABD’nin Addis Ababa Büyükelçisi’nin Tigray Bölgesi’ne yaptığı ziyaret sırasında (TIRA Enformasyon Bakanlığı) 
ABD’nin Addis Ababa Büyükelçisi’nin Tigray Bölgesi’ne yaptığı ziyaret sırasında (TIRA Enformasyon Bakanlığı) 

Muhammed Ebu Bekir

Etiyopyalı kaynaklar, ABD ile Tigray Geçici Bölgesel Yönetimi (TIRA) arasında TIRA eski Başkanı Korgeneral Tadesse Werede Tesfay’ın, ABD'nin Addis Ababa Büyükelçisi Ervin Massinga ile görüşmesinin engellenmesinin ardından siyasi bir krizin belirtilerinin yavaş yavaş belirdiğini bildirdi.  Tigray güvenlik güçleri, Korgeneral Werede Tesfay’ın ev hapsine alınması ve ABD’li Büyükelçisi ile planlanan toplantı salonuna girişini engelleme talimatı verdi.

Bu gelişme, Massinga'nın Etiyopya hükümeti ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında görüşleri yakınlaştırmaya yönelik yeni bir girişime öncülük ettiği bir dönemde yaşandı. Massinga, geçen çarşamba günü Tigray'ın başkenti Mekelle kentine ulaşmış ve Etiyopya'nın kuzeyindeki bölgede üst düzey hükümet yetkilileri tarafından karşılanmıştı.

“Büyükelçi, Addis Ababa ile Mekelle arasındaki uçurumu kapatmaya yönelik girişim çerçevesinde TPLF temsilcileriyle çeşitli görüşmeler gerçekleştirirken, Korgeneral Werede Tesfay’ın ABD’li Büyükelçi ile görüşmesinin engellenmesi ve ev hapsine alınması büyük tartışmalara yol açtı. Bu resmi olmayan görüşmenin önceden planlanmış olması nedeniyle bu durum daha da dikkati çekti.

TPLF, Korgeneral Werede Tesfay’ı görevinden almıştı. Bu adım, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in kendisinin görev süresini uzatması üzerine gerçekleşmişti. TPLF, bu uzatma konusunda kendisine danışılmamasını gerekçe göstererek bu adımı Pretoria Anlaşması’nın barış maddelerinin ihlali olarak değerlendirmiş, ardından bölge bakanlar kurulunu feshetme ve savaş öncesi (2020-2022) hükümeti yeniden getirme kararı almış, Pretoria Antlaşması’nın uygulanmasını dondurduğunu açıklamıştı.

Bilindiği üzere TPLF, ABD ile özellikle Demokrat yönetimlerle güçlü ilişkilerini sürdürdü. Büyükelçinin eski hükümet başkanıyla görüşmesinin iptal edilmesine ilişkin son adım, iki taraf arasında yeni bir gerginliğin başlangıcı olabilir. Birçok kaynak da yeni ABD girişiminin, TPLF’nin Eritre ile ittifak yönünde ilerlemesini engellemeyi amaçladığını belirtiyor.

Addis Ababa'daki iktidardaki Refah Partisi'ne yakın kaynaklar, Korgeneral Werede Tesfay’ın ABD’li Büyükelçi ile telefonda gerçekleştirdiği söylenen görüşmelerin ardından Tigray'da ev hapsine alındığını belirttiler.

Ayak oyunları

Tigray Yasama Meclisi üyesi Selamun Asfa ise, TIRA’nın attığı adımın Washington ile ilişkiler üzerinde mutlaka etkisi olacağını düşünüyor. Asfa, ABD’li Büyükelçi’nin Tigray’a yaptığı ziyaretin, TPLF ve TIRA ile koordineli şekilde gerçekleştiğini belirterek, Korgeneral Werede Tesfay’ın Tigray'da ne yürütme ne de yasama organında herhangi bir resmi görev üstlendiğini, dolayısıyla ABD gibi bir devletin temsilcisiyle herhangi bir görüşme yapmasının beklenemeyeceğini vurguladı.

Asfa, yerel bir televizyon kanalına verdiği açıklamada, uluslararası güçlerin bazı temsilcilerinin gerçekleştirdiği ziyaretlerin duraklarını yalnızca Tigray hükümetinin belirlediğini, çünkü bölgede egemenliğin kendisine ait olduğunu belirtti. ABD'nin Addis Ababa Büyükelçiliği'nin, ABD’li Büyükelçi’nin herhangi bir tarafla görüşmesinin engellendiğine dair herhangi bir açıklama veya bilgilendirme yapmadığına dikkati çeken Asfa, Addis Ababa medyasında geniş şekilde ele alınan durumun, temel amacı barış anlaşmasının iki tarafını diyaloga döndürmek ve tüm maddelerinin sadakatle uygulanmasını sağlamak olan yeni bir girişimi taşıyan ABD’li Büyükelçi'nin gündeminin bir parçası olmadığını vurguladı.

Addis Ababa'daki bazı medya organlarının yürüttüğü sistematik medya kampanyalarının, iktidardaki rejimin Tigray ile ABD hükümeti arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratma ve aralarına nifak sokma yönünde gizli bir isteğini ortaya koyduğunu değerlendirien Asfa, özellikle Büyükelçi'nin sahadaki gerçekleri yerinde görmesi ve Pretoria Anlaşması’ndaki hükümlerinin uygulanmamasının başlıca nedenlerini teyit etmesinin ardından bu durumun daha da belirginleştiğinin altını çizdi.

Görevi engelleme

Öte yandan Etiyopya siyasi meseleleri uzmanı Berhanu Layne, ABD’li Büyükelçi'nin ziyaretinin, Pretoria Anlaşması’nın tek taraflı olarak dondurulmasının nedenlerini ve TIRA’nın feshedilmesinin gerekçelerini incelemek amacıyla gerçekleştiğini, dolayısıyla anlaşmanın maddeleri uyarınca atanan hükümet başkanı da dahil olmak üzere tüm tarafları dinlemenin gerekli olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Layne, görüşmenin iptal edilmesi ve Korgeneral Werede Tesfay’ın ev hapsine alınmasının, ABD’li heyetin görevini yapmasının engellenmesi niteliği taşıdığını vurguladı.

Layne, ABD Büyükelçisi'nin görüşmelerinin hükümet ve iktidardaki parti temsilcileriyle sınırlı tutulmasının, girişimin temel hedeflerinin başarıya ulaşmasına katkı sağlamadığını, olumsuz mesajlar verdiğini ve Tigray Cephesi'nin bölgeyi kendi tek taraflı vizyonuna indirgeme ve halkın seçimleri ile kaderini belirleme hakkına el koyma girişimlerine ilişkin iddiaları doğruladığını ekledi; zira Cephe, muhalefet partilerinin temsilcilerinin bile ziyaret eden ABD heyetiyle görüşmesine izin vermedi.

Etiyopyalı analist, bunun bölgenin merkezi hükümetle yaşadığı siyasi krize ilişkin ABD'nin bakış açısının şekillenmesini etkilemesini bekliyor. Layne, Pretoria Anlaşması’nın maddelerine aykırı şekilde kendi kendini atayan TPLF’nin, kendisini Tigraylılar için tek seçenek olarak gördüğünü, bunun 'Tsimdo İttifakı' adıyla bilinen çerçeve kapsamında Eritre rejimiyle yaptığı anlaşmanın bir parçası olabileceğini, özellikle Eritre tarafının hazırlandığı olası bir savaşa hazırlık amacıyla gençleri zorla askere alma operasyonlarında aktif olduğunu iddia etti.

Diplomatik ziyaret

Tigraylı siyasi analist Mahari Selamun ise, ABD’li Büyükelçi'nin ziyareti ve TIRA yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin, genel durumu yerinde görmek amacıyla büyükelçilik görevinin bir parçası olduğunu, özellikle ABD'nin Pretoria Anlaşması’nın garantörlerinden biri olduğunu belirtti. Bunun Addis Ababa ile Mekelle hükümetleri arasında yeni bir arabuluculuk girişimi olmadığını vurgulayan Selamun, ancak ziyaretin medyada ele alınış biçiminin her iki taraftan da büyük ölçüde abartıldığını, olayın Washington'ın başlattığı yeni bir barış girişimi gibi sunulduğunu belirtti. Selamun’a göre aslında bu girişimlerin başlatılması, noktalarının ve taraflarının önceden ilan edilmesini gerektiriyor. Ayrıca temsilin ülkeye akredite bir büyükelçi düzeyinden daha yüksek olması bekleniyor.

Selamun, bu ziyaretin Massinga'nın Tigray'a gerçekleştirdiği türünün ilki olmamasına rağmen, siyasi krizin tırmanmasıyla eş zamanlı gerçekleşen zamanlamasının, özellikle Addis Ababa'da Tigray temsilcilerinin katılımı olmadan Ulusal Diyalog Konferansı’nın başlatıldığının duyurulması ve ‘Tigray Barış ve Değişim Konseyi’ olarak bilinen oluşumun, TPLF'nin Tigray'daki iktidardan uzaklaştırılmasını talep etmek amacıyla Addis Ababa'da gösteriler düzenleneceğini açıklamasının ardından, ziyaretin çatışmanın iki tarafı arasında arabuluculuk yapmaya yönelik yeni bir ABD girişimi olarak sunulmaya çalışıldığını ekledi.

Selamun, ABD Büyükelçisi'nin Tigray'dan ayrılarak benzer görevleri yerine getirmek üzere Amhara bölgesine gittiğini belirterek, bu durumun ziyaretlerinin, özellikle savaştan etkilenen ve ABD'den insani ve gıda yardımı alan bölgeler dahilinde, diplomatik görevleri kapsamında gerçekleştiğini teyit ettiğini vurguladı.

Soğuk ilişkiler

Buna rağmen ABD ile TPLF arasındaki ilişkilerde bir miktar soğukluk yaşandığının inkâr edilemeyeceğini belirten Selamun, Trump yönetiminin hayati çıkarları açısından daha önemli meselelerle meşgul olduğuna dikkati çekti. Selamun, bu durumun yalnızca Tigray'ı değil, Addis Ababa'yı da ilgilendirdiğini ekledi. ABD Başkanı'nın Büyük Etiyoya Rönesans (Nahda) Barajı meselesine ilişkin açıklanan tutumu, Washington'ın Etiyopya ile ilişkilerinin, en azından şu anda, iç bir Etiyopya meselesine dair bir barış girişimi başlatmayı gerektirecek etkinlikte olmadığının bir kanıtı niteliğinde.

Selamun, Abiy Ahmed yönetiminin, özellikle ABD Başkanı'nın Büyük Etiyopya Rönesans Barajı hakkında yaptığı gürültülü açıklamaların ardından, Avrupa Birliği (AB) ile ABD arasında İran krizi konusunda yaşanan gerginlikten yararlanarak AB'nin gönlünü kazanmaya çalıştığını, aynı zamanda Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye çalıştığını belirtti. Selamun, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un geçen hafta Addis Ababa'ya gerçekleştirdiği ziyareti, bu Etiyopya yöneliminin bir tezahürü olarak gösterdi.

Selamun, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Addis Ababa ve Mekelle'nin her ikisinin de yaşadığı boğucu siyasi kriz, özellikle Etiyopya başkentinde TPLF karşıtı gösteriler düzenlenmesine yönelik son hareketlerin ardından, Pretoria Barış Anlaşması’nın garantörlerinin acilen müdahalede bulunmasını gerektiriyor. Özellikle gösterileri düzenleyen tarafların Tigray'a askeri müdahale çağrısı yapan sloganlar atması, 2020 yılında patlak v eren Tigray Savaşı'nda ve ardından 2023 yılında Amhara bölgesinde yaşananlar gibi, Etiyopya’nın hukukun uygulanması bahanesiyle herhangi bir askeri harekât başlatması öncesindeki atmosferi yansıtıyor. Bu durum, Tigray'da yaklaşık bir milyon kişinin hayatını kaybettiği kanlı savaşın ardından iki yıl içinde sağlanan kırılgan barışı tehdit ediyor.”



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.